19 Ocak 2014 Pazar

GÖZTEPE’NİN KAYIN (peder), (iç) GÜVEY, 2 KOMŞU KÖŞKÜ...

İstanbul Göztepe Hatboyunda,
Kayınpeder Selanik III. Ordu Kumandanı,
 Müşir Mehmet Hayri Paşa ile
Güvey, Selanik Valisi
Abdullah Galib Paşa’nın
yanyana komşu Köşkleri...




Göztepe’den Feneryolu’na doğru giden tren yoluna paralel ilerleyen Hatboyu sokak, Nadirağa sokak ile buluştuğu noktada kesilir, hattı takip edemez, arada içerisinde büyük ağaçların yer aldığı bir bahçeyi aşamamıştır, orada kesilir. O noktada dönüp Nadirağa sokağa doğru başınızı kaldırırsanız göreceğiniz, büyük yemyeşil ağaçların arasında sivri külahlı cihannüması ve üç katlı, ahşap, beyaz boyalı, bakımlı yapısıyla, Osmanlı’nın Selanik III.Ordu Kumandanı Müşir Mehmet Hayri Paşa’nın Köşkü’dür.
Köşkün eski fotoğraflardaki hali.

Mehmet Hayri Paşa Köşkü’nün 1950’lerdeki görüntüsü
Mehmet Hayri Paşa ve Abdullah Galib Paşa Köşk’lerinin
1980’lerde 
Hatboyu sokaktan görünümleri

Mehmet Hayri Paşa Köşkü, 2013
Bir zamanlar, İstasyon Çayırı ve Dr. Rıfat Hüsamettin Paşa(1) Çayırı olarak bilinen iki büyük yeşil alanın ortasında kalan bu küçük adadaki köşkü Müşir (Mareşal) Mehmet Hayri Paşa’nın eşi Seniye hanım yaptırtmıştı.
Müşir Mehmet Hayri Paşa (1842-1908)
Mehmet Hayri Paşa, 21 Ocak 1897’de Yunanlıların Girit’e çıkarak adayı işgal edip, Yunanistan’a bağlamak istemeleri, ardından da karada Epir ve Teselya’ya girmeleri üzerine Ethem Paşa komutasındaki Osmanlı Ordusunun Yunanlıları yenilgiye uğrattığı Teselya Muharebesinde, Fırka Komutanı olarak görev yapmış, Sultan Abdülhamit’in takdirine ve itimadına mazhar olmuş, Birinci Ferik (Orgeneral) rütbesi ve Fırka Komutanlığı ile Selanik’e tayin edilmiş, kısa bir süre sonra da III. Ordu Müşir’liğine tayin olunmuş ve önemli bir nüfuz ve ehemmiyet kazanmıştı.




Mehmet Hayri Paşa, mavi gözlü, sarı sakallı, orta boylu, asabi görünümlü, ciddi ve vakur biriydi. İçki içmeyen, eğlenceye meyletmeyen, doğru yoldan ayrılmayan, iffetine düşkün, çok gayretli, çalışkan ve mutaassıp bir devlet adamıydı. Bir süre Almanya’da bulunmuş, bilgi ve görgüsünü arttırmış, mimarlığa merak salmış ve boyacılık yapmaya başlamıştı. Evinde bozulan eşyaların tamiri konusunda tamirci çağırmadan önce kendi çözüm üretmeye çalışırdı.




Mehmet Hayri Paşa Köşkü günümüzde oldukça bakımlı ve temiz

Ancak, bir asker olarak da fazla muhafazakar ve milliyetçiydi, o sırada gelişen Makedonya’lı milliyetçi direnişçilerine karşı Yıldız Sarayı’nın siyasetini savunmuş ve takip etmiş, direnişçileri milli davaları uğruna savaşan, bu uğurda canlarını fedaya hazır mert bir hasım olarak görmeyip, onları adi haydutlar olarak ele almış, takip müfrezeleri kurdurmuş, köylerde aramalar yaptırıp, şiddet uygulatmış, şüphelenilen komitacıları ahırlara hapsettirerek, hakaretlerle dövülmelerine neden olmuştu. Bütün bu davranışları Avrupa Gazetelerinde yer almış ve Osmanlı aleyhine olumsuz bir etki bırakmıştı.



