Sayfalar

30 Ağustos 2013 Cuma

TARİHTEN BUGÜNE DÜŞEN NOTLAR: 31 AĞUSTOS 1867;

146 YIL ÖNCE BUGÜN,
Gustave Courbet’in yaptığı Baudelaire Tablosu (1847-48)

“HEM BIÇAĞIM, HEM DE YARA…
HEM YANAĞIM HEM DE TOKAT…
HEM KURBANIM HEM DE CELLAT…
EZEN VE EZİLEN ÇARKTA”

DİYEREK,
ROMANTİZMİN COŞKULU TEMALARINDAN AYRILMIŞ, BÜYÜK KENTLERİN SANCI DOLU ÇELİŞKİLERİNİ İLK KEZ ŞİİRE SOKMUŞ OLAN YÜZYILIN EN ÖNEMLİ FRANSIZ ŞAİRLERİNDEN
CHARLES BAUDELAIRE,
20’Lİ YAŞLARDA YAKALANDIĞI FRENGİNİN YAN ETKİLERİ KENDİNİ DAHA FAZLA HİSSETTİRMEYE BAŞLAYINCA İKİ YIL KALDIĞI BELÇİKA’DAN PARİS’E DÖNÜŞÜNDE FELÇ OLMUŞ VE 46 YAŞINDA VEFAT ETMİŞTİ.

YOKSULLARIN ÖLÜMÜ



Ölüm, avutan da -ne çare ki- yaşatan da;
Hayatın sonu; yine de tek ümit, tek güven;
Bizi bir iksir gibi kavrayan, sarhoş eden;
Karda kışta, boralar, tipiler arasında.


Akşamlara kadar didinmek gücünü veren;

Parıldayan tek ışık, kapkaranlık dünyada;
Dört kitabın yazdığı o koskocaman handa
Mümkün artık doyup, dinlenip uyuyabilmen.


Sihirli parmaklarla, üstüne titreyerek,

Uykuların en güzelini getiren melek;
Yoksulun, çıplağın yatağını yapan eller.


Tılsımlı ambar; tanrıların şerefi, şanı;

Yoksulun dağarcığı ve en eski vatanı;
Bilinmedik göklere açılan tâk-ı zafer.


Charles BAUDELAIRE

Türkçeye çeviren: Orhan Veli KANIK

29 Ağustos 2013 Perşembe

TARİHTEN BUGÜNE DÜŞEN NOTLAR: 30 AĞUSTOS 1924;

89 YIL ÖNCE BUGÜN,

Mustafa Kemal Atatürk Temel atma töreninde
GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK, 1922’NİN 30 AĞUSTOS’UNDA YUNAN ORDUSU’NU BOZGUNA UĞRATIP İZMİR’E DOĞRU İLERLEMEYE BAŞLADIĞI “DUMLUPINAR MEYDAN MUHAREBESİ”NİN İKİNCİ YILDÖNÜMÜ’NDE
KÜTAHYA DUMLUPINAR’DA
“ŞEHİT SANCAKTAR MEHMETÇİK ANITI”NIN
(MEÇHUL ASKER ANITI) TEMELİNİ ATMIŞTI.


31 Ağustos 1922’de Muharabenin bir gün sonrasında, muharebe alanını gezen Başkomutan Mustafa Kemal Paşa, Berberçamı denilen mevkide bir top mermisinin açtığı çukura gömülmüş Türk ve Yunan askerlerinin cesetleri arasında toprağın üstünde sancağı dimdik tutmakta olan bir erin havadaki katılaşmış kolunu görünce bundan çok müteessir olmuş,
“Çocuk burada ne işin vardı?” dedikten sonra yanındakilere yerde duran Yunan bayrağını işaret ederek, “Bayrağı oradan alıp kaldırın, O bir Millet şerefidir” demişti. Daha sonra o havada asılı vaziyette sancağı elinden bırakmadan şehit olan askerin kimliğinin araştırılmasını istemiş, ancak askerin üzerinde künyesi bulunamayınca da, savaş sonrasında yapılacak “Meçhul Asker Anıtı” için bu görüntünün sembol alınmasini ve anıta erin ismi bilinemediğinden “Şehit Mehmet” adının verilmesini istemişti. Zafer Tepe üzerinde 2 yıl sonra bizzat Mustafa Kemal Atatürk tarafından temeli atılan Mimar Arif Hikmet Koyunoğlu ve Taşçı Kadir Usta’nın eseri olan anıt, 1927 yılında tamamlanmıştı. Anıtın 30 Ağustos 1927 tarihinde yapılan açılışına katılan Mustafa Kemal Atatürk şu konuşmayı yapmıştı:


