21 Kasım 2013 Perşembe

Likör uğruna İstanbul’a kadar gelen bir “Parisien” : Mimar Rob Mallet-Stevens


Robert André Mallet,
mimarlık tarihinde, mimarlık eğitimi öncesinde değiştirdiği adı ile tanınan:

ROB MALLET-STEVENS
1886 yılında Paris’te doğan Robert André, 1910 yılında E.S.D.A. Ecole Speciale d'Architecture’dan birincilikle mezun olan bir mimardı. Modern mimarinin önde gelen isimleri arasında belki adı ilk akla gelenlerden değildi ama 70’li yıllarda sanki yeniden keşfedilmiş gibi hakkında birçok araştırma başlatılmış ve eserleri ile ilgili koruma organizasyonları oluşturulmuştu.
Mimar Rob Mallet-Stevens (1886 - 1945)
Rob Mallet - Stevens Fransa'da Art - Deco veya Kübist bir mimar olarak tanımlansa da onun belli bir stile ya da akıma tamamen kapılmış olduğunu söylemek çok doğru olmaz, O daha çok kendine has, futuristik denilebilecek bir yaklaşımla bulunduğu yeri hep özel kılma çabası içerisinde olmuştur. 1920’lerin ve 30’ların en popüler ve kibar mimarıydı Fransızlar için. Her zaman şık ve bakımlıydı, karizmatikti, özellikle bayan hayranların dikkatini çeken bir centilmendi. Guerlain’in Jicky adlı kolonyasını kullanır, tutkuyla sevdiği LUCKY STRIKE sigaralarını özel armalı siyah lake bir ağızlıkla tüttürürdü.
GUERLAİN “Jicky”
Lucky Strike sigaralarının 1933 magazin reklamı
Gropius ve Le Corbusier kadar tanımadığımız, ancak mimaride kübizm akımının Le Corbusier ile birlikte en önemli öncülerinden biri olan Rob Mallet-Stevens ülkesi Fransa dışında yegâne çalışmasını Türkiye’de, İstanbul’da, hem de şehrin bugün için merkezi denilebilecek bir yerinde gerçekleştirmişti.

Atatürk’ün direktifleriyle Fransız uzmanlar tarafından kurulan Mecidiyeköy İnhisarlar İdaresi Likör ve Kanyak Fabrikası için,
1930 yılında davetli olarak Türkiye’ye gelmiş ve bu projeyi çizmiş
ve inşaasında da bulunmuştu.

Yapı zaman içerisinde bir takım özelliklerini yitirmiş olmakla birlikte çok az bir deformasyonla 2012 yılına kadar ulaşabilmiş ancak ne yazık ki rant uğruna yapılan tüm müdahalelere ve çıkarılan tüm koruma kararlarına rağmen yıkılmaktan kurtulamamıştı.
O nadir Cumhuriyet Dönemi Sanayi yapılarından birisiydi.


* * *

İstanbul İnhisarlar İdaresi
Mecidiyeköy Likör ve Kanyak Fabrikası


Mecidiyeköy Likör ve Kanyak Fabrikası, 1930’lu yıllarda Rob Mallet-Stevens tarafından art deco çizgiler taşıyan pürist bir yaklaşımla tasarlanmıştı. Giriş pavyonunun eğrisel çizgiler taşıyan yalın kütlesi ile fabrika yapısının yatay boşluklarla hareketlendirilmiş prizmatik kütlesi 1930’ların mimari dilini yansıtmakta, ana üretim binası galerili ve çok katlı bir kütle ile bu bloğun her iki tarafına eklemlenen L biçiminde daha alçak iki kütleden oluşmaktaydı. İç mekânda ise yine art deco çizgiler ağır basmaktaydı.
  
Fabrika, zaman içinde üretim teknolojilerinin gelişmesi ve farklılaşmasının yanısıra, üretim artışı nedeniyle bazı değişiklikler geçirmiş, giriş pavyonu Ali Sami Yen Stadyumu inşaatı sırasında yıkılmış, yapı kompleksinin mimari dilinin bütünlüğü açısından en önemli kayıp olmuştu. 2000 yılında üretimin durdurulmasının ardından, 2002 yılında fabrika ana üretim binasının büro işleviyle kullanımına yönelik kapsamlı bir dekorasyon çalışması yapılmış, yapının iç ve dış mekânında yapının özgün karakterinin okunmasını güçleştiren değişiklikler gerçekleştirilmişti.

Fabrika, Büyükdere Caddesi’nin Zincirlikuyu yönünde konumlanmış ve 20. yüzyıl başlarına dek bağ ve bahçeleriyle yerleşim dışı bir alan olan yeşil Mecidiyeköy’ün korunabilmiş tek arazisiydi. Ayrıca, 1997 yılında HABITAT İzleme Grubu, imar planında ticaret ve iş merkezi alanında kalan ve TEKEL Genel Müdürlüğü tarafından iş merkezine dönüştürülmesi gündeme gelen fabrika arazisinin ve içindeki kültür ve tabiat varlıklarının koruma altına alınması amacıyla tescil edilmesini talep etmişti.





