7 Kasım 2013 Perşembe

EKS*TASYON’LAR 1: KIZILTOPRAK TREN İSTASYONU



* eks: ex·i·tus’dan gelir, ağırlıklı olarak ileri giden, çıkan, çıkış, son, bitiş gibi anlamlara da gelmekle birlikte Türkçemizde daha çok “eks olmak” ile ölüm, “eks sevgili” ya da “eks karı” gibi kullanımlarla da biten bir ilişki kastedilir. Ben de burada Marmaray sonrasında var olan banliyö hattındaki tren istasyonlarının geleceği ile ilgili olarak duyduğum kaygıyı dile getirmek adına bir eğretileme yaptım, istasyon yerine ses benzeşmesinden hareketle “ekstasyon” dedim.





“Kızıltoprak İstasyonu’na yakın
bahçesinde bir ahşap köşkün
çok büyük bir fıstık ağacı vardır.
Yana yatmıştır biraz.
Bu fıstığın altında bir kadın,
yeldirmesi sarı,
çamaşır asıyordu.
Geçti çığlıklarla 15:45 katarı...”

-Nazım Hikmet-
(Memleketimden İnsan Manzaraları, Cem Yayınları, sf:25)
Yan yatmış fıstık ağacı bu mudur, ya o köşk?.. Bilmem ama Kızıltoprak Tren İstasyonu’nu gittiğimde tam da Nazım’ın bahsettiği gibi bir noktadan başladım istasyonun yalnızlığını keşfetmeye.

Sonradan öğrendim ki, bu Köşk’ün ilk sahibesi II. Abdülhamit’in Maarif Nazırı Ahmet Zühdü Paşa’nın (1833-1902) kızı olarak bilinirmiş.

“Asrın projesi”- Marmaray virüsü sonrasında, uzun süredir rahatsız olduğunu, hayati fonksiyonlarını yitirdiği duymuştum, bir ziyaret edeyim, hatırını, hatırasını sorayım, gözümle göreyim istedim son bir kez dünya gözüyle... Ne demişler “kim öle, kim kala...”
Belli ki birileri benden önce ziyarete gelmişler,
ve belli ki onlar da ona bu günleri reva görenlere
ve onların temsil ettiği tek renkli zihniyete karşılar...
  Sevindim...
Kızıltoprak İstasyonu ile tanışmayız, daha önce hiç karşılaşmadık, belki öyle uzaktan gelip geçerken görmüşüzdür birbirimizi, bu ilk olacak karşı karşıya gelişimiz. Onu daha önce tanımak isterdim, ve gezip gördükçe anladım ve bildim ki, ben çok şey kaybetmişim, muhakkak ki daha önce görsem ve tanışsam daha çok severmişim.
Şahinkaya sokaktan Gökkuşağı merdiveni çıkınca perona,
Kızıltoprak İstasyonu ile uzaktan ilk tanışma...
Raylar sökülmüş, hatboyunda sadece mıcırlar ve onların arasında
konup kalkan kargalar...
Hemen söylemeliyim ki, diğer istasyonlardan daha fazla bir çevre ile bütünleşme, bütünleme, bağlama ve bir arada yaşama farkettim Kızıltoprak istasyonunda, bu nedenledir ki belki hala onu terkedemeyip, onunla birlikte yaşamayı tercih edenler var, istasyonda.
TCDD Emeklileri Derneği Lokali var, istasyonun hemen yanıbaşında.
Emekli demiryolcular, yalnız bırakmamışlar emektar istasyonlarını...
Demiryolcular için bundan güzel bir Lokal yeri olamaz herhalde.
İstasyonun, çevresi ile bütünleşmesini, bağlantısını daha iyi anlatabilmek için önce İstasyonun haritadaki konumunu ve bazı resimleri paylaşmalıyım.



İstasyona Şahinkaya sokağı takip ederek geldim, arabamı müsait bir yere parkettim, az yürüdüm ve hat boyunun başındaki gökkuşağı merdiveni çıkıp Haydarpaşa yönündeki gidiş platformunun başına vardım, ki tam da o noktada şiirde bahsi geçen, O yan yatmış olduğunu sandığım ağaç ve eski köşk var. Köşkün bahçesine komşu platformu takip edince 100 metre kadar ilerde hem perona geçiş, hem de aşağıya inen bir merdiven ile çıkmaz bir sokak olan Kavuklu Hamdi sokağa olan bağlantı var. 
Bu sayede hattın kara tarafında olan mahallenin normalde birbirine kavuşamayan iki sokağını, Şahinkaya sokak ile Kavuklu Hamdi Çıkmazını platform ve alt geçitler birbirine bağlamış;
Bununla da kalmamış, istasyonun deniz tarafındaki peronuna da geçiş sağladığı gibi, tren yolunun deniz tarafında kalan 
birbirine bağlantısı olmayan Asım Us sokak ile İstasyon Çıkmazını birbirine bağlamış.
Bu geçidi kullanarak geçilen tren yolunun deniz tarafında da İstasyonun Gebze istikametine gidiş peronuna ulaşıldığı gibi hiç perona çıkmadan Asım Us sokağa da geçiş yapılabilmekte.
Fonksiyonel bir şekilde tasarlanmış olan geçit, hem her iki yöndeki peronlara, hem de her iki taraftaki sokaklara bağlantıyı ve ulaşılabilmeyi sağlamakta. 
Bu karışık gibi görünen bağlantılara, bir an kendimi çocuk olarak düşünüp “ne kadar güzel oyun oynanırdı buralarda” diye hayalleyip, bayıldım.