Mustafa Kemal Atatürk ve Latife Hanım Temel atma töreninde

“Hiç şüphe etmemelidir ki, yeni Türk Devleti’nin temeli burada atıldı. Ebedi hayatı burada taçlandırıldı, bu sahada, bu semada dolaşan şehit ruhları devletimizin ebedi muhafızlarıdır.
Burada temelini attığımız Şehit Asker Anıtı işte o ruhları, o ruhlarla beraber Gazi arkadaşlarını, fedakâr ve kahraman Türk milletini temsil etmektedir. Bu Anıt Türk Vatanına göz dikenlere Türk’ün 30 Ağustos günündeki ateşini, süngüsünü, savletini, kudret ve iradesindeki şiddeti hatırlatacaktır”.


Bu eser ne yazık ki büyük bir saygısızlık örneği olarak 1964 yılında 220 sayılı yasa ile Zafer Tepe’ye yeni bir Zafer Abidesi yapılabilmesi için sökülerek depoya kaldırılmış, bu sırada birçok mermer parça zedelenmiş, unutulmaya terkedilmişti.


1979 yılında Tümgeneral Ali Özveren tarafından üst makamlardan alınan izinle depodan çıkartılıp, onarılan anıt, bu kez Berberçamı Tepesi’ne yerleştirilmiş ve 30 Ağustos 1979’da tekrar ziyarete açılmıştı. Birinci Ulusal Mimarlık Akımı tarzında tasarlanmış ve inşa edilmiş olan anıtın bronz olan bayrağı orijinal halinin aksine sonradan boyanmıştır.

   

28 Ağustos 2013 Çarşamba

TARİHTEN BUGÜNE DÜŞEN NOTLAR: 29 AĞUSTOS 1533;

480 YIL ÖNCE BUGÜN,


YENİ DÜNYA’YA GELEN İSPANYOL ASKERLERİ BÜYÜK BİR ZENGİNLİK İLE KARŞILAŞMIŞ, GÖZLERİNİ ALTIN HIRSI BÜRÜMÜŞ OLAN FRANCISCO PIZZARO VE FETİH ORDUSU, BARIŞ GÖRÜŞMELERİ İÇİN GELEN İNKA İMPARATORU ATAHUALPA’YI BİR TUZAK KURARAK ESİR ALMIŞTI.
Fidye olarak istenen altınlarla ağzına kadar doldurulan oda
PIZZARO ODA DOLUSU ALTIN KARŞILIĞINDA SERBEST BIRAKMAK İÇİN FİDYE İSTEMİŞ, ANCAK ODA AĞZINA KADAR ALTIN İLE DOLDURULMASINA RAĞMEN ATAHUALPA’YI BOĞARAK ÖLDÜRMÜŞTÜ.

BU BEKLENMEDİK OLAĞANÜSTÜ KAZANÇ, GÖZLERİNİ HIRS BÜRÜYEN PIZZARO VE ADAMLARINI HAYALLERİNİN ÖTESİNDE ZENGİNLEŞTİRMİŞ OLMASINA RAĞMEN, MİKTAR ONLARI TATMİN ETMEMİŞ, KISA SÜREDE BU KADAR ALTINI TOPARLAYABİLDİKLERİNE GÖRE İNKALARIN DAHA DA FAZLASINA SAHİP OLDUKLARINI DÜŞÜNEREK İMPARATORU ÖLDÜRMÜŞLERDİ. 

27 Ağustos 2013 Salı

TARİHTEN BUGÜNE DÜŞEN NOTLAR: 28 AĞUSTOS 1898;

115 YIL ÖNCE BUGÜN,

KUZEY KAROLİNA EYALETİ NEW BERN KENTİNDEN CALEB BRADHAM, İŞLETTİĞİ DRUGSTORE’DA ÜRETTİĞİ BRAD’İN İÇECEĞİ’NE (BRAD’S DRINK) RAKİBİNİN YAPIMINDA KULLANDIĞI SİNDİRİM ENZİMİ PEPSİN İLE KOLA FINDIĞINDAN ESİNLENEREK VERDİĞİ PEP COLA TİCARİ İSMİNİ SATIN ALMIŞ VE BRAD’S DRINK ADINI PEPSİ COLA YAPARAK ARTIK O ŞEKİLDE SATMAYA BAŞLAMIŞTI.