1931 yılında “Mimar” Dergisi’nin 2 sayısında yer alan inşaat ilanı.
İnhisarlar İdaresi Likör ve Kanyak Fabrikasının inşa edildiği ilk yıllardaki Büyükdere Caddesi Cephesi (Docomomo* Arşivi)



Bir zamanlar, İstanbul İnhisarlar İdaresi Likör ve Kanyak Fabrikasının ürettiği
ve Dünyada haklı bir şöhreti olan Türk Likörlerinden Mandalina Likörü’nün etiketi
ve etikette projesini Rob Mallet-Stevens’in yaptığı Likör Fabrikası. 
Mandalina Likörü etiketinden detay.
Ali Sami Yen Stadı yıkıldıktan sonra Fabrikanın havadan görünüşü.
( Bu resimde solda duran fabrika bacasına özellikle dikkat edelim ! ) 
Fabrikanın yükleme bölümünün yıkılmadan önceki son hali ve dünü


İstanbul İnhisarlar İdaresi Likör ve Kanyak Fabrikasının ürettiği
Vermut etiketi ve etikette Likör Fabrikası. 
Vermut etiketinden detay.
Fabrikanın giriş pavyonu, Ali Sami Yen Stadının yapımı
sırasında yıkılmıştı.
Fabrika yıkılmadan kısa bir süre öncesine kadar kullanılan giriş
Fabrikanın içinden eski bir görüntü, aşağıdaki yıkılmadan önceki haline bakılınca
birçok orijinal detayın zaten zaman içerisinde nasıl yok olduğu görülebilmekte.



Baca yıkılırken :(



Fabrika yıkıldıktan sonra yeni yapılacak komplex için (Quasar) başlatılan hafriyat kazısı.
Bütün arazinin içerisinde mevcut olan güzelim ağaçlardan kala kala 
sol köşede birkaç tane kalmış onlar da hesapta koruma altında. En acısı da inşaatı çevreleyen şantiye duvarlarının üzerinde Ortaklar Caddesi’nden geçerken görünen reklam tabelalarındaki bir cümle:
“QUASAR... Mecidiyeköy’e yeşil geliyor!..” Şaka gibi...
Fabrikanın yerine yapılacak olan dev projenin (Quasar) temsili resmi
ve onun devasa kütlesi altında hesapta yeniden inşaa edilerek
korunacak olduğu savunulan “emitasyon” Likör Fabrikası...
( daha önceki fotoğrafta dikkat çektiğim fabrika bacası yürüyüp nereye gelmiş!.. )


Quasar’ın başka bir açıdan görüntüsü ve altında ezilmiş gibi duracak olan
“emitasyon”Likör Fabrikası. Bu görüntü bana ister istemez Steven Spielberg gelişini müjdeleyen 1971 yılı yapımı televizyon filmi “Duel”i 
hatırlatıyor, Türkiye’de “Bela” adıyla gösterime girmiş olan ve  devasa bir TIR’ın yol boyunca küçük bir binek otomobili ezmeye ve yoldan çıkartmaya çalıştığı gerilim filmini... 


Ali Sami Yen’in inşaası sırasında yıkılan giriş Pavyonu da hesapta yeniden ihya ediliyor.



Yeniden ihya edilecek olan Giriş Pavyonu
TEKEL’in özelleştirilmesinin ardından gündeme gelen yıkım ve işlev değişikliği önerileri nedeniyle, Mallet-Stevens’in Türkiye’deki tek tasarımı olan 1930’lu yıllarda inşa edilen Mecidiyeköy Tekel Likör Fabrikası’nın tescili, “yapı grubunun özgün niteliklerini kaybettiği ve çok fazla değişikliğe uğradığı” gerekçesiyle kurul tarafından reddedilmişti. Yapılan yeni değerlendirmede ise fabrikanın “yapım tarihi itibariyle 20. yüzyılın ilk endüstri yapılarından olmasına rağmen, yerinde yapılan incelemede yapının zaman içinde geçirdiği fiziki ve işlevsel değişim nedeniyle…” tescilinin gereksiz olduğuna karar verilmişti.

Fabrika kompleksi, taşıdığı özgün mimari niteliklerinin yanısıra, tasarımcısı bağlamında “tek olma” ve Türkiye endüstri tarihine getirdiği “teknolojik yenilik getirme” nitelikleri bağlamında özenli bir belgeleme ve değerlendirmeyi hak etmekteydi, O nedenle Rob Mallet-Stevens’in tasarımının yok olmasının yanısıra, Mecidiyeköy’ün kentsel kimliğini belirleyen önemli bir alanın bu kimliğin önemli bir parçasını yitirmesine neden olacak bu karar, 2006 yılında yeniden gündeme getirilmiş ve tescil kararının alınması sağlanmıştı. 

Atatürk’ün direktifleriyle “Mecidiyeköy Likör ve Kanyak Fabrikası”nı  kuran Fransız uzmanlar 1939 yılına kadar fabrikada çalışmış, fabrikada Tekel’in dünyaca ünlü likörleri ve Fransız kanyağıyla rekabet eden kanyağı üretilmişti.
Fabrikanın kurulduğu 1930’lu yıllarda etrafı ve Mecidiyeköy bomboş ve yeşillik.

Kurulduğunda 48 dönüm olan Fabrikanın arazisinin 13 dönümünün üzerine 1955’te yapımına başlanan ve 1964’te tamamlanan Ali Sami Yen Stadı inşaa edilmiş, Boğaziçi Köprüsü yapılırken, çevre yolları ve Mecidiyeköy viyadüğü için 11 dönümlük arazisi de Karayolları’na devredilmiş, 24 dönüm arazisi kalmıştı. Fabrika binaları bu arazinin içinde  4.600 m2 alanı kaplıyordu.
Yıkılmalarından önce Ali Sami Yen Stadı ve Mecidiyeköy Likör ve Kanyak Fabrikası
1974 Mecidiyeköy Viyadük İnşaatı sırasında 
Ali Sami Yen Stadı ve Mecidiyeköy Likör ve Kanyak Fabrikası yıkılmadan önce



Vefa Zat, İstanbul Ansiklopedisi’nde “1940’lı yıllarda fabrika bahçesinde  likör yapımında kullanılan adaçayı, nane, kekik gibi tonik nebatlar ile gül yetiştirildiğini anlatır. Fabrikanın karşısındaki yolun başında bir Hamidiye suyu çeşmesi ” bulunduğundan söz eder.
Mecidiyeköy, İmam Feyzullah sokaktan eski bir fotoğraf
Vefa Zat, Mecidiyeköy Likör ve Kanyak Fabrikası’nda 1945 yılında ambar memuru olarak göreve başlamış, daha sonra Müdür Muavini olarak çalışmış ve 1989 yılında emekli olmuş olan Talat Dura ile yaptığı söyleşiyi, bir yazısında şu şekilde aktarmaktadır:


“Fabrika 1930 yılında Büyükdere Caddesi’nde, o dönemdeki adıyla Maslak yolu üzerinde, bağ ve bahçelerle çevrili 108 rakımlı tepe üzerinde kurulmuş, Maslak Yolu olarak adlandırılan bu yol, Mecidiyeköy Tramvay depose’nu geçtikten hemen sonra başlayıp Zincirlikuyu’ya kadar devam eder. O dönemde bu daracık yolun her iki tarafında sıra halinde çam ağaçları bulunmaktadır. Yol ince bir asphalt olmasına ragmen, yolun kenarlarında yer yer hendekler vardır. Yolun sağ tarafındaki Galatasaray Spor Kulübü’nün antreman sahasının bitişiğinde fabrikanın bahçesi yer alır. Antreman sahası ile bahçeyi bir tel örgü ayırmaktadır. Fabrikanın giriş bölümüyle Maslak Yolu arasında ise küçük bir patika yol vardır ve fabrika görevlileri bu patika yolu kullanırlar. Bahçenin GS antreman sahasına* bakan bölümünde adaçayı, nane, kekik gibi tonik nebatlar yetiştirilir. Bu tonik nebatlar ve ön bahçede bulunan gül ağaçlarında yetiştirilen güller likör imalatında kullanılır.”

* GS antreman sahası: Galatasaray kuruluş yıllarındaki maçlarını, Kadıköy’de Papazın Çayırı adı verilen alanda yaparmış. Taksim Stadı'nın hizmete açılmasıyla birlikte sarı-kırmızılı ekibin maçları Avrupa yakasına taşınmış.1933 yılında Taksim Stadı'nın istimlak olup Gezi Stadı’na dönüşmesiyle birlikte yeni bir stad arayışına geçen sarı-kırmızılı yöneticiler, o devrin Kulüp Başkanı Ali Haydar Barşal'ın çabalarıyla bugünkü Ali Sami Yen Stadı'nın ilk adımını atmış. 1936'da yapımına başlanan stat, 1940'ta 30 yıllık bir süre için Beden Terbiyesi Genel Müdürlüğü tarafından Galatasaray Kulübü'ne kiralanmış. Bu stad Muslihittin Peykoğlu, Sedat Kantoğlu ve Tevfik Ali Çınar'ın çalışmaları sonucunda 15 bin seyirci kapasitesi ile 1945'te hizmete girmiş ve burada Milli Küme maçları oynanmaya başlamış. Stadın ismi olarak da kulübün sembollerinden Ali Sami Yen seçilmiş. Ancak Galatasaray'ın zafereden zafere koşması sonrasında bu stadın kapasitesi de yetersiz kalmış ve 1950 yılında genişletme çalışmalarına başlanılan stat konusunda Galatasaray Kulübü ile Beden Terbiyesi Genel Müdürlüğü arasında çıkan anlaşmazlıklar yüzünden yenileme işlemi 5 yıl süreyle durmuş.1955'te yapımına tekrar başlanan stat, ödenek yetersizliği ve gerekli izinlerin geç verilmesi yüzünden ancak 1964'te tamamlanabilmiş.



30’lu yıllarda Mecidiyeköy dutlukları



Mecidiyeköy 1947
“Fabrikanın tam karşı tarafında bahçeler arasında kır kahveleri ve bu kahvelere giden yolun başında bir Hamidiye Suyu Çeşmesi bulunuyor. Kır gezilerine gelenler bu çeşmeden yararlandığı gibi, fabrika personelinin içme suyu ihtiyacı da bu çeşmeden temin edilir. Çeşmenin yanından girilen sokağın başındaki tek katlı bahçeli ev, Vasfi Rıza Zobu’nun evidir. Bir zamanların ünlü bas bariton İhsan Balkır’ın evi de Vasfi Rıza Zobu’nun evinin hemen yan tarafında, kır kahvelerinin arasındadır.”
30'lu yılların Mecidiyeköy’ünden bir aile villasının önünde hatıra fotoğrafı
“Fabrikanın sağ tarafı ise tamamen dutluktur. Bu dutluğun ortasından akan küçük bir dere, aşağıda Fulya Deresi’yle buluşur. Fabrikanın arka tarafında ise, bir prensese ait olduğu rivayet edilen terk edilmiş bir villa ve bu villanın aşağı kısmında bir amirale ait bina bulunmaktadır. Bu bölümde iki bina tamamen dut ağaçlarıyla çevrilidir. Fabrikanın arka tarafından bakıldığı zaman, karşı yakada Üsküdar, İstanbul yakasında da Sarayburnu’ndan Eminönü’ne kadar uzanan bölüm görülmektedir.”


Vefat Zat**, yazısında o dönem fabrikanın ürettiği Likörlerden de övgüyle ve şöyle bahsetmekte:

“Fabrika üretime başladığı yıllarda likör türleri özgün dizaynlarda hazırlanmış şişelerde piyasaya sürülüyor, bu likörler için taşbaskı etiketler kullanılıyordu. Bu çeşitlerden, Sarı Likör, Kümmel ve Katran (Goudron) likörleri daha sonraki yıllarda üretimden kaldırılmıştır. Fransiz uzman ve teknisyenlerin imalatta etkin olduğu dönemlerde bu likörlerin bazıları için seramik şişeler kullanılıyordu. Bu seramik şişeler pek itibar görmemesine ragmen, 1947 yılında ‘Sanayi sergisi’ için özel olarak imal edilmiş seramik şişelerdeki likörlerimiz oldukça beğenilmiş, sergiyi ziyarete gelenlerin hemen hepsi bu likörlerden bir veya birkaç tane almıştır. Bu serge ‘Spor ve Sergi Sarayı’nın açıldığı yıl düzenlenen ilk sergilerden biridir. Ve bu seramik şişeler, ‘Eczacıbaşı Seramik Fabrikası’ atölyelerinde üretilmiş, üretim çalışmalarını bizzat Nejat Eczacıbaşı denetlemişti.”