Birileri de aynı duygularla yaşadıklarını ve paylaşmış çocukça;
“Babaannemin kardeşi ile istasyonda oturup trenleri izlerdik kapalı alanın içindeki yuvarlak bank benim için çok güzel bir oyuncaktı onu kaldırmışlar ama yinede ruhunu sökememişler. Biz çocukken bahçeden dışarı çıkamıyorduk. çıksak da istasyona doğru gidiyorduk oynamaya.”
demiş, bir başkası ise yine aynı blogda ;
“...bi de siz istasyondan bahsedince aklıma alt geçitten Kemer pastanesine çıkıp ponçik aldığımız geldi.”
diyerek çocukluk anılarını paylaşmış yorumlar kısmında.

İstasyonun Haydarpaşa yönündeki İstasyon binası, yolcu bekleme yeri ve sundurması.

Kavuklu Hamdi Çıkmazı ve Haydarpaşa yönündeki İstasyon binası
Yolcu Bekleme Sundurmasındaki zarif saçak detayı
Haydarpaşa-Gebze Banliyo hattının Haydarpaşa’dan sonraki üçüncü İstasyonu Kızıltoprak, ancak yıllar önce Söğütlüçeşme istasyonu yıkılıp yerine o devasa ara istasyon(!) inşaa edileli beri benim için Kızıltoprak ikinci istasyon. O nedenle de bu serinin ilk ziyaretini ona yaptım, devamında diğerlerine... Ancak hemen söylemeliyim ki, Kızıltoprak bu banliyö istasyonları içerisinde şu an itibarıyle en iyi durumdaki diyebilirim.
Diğer kardeşlerinde daha fazla bir terkedilmişlik ve bakımsızlık var. 

Ana İstasyon binasının çatısındaki ve bacasındaki ince detaylar göz kamaştırıyor.


Çevrelerinde sonradan eklenmiş ve kirlilik yaratan çok fazla yapı var, reklam tabelaları var, içerisinde yoksul yaşamlar ve dışarıda onun yansımaları var. Kızıltoprak bu nedenle onlardan daha şanslı, etrafında ana yapıyı gölgeleyen hiç bir eklenti olmadığı gibi, herhangi bir tabela da yok. İçerisinde şu an yaşanıyor mu bilmem ama lojman olarak kullanılıyorsa bile üst katları, bunun olumsuz bir yansıması yok dışarıdan bakıldığında. Sanırım bunda TCDD emeklilerinin payı çok fazla.



Kızıltoprak İstasyonu 1929



İCOMOS, BTS ve Mimarlar Odası 1.08.2007 tarihinde İstanbul Tabiat ve Kültür Varlıkları Koruma Kurulularına başvuruda bulunmuştu.**


Gelinen bu noktada, Avrasya Ortak Girişimi (konsorsiyumu)

başvuru ile ilgili olarak verdiği yanıtta Kızıltoprak İstasyonu ile ilgili olarak,

“İstasyon ve peronlar yıkılıyor fakat mevcut binalar korunuyor”

bilgisini veriyor.



Kısacası, bundan anlaşılan platformlar, peronlar, peronların sokak, mahalle bağlantıları, alt geçitler yıkılacak, ortadan kaldırılacak, mevcut binalar ne şekilde korunacak, işlevi devam mı edecek yoksa yeni yapılacak bir istasyonun yanında süs olarak mı duracak bu konuda bir açıklama yok!..
İstasyon Çıkmazı tarafından İstasyona gelirken sağdaki parkın içerisinde
yine İstasyon binasının zerafetine uygun, erkek ve kadın yolcuların kullanımı için
küçük bir tuvalet binası mevcut.
Şu an kullanıma kapalı, ancak tahmin ederim ki dışı kadar içerisi de tertemizdir.