Pepsi Cola-1898

1906 yılında ABD Gıda Enstitüsünün içecek içerisinde zararlı bir madde olmadığını görmesiyle satışı serbest bırakılmıştı.
Pepsi-Cola 1905
Pepsi-Cola 1906
Pepsi-Cola 1940-1962

Artan talebin de etkisiyle ilk şişeleme fabrikaları Kuzey Karolina eyaletinin Durham ve Charlotte kentlerinde kurulmuştu. Bugün dünyanın birçok ülkesinde şişeleme ve üretim fabrikası bulunan Pepsi, hemen hemen tüm ülkelerde satılmakta ve büyük bir pazar payına sahiptir.
2012 yılında Coca-Cola ve Pepsi şirketleri ABD yasaları uyarınca ürünlerinin üzerine kanser uyarı etiketi konulmaması için içeceğe karamel rengi veren 4 - metilimidazol maddesini azaltmışlar ve ürünlerinde herhangi bir kanser riski olmadığı ama bunun önlem almak adına gerekli olduğunu ve ürünlerin tadında herhangi bir değişiklik olmayacağını belirtmişlerdi.

TARİHTEN BUGÜNE DÜŞEN NOTLAR: 27 AĞUSTOS 1892;

121 YIL ÖNCE BUGÜN,

J. CLEAVELAND CADY’NİN TASARIMI OLAN VE 22 EKİM 1883’TE “FAUST” İLE PERDELERİNİ AÇMIŞ OLAN ESKİ NEW YORK METROPOLİTAN OPERA BİNASI (OLD MET) HENÜZ DOKUZ YAŞINDAYKEN BİR YANGINLA HARAP OLMUŞTU.

Batı 39 Cadde ile 40. Cadde arasındaki tüm bloğu işgal eden Opera Evi 1903 yılında Carrera ve Hastings tarafından original çizgisinde yeniden tasarlanarak inşaa edilmiş ve açılmıştı.

Eski Metropolitan Operası Program Kitapcığı-1935


Opera binasının salonu 3625 kişilikti ve buna ek olarak 224 adet de ayakta izlenilebilen kabin vardı.






Eski Metropolitan Opera binası 16 Nisan 1966 tarihinde Soprano Zinka Milanov’un katıldığı bir jubilee galası ile kapılarını kapatmış, korunması için yürütülen kampanyalara rağmen 1967 yılında da tamamen yıkılmıştı.


1966 yılından itibaren ise Metropolitan Operası’na Lincoln Center’daki yeni Opera binası ev sahipliği yapmaktadır.


1967 yılında yıkılan Eski Metropolitan Operası’nın yerine 1970 yılında 40 katlı bir ofis binası inşaa edilmişti, 1411 Broadway.

25 Ağustos 2013 Pazar

TARİHTEN BUGÜNE DÜŞEN NOTLAR: 26 AĞUSTOS 1789;

224 YIL ÖNCE BUGÜN,

İNSANLARIN ÖZGÜR DOĞDUĞUNU VE EŞİT YAŞAMALARI GEREKTİĞİNİ, İNSANLARIN ZULME KARŞI DİRENME HAKKI OLDUĞUNU, HER TÜRLÜ EGEMENLİĞİN ESASININ MİLLETE DAYALI OLDUĞUNU VE MUTLAK EGEMENLİĞİN BİR KİŞİ YA DA GRUBUN ELİNDE BULUNAMAYACAĞINI, DEVLETİ İDARE EDENLERİN ESAS OLARAK MİLLETE KARŞI SORUMLU OLDUĞUNU, HİÇ KİMSENİN DİNİ VE SOSYAL İNANÇLARI YÜZÜNDEN KINANAMAYACAĞINI ORTAYA KOYAN,
FRANSIZ
“İNSAN VE YURTTAŞ HAKLARI BİLDİRGESİ”

FRANSA ULUSAL MECLİSİ (ASSEMBLÉE NATIONALE) TARAFINDAN 
KABUL EDİLMİŞTİ.

“İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirgesi” 1789
Jean-Jacques-François Le Barbier (1738-1826)
Tuval üzerine yağlı boya, 71 x 56 cm.
Paris Carnavalet Müzesi

14 Temmuz 1789 Fransız Devrimi’nin ardından,insan haklarını korumak amacıyla yayınlanan bildiri, 1791’de Kabul edilen Fransız Anayasası’na ön söz olarak eklenmişti.

Marquis de Lafayette
4 Temmuz 1776 tarihinde Okyanus’un öte yakasında Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi ilan edildiğinde, özgürlük ve kardeşlik fikirlerini savunmak, protestanların yurttaşlık hakları ve köleliğin kaldırılması için Amerika’ya giden Marquis de Lafayette “Demokrasi ve İnsan Hakları” için çok fazla uğraşmış, George Washington’un yanında yer almıştı.
Marguis de Lafayette, George Washington ile birlikte
Daha sonra Fransa’ya dönen Marquis de Lafayette, Meclisin askeri kanadından gelen bir üye olarak bu Amerikan Modeli İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirgesi’nin ilk tasarısını hazırlamış ve Meclise sunmuştu.

Assemblée Nationale - Palais Bourbon
Fransız Ulusal Meclisi - Bourbon Sarayı
 Üzerinde uzun tartışmalar ve sayısız değişiklikler yapılarak kabul edilmesine rağmen, “Fransız İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirgesi”
yine de Marquis de Lafayette’in tasarısına dayanmaktadır.

Avrupa’da kabul edilmiş ilk bildirge olan Fransız İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirgesi, yayınlandığı tarihte sadece erkekler için geçerli bir metindi.

1791 yılında Fransız Devrimine aktif olarak katılmış, feminizm odaklı yazılarıyla ünlenmiş kadın filozof ve yazar Marie-Olympe de Gouges, yayınladığı Kadın ve Kadın Hakları Bildirisi ile bütün cinsiyetlerin hukuki, politik ve sosyal anlamda eşit kılınmasını talep etmiş,
bunu kamuoyuna sunmuştu. 

Genel olarak idam cezalarına karşı olan Marie-Olympe de Gouges,
devrim sırasında devrilen Fransa Kralı 16. Louis’in idam edilmesine de karşı çıkmış, giderek Fransız Devrimine olan inancını yitirmişti.

Muhalefeti giderek sertleşmiş, israrcı tutumu ve yılmaz savaşçılığı yönetimi rahatsız etmeye başlamıştı. Bir yazısı nedeniyle 1793’te tutuklanmış,
aynı yıl 3 Kasım günü de giyotinle idam edilmişti.  
Marie-Olympe de Gouges
(7 Mayıs 1748 - 3 Kasım 1793)
Bir önsöz ve 17 maddeden oluşan 224 yıllık
“İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirgesi”,
4 Ekim 1958 yılında yayınlanan Fransız Anayasası’nın önsözünde de yer almakta ve günümüzde de hala geçerliliğini korumaktadır.




1789 FRANSIZ İNSAN VE YURTTAŞ HAKLARI BİLDİRGESİ

ÖNSÖZ
Ulusal Meclisin tasarladığı gibi Fransız halkının temsilcileri, tek sebebinin resmi kötü durum ve yönetim bozukluğunun olduğu insan hakları konusundaki habersizlik, dikkatsizlik veya küçümsemeyi de göz önünde tutarak; insanların doğal, devredilemez ve kutsal olan haklarını önemli bir bildirge ile açıklamaya karar vermiştir. Bunun amaçları da;
·   Toplumun tüm üyelerinin bu bildirgeyi bilmesi ve hak ile görevlerini hatırlaması,

·   Yasama ve yürütme eylemlerinin diğer politik kurumlarla karşılaştırılabilmesi ve bu sayede kurallara uyulmasının sağlanması,

·   Basit ve tartışılmaz ilkelerden oluşan vatandaş haklarının, daima anayasanın ve kamu refahının korunması ile bir yol alınmasıdır.
Buna uygun olarak da ulusal meclis en büyük varlık olan insan ve yurttaş haklarının korunmasını kabul edip açıklamıştır.