“Likör ve Kanyak Fabrikası kurulmadan once, Tekel İdaresi’nce, o dönemdeki adıyla “I. Meşrubat’ı Küulliye İdaresi’nce suni konyak üretilmiş ve konyağın etiketi İhap Hulusi tarafından çizilmişti. Bu konyak için bir dönem altın varak taşbaskı etiketler kullanılmıştı.”

“Fabrika kurulduktan sonra üretimine başlanan “Hennessy” tipi konyağa, konyak adı verilmesi istenince Fransızlar bunu bir dava konusu yapmışlar. Bir söylentiye gore, Fransızlar bunu dava konusu yapınca, zamanın ilgilileri durumu Yüce Önder Atatürk’e bildirmiş, Atatürk kanı yakar derecede bir özelliğe sahip olan bu konyağa, ‘Kanyak’ (Kan-Yak) adını vermişti.”


**Vefa Zat: 1941 yılında İzmir’de doğan barmen, yazar. 15 yaşındayken “barboy” olarak çalışmaya başladığı İstanbul Hilton Oteli’nden “bar supervisor” unvanıyla emekli olmuş, THY’de iki yıl eğitmenlik yapmış, Özel Turizm ve Otelcilik Lisesi’nde “Servis-Bar” ve “İçki Yapımı Teknolojisi” dersleri vermiştir. İnönü’den Bayar’a, Kraliçe Elizabeth’ten De Gaulle ve Şah Rıza Pehlevi’ye kadar birçok “tarihî” isme servis yapan Vefa Zat, Uluslararası Barmenler Kulübü ve Barmenler Derneği Onur Kurulu üyesidir. Kariyerinde “Huzur”, “Golden Martini”, “Banana Sour”, “Apple Punch”, “Eggnog” gibi kendine özgü kokteylleri bulunur.

Kitapları: Kokteyl Sanatı, Bilge Karınca Yayınları, Şubat 2003, Balık Yemekleri Fethi Güngör Usta ile Geleneksel Meyhane Mutfağından (Ciltli), Bilge Karınca Yayınları, 2004, Ömür Çiçekleri, Bilge Karınca Yayınları, 2002, Eski İstanbul Barları, İletişim Yayınevi, 1999, Bar-Servis ve Kokteyl Rehberi, Der Yayınları, 2000, Uluslararası Kokteyller, Der Yayınları, 1997, Adabıyla Rakı ve Çilingir Sofrası, İletişim Yayınevi, Ağustos 2003, Eski İstanbul Meyhaneleri, İletişim Yayınevi, 2002, Biz Rakı İçeriz, Overteam yayınları, 2008.


Likör fabrikası, “fabrika binası ve arsa” olarak değil de, sadece “arsa olarak” satılmış, satışla ilgili tartışmalarda ne yazık ki anıtsal yapı olan fabrika binasının korunmasından hiç söz edilmezken, sadece “asırlık” ağaçların korunmasından söz edilmiştir.

* * *

Robert Mallet-Stevens (1886-1945)
Rob Mallet - Stevens, çağdaşları olan Auguste Perret, Patout gibi klasik cephe desenleri, kompozisyon ve oran kuralları eğitimi veren Paris Beaux-Arts (Güzel Sanatlar Akademisi) formasyonundan değil de 1864 yılında Viollet - Le Duc'ün öğrencisi Emile Trelat tarafından kurulan ve rasyonelliğin, mimaride hijyen düşüncenin oluşumu ve mimarlık mesleğinin reforma uğraması inancıyla eğitim veren E.S.D.A, Ecole Speciale d'Architecture'ın mezunu olduğu için, meslektaşları ile arasında bazı temel farklılıklar bulunmaktaydı. Onun mesleki oluşumunda; en az E.S.D.A kadar, farklı disiplinlerden isimlerle beraber, ortak çalışmalar yaparak katıldığı, ilk olarak 1903’te Henri Sauvage liderliğinde açılan ve daha sonraki zamanlarda düzenli katılarak sürdürdüğü Salon d'Automne (Sonbahar Sergisi) sergilerinin önemi büyüktü.
Societé Nationale des Beaux-Arts (Ulusal Güzel Sanatlar Birliği) içerisine yeni bir bölüm olarak mimariyi sokmayı amaçlayan bu sergiler; mimari, iç mimari, mobilya ve güzel sanatlarda farklı deneyim, fikir, meslek tecrübelerini biraraya getirmeyi amaçlamaktaydı.


Rob Mallet - Stevens’in meslek olgunluğuna ermesinde önemli rol oynayan ve onu tecrübelendiren, formel arayışlarının derinleşmesinde fayda sağladığı deney sahaları, farklı sanatçı ve meslek adamları ile katıldığı bu sergiler olmuştu. Bu sergilerin birinde Avusturya'lı mimar Joseph Hoffman ile tanışmış ve bu onun Viyana “Secession”u ile tanışmasına vesile olmuştu. Rob Mallet - Stevens 'ın mimarisinde gözüken beyaz yalın cepheler, net kütleler bu devirden sonra daha da farkedilir hale gelmiş, yine bu dönemde Paris’e gelen Theo Van Doesburg vasıtasıyla da “De Stijl” ile tanışmış ve kendini bir anda kübizm ve kübist ressamlarla birarada bulmuştu. Rob Mallet - Stevens Fransa'da Art - Deco veya kübist mimar olarak adlandırılmış olsa da, o kendine has, fütürist denilebilecek bir yaklaşımla bulunduğu yeri hep özel kılma becerisini sağlamıştı.