Eski gelenekleri ve merasimi seven Mehmet Hayri Paşa, her Cuma sabahı konağında ziyaretleri kabul eder, sevdiklerine iltifat eder, sevmediklerine yüz vermezdi. Selanik’in Güneydoğu’sunda sahil boyunda çok güzel bir Yalılar mahallesi oluşturmuş, burada yahudi, rum cemaatleri için ibadethaneler, okullar, hastaneler yaptırtmıştı.
Selanik Yalılar Mahallesi


Bu arada kendi konağının karşısında yer alan ve Selanik eşrafından Belediye Reisi Hulusi Bey’in bağışladığı arsa üzerinde cemaatten topladığı 12 bin altın tutarındaki iane ile, projesi ünlü İtalyan mimar Vitaliano Poselli(2) tarafından çizilen ve İstanbul Yıldız Hamidiye Camii’ne çok benzeyen bir cami inşaa ettirmişti. 

Günümüzde Selanik’te Cami’nin görünüşü. Anlaşılan o ki yıllar içerisinde Mehmet Hayri Paşa’nın vakfettiği ve şart koştuğu kendine ait konak, divanhane ve yanındaki arsa
gri olarak görülen alan olabilir ki orası da Google Map’te spor sahaları olarak görünmekte.


1902 yılının Eylül ayında ibadete açılan Hamidiye Camii için Mehmet Hayri Paşa, kendi oturduğu konağı, divanhanesini ve yanında bulunan araziyi 1903 yılında kurduğu “Mehmet Hayri Paşa” vakfına bağışlamış ve;

“vakfettiği ev ve divanhanenin yanında bulunan arsayı ahalinin gezi ve oturma mekanı olarak vakfettiğini belirtip, arsa üzerine karşısında bulunan Hamidiye Camiinin manzarasını bozacak ve görüntü kirliliğine sebep olacak baraka veya başka bir yapı yapılmamasını, buranın sadece bahçe olarak düzenlenmesini, ihtiyaç olması halinde buraya sadece kahve, limonata, dondurma satılacak bir yapı yapılmasını ve münasip mahallere iskemle ve kanepe konmasını, buradan gelecek kiranın bahçe düzenlemesini yapacak bahçıvana ve cami duvarının üzerine veya yanına dikilecek çiçeklere sarf edilmesini, arsanın münasip bir yerine ağaçların gölgesinde insanların muhabbet edececeği bir yere, geçici direkler dikilerek üzerine kadifeden örtü örtülerek insanları güneşten koruyacak şerbetci çadırırır kurulmasını...”

vakfiyesinde şart koşmuştu...