Madde 1- İnsanlar, haklar bakımından özgür ve eşit doğar ve yaşarlar. Sosyal farklılıklar ancak ortak faydaya dayanabilir.
Madde 2- Her bir politik birleşmenin amacı; doğal ve dokunulamaz insan haklarını korumaktır. Bunlar; özgürlük hakkı, mülkiyet hakkı, güvenlik hakkı ve baskıya karşı direnme hakkıdır.
Madde 3- Egemenliğin temeli, esas olarak ulustadır. Hiçbir kuruluş, hiçbir kimse açıkça ulustan kaynaklanmayan bir iktidarı kullanamaz.
Madde 4- Özgürlük başkalarına zarar vermeden istediğini yapabilmektir: Her bir insanın doğal haklarını kullanması da toplumun diğer üyelerinin de aynı hakları kullanmasını garanti altına alacak sınırlar içindedir. Bu sınırlar da sadece yasalarla belirlenebilir.
Madde 5- Yasa sadece topluma zarar verebilecek eylemleri yasaklar. Yasaların yasaklamadığı hiçbir şey engellenemez ve kimse yasanın emretmediği bir şeyi yapmaya da zorlanamaz.
Madde 6- Yasa genel iradenin ifadesidir. Bütün yurttaşlar bizzat veya temsilcileri aracılığıyla yasaların oluşturulmasına katılma hakkına sahiptir. Koruyan veya cezalandıran olarak yasa herkes için aynı olmalıdır. Bütün yurttaşlar yasalar önünde eşit olduğu için yeteneklerine uygun olarak ve özellikler ile yetenekleri konusunda ayrım görmeden, her türlü rütbe, mevkii ve göreve de eşit olarak getirilirler.
Madde 7- Yasanın belirlediği haller veya yasanın öngördüğü biçimin dışında başka bir yoldan hiç kimse suçlanamaz, yakalanamaz ve tutuklanamaz. Keyfi düzenlemeler yapılmasını isteyen, keyfi emirler veren, bunları uygulayan veya uygulanmasına izin verenler cezalandırılmalıdır. Ancak yasaya uymaya davet edilen veya yasalarca yakalanan her yurttaş yasalara itaat etmelidir. Yasalara karşı gelmek onu suçlu kılar.
Madde 8- Yasalar sadece kesin ve açık bir şekilde gerekliliği olan cezalar belirlemelidir ve hiç kimse suçun işlenmesinden önce ilan edilen ve gereği şekilde uygulanan yasalar dışındaki başka bir yasa nedeniyle cezalandırılamaz.
Madde 9- Her insan suçlu olduğuna karar verilinceye kadar masum sayıldığı için; tutuklanması kaçınılmaz olduğunda, yani suçlu olduğu karar verildiğinde göreceği sertlik yasa tarafından ağır bir şekilde cezalandırılmalıdır.
Madde 10- Hiç kimse, dışavurumu yasalarla oluşturulan düzene zarar vermediği sürece inançları nedeniyle sorumlu tutulamaz.
Madde 11- Düşüncelerin ve inançların serbestçe dışavurumu en değerli insan haklarından bir tanesidir. Her bir yurttaş yasaların belirlediği durumlarda bu özgürlüklerin kötüye kullanımından sorumlu olmak şartı ile bu ifadelerini özgürce konuşabilir, yazabilir ve yayınlayabilir.
Madde 12- İnsan ve yurttaş haklarının garanti altına alınması resmi bir gücü gerektirmektedir. Bu güç herkesin yararı için oluşturulmuştur. Bu gücü kendilerine emanet edilenlerin özel çıkarları için oluşturulmamıştır.
Madde 13- Bu kamusal gücün ve yönetim görevlerinin devamlılığını sağlamak için genel bir vergi zorunludur. Bu vergilendirme bütün yurttaşların olanaklarına göre eşit ölçüde bölünmelidir.
Madde 14- Bütün yurttaşlar bizzat veya temsilcileri aracılığıyla verginin gerekliliğini belirleme, bunu serbestçe kabul etme, bu vergilerin kullanımını gözlemleme ve verginin miktarını, matrahını, tahsil şekli ve süresini belirleme hakkına sahiptir.
Madde 15- Toplum tüm kamu görevlilerinden, görevleriyle ilgili olarak hesap sorma hakkına sahiptir.
Madde 16- Hakların güven altına alınmadığı ve güçler ayrılığının belirlenmediği bir toplumun anayasası yoktur.
Madde 17- Mülkiyet dokunulmaz ve kutsal bir hak olduğu için, yasaların belirlediği kamusal gereklilik açıkça doğmadıkça ve meşru bir tazminat ödenmedikçe kimse bu haktan yoksun bırakılamaz.