*



Rob Mallet-Stevens 1921’de moda tasarımcısı Paul Poiret için Paris’in batısında, Mezy-sur-Seine bölgesinde 48.500 metrekarelik bir park alanının üzerinde Seine vadisine manzaralı kübizmden etkilenmiş bir geç dönem Art-Deco villası tasarlar; Villa Poiret...







Öngerilimli betonarme olarak inşaa edilen bu villa 3 katlı, 25 odalı, 800 metrekare iç kullanım alanı, tüm binanın üzerini kaplayan üst terası ve 7 metre yüksekliğindeki tavan yüksekliği olan köşe salonu ile çok gösterişlidir.



İnşaat 1921 de başlamış ve 1925’de tamamlanmıştır. Villayı ancak 5 yıl kullanabilen modacı Paul Poiret sonunda villayı 1930 yılında Romen asıllı sinema oyuncusu Elvire Popesco’ya satmıştır.
10 Mayıs 1894’de Bükreş’te doğan Elvire Popesco, 16 yaşında Bükreş Ulusal Tiyatrosu’nda başlayan kariyerine, 1912 yılında Aristide Demetriade yönettiği “Independenta României” filmi ile sinemada devam etmişti. 1919 yılında Exelcior Tiyatrosu’nun sanat yönetmeni olan Elvire Popesco, Fransız oyun yazarı Louis Verneuil’in ısrarıyla 1924 yılında Paris‘e taşınmış, Fransa’da gerek tiyatro gerek sinema oyuncusu olarak sayısız tiyatro ve filmde rol almıştı. 1957 yılında Théâtre Michel’de oynadığı La Mamma’yı 1978 yılında 84 yaşındayken tekrar oynamıştı. Yaşamı boyunca üç kez evlenmiş olan Elvire Popesco 11 Aralık 1993’te 99 yaşında Paris’te vefat etmiş, Père Lachaise Mezarlığı'na defnedilmişti.
Elvire Popesco’yu köpeği ile Villa Poiret önünde resmeden bir illüstrasyon.
Elvire Popesco villayı 1932 de mimar Paul Boyer’e orijinal tasarımı bozmayacak şekilde, özellikle iç mekanını yeniden düzenletmiş, dekore ettirmiş ve 1938’den 1985’e kadar kesintisiz olarak kullanmıştı.


Villa 1984 yılında Tarihi Anıt olarak tescil edilmişti. 1999 yılında bir sanayici yapılan bir açık arttırmada villayı 1.8 milyon Fransız Frangı ödeyerek almış ve yaptırdığı restorasyon çalışmasıyla villaya Robert Mallet - Stevens’in orijinal ruhunu tekrar geri kazandırmıştı. Villa, zaman zaman özellikle Eylül ayında “Avrupa Mirası Günleri”nde 3 hafta boyunca halka açık bir mekan haline dönüştürülmüştür.



*
1929 yılında Rob Mallet - Stevens ilk önemli eseri olacak olan, Noailles
 Vicomte’u Arthur Anne Marie Charles ve eşi için Fransa’nın güneyinde, Hyères’de Villa Noailles’in tasarımına başlamıştı.


Uzun yıllar kullanılmayan ve terkedilmiş olan villa
restorasyon öncesi oldukça yıpranmış bir vaziyetteymiş. 
Arthur Anne Marie Charles - Vikont de Noailles ve eşi Marie - Laure de Noailles
Villa Noailles’in Gabriel Guevrikan tasarımı bahçesinde,

bronz heykel Jacques Lipchitz’in “La joie de vivre” (Yaşama sevinci) 1928


Vicomte Charles de Noailles (1891-1981), bir Fransız asilzadesiydi ve eşi Marie-Laure de Noalles (1902-1970) ile birlikte sanatsever ve sanatçı hamisi olarak tanınırlardı. Şubat 1923’de evlenen Noailles çifti Villa Noailles yapılmadan önce Paris’te zengin ve gösterişli bir hayat yaşıyorlardı.
Marie - Laure de Noailles’in Man Ray’in çektiği portresi 1936 
Marie - Laure de Noailles’in portresi
Polonya asıllı Fransız ressam Louis Marcoussis - 1930

(Ludwig Casimir Ladislas Markus) 
Marie - Laure de Noailles Paris’teki konakta romancı Philip Toynbee
ile birlikte çellist Maurice Gendron’u dinlerken.

Noailles çifti Villa Noailles inşaa edilmeden önce Paris’te
Marie - Laure de Noailles’in büyükbabası Bischoffsheim tarafından inşaa ettirilen

Place des États-Unis 11 numaralı konakta oturuyorlardı.

Konak onlar için minimalist tasarımcı Jean - Michel Frank tarafından 1920'lerde yeniden dekore edilmişti. Konak, bugün ünlü Fransız tasarımcı Philippe Starck tarafından yenilenmiş

ve Bacarat Kristal Şirketinin Genel Merkezi ve Bacarat Müzesi olarak kullanılmaktadır. 
Marie - Laure de Noailles Paris’teki Konakta;
Duvarda 
büyük bir ihtimalle Balthus imzalı kendi portresi. 
Paris’te yaşayan Noailles çifti ilk önce Charles’in annesi için Hyères’teki arazilerinde bir ev yaptırmak üzere öncelikle Mies van der Rohe ve Le Corbusier’e başvurmuşlar ve onlardan bir ev tasarlamalarını istemişlerdi. Onlar da çifti bu villanın tasarımı için Rob Mallet-Stevens’a yönlendirmişlerdi.

Yıl 1930, Jean Cocteau, André Gide (masada oturan), Charles de Noailles, Marie-Laure de Noailles ve Georges Auric Hyères’de Villa Noailles’in terasında masa başında Max Ernst’in 1929 yılında yayınlanan grafik romanı “La femme 100 têtes”e (100 başı olan kadın) bakarlarken. Fotoğrafı André Gide’in eski sevgilisi Marc Allegret çekmiş, André Gide bazı günlerini Villa Noailles’te geçirirmiş.
Noailles çifti, Man Ray’in Hyères’de Villa Noailles’de çektiği
“Les Mysteres du Château de Dé” (Gizemli Şato)-1929 filmini, Jean Cocteau’nun deneysel avangart filmi “Le Sang d'un Poète”i (Şairin kanı)-1930 ve Luis Buñuel ve Salvador Dalì’nin “L' Âge d'Or”(Altın Çağ)-1930 filmlerini finanse etmişlerdi.



Altın Çağ ve Şairin Kanı filmlerinin ikisi de Hıristiyanlık karşıtı mesajlar içeriyordu ve aile, devlet, din, vatanseverlik gibi burjuva toplumun yerleşik değerlerine dair söylentiler yayılmıştı. Bu nedenle Vicomte Charles de Noailles üyesi olduğu Paris Jokey Kulübünden çıkarılmış, hatta Katolik Kilisesi’nden afaroz edilme tehdidi almıştı.
Yıl 1929, Noailles çifti, Amerikalı, ressam, moda ve portre fotoğrafçısı Man Ray’in Villa Noailles’te çektiği sürrealist filmi  “Les Mysteres du Château de Dé” (Gizemli Şato) filminde dönemin mayoları ile terasta şezlonglarında.


Man Ray’in sürrealist filmi “Les Mysteres du Château de Dé” kısa videosunda villa Noailles oldukça detaylı olarak izlenebilmekte.

http://www.youtube.com/watch?v=OpPC87i7nv0


Villa Noailles, zamanla avantgart ressamlar, sinemacılar, yazarlar,
heykeltraşlar için adeta bir tapınağa dönüşmüştü.
Marie-Laure de Noailles ve Salvador Dali
Villa Noailles’in bahçesinde
Marie-Laure de Noailles’in Portresi - Salvador Dali
Marie-Laure de Noailles’in Portresi - Balthus / 1936
Dönemin en ünlü patroniçelerinden ve sanat dostlarından biri ve aynı zamanda Marquis de Sade’ın torunlarından olan Marie-Laure de Noailles (Marie-Laure Henriette Anne Bischoffsheim) Balthus’a hemen her ortamda destek çıkmıştı. Villalarında Goya’nın, Rubens’in, Braque’ın ve Picasso’nun yapıtları bulunan sanatsever ve sanatçı hamisi olan Noailles çifti, Balthus'un siyah akrilik ile yaptığı Emily Bronte’nin Wuthering Heights’i (Uğultulu Tepeler) için yaptığı 14 resimlik çalışmasının tamamını satın almışlardı. 

Balthus - “Uğultulu Tepeler” serisinden...







Villa Noailles Kapalı kış havuzu


Villa Noailles Kapalı kış havuzu’nun cam tuğlalı tavanı


Villa Noailles Kapalı kış havuzu’nun cam tuğlalı tavanının restorasyon öncesi


İki savaş arası yılların entellektüel ve yüksek sosyetesinin güncel yaşantısını yansıtacak bu kışlık evde, Rob Mallet - Stevens yanlızca yeni formlar peşinde koşmamış yepyeni bir yaşam biçimini mekanik aletler, sportif mekanlar gibi farklı donanımlarla yeni bir anlayışla planlamıştı.





Villa Noailles’i biçimlendiren ana fikir; yeni form arayışlarını geleneksel malzeme ve kullanım yöntemleri ile hayata geçirmesiydi.












Teras duvarında Picasso’nun yaptığı fresk.

Pişmiş toprak, ahşap ve alçı ile uygulanan devrinin avangard tavan çözümleri, Rob Mallet - Stevens’ın iç mekan donatısı mimari birlikteliğindeki hasaslığını göstermekteydi.



Villa Noailles Gül Salonu eski günlerde
Villa Noailles Gül Salonu


Rob Mallet-Stevens tasarımı tavan aydınlatmaları

Çiftin 1924 yılında doğan ilk kızları Laure’den sonra ikinci kızlari Natalie Aralık 1925’de Hyères’deki villalarına taşındıklarında doğmuştu. Villa Noailles’in enteresan kübik tasarımlı avant garde bahçelerinde giderek artan bir istekle bahçıvanlığa merak saran Vicomte Charles de Noailles, yetiştirdiği bir çeşit kamelyaya, “Camellia Sasanqua” kendi adını vermişti.
Camellia Sasanqua
Villa Noailles’in villanın bitimindeki üçgen gemi burnu biçimindeki bahçesinin
kübist tasarımı İstanbul doğumlu bir mimar ve peyzaj mimarı olan
ermeni asıllı Gabriel Guevrikian’ın (1892-1970) tasarımıdır.



Bir zamanlar Villa Noailles‘in bahçesinde bulunan
heykeltraş Jacques Lipchitz’in “La joie de vivre”-1928 (Yaşama Sevinci) heykeli
günümüzde ABD Dallas’ta Meadows Müzesi’ndedir.




Villa Noailles Teras bahçe restorasyon öncesi
Villa Noailles günümüzde restorasyon sonrası eski günlerdeki gibi
temiz ve bakımlı bir şekilde ziyaretçilerini kabul etmekte.
2008 yılında Pascale Mussard tarafından kurulan Saint Bernard Dostları Derneği Villa Noailles’in tarihi ile ilgili nesnelerin, sanat eserlerinin ve belgelerin satın alınması ve restorasyon için gerekli finansmanı karşılanması amacıyla yıl boyunca çeşitli tematik sunum odaklı, kalıcı sergi, sanat gösterisi, moda showları gibi etkinlikler düzenlemekte.

Saint Bernard Dostları Derneği’nin ve etkinliklerinin sitesi:

http://www.villanoailles-hyeres.com/en/actualites



2013 yılının 26-29 Nisan tarihleri arasında düzenlenen ve Thierry Mugler, Christian Lacroix ve Jean Paul Gaultier gibi dev moda tasarımclarının katıldığı 28. Hyères Moda ve Fotoğraf Festivali’nin enteresan  tanıtım videosu:

http://www.youtube.com/watch?v=3m6AfaJQDcY


*




Mimari çalışmalarının yanı sıra pek çok iç mimari çalışma da yürüten Rob Mallet - Stevens, Le Corbusier'nin aksine şehircilikle fazla ilgilenmemiş, F. L. Wright gibi daha çok zenginlere ev yapan dekoratör - mimar kimliğiyle tanınmıştı.
1925 Paris Dekoratif Sanatlar Sergisi Pavyonu
Paris'te Opera meydanında gerçekleştirdiği ve daha ileri ki yıllarda pek çok benzerini yaptığı BALLY Ayakkabı Mağazası, Marcel L'Herbier'nin “İnhumaine” (Gayri insani) filmi için yaptığı set tasarımı, Alfa -Romeo servis istasyonları için önerdiği tip cepheler, Rob Mallet - Stevens’ı Paris çevresinde iyice tanıtmıştı.







Marcel L'Herbier’in “İnhumaine” filminden
Rob Mallet-Stevens’in Set tasarımları. 
Mimarın, devrin usta fransız film yönetmeni Marcel L'Herbier ile çalışması onun sanatını sinema yardımıyla daha geniş kitlelere ulaştırmasını sağlamış, ayrıca modern mimarinin tanıtılmasında önemli bir propoganda aracı olarak sinemayı kullanmak için bir fırsat yaratmıştı. Daha sonra Rob Mallet - Stevens, Marcel L'Herbier için “Le Vertige” (Yükseklik Korkusu) filminin dekorlarını da tasarlamıştı.



*

1925'de Rob Mallet-Stevens Paris’te kendi adını taşıyan yerleşim projesine başlamıştı. Paris’in 16. Bölgesinde modern mimarinin doğduğu dönemden günümüze kalmış nadide ve özellikle başarılı bir örneği olan, bir sokağın birbirinden bağımsız olmakla beraber içiçe, sırtsırta, ortak yeşil alanlar yaratarak aynı mimari dil, gabari ve hatlarla ilişkilendirerek tasarlanan beş ayrı konutun oluşturduğu “Rob Mallet - Stevens Sokağı Yerleşim Projesi” gerçekleştirmişti.


Bu onun belki de en kapsamlı mimari çalışması olmuştu. Hatta bu beş özel konutu, aynı tema etrafında oluşturduğu varyasyonları nedeniyle “jazz” ritimleri ile özdeşleştiren ve “modern swing”in en önemli mimari eseri olarak tanımlayanlar da olmuştu.







“Rob Mallet - Stevens Sokağı Yerleşim Projesi”nde daire sahibi olanlardan birisi de Polonya Varşova doğumlu “ilk cazibe yıldızı olan kadın sanatçı” ünvanına sahip Art Deco ressam Tamara de Lempicka’ydı.
Tamara de Lempicka (16 May 1898-18 March 1980)



Tamara de Lempicka - Blue woman with a guitar 1929




*


1932 yılında Rob Mallet-Stevens’in Croix'da yaptığı Villa Cavrois onun geç dönem çalışmaları içerisinde en önemlisi kabul edilir.
Villa Cavrois’in havadan görünüşü, 5 Temmuz 1932

Paul Cavrois (29.8.1890) eşi Lucie Louise Vanoutyrve (8.8.1891) ile Villa Cavrois önünde.
Lucie Louise, Belçika’lı zengin bir halı ve dokuma sanayicisinin kızıydı ve ilk evliliğini
23 Nisan 1910’da Jean Baptiste Marie Joseph Leon Cavrois (1888-1915) ile yapmış,
eşi 9 Kasım 1915’de Sırbistan, Sirkova’da cephede 27 yaşında ölünce, 4 sene sonra
eşinin erkek kardeşi olan Paul Cavrois ile 16 Eylül 1919’da ikinci evliliğini yapmıştı.    
Roubaix’li zengin sanatsever Tekstil Fabrikatörü Paul Cavrois ve Lucie Louise (Vanoutyrve) Cavrois, Croix yakınlarındaki büyük arazilerinde yaptıracakları evleri için, 1925'de Arts Decoratifs sergisinde tanıştıkları ve Marcel L'Herbier’in filminde yarattığı dramatik mekanlardan etkilendikleri Rob Mallet - Stevens’i seçmişlerdi.
Villa Cavroix Restorasyondan öncesi ve sonrası


Villa Cavrois, onun eserleri içerisinde Amerikalı usta mimar F.L.Wright’ın eserlerini en çok çağrıştıran projesiydi ve üstü pergolalı terasların sistematik kullanımı ve tuğlalı cepheler bu etkiyi en iyi belirten mimari öğeler olarak ortaya çıkmaktaydı.


Merdiven kovasının restorasyon öncesi ve sonrası

Giriş holünün restorasyon öncesi ve sonrası

Restorasyon sonrası iç mekandan görünüşler
Bulunduğu arazinin dar uzun formuna sadık kalarak biçimlenen bina iç mimarisiyle beraber farkedilir bir homojenlik teşkil etmekteydi ve Mallet-Stevens projesini hava, ışık, iş, spor, hijien, konfor, ekonominin biraradalığı olarak tanımlamaktaydı.
Bu büyük ve modern kale ailenin dokuz üyesi ve evin personelinin çalışma hayatına göre düzenlenmişti. Mallet-Stevens müşterisinin ihtiyaçlarına uyumlu hacimler tasarlamakla sınırlı kalmamış, aynı zamanda hem iç mekanın ihtiyacı olan mobilyaları hem de onu çevreleyen bahçelerin dekorasyonunu da tasarlanmıştı. Ev planı dolaşımı kolaylaştırmak ve rasyonel iç hayatı düzenlemek için tasarlanmıştı. Batı kanadı çocuklar ve görevlileri için ayrılmışken, ortadaki büyük salon etrafında ziyaretçileri ağırlayacakları mekanlar, doğu kanadında ise ebeveynlerin alanları geliştirilmişti. Tüm mekanların mobilyalarında sadelik ve işlevsellik hakimdi. Villada lüks paneller veya yaldız yerine, değişik ahşap ve mermer malzemenin birarada ve farklı olarak kullanımıyla zenginlik sağlanmış ve yaşatılmıştı. Villada elektrik özel bir yer işgal ediyordu, her odada zaman ayarlı bir hoparlör, elektrikli saat ve hem dahili hem harici iletişim için telefon vardı. Aydınlatmalara ise mühendis Salomon ile işbirliği içinde, özel bir ilgi gösterilmişti.


1940 yılında Alman ordusu tarafından kamulaştırılan villa, savaş sonrasında 1947’de Paul Cavrois’in isteği üzerine mimar Peter Beard tarafından yeni bir yaşam tarzı için ve birkaç aileyi birarada yaşayabilecekleri şekilde yeniden düzenlenmişti.

1986 yılında Bayan Cavrois ölümünden sonra, mobilyalar dağılmış, evin park bölümleri bir emlak şirketine satılmış ve ihmal edilen villa hızlı bir şekilde işgal edilmiş, yağmalanmış ve tahrip edilmişti. 1990 yılında villa parkı ile birlikte Danıştay kararıyla tarihi bir anıt olarak tescil edilmiş, aynı yıl villanın geleceği konusundaki endişeli duyarlı kişiler tarafından harekete geçilmiş ve bir dernek kurulmuştu.

Villa 2001 yılında devlet tarafından satın alınmış ve 18 Aralık 2008’de başlatılan bir çalışma ile villayı orijinal durumuna döndürecek büyük bir restorasyon çalışmasına girişilmişti. Villanın iç hacimleri, zemini, pencereleri, terasları, orijinal iç hacimleri, duvar kaplamaları, mobilyaları ve ayrıca villanın önündeki su aynası (havuz), parkın aydınlatmaları, parka yeni ağaçlar dikilmesi gibi kapsamlı bir çalışmayla 2013 yılının başlarında tamamlanarak halka açılmıştı. Villanın halka açılması için Ulusal Anıtlar Merkezi 9 milyon Euro’luk bir harcama yapmıştı.



*
Eğitimciliğiyle ve yaptığı sergi organizasyonları ile pek çok mimarın yetişmesinde rol oynayan Rob Mallet - Stevens, yenilikçi anlayışı ve geleneksel düzenden farklı bir eğitim yaptığı için tutucu çevrelerin eleştirilerinin hedefi de olmuş, öğrenci velileri, mimar adaylarının bu tür bir eğitimle ileride asla müşteri bulamıyacaklarını düşünerek, E.S.D.A'nın müdürü Trelat’a Rob Mallet- Stevens hakkında şikayette bulunmuş ve bunun yarattığı buhran sonucunda Rob Mallet-Stevens okuldaki görevinden istifa etmişti.
Robert Mallet-Stevens Portresi 1926
kuzeni Jean Hébert Stevens (1888-1943) tarafından yapılmıştı.
Tuval üzerine yağlı boya, 89 x 116 cm.
Boulogne-Billancourt’ta “Le musée des Années 1930”
(1930’ların Müzesi) koleksiyonundadır.





Rob Mallet-Stevens Sandalye
Bu sandalyeyi 1928 yılında tasarlamış ve Ecart tarafından üretilmişti.
Sırt yüksekliği: 82cm. ayak açıklığı: 45 cm. derinlik: 52 cm. tabla yüksekliği: 45 cm.
Bu istiflenebilir ve seri üretime uygun olan sandalyeyi mimar mutfak sandalyesi olarak tasarlamış ve ilk kez 1932 yılında inşaa ettiği Villa Cavrois’de çekilen bir fotoğrafta görülmüştü. 1931 yılında Paris Colonial Exposition için de birkaç bin adet üretilen sandalye uzun yıllar unutulduktan sonra 1983 yılında New York Morgans Hotel’in odalarında kullanılmak için seçildi ve yeniden üretildi.



Mimari projelerin yanısıra pek çok iç mekan tasarımları da yapan Rob Mallet - Stevens yaptığı tüm iç mimari çalışmaların mobilyalarını da tasarlamış ve üretmişti.

Rob Mallet-Stevens 8 Şubat 1945’te Paris’te 59 yaşında vefat etmiş,
ne yazık ki kişisel arşivlerinin ölümünden sonra yakılarak imha edilmesini vasiyet etmişti.


Tüm bu hikayenin sonucunda Dünyaca ünlü bir mimar olan
Rob Mallet-Stevens’in özgün mimari eserleri kendi ülkesinde
değeri bilinir, korunur ve gelecek nesillere aktarılırken,
bizler Fransa dışında tek ve yegâne eserini Türkiye’de İstanbul’da
gerçekleştirmiş bu mimarın Cumhuriyet Devri Sanayi tesisleri anlamında da önemi olan İstanbul Mecidiyeköy Likör ve Kanyak Fabrikasını
rant uğruna yıkıp yerine gökdelenler inşaa ederiz.
Ne diyelim, kıssadan hisse...

“Alem gider Mersin'e, biz gideriz tersine...”

Birilerinin de bu yazıyı okuduktan sonra şunu söylediğini duyar gibiyim:

“Geçti Bor’un pazarı, sür eşeğin Niğde’ye...”

:)





1 yorum:

caferari dedi ki...

teşekkürler, geçmişi olmayan bir millet olduk