Kızıltoprak Banliyö İstasyonunun enteresan da bir hikayesi var.
“Müthiş Bir Tren”in hikayesi...

“Tren istasyonunda bir adam hareketsiz yolcuların arasında yürür. Hiçbirinde yaşam belirtisi yoktur. Bir süre sonra beklediği tren gelir.
Ondan başka hiç kimse trenin gelmesine aldırmaz; hareketsiz, put gibi durmaya devam ederler. Adam trene doğru yürür, trenin içindekilerde de canlılık belirtisi yoktur.
Trende sırayla ölmüş yakınlarını da görür. Üç yıl önce kızıl hastalığından ölen oğlu Hasan, Çanakkale Savaşı sırasında gözünün önünde vurulan en yakın arkadaşı Hüsnü, Hüsnü'nün veremden ölen nişanlısı, kaşları çatık gazete okuyan babası trende gördükleri yakınları arasındadır.

TRT Genel Müdürlüğü döneminde rahmetli İsmail Cem, Metin Erksan’a TRT için televizyon filmleri serisi sipariş eder, bunlar edebiyat uyarlamalarıdır ve ilki Sait Faik Abasıyanık’ın öyküsünden metin Erksan’ın senaryolaştırarak çektiği“Müthiş bir Tren”dir. Serinin diğer filmleri de “Geçmiş Zaman Elbiseleri” ve “Bir intihar ve Sazlık”tır.

 1973 yılında çekilen “Müthiş bir Tren”de, İstasyondaki adamı Bahri Ateş canlandırırken, Nadide rolünde Zerrin Arbaş, Mediha rolünde Defne Toppare, diğer çeşitli rollerde de Ahmet Arkan, Fürüzan Kebari rol alır. 
Filmden bir kare...
O dönem, yasaklı sayılan birçok sanatçı ekranlarda tekrar gözükebildiği, gerçekten ilerici atılımlar yapabilmek amacıyla önemli işlere imza atılabildiği bir dönemdir ve Sansür kurulu yine fırtınalar estirmektedir.

Sansür Kurulu, Sait Faik'in ölümün eşiğine gelmiş yaşlı bir adamın geride bıraktığı olay ve kişileri hatırlaması üzerine kurulu “Müthiş bir Tren” öyküsüne şu yorumu yapar:
“Bir devri simgeleyen tren sessizce gidecek ve istasyona halkın beklediği tren gelecektir. İşlenen temaya göre bu tren komünizmdir. Hiç konuşmayan ve Lenin’e gerçekten ustaca benzetilen sakallı kişi, macerasını anlatan adama soruyor: “Tren gittikten sonra yağmur yağdı mı?” Komünist sözcüğünde “yağmur” kelimesi “komünist ihtilali” şeklinde kullanılır. Ha! Bir noktayı unuttuk. Filmin çekilmesi için günlerce bir istasyon aranmış. Nihayet Kızıltoprak istasyonu uygun görülmüş. Böylece Kızıltoprak istasyonunu kızıllar, Kızıl Toprak şekline dönüştürmeyi başarmışlardır. Bunda şaşılacak bir şey yok, öyküde istasyonda bekleyen adamın üç yıl önce ölen oğlu Hasan da kızıl hastalığından ölmemiş miydi?”

Gerçekte ise Metin Erksan, filmi Göztepe istasyonunda çekmek istemiş ancak filmin yapımcısı Ömer Serim, o tarihte Göztepe istasyonun bakımda olması yüzünden Devlet Demir Yolları'ndan Kızıltoprak istasyonunda çekim yapabilmek için izin alabilmişti.

Söz konusu filmden bir bölüm aşağıdaki linkten izlenebilir.

http://www.youtube.com/watch?v=RxmrMLF-qxc#t=355

Marmaray’dan önce Kızıltoprak Banliyö İstasyonu


Gözümüz Haydarpaşa yönünden gelecek trende...
Ama ray yok, tren yok, ses yok, düdük yok...
Sadece hazan mevsiminin hüznü ve
uçuşan sararmış yaprakların hışırtısı...


Bir sonraki istasyon Feneryolu...