Mehmet Hayri Paşa Köşkü’nün
yandaki Abdullah Galib Paşa Köşkü bahçesinden görünüşü
Abdullah Galib Paşa Köşkü’nün
yandaki Mehmet Hayri Paşa Köşkü’nün bahçe duvarından görünüşü
Mehmet Hayri Paşa’nın Seniye hanım ile evliliğinden iki kızları vardı, Azize Dürnev hanım ve Emine Nazmiye hanımMehmet Hayri Paşa, Azize Dürnev hanım’ı Selanik’te III. Ordu Komutanlığı yaptığı sırada Selanik Valisi (Ağustos 1886 - Ağustos 1891) olan Abdullah Galib Paşa ile evlendirmiş ve kendi köşklerinin hemen yanında bulunan iki buçuk katlı ahşap köşkü, ilk sahibi olan Sultan II. Abdülhamid’in mabeyncilerinden Hakkı Bey’den satın alarak, kızı Azize Dürnev hanım’a düğün hediyesi olarak vermişti. Böyle olmasına rağmen köşk hala güvey Abdullah Galib Paşa’nın adıyla anılmaktadır.
Abdullah Galib Paşa Köşkü
Ağustos 1886’da Selanik’e atanan Abdullah Galib Paşa, memleketin dertlerini, ihtiyaçlarını anlayıp, münevver bir fikir ile çalışmış ve kıymetli eserler bırakmış, Sabri ve Mithat Paşa’lardan sonra yenilik taraftarı ilk valiydi. Yaşına rağmen genç fikirliydi, milli onur ve haysiyetine düşkündü. İri yarı vücuduyla ağırbaşlı görünür ve şefkatli ve kibar davranışlarıyla bir hanımefendi yumuşaklığına sahip sanılsa da hiddetlendiği anda kalın ve gür sesi ile kükrer, karşısındakleri titretirdi. Bembeyaz sakalları ve koyu mavi iri gözleri vardı.
Abdullah Galib Paşa
Daha once Mithat Paşa’nın ektiği yenilik tohumları Galib Paşa zamanında semeresini vermeye başlamış, anasır’ın (Osmanlı İmparatorluğunu oluşturan değişik halklar) Türkleri uyanmaya çalışırken, Makedonyalı Bulgarların Selanik’teki Büyük Mektep’te milliyetçi ülkülerle aşılanan gençler daha önce uyanmış ve kurdukları çeteleri ile faaliyete geçmişlerdi. Bu aynı zamanda Rumlar ile Bulgarlar arasında da rekabeti artıran bir yorgan kavgasına dönüşmüştü. Galib Paşa, bu duruma karşı alınabilecek tedbirleri İstanbul’a anlatmaya çalışmış, en etkin çare olarak da aynı silahla yani Türk anasırını eğitmekle dengeleri kurabileceğini düşünmüş, bu uğurda da İstanbul’dan alabildiği tahsisat (ödenek) ile Selanik’te bir İdadi (lise derecesinde okul) ve bir de Ziraat Mektebi açtırabilmişti. Ancak bir hata yapmış, bu okullara parasız olarak Rum ve Bulgar çocukların da kayıt olabilmelerine engel olamamıştı. Bu arada Sultan II. Abdülhamit Hükümeti açılan bu okullarda ders haricinde vatanperverane ve sıradan siyasi çalışmaları da yasaklayınca, Galib Paşa Türk anasırını eğitemez, milli ülküler aşılayamazken, Rum ve Bulgar Okulları kendi çocuklarına milli ülkü ve fedailik dersleri vermeye devam edebiliyorlardı. Galib Paşa bunun üzerine kendi olanaklarıyla Selanik’te yeni tarzda özel bir Hamidiye mektebi açmış, Terakki ve Fevziye Mekteplerini ciddi olarak desteklemiş ve Hükümetin yapamadığını Türk anasırına yaptırmaya çalışmışsa da özellikle köylerdeki insanları bulgarlar gibi uyandırmaya ve aydınlatmaya ne maddi ne de manevi gücü yetmemişti. İstanbul Hükümeti’nden yeterli desteği bulamayan Galib Paşa bu kez eğitim için Selanik Vilayeti dahilinde kaynak bulmaya çalışmış, nüfuzlu beylerin pençesine düşmüş olan vakfiyelerin gelirlerinden istifade etmek istemiş ancak bunun İstanbul’da saray mensuplarının ellerindeki vakıflara da örnek teşkil edeceği ve dine bağlanarak “ camilere, medreselere, çeşmelere vakfedilmiş olan varidat ilahiden gayriye sarf olunamaz” denilmişti. Paşa’nın bütün çabalarının semeresi sadece bazı sancaklarda, bazı kaza merkezlerinde yeni usulde birkaç basit mektep açılmasıyla sınırlı kalmış, bu mekteplere öğretmen bulabilmek bile bir mesele olmuştu. Halböyleyken öte taraftan Bulgar komitelerinin aaliyetleri sonucu 15 yıl önceden başlayarak eğittikleri milli ülkü ile eğittikleri genç öğretmenler köylere dağılmış ve seri halde köylerde Bulgar anasırı uyandırmaya devam etmişti.  

Bu kez Feneryolu’ndan Göztepe istikametine gelindiğinde tren yoluna paralel ilerleyen Pazaryolu sokak, Çemenzar sokak ile buluştuğu noktada kesilir, hattı takip edemez, Müşir Mehmet Hayri Paşa’nın Köşkü ve Abdullah Galip Paşa Köşkü’nün yer aldığı birbirine bitişik içerisinde büyük ağaçların yer aldığı bahçe, Pazaryolu sokak ve diğer taraftan gelen Hatboyu sokağın birleşmelerine izin vermemiştir.



İki sokağın arası sadece iki köşkün bahçe duvarlarının hatboyuna paralel olan dış tarafında bir yaya yolu ile birbirlerine bağlanabilir.
1938 yılına ait bu fotoğrafta, Hatboyu ve Pazaryolu sokaklarını tren hattına
paralel olarak bağlayan yaya yolu görülmekte.
Arkada geri planda görünen üçgen çatılı bina, eski Göztepe İstasyon binasıdır. 
Abdullah Galib Paşa Köşkü’nün bir zamanlar hatboyuna kadar devam eden büyük bahçesine ne yazık ki yıllar içerisinde büyük bir apartman inşaa edilmiş ve köşk apatmanın arkasında sıkışık bir alan içerisine hapsolmuştur.


Azize Dürnev hanım ve Abdullah Galib Paşa’nın oğulları Göztepe Hilal Futbol Kulübü kuran Diş Doktoru Halit Galip Ezgü’dür.



Abdullah Galib Paşa Köşkü,
Giriş verandası ve balkonundaki zarif ahşap işçilikleri


Mehmet Hayri Paşa’nın 15 Ekim 1973’de vefat eden küçük kızı Emine Nazmiye Hanım da, Arnavut asıllı, Sultan Abdülmecid saltanatında iki kez sadrazamlıkta bulunmuş, 1832-1851 yılları arasında 20 yıla yakın Girit Valiliği yapmış olan ve o yüzden “Giritli” lakabıyla anılan Ferik Mustafa Naili Paşa’nın oğlu A. Tevfik Ulaş Bey ile evlenmiş, Semiha Ceylan isminde bir kızları olmuştu. Semiha Ceylan’dan olan torunları ise yazar Meral Gaspıralı’dır.
...

Selanik Yeni Cami

Hamidiye veya Hürriyet Camii olarak da adlandırılan cami Yeni Cami olarak anılır ve Selanik’te yapılan son camidir. Mehmet Hayri Paşa’nın yahudi kökenli olduğu ve din değiştirerek müslümanlığı kabul ettiği rivayet edilir ve bu nedenledir ki camiye Selanik’te günümüzde dahi “Dönme Camisi” denmektedir. Caminin kubbeyi ve çatıyı gizleyen mermer saçak korkuluklarındaki ve iki saat kulesinin tezyinatında ve yine caminin çeşitli yerlerindeki dekoratif süslemelerde kullanılan Süleyman Mührü(3) de bu iddiayı güçlendirir niteliktedir.
Caminin inşaatından fotoğraflar

Caminin haziresinde kendisi için de bir yer ayırtan Mehmet Hayri Paşa, 23 Temmuz 1908’de II. Meşrutiyet‘in ilanından kısa bir süre sonra 66 yaşında vefat etmişti.
Caminin duvarındaki Mimarının adının yer aldığı Latince ve Osmanlıca Kitabe



Eklektik bir üslupla inşaa edilen Caminin özellikle girişinin sağ ve sol köşelerinde yer alan saat kuleleri dikkat çekicidir.
Caminin anıtsal kapısının tepesindeki taç özellikle İstanbul Yıldız Hamidiye Camii’ne benzerliği iddialarını güçlendirir niteliktedir.