**Dipnot: Haydarpaşa – Gebze ve Sirkeci – Halkalı arası demiryolu hattı tarihi ve kültürel öneme sahip çok sayıda yolcu binası, lojman, WC, su deposu, atölye, alt ve üst geçit, tünel, istinad duvarı, anıt nitelikli ağaç mevcuttur. Tüm bu yapılar eklentileri çevresi ile birlikte, İstanbul'un DEMİRYOLU MİRASI olarak ilan edilmesi için 01.08.2007 tarihinde İCOMOS, BTS ve Mimarlar Odası tarafından İstanbul Tabiat ve Kültür Varlıkları Koruma Kurulularına başvuru
yapılmış. Üzerinden bir yıl geçen başvuru üzerine İstanbul 5 Nolu Tabiat ve Kültür Varlıkları Koruma Kurulu kendisine yapılan bu başvuruyu yerinde incelemek amacı ile kurul görevlilerini Demiryolu hattına incelemeye göndereceğini TCDD'ye bir yazı ile bildirmiş. TCDD Sormuş, DLH Avrasya'ya yönlendirmiş, Demiryolları yapılacak bu inceleme öncesi Marmaray CR1 inşaatı kapsamında Halkalı Gebze arasında hangi gar ve İstasyonların bina ve tesislerin etkileneceğini 25.06.2008 tarih 711 sayılı yazısı ile DLH'ye sormuş, DLH ise sorulan sorunun cevabını kendisi vermeyip, inşaatı yapmakla görevli müteahhit Avrasya Ortak Girişimine (Konsorsiyum) havale etmiş. Avrasya Ortak Girişimi verdiği cevabın ekindeki iki sayfalık listede Halkalı’dan Gebze’ye kadar olan tüm hat boyunca 29 istasyon binasının yıkılacağını 6 adet İstasyon binasının korunacağını (ancak kullanım dışı olarak) yerine yenisinin yapılacağını bildirmiş.

Kaynak: Kent ve Demiryolu

5 yorum:

UMG dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
Levent Civelekoğlu dedi ki...

Sayın Uğur Bey, yorumlarınız ve iyi dilekleriniz için çok teşekkür ederim. Sizi kıskanmadım desem yalan olur. Gerçekten de yazıda bunu hiszsettirebildim mi bilmem ama, çocuk olup o istasyonda ve çevresinde yaşayabilmiş olmayı gerçekten o gün çok istedim. Benim çocukluğum ne yazık ki Ankara’da geçti, çok kötü değildi aslında, ne yazık ki deyince birden Ankara’ya haksızlık ettiğimi düşündüm zira. Aslında kısacası hepimizin çocuklukları güzeldi öyle ya da böyle, ben asıl şimdiki çocuklara üzülmekteyim. Zaten bu blogları yazarken de biraz olsun bizim tanık olduğumuz, yaşadığımız güzellikleri bugünün gençlerine ve yarının gençlerine bir iz olsun kalsın diye oluşturuyorum. Öncelikle de kendi çocuklarım için elbette. Gerçi yaşınızı bilmiyorum ama tahmin ediyorum ki çok da genç değilsiniz. O nedenle aynı duyguları paylaştığınızı tahmin edebiliyorum. Aslında 30 yılı aşkındır İstanbul’da yaşıyorum ancak, belli bir dönem dışında banliyö trenini çok fazla kullanmadığım için fazla da bir yaşanmışlığım olmadı istasyonlarda, ama bana yine de her zaman çok sıcak ve sevimli gelmişlerdir ve estetik. Daha iki gün önce serinin diğer istasyonları için Kartal’a ve Maltepe’ye gittim, onları da son kez fotoğraflıyabilmek adına, gelecek onlara neler vaad ediyor bilmiyoruz, bir köşede kimbilir nelere gebe kalacaklar, bilinmez. Onları nasıl bir gelecek bekliyor bilmiyorum ama pek de parlak olmayacakları konusunda nedense bir ön görüşüm var. Açıklamalara göre bir kısmı belki yıkılmayacaklar ama acaba yıkılmaktan da beter durumlara düşecekler mi, bilemiyorum. Güzel, umut dolu yarınlarda tekrar görüşebilmek dileğiyle, tekrar teşekkür ederim, ilginiz için. Saygılarımla. Levent Civelekoğlu

UMG dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
Mete Aykut dedi ki...

Sayın Civelekoğlu, 1974 yazında 8 yaşında taşındık o Kızıltoprak istasyonunun yanına, 2001 yılına kadar da orada oturdum. Eski hali yani bizim çocukluk dönemimizde havası bir başkaydı o istasyonun. Kara trenin son zamanlarını gördüm o istasyonda. Yeni banliyö treni vagonları nasıl sevindirmişti bizi o ilk gördüğümde. Ziverbey'den Kızıltoprak bağdat caddesine giden kısa kestirme istasyonun içinden geçen yol. Okul yolu, Kent sineması yolu , yazlık sinemanın yolu... Hangi birini anlatsam hangi hatırayı anlatsam bilemiyorum ama şu var ki o istasyonu yıkar veya tadilatlarla şeklini değiştirilerse çok üzülürüm. Bir an önce eski hareketliliğine kavuşması dileğiyle.

Saygıyla Sevgiyle kalın...

Mete AYKUT

UğurMG dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.