Ana kubbeyi süsleyen dört köşedeki küçük kubbeleri ve bugün kaldırılmış olan görkemli minaresiyle Cami, yapımında kullanılan malzemenin ve özellikle çeşitli renklerdeki mermerlerin zenginliği ve ihtişamı ile göz doldurmaktadır.


Cami, günümüzde Vasilis Olgas Caddesi üzerinde, caddeyi kesen Arxaiologikou Mouseiou (Arkeolojiko Müzeo) Caddesi 30 numaradadır.
Caminin bahçesinde, mermer lahitler, mimari yapı parçaları, sergilenmektedir. 
Savaş zamanında Caminin çatısına çıkarak gözetleme yapan yunan askerleri.
Saat Kuleleri bu resimde daha ayrıntılı olarak görülebilmektedir.
Caminin inşaatı 1902 yılında tamamlanmış, 1912 yılına dek cami olarak kullanılmış, 1922 yılında camiye Anadolu’dan gelen Rum mübadiller yerleştirilmiş, 1925-1963 yılları arasında minaresi kaldırılarak Selanik Arkeoloji Müzesi olarak kullanılmıştı. Yunanistan Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından 1986’da restore edilen tarihi yapı, günümüzde Selanik Belediyesi tarafından Sergi Salonu olarak kullanılmaktadır.

Geçtiğimiz yıl Ağustos ayında, 90 yıldan sonra ilk kez, Cami Selanik Belediye Başkanı Yannis Butaris tarafından Selanik’te yaşayan ve çevre şehirlerden gelecek Müslümanlara tahsis edilmiş ve Bayram Namazı kılınmıştı.

...

Yeni Cami’nin açıldığı Eylül 1902’de Sabah Gazetesinde çıkan konu ile ilgili yazı; 

“Selanik Yalılar Mahallesinde inşa kılınmış olan Hamidiye Camisi geçen Pazartesi günü tamamen icra kılınan törenle hizmete açılmıştır.

Açılış töreninde Devletlu Vali ve müşir Paşalar Hazretleriyle, erkan-ı askeriye ve mülkiye ve memleket eşrafı resmi elbiseleri ve nişan ziynetlerine hamil oldukları halde saat sekiz buçukta cami karşısındaki arsaya ciheti askeriyeden rakzedilen mükellef çadırlar altında toplanarak gayet mükemmel bir alay teşkil eyledi. Cami şerifin önündeki meydan nur iman gibi taban olarak binlerce mevcudin ile dolmuş, havalisinde topçu ve piyade alayı taburlarından birer bölük asker ihtiram alarak, askeri müzikası da vakit vakit Hamidiye Marşı ve sair ahengi latife terennüm etmekte bulunmuş idi. Devletlü Müşir Paşa Hazretleri sayei memuriyet vayeyi cenabı hilafet penahide vucuda getirilen binlerce hayrat seniye ve meban-i cisime ve aliyeye bir zamiyeyi şükraniye olan bu müessese-i hayriyenin husul pezir olması ümran memlekete ne kadar hizmet eylediğini izah ve bu babda ianat dindarane ve hamiyet perverane ibraz eden erbab-ı hayr ve teşekkürat mahsusa beyan ile beraber Selanik‘in mamuriyet ve ehemmiyetiyle mütenasip birde Kışla-i hümayun vucuda getirilmesi temenniyatını müdzemin irad buyurdukları latif, beliğ ve veciz üzerine Devletlü Vali Paşa Hazretleri dahi:

‘Müşir paşa Hazretlerinin temenniyatına iştirak ile sayei şahane de her tarafı mamur olmakta, günden güne terakki etmekte bulunan bu şehir için önemli sayılan bir Kışla-i Hümayun vücuda getirilmesine hamiyetmendan ahalinin ibzal malumattan geri durmayacaklarını ümid eylerim. Anakıs asarından addedilmekte şayan olan bu Camii kudsiyetin getirilmesi hususunda Müşir Paşa Hazretlerinin mesai cezireleri icrai şekriyeyi mücip hasnatperveranelerindendir.

Selanik vilayeti valiliğine ilk geldiğim vakit teşhid miktarı kalmış, ahval mevkiye ile ahalinin fikir terakkipervenaleri derecesini anlayamamış idim. Ahalinin maarife, ümran memlekete sanat ve ticarete olan heves ve hizmetleri beni memnun etti. İnşallah tali bir Kışla-i Humayun vucuda gelmesi için gayret ve mesaide kusur etmeyeceğimi vaat ederim. Bunun ciddiyetini faaliyet gösterecektir. Selanik’in ihtiyacatlarından biri de Gureba hastanesi vücuda getirilmesidir. Bunun da Belediye Reisi beyefendinin himmetiyle vücuda geleceğini şüphesiz addederim.’

sözleriyle mukabele ile memleketimizin en mühim ihtiyacatından olan o iki eseri hayrı vücuda getirmek emrindeki fikir ve niyet ciddiyetlerini sarih bir ifade ile buyurmuşlardır.

Daha sonra camii şerifin sağ kanadı Devletlü Vali Paşa hazretleri ve sol kanadı Devletlü Müşir paşa tarafından küşad buyurularak evvela Müşar aleyhim hazreti ve müteakiben erkan-ı keram ve ahali cami-i şerife besmeleyle girmişlerdir.

Hamidiye Camii şerifinin emsali nadir bir suret nefise ve mükemmele de tesis ve sahai vücut olması bilhassa Devletlü Müşir paşa Hazretlerinin himmet ve diyanet pervaneleri asarıdır. Camii şerifin inşaatı için riyaset celilei müşir ekremide, erkanı memurin, ve memleket eşrafından mürekkeb olarak teşkil etmiş olan komisyon aza keramın nakden ve bedenen ibzal ettikleri yardımlar ve mesaiyi fikri ne kadar takdir edilse yeri vardır.

Komisyon azasından, Selanik eşrafından, belediye reisi Hulusi Beyefendinin camii şerifin arsasını teberru etmek ve enbiyası masrafına ianat kesretmek ve kayın pederi merhum Ağah beyin ruhuna ve sayei rahmet olmak üzere bir çeşmei vucuda getirmek hususunda müessir himmetini ve askeri erzak mutemedi Saadetlü İsmail Paşa Hazretlerinin ianat külliyeden maada latif bir çeşme eylemesi ve askeri erzak mutemedi Saadetlü Hasan Beyefendi Hazretlerinin sureti mahsusada İtalya’dan celbedilmiş mermerden mamur minber masrafı olan üç yüz lirayı pederi merhum Ahmet Efendi ’nin ruhunu şad için ianeten ihda eylemeleri zikre şayandır.”
Sabah, 7 Eylül 1902, Sayı 4616


Caminin tam karşısında yer alan arazi ve iki köşesindeki kiremit çatılı biri küçük (sağ), diğeri büyük (sol) kırma çatılı binalar ve arasındaki spor sahası gibi görünen alan, Mehmet Hayri Paşa’nın kurduğu vakfa bağışlamış olduğu konağı, divanhanesi ve boş arazi olabilir mi acaba?




(1) Dr. Rıfat Hüsamettin Paşa: (1862-1921) İstanbul Tıp Fakültesi Patolojik Anatomi ve Mülkiye Baytar Mektebi Bakteriyoloji hocasıydı. Rıfat Hüsamettin Paşa, mikrop kültürünü Paris’te Pasteur’ün (1822-1895) kendisinden almış, eli onun eline değmiş ve bu yeni bilimi Mülkiye Baytar Mektebi’ne getirmiş bir hocaydı. İstiklal Marşı’mızın şairi Mehmet Âkif Ersoy, Siyasal Bilgiler Okulu’na devam etmiş, babası ölünce, dördüncü sınıfdan ayrılmış ve Mülkiye Baytar Mektebi’ne girmişti. Mehmet Âkif Ersoy’u, deneysel bilimler’le tanıştıran ve olaylara bilimsel açıdan bakma özelliğini kazandıran hoca Rıfat Hüsamettin Paşa olmuştu. Mehmet Âkif Ersoy, Rıfat Hüsamettin Paşa’dan Pasteur’ün yalnız ilmini öğrenmekle kalmamış, onun insanlık için o büyük feragatini de dinlemiş ve sonucunda hem kendisine, hem ilmine karşı sevgi ve saygısı artmıştı. Deneysel bilimlere olan bu derin sevgi ve saygısı, Mehmet Âkif Ersoy’a realiteyi doğru olarak gözleme ve onu eserlerinde doğru olarak anlatma becerisi kazandırmıştı.

(2) Vitaliano Poselli: (1838-1918) İtalya’da Sicilya Adası’nda doğan mimar, 1886 yılında Sultan II. Abdülhamid’in daveti ile İstanbul’a gelmiş, İstanbul İdadiye Mektebi başta olmak üzere birçok eser vermiş, Sultan tarafından nişanlar ile ödüllendirilmiş, daha sonra özellikle Selanik’e giderek orada çok önemli eserler meydana getirmişti. Selanik’te Valilik Konağı, Mülkiye Mektebi, Ermeni ve Katolik Kiliseleri, Bet Saul Sinagogu ve Üçüncü Ordu Kışlası, Selanik Bankası, Atina Bankası, (bugün Yahudi Müzesidir) onun eserleri arasındadır. Eserleri arasında biri vardır ki Osmanlı Tarihi içerisinde önemli bir yer tutar. Vitaliano Poselli, 1888 yılında Selanik’te sanayici Charles Allatini için (Alllatini Fabrikaları sahibi) Allatini fabrika bölgesi yakınında bir Köşk inşaa etmiş, 1909-1912 yılları arasında tahttan indirilen Sultan II. Abdülhamid işte bu köşkte sürgün olarak yaşamıştı.






  

(3) Süleyman Mührü: “Davud Yıldızı” veya İbranice adıyla “Davud’un Kalkanı” da denilen ve adını Eski İsrail kavminin Kralı Davud’dan alan, zaman zaman da Davud’un oğlu Süleyman’ın adıyla anılan Museviliğin ve Yahudi kimliğinin işareti kabul edilir. Modern İsrail Devletinin Bayrağı’nda da yer alan bu sembole, İbranice “Magen David” de denilir. İbranicede “magen” sözcüğü savunucu ve koruyucu anlamına gelir ve aynı zamanda kalkan anlamına da gelmektedir.



Kaynaklar:



“Batı Rumeli’yi Nasıl kaybettik” , Fevzi Çakmak, 

Fevzi Çakmak‘ın 1925 yılında Harp Akademilerinde verdiği Konferans, 1927 yılında “Garbi Rumeli’nin Suret-i Ziyaı ve Balkan Harbinde Garp Cephesi” adıyla Osmanlıca olarak yayınlanan kitabı, Ahmet Tetik tarafından günümüz Türkçesine aktarılmış ve Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları’ndan “Batı Rumeli’yi Nasıl Kaybettik” adıyla yayınlanmıştır.

“GÖZTEPE”, Prof. Dr. Bedi N. Şehsuvaroğlu ,Türkiye Turing ve Otomobil Kurumu, 1969 



“Kapalı Hayat Kutusu - KADIKÖY KONAKLARI ”, Müfid Ekdal, Yapı Kredi Yayınları, 2005



“Selanik’te yaptırılan son Cami, Hamidiye Camisi (Yeni Cami)” / www.bakisarisakal.com

“İlginç Vakıflar Sergisi”, Vakıflar Genel Müdürlüğü, 2007



Hiç yorum yok: