Sayfalar

11 Mart 2018 Pazar

KARAköy, Merzifonlu KARA Mustafa Paşa Camii’nin, KARA yazgısı...


KARAköy,
Merzifonlu
KARA Mustafa Paşa
Camii’nin,
KARA yazgısı...


“Tarihi, ekonomik, kültürel
ve turistik önemi olan, şairane ifadesiyle bir taşına bin mülk feda edilebilecek bu güzel beldenin
imar işini, hükümet meselesi olarak
ele aldık.
Bir kuyumcu titizliği ile
tarihi değerleri olan yerlerin
feda edilmemesine gayret edildi. Yıkılan camiler, harap ve zaten tarihi değeri olmayan camilerdi.”

Adnan Menderes,
Dünya Gazetesi, 16 Mayıs 1961

Sabık Başbakan Adnan Menderes, Dünya Gazetesine bu beyanatı verdiğinde Yassıada’da yargılanmaktadır. Geçmiş on yılın muhasebesi yapılmakta ve hesabı sorulmaktadır. Ancak verilen bu cevap, ne bir özeleştirinin yapıldığının, ne de bundan bir pişmanlık duyulduğunun göstergesidir, aksine yapılan tahribat “harap ve zaten tarihi değerleri yoktu” gibi asılsız bahaneler ile küçümsenmeye, önemsizleştirilmeye, gereklilikti ve “kuyumcu titizliği ile tarihi değerlerin feda edilmemesine gayret edildi“ hamasetiyle de aslında hiç bir zaman olmayan planlamalardan, gayretkeşlikten bahis edilerek hükümet çalışmaları yüceltilmeye çalışılmaktadır. Adnan Menderes, bu sözleri ile adeta malumun ilâmını yapmıştı.


Adnan Menderes
(1899-17 Eylül 1961)

Demokrat Parti, 27 Mayıs 1960 ihtilaliyle iktidardan uzaklaştırılana
kadar Başbakan Adnan Menderes, İstanbul’un fiziksel çevresini değiştiren, geleneksel değerlere saygılı olduğuna dair söylemlerine
rağmen, şehri tarihi kent kimliğinden cesurca ve fütursuzca
uzaklaştıran kişilerden birisidir.

Adnan Menderes’iin Başbakanlığı döneminde tüm İstanbul’da 1956-1960 yılları arasındaki dört yılda, yol açma ve imar faaliyetleri sebebiyle, aralarında çok sayıda tarihsel yapı da olmak üzere 7289 bina kamulaştırılmış ve yıkılmıştı. Demokrat Parti İktidarı boyunca İstanbul Tophane, Karaköy, Fatih, Eminönü, Beşiktaş'da tam anlamıyla bir tarihi eser ve cami katliamı yaşanmıştı. İstanbul’daki bu tarihi cami ve mescit katliamı İstanbul’un imarı için 1936 yılında İstanbul’a davet edilen ve 1951 yılına kadar kalan Fransız Kent Plancıları Enstitüsü üyesi, Mimar Henri Prost’un yapmış olduğu planlamalar (aslında o bir kent plancısı değil, kent tasarımcısıydı) üzerinden gerçekleştirilmişti. Sadece 56-57 yılları arasında 54 cami yıktırılmış, bunun yanısıra hamamların, tekkelerin, sebillerin, çeşmelerin hesabı bile tutulmamıştı. Geniş caddelere, meydanlara ve yeşil sahalara feda edilen, yok olup giden elliden fazla cami, hamam, tekke, sebil ve çeşmelerin birçoğu, yapılan projeleri hiç engellemediği halde biraz da keyfi uygulamalar, plansız ve alelacele verilmiş kararlar sonucu ortadan kaldırılmış, tarihi değerlerimiz,
kültür mirasımız yok olup gitmişti. 

Fransız mimar Henri Prost
1874 - 16.07.1959

Demokrat Parti İktidarı döneminde sanayileşme hız kazanmış, İstanbul büyük bir göç dalgası ile karşı karşıya kalmıştı. Şehrin hızla artan nüfusu, yeni imar yaklaşımlarını gerektirmiş, ilk kez 1956-57 yıllarında imar işleri, hükümet politikasında görünürlük kazanmış, ağırlıklı olarak yeni yolların açıldığı bir dönem ve adeta Menderes Hükümeti’nin politik söylemi olmuştu. Başbakana ilişkin kodlar değişmiş, ona halk arasında “Mimar Menderes”, açtığı bulvarlar nedeniyle de “İstanbul’un Baron Hausmann*ı” denmeye başlanmıştı. Bu miti Demokrat Parti Hükümeti, 57 seçimlerinde oy kaybetme riskine karşı bir önlem, bir kalkan olarak kullanmıştı.
2009 yılında Mimarlık tarihçisi, mimar Doğan Kuban da Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi’ndeki, “Menderes ve İstanbul” yazısında, Demokrat Parti’nin 1956 yılı itibari ile tüm icraatlarında, imar çalışmalarına, özelikle de İstanbul’un imarına  önem vermesini, çekim gücünü kaybetmeye başlayan partinin 1957 yılı genel seçimlerinde oyunu artırma kaygısına dayandırmıştı.

*Baron Hausmann: Georges-Eugène Haussmann (1809-1891) 1848-1852 yılları arasında önce Fransa Cumhurbaşkanlığı, sonrasında darbeyle cumhuriyeti yıkarak imparatorluğunu ilan etmiş olan son Fransa İmparatoru III. Napolyon (1808-1873) zamanında, imparatorun finansal desteğini de arkasına alarak Paris şehrini neredeyse yeniden yıkıp inşaa etmiş olan, Seine ili valisidir. Haussmann’ın geniş caddeler tasarlamasının tek sebebi estetik ve ileri görüşlülük değildi, ihtilaller yaşayan Fransız idaricilerini zorlayan tek kişinin bile zor geçebileceği sokakların ve burada kurulan sokak barikatlarının, açılan bu geniş bulvarlar sayesinde ortadan kalkmış olmasıydı.



1958 yılında 58 dönemin basınında ve Valilik kanalıyla yayınlanan “İstanbul’un Kitabı” adlı yayında, istimlakler, yıkımlar ve İstanbul’un imarı, siyasal amaçlı olmasına rağmen, şehri değiştiren, modernleştiren ve Avrupalılaştıran sihirli bir değnek

gibi gösterilmiş, üstelik 
“İstanbul, şimdi Başvekil Adnan Menderes’in
büyük gayreti ile ikinci defa fethedilmektedir.
Fatih Bizans’a karşı zafer kazanmıştı.
Menderes, İstanbul’daki ızdıraba, avareliğe, dağınıklığa ve derbederliğe karşı
bir medeniyet zaferi kazanmıştır.
Çünkü İstanbul yeni baştan ele alınmış, caddeleriyle, meydanlarıyla, binalarıyla,
camileri ve tarihi eserleriyle, kültür ve sağlık müessesleriyle her cephesiyle, 
yeni baştan tanzim yoluna gidilmiştir.
Işıktan, sudan, renkten ve
Cenab-ı Hakkın bütün lütuflarından
örülmüş olan İstanbul,
şimdi bir mimari zevkle, bir san’at anlayışıyla sarılmakta elmas traş edilmekte
ve parlamaktadır”…
denilerek, adeta gören gözlere mil çekilmişti...
1956-58 İstimlak ve Yıkımlarında Eminönü

2004 yılında mimar ve gazeteci Aydın Boysan da Mimar-İst dergisindeki “Adnan Menderes Belediyeciliği İmar Hareketi Uygulama ve Sonuçları” başlıklı yazısında, o dönem yaşananları, şöyle dile getirmişti.
“Eski İstanbul, sanki dilimlendi. Yeni caddeler-meydanlar şebekesi ağı, sur içi eski İstanbul’un, üstüne çöktürüldü. Her açılan bulvar, şehrin

bağrında yüzlerce metre genişlikte şehir şeritlerini kazıdı-kaldırdı. Arada kalan yerlerdeki arazi parçalarına, yüksek katlı bitişik nizam yapı ruhsatları verildi. Nüfus yığılması, düşüncesizce teşvik edildi. İstanbul Üniversitesi, hatta Belediye’nin kendisi gibi kuruluşlar, vahşi

kitleli binalarla şehrin eski mahallelerine ve tarihi bölgelerine yayıldı.
Eski İstanbul’un üzerine yeni bir İstanbul çöktü
ve eskisini tarihe gömdü.
Eski İstanbul’dan hâlâ gözle görülebilenler, gömülen tarihi şehrin sanki mezar taşlarıdır.”


1956-58 İstimlak ve Yıkımlarında Aksaray, Vatan ve Millet Caddeleri


O dönemde İstanbul’da bu yıkımlardan en çok zarar gören ve etkilenen bölgelerin başında Aksaray-Topkapı aksı, Unkapanı, Eminönü, Karaköy-Tophane-Dolmabahçe aksı  ve son olarak da Beşiktaş gelmektedir. Bu bölgelerde yapılan imar adı altındaki faaliyetler, tüm bölgelerin karakteristik özelliklerini kaybettirmiş, insan-mekan ölçeklerini değiştirmiş, mekan ilişkilerini ve bütünlüklerini bozmuştu. Menderes İstimlakleri ve yıkımları sırasında tahrip edilen ve yıktırılan tarihi camilerden bazıları şunlardı;

Pertevniyal Lisesi yakınlarında bulunan tarihi Oruç Gazi Camii, yol yapım çalışmaları nedeniyle 1956 yılında;


1465 tarihinde inşa edilmiş olan tarihi Murat Paşa Camii ve Fatih döneminden kalma Camcılar Camii ve çeşmeleri, Vatan Caddesi yapımı, Aksaray’da,1555 yapımı Kazasker Abdurrahman Camii yol yapım çalışmaları, Karaköy-Kabataş arasında (bugünkü Mimar Sinan Üniversitesi’nin karşı sırası) Salıpazarı Süheyl Bey Camii de yine yol yapım çalışmaları nedeniyle,1957 yılında;


Karaköy-Kabataş arasında II. Mahmut döneminden kalma, 1826 yapımı, tarihi Nusretiye Camii’nin sebili ve çeşmesi yol yapımı nedeniyle taşınmış, Karaköy-Kabataş arasında Mimar Sinan eserlerinden Kılıçali Paşa Camii’nin ve dükkanları yol yapım çalışmaları nedeniyle tahrip edilmiş, bazı duvarları yıkılarak yeniden yapılmış, Yenikapı yakınlarında Fatih döneminden kalma 1479 tarihli Çakır Ağa Camii yol yapım çalışmaları

ve Karaköy’de 1878-1879 yapımı, özgün bir mimariye sahip ve nadir eserlerden biri olan (Karaköy) Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Camii de (Mescidi dense de, bu doğru değildir zira sadece minaresiz ve mimbersiz küçük camilere mescit denir) yine yol yapım çalışmaları nedeniyle 1958 yılında yıktırılmıştı.


Üstelik Salıpazarı Süheyl Bey Camii gibi Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Camii de yapılan yol genişletme çalışmalarına hiç engellemediği ve yıktırıldıktan sonra kalan arsaları yıllar boyunca boş bırakıldığı halde boşu boşuna ortadan kaldırılmışlardı.



İşin daha da vahim ve üzücü olan yönü ise, siyasi erkin ve hesapların hukuğun önüne geçmesi, hukuğu tanımamasıydı...


Halbuki DP Hükümeti, Türkiye’de o güne kadar olmayan ve geleceğe yönelik olarak Türkiye’nin umudu olabilecek bir ilke imza atmış,

“Yurt içinde korunması gerekli mimari ve tarihi anıtların korunma, bakım, onarım, restorasyon işlerinde riayet edilecek prensipleri ve bunlarla ilgili programları tesbit, tatbikatını genel olarak takip ve murakabe etmek, anıtlarla ilgili olarak tevdi olunacak veya kendi vasıta ve tetkikleri ile ıttıla (bir konuda bilgi edinme, öğrenme) kesbedilecek her türlü konu ve ihtilaflar üzerinde ilmî mütalâa bildirmek üzere, Milli Eğitim Bakanlığına bağlı Anıtlar Yüksek Kurulu teşkil edilmiştir.”

diye tanımlayarak, 2 Temmuz 1951, Pazartesi günü 5805 sayı ile Gayrimenkul Eski Eserler ve Anıtlar Yüksek Kurulu teşkiline ve vazifelerine dair Kanun’unu kabul etmiş ve kanun 9 Temmuz 1951 günü Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğü girmişti.

Kanunun 5. maddesinde de, açık bir şekilde,

“Hükümet teşkilleri ve tesisleri ile hakikî ve hükmî şahsiyetler kendilerini ilgilendiren hususlarda, kurul kararlarına uymaya mecburdurlar.”

hükmüne yer vermişlerdi.



Bu yasa ile tarihi anıtların korunması devlet tarafından biçimsel olarak kabul edilmiş, sahiplenilmiş görünüyordu. Anıtlar Yüksek Kurulu yasaya göre bağımsız bir kuruluştu ve geniş yetkilere sahipti. Ancak uygulamalr üzerindeki denetimi iy düzenlenmemişti. Tüm bunlara rağmen Anıtlar Yüksek Kurulu 1951-1983 yılları arasında tarihsel anıt ve konut mimarlığının önemli bir çok örneğinin yok olmasını önlemiş, kurtarmayı başarmıştı.

Gayrimenkul Eski Eserler ve Anıtlar Yüksek Kurulu, Demokrat Parti tarafından kurulmuş olmasına rağmen, Kurulun temsil ettiği koruma kavramı Hükümetin ve bizzat Başbakanın kültür politikasının bir parçası değildi. Bu nedenle Gayrimenkul Eski Eserler ve Anıtlar Yüksek Kurulu en büyük savaşını, Başbakan Menderes’in imar etkinliklerinden İstanbul tarihi kent yapısını kurtarmak için vermişti. Kurul aldığı kararların uygulanmasını kontrol edemiyor, tesbit edebildiklerine de yetkisi olmasına rağmen itibar edilmiyor, dinlenilmiyordu.



Ne yazık ki, kabulünden günümüze 67 yıl geçmiş olmasına rağmen, Türkiye’de, özellikle de İstanbul’da Gayrimenkul Eski Eserler ve Anıtlar Yüksek Kurulu’nun yetkileri, işlevi ve yeterliliği hala tartışılır durumdadır.  





1891 tarihinde “Annuaire Oriental (Ancien Indicateur Oriental) du Commerce” adıyla
Raphaël C.Cervati Frères & Cie tarafından basılmış Galata Planında Karaköy

1864 yılında Altıncı Daire-i Belediye tarafından yıktırılan 2.800 m uzunluğundaki Galata surları, Galata ve Karaköy civarında
9.000 m² lik bir alanın açılmasına imkân vermiş
ve Karaköy Meydanı da buradan nasibini almıştı.




19. yüzyılda
Galata-(Yağkapanı)-Karaköy



İstanbul şehrini Haliç’i geçerek Galata’ya bağlayan ilk köprü bugünkü Unkapanı Atatürk Köprüsü’nün yerinde Sultan II. Mahmud zamanında, Amiral Fevzi Ahmet Paşa tarafından projelendirilip, tersane işçileri ve imkanları ile inşaa edilen, açılışı da 3 Eylül 1836’da yapılan “Cisr-i Atik” ya da “Hayratiye” köprüsüdür. Bu köprü 1912 yılında yıkılmıştır.


Haliç üzerinde inşaa edilen ilk köprü: “Cisr-i Atik” ya da “Hayratiye” köprüsü.
Bu köprü, 3 Eylül 1836’da yapılmış, 1912 yılında yıkılmıştır.









Galata Kulesi’nden Karaköy




Galata Kulesi’nden Karaköy


Galata Kulesi’nden Karaköy,
Dün-Bugün
1839’da henüz 17 yaşındayken babası Sultan II. Mahmud’un ölümü
üzerine tahta çıkan Sultan Abdülmecid batı kültürüyle yetiştirilmiş, çok iyi fransızca konuşan, batı müziğinden hoşlanan ve yenilikçi bir padişahtı.

Tahta çıktıktan kısa bir süre sonra da Avrupai bir sarayda yaşama arzusu ile 13 Haziran 1843’te Beşiktaş’ta Dolmabahçe Sarayı’nın inşaasını başlatmış, saray 7 Haziran 1856’da tamamlanınca da resmen Topkapı Sarayı’nı terkedip artık Dolmabahçe Sarayı’nda yaşamaya başlamıştı.

Bunun doğuracağı sonuçları önceden düşünen Sultan Abdülmecid, eski saraya (Topkapı Sarayı) yakın olan Bab-ı Ali’nin (Hükümet Konağı) yeni saraya bir hayli uzak kalmasını ve ulaşımın zaman alacağını hesaba katarak, daha 1845 yılında Haliç’in ağzına, Bab-ı Ali ile Dolmabahçe Sarayı arasındaki yolu kısaltacak bir proje ile İstanbul’u Karaköy’e bağlayan ahşap bir köprü yaptırmıştı. Cisr-i Cedid olarak bilinan köprüye Sultan Abdülmecid annesine ithafen Valide Sultan Köprüsü demişti. Köprünün Karaköy tarafında inşaa edilen bir takın üzerine Şinasi’nin bir beyti yazılmıştı.



Tarz-ı vala köprü inşa kıldı ruyi lücceye
Yaptı Han Abdülmecit’i yevm-i himem cisr-i cedit.

Şinasi-1261



Sivastopol Savaşı sonrasında, İstanbul Avrupa’da ismi çokça anılan bir şehir olmuş, Magnan adındaki bir Fransız Kaptan, nehir sularında çalışan altı düz olan gemilerin denizlerde de işleyeceği iddiasıyla, Cygne adlı gemisiyle 15 Ağustos 1855 tarihinde Marsilya limanından ayrılarak İstanbul’a hareket etmiş, 26 Eylül gece yarısı İstanbul’a ulaşabilmiş ve ortaya attığı iddiasını kanıtlayarak kendi adına bir zafer elde etmişti. Daha sonraki günlerde Magnan, gemisi Cygne ile binlerce kişinin bakışları arasında özel bir gösteri yapmış ve son sürat yeni açılan Cisr-i Cedid köprüsünün altından geçmişti. Sultan Abdülmecid bu Cygne ile ilgilenmiş ve satın aldırarak Adalar’a yolcu getirip götürmesi için işletilmesine müsaade etmişti. Ancak gemi 8 Ekim 1855 tarihinde Adalar’dan aldığı 300 yolcusuyla Sarayburnu açıklarında bir Imperatrice adlı bir Avusturya Okul gemisiyle çarpışmış, gemi ikiye ayrıldığı halde Kaptan Magnan tarafından Sarayburnu’na kadar gelebilmişti.




İstanbul’u ziyaret edip bir yıl kadar burada kalan Amerikalı yazar Francis Marion-Crawford Karaköy’ün manzaraya hakim kuytu bir kahvehanesinde kaleme aldığı “1890’larda İstanbul” anı kitabında;


“... Bu köprünün San Francisco’dan Pekin’e bütün dünyada bir benzeri yoktur, öylesine göz kamaştırıcı, öylesine hayat dolu, üzerindeki kalabalığın her bir parçası diğerinden öylesine farklı, öylesine sıra dışı ve büyüleyici ki!..



...Sürekli ileri geri akan arı kümelerine benzeyen ve her saniye gözünüzün önünden geçen bu sayısız insandan yarım düzinesinin kendine özgü yanlarını saptamak, hayatları üzerinde tahmin yürütmek için en ufak bir girişim bile hayal gücünüzü zorluyor.”

diye yazmıştı.
Francis Marion-Crawford(1854-1909)
Ayrıca Francis Marion-Crawford anılarında, köprüyü izlerken, zamanın ağır çekim aktığını, İstanbul’u bir miskinler şehri olarak görmeyi beklerken, tersine çok canlı ve dinamik bir şehir olarak bulduğunu ve Galata Köprüsü’nden kaba bir hesapla günde yaklaşık 28 bin kişinin geçtiğini belirtiyordu.
Eski Ahşap Galata Köprüsü üzerinde eşya taşıyan hamallar




1845’te inşa edilen ilk ahşap ahşap köprünün dayanıklı olmaması, 1870-1871’de demirden bir yenisinin yapılmasını gündeme getirmiş;
1912’de de bu köprü sökülerek, yerine 1986’da yapımına başlanıp 1992’de faaliyete geçen köprü yapılana dek kullanılan, dubalar üzerine inşaa edilmiş olan Galata Köprüsü inşaa yerleştirilmişti.












Cisr-i Cedid (Galata) Köprüsü’nün
açılmasının ardından,

Karaköy, Karaköy-Dolmabahçe

ve Karaköy-Pera güzergahları

önem kazanmıştı.

Beyazit Kulesi’nden Karaköy

Beyazit Kulesi’nden Karaköy,
Dün-Bugün


Sultan Abdülmecid’in tahta geçmesinin hemen ardından, devleti yıkılmaktan kurtarılmak amacıyla, siyasi kuruluşlar, kişi hakları ve yeni kurumların kurulması konularında yapılması düşünülen köklü değişiklikler için Hariciye Nazırı Koca Mustafa Reşit Paşa tarafından kaleme alınan ve Sultan Abdülmecid tarafından imzalanarak, 3 Kasım 1839’da ilan edilen Tanzimat Fermanı ve ardından tanzimat ile vaad edilenler yenilikler zamanında yapılmayınca ve yeterli gelmeyince Avrupalı devletlerin şikayeti üzerine, yapılan yenilikleri daha detaylı olarak revize ve tekrar eden 1856 İslahat Fermanları ile, gayrimüslimlere eşitlikten daha fazlası, büyük ayrıcalıklar getirilmişti.


Osmanlı topraklarında zaten maddi açıdan en güçlüleri olan ve Osmanlı Devleti’nin yegane iç borçlanma kaynağı olan gayrimüslim sarraflar, altın çağlarını yaşamaya başlamışlardı. Önceleri dağınık ve bireysel olarak daha ziyade İstanbul yakasında faaliyet gösteren bu sarraflar, artık Avrupa ticaretinin ve sermayesinin Osmanlı topraklarına giriş yaptığı en önemli noktada, Galata’da yerleşmeye başlamış, burada bankerlik merkezleri oluşturmaya başlamışlardı. Daha çok gayrimüslim Osmanlılardan ve Levantenlerden oluşan, aile şirketleri halinde hem ticaret hem de bankerlikle uğraşan bu “Galatalı banker” aileleri Karaköy ve civarında toplanmışlardı. İş hayatları Galata-Karaköy’de yoğunlaşırken bu ailelerin ikametgahları da Pera’da toplanmıştı. Bankerler, Ticarethaneler, Deniz Taşımacılığı Şirketleri, Crédit Lyonnais, Bank of Athens, Wiener Bankverein, Banco di Roma, Banque Française Des Pays Orient gibi birçok Avrupa Bankası ve benzerleri bir zamanların Yağkapanı’nda, Karaköy ve civarında var olan ya da yeni inşaa edilen Hanlarda, binalarda toplanmışlardı. Kısacası Karaköy, Osmanlı Devleti’nin Uluslararası Finans ve Ticaret Merkezi haline gelmişti.
İngiliz haritacı Charles Edward Goad’ın (1848-1910) Aralık 1905’te çizdiği
(Plan D’Assurance de Constantinople - Vol:II, Pera&Galata)
1:600 ölçekli İstanbul Sigorta Haritalarının 28. Paftasında Karaköy.








Karaköy Meydanı’nın o görkemli yıllarından, o Hanlardan, Bankalardan, Restoranlardan, Cafelerden, Kilise, Cami, Mescit ve Çeşmelerden, ne yazık ki günümüze kalanlar, bir elin parmaklarıyla sayılacak kadar azdır.

Özellikle de bugünün Karaköy Meydanı, yine binlerce kişinin akın akın gelip geçtiği o günlerin Karaköy Meydanı değil artık.
İngiliz haritacı Charles Edward Goad’ın (1848-1910) Aralık 1905’te çizdiği harita ile günümüz Karaköy’ü karşılaştırıldığında 1956-58 yılları arasında Menderes yıkımları sırasında malesef yok edilen yapılar, yapı adaları açık bir şekilde görülebilmekte.
(A)- Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Camii, (B)- Aziziye Karakolu, (C)- Mehmet Ali Paşa Hanı,
(D)- Borsa (Komisyon ve Konsalide) Hanı, (E)- Haviar Han’ın da dahil olduğu tüm ada,
(F)- Del Genio Brasserie&Restaurant, (G)- Galata Bonmarşesi


Artık ne o gösterişli Aziziye Karakolu var, ne de hemen yanındaki Mehmet Ali Paşa Hanı; Ne Wagon-Lits Cook Binası, ne Haviar Han, ne Borsa (Komisyon ve Konsalide) Hanı, ne Tokatlı Birahanesi, ne Galata Bonmarşesi, ne Bektaşi Efendi Mescidi, ne Baylan Pastanesi, ne PTT,
ne de Del Genio Brasserie&Restaurant’ı;



Ve elbette ki, mimar Raimondo Tommaso D’Aronco’nun Karaköy Meydanı’na ayrı bir renk katan o çok özel Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Camii’ni de eklemek gerek

yitip gidenlerin arasına...
Güzel Sanatlar Akademisi 1932 yılı mezunlarından Yüksek Mimar Suat Nirven tarafından
çizilmiş 1948 tarihli “Beyoğlu Kazası Galata” haritasında Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Camii’nin bulunduğu 1253 numaralı yapı adası.
Ayrıca eklenmiş 1248 numaralı yapı adası da Bektaşi Efendi Mescidi’nin bulunduğu yapı adasıdır.
21 Mayıs 1958’de İstanbul Vali ve Beledye Reis vekili Ethem Yetkiner, “istimlak işlerinde sarfedilmek üzere İller Bankası’ndan 50 milyon liralık kredi alındığını” açıklamış, 22 Mayıs günü de 20 milyon lira daha alınacağını belirterek, “Temin edilen 70 milyon lira, vadesi gelen istimlak borçlarının ödenmesinde kullanılacaktır.” demişti. 



Aziziye Karakolu;


19. yüzyılın ortalarına doğru kolluk kuvvetlerinin yeniden
örgütlenmesi girişimlerine başlanmış ve akabinde karakollar inşaa edilmişti. 1860’lardan sonra asayiş sorunları olan Galata vb. liman bölgelerinde karakol yapımlarına öncelik verilmişti.
Galata Köprüsüne yanaşmış bir vapur ve arkasında görünen Aziziye Karakolu.

Köprüde ve liman bölgesinde artan yaya trafiği bir güvenlik sorunu yaratmış, köprünün Karaköy ayağına, Haliç kıyısında ve köprüde asayişi sağlamak için bir karakol inşaa edilmişti.
Galata Köprüsü’nde yoğun yaya trafiği

Zaten Sultan Abdülaziz döneminde polis teşkilatında yeni düzenlemelere gidilmiş, 1869 tarihinde bir nizamnameyle Zaptiye Müşiri’ne İstanbul Valisi unvanı verilmiş, bu ünvanla birlikte, İstanbul’un en yetkili emniyet amiri olan Valiliğin temeli atılmıştı. Sultan Abdülaziz dönemi karakol yapımının en yoğun olduğu dönemdir. 1863 tarihli Salname’de o tarihte İstanbul’da 232 karakol olduğu belirtilir. Abdülaziz dönemi karakolları İmparatorluğun prestij yapıları içinde önemli bir yer tutar. Özellikle Taksim, Nişantaşı, Teşvikiye gibi semtlerde, küçük boyutlu olmalarına karşın etkileyici karakollar inşa edilmiş, tek ya da iki katlı olan karakollarda cephelerde bitkisel ağırlıklı bezemelerin hakim olduğu eklektik üsluplu karakolların yanı sıra daha sade ve anıtsal ölçülerde Neo-klasik karakol binaları da kentin belli başlı merkezlerinde görülmeye başlanmıştı.
Sağda Aziziye Karakolu, solda Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Camii.

Maçka, Çırağan ve Ihlamur/Süslü Karakol gibi dönemin önemli karakol binaları, Balyan Ailesi tarafından gerçekleştirilmişti. Sultan Abdülaziz dönemi karakol binalarına örnek olan bu yeni karakola Sultan Abdülaziz’in adı verilmişti. Aziziye Karakolu, 10 Temmuz 1894’de 9 şiddetindeki Büyük İstanbul Depreminde hasar görmüştü. İstanbul il sınırları içerisinde 474 kişinin ölümüne, 482 kişinin de yaralanmasına neden olan bu depremde, 387 dayanıklı yapı, 1087 ev ve 299 dükkan büyük ölçüde hasar görmüştü. Kapalıçarşı’nın da zarar gördüğü bu depremde Mercan da çok hasar görmüş Mercan yokuşunda yerden kükürtlü sular fışkırmış, Sirkeci Garı da hasar görmüştü.
Aziziye karakolu, Haliç kıyısında Güney Cephesi
Solda Mehmet Ali Paşa Hanı, sağda arkada Haviar Han görülmekte.


Depremden sonra Aziziye Karakolu, 18 tane karakol projesi tasarlamış ancak gerçekleştirememiş olan saray başmimarı Raimondo D’Aronco tarafından onarılmış, yenilenmişti. Bu onarım sırasında tutulan kayıtlardan anlaşıldığı kadarıyla yapının demirden yapılmış bir kuşaklama sistemine sahip olduğu anlaşılmaktadır.
Aziziye karakolu, Meydana bakan Doğu Cephesi
Arkada Borsa (Komisyon & Konsalide) Hanı görülmekte.
Aziziye Karakolu, o dönem yaptırılan karakol yapılarının en görkemlilerinden birisiydi. İki katlı kagir bir yapısı olan Aziziye Karakolu’nun çeşitli zamanlarda çekilmiş fotoğraflarından bir süre sonra çatısına bir çekme kat yapıldığı görülmektedir. Giriş aksına göre simetrik düzenlenmiş cephesinde, giriş aksı dışında, kat ve saçak kornişlerinin mütemadi çizgileriyle belirlenmiş yatay bir bölümleme farkedilir.
Aziziye karakolu, Doğu Cephesi Meydan girişi ve Galata Köprüsü’nün hemen başı.

Katlarda her aksta bir çift pencere yer alır ve zemine kadar indirilmiş gibi görünen bu pencereler, giriş katında basık kemerli ve dökme demir parmaklıklı, üst katta ise yine basık kemerli ve üstten yine kemerli bir alınlık ile taçlandırılmıştı. Giriş aksı, iki yanda pilastrlarla belirlenmiş, içerisine üstte bir üçgen frontonun konturuyla çevrili ve bu konturun

köşelerini tutan çift kolonlu ve çift pilastrlı bir cephe modülü oturtulmuştu.

Bu çift kolonlar zemin katta dairesel ve korint usulü sütun başlığı taşıyordu, üst katta ise kolonlar kare kesitliydi. Cephe merkezinde daire biçiminde bir rozet (gül) pencere yerleştirilmiş ve bunu çevreleyen yarım daire bir kemer yapılmıştı. Kemerin üzeri çatıya kadar alçak kabartma bir bezeme ile süslenmişti. Rozet pencere dökme demir parmaklıklıydı.



Aziziye Karakolu,
Karaköy Köprüsünün hemen başı
Çeşitli kaynaklarda 1910 yılında yıktırıldığı yazılıyor olsa da ne zaman yıkılmış olduğu tam kesinlik kazanmamıştır. Daha sonra yıktırılan bu karakol binasının yerine dört katlı Seyrüsefain İdaresi (Şehir Hatları Müdürlüğü) yapılmıştı.
Aziziye Karakolu



Aziziye Karakolu ve solunda Mehmet Ali Paşa Hanı.
Önünde bir rıhtım ve vapur iskelesi var, arkasındaki yapı Borsa Han.







Osmanlı Seyr-i Sefain İdaresi Binası

Vapur Donatanı ve Gemi Acentesi Intercontinantale Co. Ltd. 

Wagon-Lits Cook (Vagon-Li Kook) ve

Japon Ticaret Sergisi;



Türkiye Denizcilik İşletmeleri'nin ilk nüvesi 1843 yılında kurulan Fevaid-i Osmaniye’dir. Bu işletme faaliyetlerine Kadıköy ve Adalar’a yolcu taşımacılığı ile başlamış, 1870 ve 1871 yıllarında yeniden yapılandırılarak, önce İrade-i Şahane, sonrasında İdare-i Aziziye adını almıştı. 1878 yılında ise bu kez adı İdare-i Mahsusa olarak değiştirilmişti. 1851 yılında İdare-i Mahsusa Fuad ve Cevdet Paşaların çabalarıyla Boğaziçi’ne vapur işletmek amacıyla kurulan Şirket-i Hayriye (Bu günkü Şehir hatları) ve Şark Şimendiferleri şirketleriyle anlaşmalar yapmış ve yolcu taşımacılığı hatlarını arttırmıştı. Galata Köprüsü’nden Haydarpaşa’ya, Beşiktaş’tan Üsküdar ve Haydarpaşa’ya olmak üzere iki yeni hat açılmıştı. 1909 yılında siyasi ve ekonomik nedenlerle gemi işletme imtiyazı bir İngiliz şirketine devredilmiş, ancak şirket yükümlülüklerini yerine getirmeyince II. Meşrutiyetin ilanından sonra 9 Eylül 1910’da, bu sefer de Osmanlı Seyr-i Sefain İdaresi (kısaca Seyr-i Sefain) adıyla yeniden düzenlenmişti.



Seyr-i Sefain İdaresi’nde birtakım yolsuzluklar, idaresizlikler görülmesi üzerine idarenin başına Karl Leke adında bir Alman yöneticisi getirilmişti. Fazla bir icraatı olmayan Kari Leke’nin tek faaliyeti belki de gemiler için bir baca forsu hazırlatması olmuştu. Gemi bacaları sarıya boyanmış, iki çupa üzerine bir ay yıldız resmi de idare için fors olarak kabul edilmişti. Bugün bile gemilerin bacalarında yer alan ayyıldızlı, çift çupalı bu fors o günden beri kullanılmaktadır.





Ordu müfettişi olarak 16 Mayıs 1919 günü Samsun’a gitmek üzere İstanbul Sarayburnu’ndan hareket eden Mustafa Kemal Paşa’nın bindiği Bandırma Vapuru da, Osmanlı Seyr-i Sefain İdaresi’nin vapurlarından biriydi. Cumhuriyet'in ilanından sonra Osmanlı Seyr-i Sefain İdaresi’nin adı 597 sayılı kanunla Türkiye Seyr-i Sefain İdaresi olarak değiştirilmişti.

Osmanlı Seyr-i Sefain İdaresi Binası Meydan cephesi

1908 yılında Sultan Mehmet Reşat’ın yönetime geçmesiyle saray baş mimarı olarak atan Mimar Vedat Tek, 1914’de bu görevden istifa ederek ayrılmış, ancak yine saray yapıları ile ilgilenmek üzere Emalk-i Hakani mimarı (padişah binaları mimarı) olarak çalışmaya devam etmişti. Daha sonra Sultan V. Mehmed Vahdettin’in tahta çıkması üzerine saltanat değişim kuralları gereği bu görevden de alınmıştı.
Mimar Vedat Tek, gençliği
(1873 - 1942)
Birinci Dünya Savaşı yıllarında (28 Temmuz 1914 - 11 Kasım 1918) Harbiye Nazırı olan (1 Ocak 1914 - 14 Ekim 1918) Enver Paşa’nın ataması ile Harbiye Nezareti baş mimarlığında üç yıl görev alan Vedat Tek, bu görevi sırasında 1915-17 yılları arasında Haydarpaşa Vapur İskelesi’ni, Moda İskelesi’ni ve Sirkeci’de Mesadet Hanı’nı (Liman Hanı) yapmıştı. Mümkündür ki, Vedat Tek, Karaköy’deki Seyr-i Sefain Binası’nı da bu tarihler arasında (1915-1917) projelendirmiş ve yıkılan eski Aziziye Karakolu’nun yerine Osmanlı Seyr-i Sefain İdaresi Binası’nı inşaa etmişti.
Osmanlı Seyr-i Sefain İdaresi  (Şehir Hatları Deniz İşletmesi) Binası,
Vagon-Li-Kook (Wagon-Lits Cook) olarak kullanıldığı yıllarda
Solunda Mehmet Ali Paşa Hanı. Solda köprü başında köprü geçiş ücretlerini tahsil eden tahsildarlar için yapılmış kulübe.
Osmanlı Seyr-i Sefain İdaresi Binası, daha sonra Karaköy rıhtımı üzerinde (katlı otoparkın önünde, günümüzde Denizcilik İşletmeleri A.Ş.’nin ve Tarih ve Sanat Merkezi Müzesi olarak kullanılan görkemli bina) 1912-1914 yıllarında yapılmış olan binasına taşınmış olmalı ki, o tarihten sonra bina Wagon-Lits Cook (Vagon-Li Kook) tarafından kullanılmaya başlanmıştı.




Osmanlı döneminde yataklı vagonları, efsanevî Şark Ekspresi’nin ve 1895-1923 arasında da Pera Palas’ın sahibi olan La Compagnie des Wagons-Lits Cook (kısaca Vagon-Li Kook denirdi) adlı bir Belçika şirketi işletmişti. Şirket, 1924 Ağustos’undan itibaren, Mustafa Kemal’in izniyle, İstanbul-Ankara arasında yataklı ve yemekli vagon seferleri başlatmış, karayolu ulaşımının henüz yeterince gelişmediği o yıllarda tüccarları, politikacıları, henüz Ankara’ya taşınmamış elçilik mensuplarını ve pek çok önemli kişiyi Vagon-Li Kook vagonları ile İstanbul-Ankara arasında taşımıştı. Başlarda, İstanbul-Ankara arasında haftada iki gün (salı ve cumartesi) bir yataklı ve bir yemekli vagonu servise koyan şirket, daha sonra sefer sayısını haftada üçe çıkarmış, 1926’da Mustafa Kemal’in isteğiyle şirkete, yeni kurulan TCDD’nin yataklı ve yemekli vagonlarını da 40 yıl boyunca işletme ayrıcalığı tanınmıştı.

Bu kadar ayrıcalıkları olan ve destek gören Vagon-Li Kook’un Beyoğlu Acentesi’nde 22 Şubat 1933 günü Şirketin Belçikalı müdürü Gaetan Jannoni ile Acente memurlarından Naci Bey arasında bir tartışma yaşanmış, olay medyanın da desteği ile büyütülmüş, tarihe “Vagon-Li Olayı” olarak geçen olaylar yaşanmıştı. Bu olay sebebiyle şirket üzerine şimşekleri çekmiş, öğrenci olaylarıyla protesto gösterileri düzenlenmiş, “Vatandaş Türkçe Konuş” kampanyaları başlatılmış, her zaman olduğu gibi Avrupa mallarının kullanılmaması için kampanyalar açılmıştı. Vagon-Li Kook Şirketi bu furyadan çok fazla bir zarar görmemiş, devletleştirildiği 1970 yılına kadar da faaliyetlerine devam etmişti.
Osmanlı Seyr-i Sefain İdaresi  (Şehir Hatları Deniz İşletmesi) Binası,
Vagon-Li-Kook (Wagon-Lits Cook) olarak kullanıldığı yıllarda.
3. katta 1929’dan itibaren Japon-Türk Dostluk Derneği’nin önayak olduğu Japon Ticaret Sergisi’nin tabelası görülmekte.
sağında iki katlı Del Genio Brasserie&Restaurant
15 Haziran 1926’da Tokyo’da Japon-Türk Dostluk Derneği kurulmuş, 1928’de Japon hükümeti ve özel kuruluşlar harekete geçerek, İstanbul’da bir Japon sergi sarayı kurulmasına karar vermişti. 1929’dan itibaren de düzenli olarak yılda 8 kez Japonya ile Türkiye arasında özel posta gemileri hattı kurulmuş, bu gemiler ile Türkiye’den Japonya’ya pamuk, afyon, tütün ihraç edilmiş, karşılığında Japonya’dan pamuklu dokuma, porselen ve sanayi ürünleri getirilmişti.
Japon Prens Nobihito Takamatsu (1905-1987) ve
eşi Prenses Kukiko (1911-2004)
1931 yılında, Japon İmparatoru Hirohito’nun kardeşi olan Prens Nobihito Takamatsu, eşi Prenses Kukiko ile birlikte çıktığı yurtdışı gezisinde, Yunanistan’dan sonra 12 Ocak 1931 Pazartesi günü İstanbul’a gelmişti. Prens Noboyoto Takamatsu ve eşi 13 Ocak’ta Ankara’ya gitmiş, resmi temaslarını tamamladıktan sonra 16 Ocak sabahı İstanbul’a dönmüştü. İstasyonda karşılanan Prens ve Prenses, havanın yağmurlu olmasına rağmen Ayasofya’yı, Süleymaniye Camiini, Yerebatan Sarayı’nı, Yedikule surlarını gezdikten sonra ve Karaköy’de bulunan Japon Ticaret Sergisi’ni ziyaret etmişti. (18 Ocak 1931 tarihli Akşam Gazetesinden)
O da 1956-58 yılları arasındaki Menderes yıkımlarında tarihe karışmıştı.

Güzel Sanatlar Akademisi 1932 yılı mezunlarından Yüksek Mimar Suat Nirven tarafından
çizilmiş 1947 tarihli “Beyoğlu Kazası Karaköy Civarı” (pafta 42) haritasında Borsa Hanı Belediyeye ait, Mehmet Ali Paşa Hanı, Vagon-Li Binası ve iki binanın köşesinde Mehmet Ali Paşa Hanına bağlı bir PTT (ki bu bina İngiliz haritacı Charles Edward Goad’ın Aralık 1905’te çizdiği 28 pafta numaralı haritada Del Genio Brasserie&Restaurant olarak işlenmişti), Baro Han’ın arkasındaki Camondo Han de Banco di Roma olarak işlenmiş.

Osmanlı Seyr-i Sefain İdaresi  (Şehir Hatları Deniz İşletmesi) Binası yıkılmış,
arkada Galata Bonmarşesi, karşı sırada Havyar Han ve Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Camii
sıranın kendilerine geleceği günleri sayıyor.

Osmanlı Seyr-i Sefain İdaresi  (Şehir Hatları Deniz İşletmesi) Binası yıkılıyor,
solunda Mehmet Ali Paşa Hanı.







Osmanlı Seyr-i Sefain İdaresi  (Şehir Hatları Deniz İşletmesi) Binası yıkılıyor.

Yıkıntıların, tozun toprağın arasında yayalar, hayat akıyor...




Borsa (Komisyon&Konsalide) Hanı;

Osmanlı İmparatorluğun ilk resmi borsası Karaköy Meydanı’nda, 1866 yılında Havyar Han'ın tam karşısında açılmış ve bulunduğu binaya “Borsa Han”, “Komisyon Han” ve “Konsolide Han” gibi isimler verilmişti. Bu Borsa Hanı için, 1933’te “Burası sadece Galata’daki pazarın değil, tüm İstanbul pazarının kalbiydi. Ayrıca şüphe yok ki İstanbul'daki en gürültülü yerdi” denilecek kadar ve Haviar Han’a denk önemli işler görmüştü.
1956-58 yılları arasındaki Menderes yıkımlarında en önce yıkılanlardan birisi olmuştu Borsa Han ve o da tarihe karıştı.

Borsa Han’ın yıktırılması daha 1948 yılında düşünülmüş, o dönemin gazetelerinden
Akşam’ın 24 Mayıs 1948 tarihli sayısında Borsa Han’ın yıktırılacağı haberi

Solda Borsa Han, karşıda Galata Bonmarşesi ve
Zenith marka meydan saati.
 
Solda Borsa Han, karşıda Galata Bonmarşesi,
Seyyar gazete satıcıları, direk duruyor meydan saati yok... 

40’lı yıllarda, solda Borsa Han karşıda Galata Bonmarşesi
Cumhuriyet Gazetesi’nin 8 Temmuz 1949 tarihli
nüshasında bir kayıp ilanı;
“Bulana Mükâfat 6/6/949 çarşamba saat on altı raddelerinde
Galata Bonmarşesi önünde ortası eflâtun renkli safir, etrafı elmas taşlı
plâtin yuvalı bir yüzük düşürülmüştür. Manevî kıymeti büyük olduğundan
getiren memnun edilecektir.
Adres: Nazım Sadıkoğlu, Galata Kürekçiler
Ahen- Münih Han kat 2.” 
Güzel Sanatlar Akademisi 1932 yılı mezunlarından Yüksek Mimar Suat Nirven tarafından
çizilmiş 1947 tarihli “Beyoğlu Kazası Karaköy Civarı” (pafta 42) haritasından detay;
Kürekçiler Sokaı ve Ahen-Münih Han. Banco di Roma olarak belirtilmiş olan Han, Camondo (Nordstern) Han’dır.

Borsa (Komisyon&Konsalide) Hanı
O zamanların ünlü birahanesi Tokatlı ve yanında mezeci Yayla, karşıda Galata Bonmarşesi ve hemen yanında Ekspres Bank, Borsa Hanın arkasında ise yıkımdan kurtulabilen Nordstern Umumi Sigortalar Şirketi Binası.
Fotoğraf Foto Işın tarafından çekilmiş.


Borsa (Komisyon&Konsalide) Hanı, sol köşede Fermeneciler Sokağı’nın başında çok az olarak köşesi görünen yapı ise Aziziye Karakolu’nun yanındaki iki katlı yapıdır. Bu yapı Charles Edward Goad’ın Aralık 1905’te çizdiği haritada Del Genio Brasserie&Restaurant olarak kayıt edilmişti. Aynı bina daha sonra karaköy PTT Binası olarak hizmet vermişti.



Hayatını piyango bayii olarak kazanan 2 metre 40 santimlik boyuyla, yaşadığı dönemde dünyanın en uzun boylu adamı ünvanına sahip olan Bilecik Abbaslı Köyü’nde 1919 yılında doğan Uzun Ömer (Ömer Özkan) hayatını Milli Piyango bileti satarak idame ettiren birisiydi. Uzun Ömer, önceleri bu PTT Binasının yanında olan piyango bayii’ni daha sonra Galata Köprüsü’nün altına, 6 numaralı Adalar-Yalova iskelesinin yanına nakletmişti. Eminönü’ndeki Nimet Abla, tek kollu Cemal, Beyoğlu’nda da Cüce Simon gibi o da İstanbul’un en çok bilet satan bayilerinden biriydi. Pek çok kişi, onun o kocaman elleri ile çektiği biletle zengin olacağına inanıyordu.
Uzun Ömer, Ömer Özkan
(1919-1960)
16-17 yaşlarına kadar normal bir genç olarak hayatını sürdüren Uzun Ömer’in boyu, sonraları hipofiz bezinin aşırı çalışması sonucunda hızla ve anormal bir şekilde artmaya başlamıştı. İstanbul’da Numune Hastanesi’nde tedavi görmüş, ağırlığı yaşamı boyunca 150-180 kg arasında değişmişti. Kalbi vücuduna göre küçüktü ve bu yözden kalp yetmezliği sorunu yaşıyor, ancak baston yardımı ile zorlukla yürüyebiliyordu. Çevresindekilere hep iyilik eden, kimseyi kırmamaya çalışan ve çok az konuşan Uzun Ömer 2 Şubat 1960’da Üsküdar’daki evinde kalp yetmezliğinden vefat etmiş, Eyüp’te Eski Bahariye Yolu’ndaki mezarlığa defnedilmişti. Uzunluğu 50 cm’e yaklaşan 58 numara ayakkabıları, bir anı olarak kendinden sonra ortakları ve yakınları tarafından çalıştırılmaya devam edilen piyango bayiinin camekânına
yerleştirilmişti. Milli Piyango Bayii 1970’lerde anlaşmazlık
yüzünden kapatılınca, Uzun Ömer’in simgesi haline gelen 58 numara ayakkabıları da yok olmuştu.

Borsa (Komisyon&Konsalide) Hanı yıkılıyor.
Arkasında yıkımdan kurtulabilen Nordstern Umumi Sigortalar Şirketi Binası 




Borsa (Komisyon&Konsalide) Hanı yıkılıyor.

Yıkımlardan önce Galata Bonmarşesinden Voyvoda Caddesine kadar olan bölüm.
Fotoğraf: Ara Güler

Yıkımların Voyvoda Caddesinden görünüşü, Tramvay’ın döndüğü köşe Galata Bonmarşesi’nin arkasındaki adanın sonudur.
Fotoğraf: Ara Güler
Mehmet Ali Paşa Hanı;

Belki de Karaköy Meydanı’nda, Haliç kıyısındaki en eski binalardan biriydi Mehmet Ali Paşa Hanı. Neredeyse tüm dönemler boyu çekilmiş bütün fotoğrafların değişmez unsuruydu. İstanbul Ticaret Odası 14 Ocak 1882’de Dersaadet Ticaret Odası adıyla Haliç kıyısındaki bu hanın 12 numaralı dairesinde faaliyete geçmişti. Oda’nın açılışında Ticaret ve Ziraat Nazırı Mehmet Raif Paşa (Köse) da hazır bulunmuş, Oda Eylül ayında ilk yönetmeliği olan Tellallar Tüzüğü’nü yayınlamıştı. 1890 yılında Mehmet Ali Paşa Han, Oda’nın ilk yabancı heyetini ağırladı. İstanbul Ticaret Odası, 1891’de bu handan ayrılsa da 1907’de tekrar geri dönmüş ve 1917 yılına dek Mehmet Ali Paşa Han’ında faaliyetlerini sürdürmüştü.
Ne yazık ki Mehmet Ali Paşa Hanı da 1956-58 yılları arasındaki Menderes yıkımlarında tarihe karıştı.
Mehmet Ali Paşa Hanı, üzerinde Elaziz Umum Nakliyat Şirketi tabelası.

Mehmet Ali Paşa Hanı, yıkım çatıdaki kiremitlerin kaldırılmasıyla başlamış,
halk köprüden izliyor., solda köşesi görünen yıkılmış olan Seyr-i Sefain binasının enkazı.

Mehmet Ali Paşa Hanı, yıkımı devam ederken, daha önce yıkılmış olan
Baro Handan boşalan alana işçiler parke taşı döşüyor.

Mehmet Ali Paşa Hanı, yıkım devam ediyor. 
























Yıkım her yerde...

30 Eylül 1956 tarihli Cumhuriyet gazetesinde,
Karaköy-Beşiktaş arasında yapılacaklar şöyle belirtilmekteydi:

“Karaköy’de rıhtımdaki Borsa Hanı, PTT Binası, Denizcilik Bankası (Seyr-i Sefain İdaresi Binası) yıkılacak, Tophane’ye sapan yol genişletilecek, Denizcilik Bankası’ndan itibaren Tophane Çeşmesi’ne kadar olan binaların hepsi yıkılacak, kazanılacak 11 metre ile yolun genişliği 30 metreye çıkarılacaktır. Tarihî Tophane Çeşmesi olduğu yerde kalacak ve tamir edilecek, Karaköy Palas ile Domuz Sokağı arasındaki blok tamamen yıkılarak bu saha yola verilecektir.”

4 Temmuz 1958’de Karaköy börekçisi ile Haviar han’ın bulundukları adanın istimlakine başlanmış, bu yapı adası üzerinde bulunan 63 gayrimenkul ile Galata Bonmarşesi ve sırasındaki 4 binanın yıkılmalarına başlanmıştı.
İngiliz haritacı Charles Edward Goad’ın Aralık 1905’te çizdiği
İstanbul Sigorta Haritasından bir detay.
Karaköy bölgesinde en erken yıkılan yerlerin başında Galata Bonmarşesi’nin (ok ile işaretli) de içerisinde olduğu Necatibey (Grand Rue de Galata) Caddesi ile Voyvoda Caddesi ve Yüksek Kaldırım Caddesi ile Haraççı Caddesi (Domuz Sokak) arasında kalan (altta fotoğrafı olan)
işaretli yapı adası olmuştu.  
Galata Bonmarşesinin olduğu ada yerle bir edilmiş,
Yüksek Kaldırım ve köşesindeki Minerva han ortaya çıkmış.




Galata Köprüsünden geçenlerin daha köprüden itibaren tam karşılarında gördükleri Galata Bonmarşesi, Tanzimat Fermanı sonrasında Beyoğlu İstiklal Caddesi’nde çokça açılan mağazaların bir benzeridir. O da diğerleri gibi batılı malların satıldığı, daha ziyade gayrimüslüm Osmanlı vatandaşlarının, Levantenlerin, ve hali vakti yerinde alafranga yaşam tarzını benimsemiş ve avrupai yaşam standartlarına düşkün olan Osmanlıların cennetidir. Her nevi giyim ve ev eşyasının satıldığı Bonmarşelerdeki çocuk kıyafet ve oyuncakları, bilhassa da süslü püslü bebekler, küçük kızları fazlasıyla cezbetmiş, bu nedenle de, geleneksel kesim, kendilerine göre farklı ve alafranga gördükleri bu avrupai tarzda giydirilmiş, batılı eğitim ile terbiye edilmiş çocukları “Bonmarşe Bebeği” olarak yaftalamış, çağırmıştır.
Solda Galata Bonmarşesi’nin de içerisinde yer aldığı yıkılan yapı adası,
sağda Haviar Han’ın yıkıntıları.

Bonmarşe kelimesi dilimize Frasızcadan geçmiştir. “Le Bon Marché”, Paris’te her türlü giyim, süs eşyası, oyuncak vb. satılan bir mağazadır. 1838’de kurulmuş, 1852’de Aristide Boucicaut (1810-1877) tarafından tümüyle yenilenmiş, ilk modern mağazaydı.


Au Bon Marché de Galata
Bon Marché” Fransızcada ekonomik, ucuz anlamına gelir. Dilimize de geçmiş ve TDK sözlüğünde, “içinde her türlü giyim, süs eşyası oyuncak vb. satılan büyük mağaza” tanımıyla yer almıştır.
1870 tarihli bir Guillaume Berggren fotoğrafında Yüksek Kaldırım
Sebah Joaillier fotoğrafında Yüksek Kaldırım merdivenlerinin sol köşesinde henüz
Minerva Han inşaa edilmemiş. Guillaume Berggren fotoğrafı ile hemen hemen aynı yıllar.

1913 yılında inşaa edilen Minerva Han, adını Roma Mitolojisi’nde bilgi, bilgelik ve sanatı temsil eden Tanrıça Minerva’dan (Yunan Mitolojisinde Athena) alır. 

Han, farklı dönemlerde değişik amaçlarla kullanılmış, ilk olarak Atina Bankası, daha sonra DeutschBank olmuş, 1950’lerden 1980’lerin başına kadar, Doğan Sigorta Binası olarak kullanılmıştı. 1993 yılına kadar Aksigorta’ya ev sahipliği yapan minerva Han, 24 Mart 1998’den beri, Sabancı Üniversitesi’nin Karaköy İletişim Merkezi olarak kullanılmaktadır.


İşgal yıllarında Yüksek Kaldırım Caddesi

Domuz eti satan kasapların bulunduğu Domuzhane ya da Domuz Sokak da yıkılanların arasındaydı. 27 Nisan 1958’de Domuz Sokağı’nın yanındaki yapı adasının istimlaki sebebiyle Voyvoda Caddesi (Bankalar Caddesi) trafiğe kapatılmış, molozlar kaldırılıncaya kadar Beyoğlu istikametinden gelen tramvaylar Tepebaşı’ndan döndürülmüştü. O gün Otomobiller de Tophane yolunu takip etmişler, İstanbul tarafından gelen tramvaylar da Bahçekapı’dan dönmüşlerdi. Akşama doğru molozlar temizlenince tramvaylar normal seferlerine başlamış, sabahına da trafik artık normal akışına devam edeblmişti. Domuzhane Sokak’ta çoğunlukla iş adamlarına ve bankerlere hitap eden birkaç tane lokanta vardı. Bu sokakta domuz eti satan bu işletmelerden geriye kalan tek kasap olan Çerkezo Şarküteri yıkımlardan sonra Yüksek Kaldırım merdivenlerine Minerva Han’ın hemen sonrasına taşınmış, 1990 yıllarına kadar da açık kalmıştı. Cağaloğlu’nda çalıştığım yıllarda öğle tatillerinde dolaşmak için geçtiğimde Karaköy taraflarına Çerkezo’ya uğrayıp öğle yemeğimi oradan hazırlattığım lezzetli bir sandviç ile geçiştirirdim. 


Güzel Sanatlar Akademisi 1932 yılı mezunlarından Yüksek Mimar Suat Nirven tarafından
çizilmiş 1948 tarihli “Beyoğlu Kazası Galata” (pafta 41-42) haritasında Wiener Bankverein binası Ziraat Bankası, Necati Bey Caddesi - Karaköy Caddesi - Halil Paşa Sokağı ile çevrelenmiş daha öncesinde Haviar Han olarak adlandırılan ada, birçok irili ufaklı yapılar manzumesinden ve aralarındaki avlu ve geçitlerden oluşan bir bütün olarak, Halil Paşa Sokak ile Kemankeş Caddesi arasında kalan parselin başında da yine birçok küçük dükkandan oluşan bir yapı işlenmiş (1253), ancak Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Camii’nden bu haritada bahis yok.


Kemankeş Caddesinin (Charles Edward Goad haritalarında Kara Mustafa Caddesi diye geçer) adı, 23 Aralık 1638-31 Ocak 1644 yılları arasında beş yıl sekiz ay sadrazamlık yapmış, Osmanlıdaki iktidar kavgaları sırasında boğdurularak öldürülmüş Arnavutluk Avlonya doğumlu Kemankeş Kara Mustafa Paşa’dan (1592-1644) gelmektedir ve haritada Kemankeş Caddesinin bitiminde görülen kubbe de onun Ceneviz idaresi sırasında var olan San Antonio Kilisesi’nin kalıntıları üzerine yaptırdığı ve günümüzde Yeraltı Camisi olarak anılan camidir.

Yıkılan Haviar Han’ın enkazı ardında Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Camii,
sıranın kendisine gelmesini bekliyor adeta. Karşı kaldırımda Seyr-i Sefain binası, Baro Han ve Mehmet Ali Paşa Han’ından eser kalmamış.
Galata Bonmarşesinin ve Baro hanın olduğu adalar yıkılmış,
yerine meydan düzenlemesine başlanmış. 80’lerin sonlarına doğru bu fotoğrafta görülen BOZKURT tabelası ve THY reklamının olduğu ada da tamamen Voyvoda Caddesine kadar traşlanacaktır. O adada hatırlarım bir fotoğrafçı vardı, Polonezköylü Mösyö Prežibislavski, dükkanına girip çıkmışlığım olmuştu, Kodak satardı, ancak dükkanda yok yoktu. Ben tanıdığımda oldukça ilerlemiş yaşına rağmen sabahın köründe koşturarak dükkanını açar, çalışmaktan erinmezdi. Yıllarını bu işe vermişti, o adanın yıkılması ve onun da dükkanının tarihe karışması onu çok yıkmıştı. Sonraki yıllarda sanırım 90’larda Feriköy’de yaşadıkları eve bir hırsız girmiş, yaşlı eşini bıçaklayarak öldürmüştü. Bu onun için ikinci bir darbe olmuştu. 





Yıkımlardan sonra Karaköy Meydanı’nın yeni çehresi





















40’lı yıllarda, solda Borsa Han karşıda Galata Bonmarşesi
Karaköy’de artık bir yeraltı geçidi de var...
1964 yılında Karaköy yeni bir imar faaliyeti daha yaşamış, 2 dönümlük bir alanı kaplayan, 63 betonarme kolon üzerine oturan, içinde 23 dükkanın yer aldığı bir alt geçit yapılmış ve meydan artık kesintisiz olarak işleyen araç trafiğine teslim edilmişti. Bu geçidin Necatibey Caddesi’ne, Tünel’e ve Galata Köprüsü’nün her iki yönüne açılan çıkışları vardı. 1986 yılında yapımına başlanıp 1992’de hizmete sokulan son Galata Köprüsü ile birlikte 1964 yılında yapılan altgeçidin çıkışları da yeniden düzenlenmişti.

1986 yılında yapımına başlanan ve 1992’de hizmete giren
son Galata Köprüsü inşaatı sırasında Karaköy Meydanı.



Bektaş Efendi Mescidi;
Kanunî Sultan Süleyman’ın imamlarından Bektaş Efendi tarafından Karaköy’de Necatibey caddesiyle Gümrük sokağı arasındaki yapı adasının ucunda yer alan Bektaş Efendi Mescidi 1935-36 yıllarında kadro dışı bırakılmış ve 1956-1957 yıllarında da yıktırılmıştı.
İngiliz haritacı Charles Edward Goad’ın (1848-1910) Aralık 1905’te çizdiği
İstanbul Sigorta Haritası 28. Paftasından bir detay;

(Grand Rue de Galata) günümüz Necatibey Caddesi ile Gümrük Sokak arasında kalan ve Karantina sokak ile kesilen üçgen yapı adası 1956-58 istimlaklerinde tamamen ortadan kaldırılmıştı. O adada yer alan Bektaşi Efendi Mescidi de yıkılanlar arasındaydı. Yanındaki Kara-keuy Yeni Han hala ayaktadır. Haritada Karaköy Yeni Hanı üzerinde “Aachen & Münich d'Assurance” Sigorta Şirketi’nin adı yazmakta.


Galata Necatibey Caddesi ile Gümrük Caddesi arasında dükkanların üzerinde fevkani olarak inşaa edilen Bektaş Efendi Mescidi minaresi yıkıldıktan sonra bir süre lokanta olarak kiraya verilmişti.


Karaköy Meydanı’ndan Tophane istikametinde o zamanın Grand Rue de Galata’sı günümüz Necatibey Caddesi, ilerde sağda Gümrük Sokak köşesinde Bektaşi Efendi Mescidi.
Sağda üzerinde Crédit Lyonnais tabelası görünen yüksek yapı Karaköy Yeni Han, günümüzde altında Akbank Galata Şubesi vardır. Karaköy Yeni Han’dan bu tarafa tüm binalar 1956-58 yılları arasında yıkılmışlardır.
Necatibey Caddesi’nin girişinde sol tarafta bulunan Karaköy Hamamı, karşısındaki Bektaş Efendi Mescidi’nin evkafındandır ve onunla aynı dönemde Kanûnî Sultan Süleyman zamanında yapılmış olmalıdır. Eski bir fotoğrafta görülen heybetli kubbesinden oldukça büyük bir yapı olduğu anlaşılan bu hamam XX. yüzyılın başlarında yıktırılmış, yerine başta Karaköy Palas olmak üzere iş hanları inşa edilmişti.

Bir Sèbah & Joaillier fotoğrafı, Editör Max Fruchtermann ve Dresden’li Editörler Römmler & Jonas gibi Kartpostal üreticileri tarafından çokça kartpostalı yapılmış bir kare. Karaköy Meydanı’ndan Tophane istikametinde o zamanın Grand Rue de Galata’sı günümüz Necatibey Caddesi, ilerde sağda Gümrük Sokak köşesinde Bektaşi Efendi Mescidi.
Hemen fotoğrafın sağında Rumca, Osmanlıca ve Fransızca olarak üç dilde yazılmış dükkan tabelası dikkat çekmekte; “Lazarides Frères Fabrique des Chemises” Lazarides Kardeşler Gömlek Fabrikası. Sağda üzerinde bacaların göründüğü yüksek yapı Karaköy Yeni Han, günümüzde altında Akbank Galata Şubesi vardır. Karaköy Yeni Han’dan bu tarafa tüm binalar 1956-58 yılları arasında yıkılmışlardı.







Necatibey Caddesi’nde iki katlı imperial’ler (atlı tramvaylar) ve Mandaların çektiği yük arabası.


Balkan Savaşı sırasında İstanbul’a kaçıp sığınmış
Trakya’lı ailelerden birisi ve manda arabası



Bektaşi Efendi Mescidi













Günümüzde Karaköy Meydanının panoramik görüntüsü ve Necatibey Caddesi görünüşü.


Karaköy Meydanı’ndan Necatibey Caddesi’ne giriş, sağ köşede Karaköy Yeni Han

Karaköy Meydanı’ndan Tophane istikametinde Necatibey Caddesi, ilerde ortadaki ağacın yeri Bektaşi Efendi Mescidi’nin yer aldığı, 1956-58 yılllarında tamamen yıkılan ada.
Sağda köşedeki yapı eski fotoğraflarda da görülen Crédit Lyonnais tabelasının olduğu Karaköy Yeni Han, sol taraftaki yüksek binaların olduğu yerde de eskiden Karaköy Hamamı yer alırmış.


Yıkımlardan sonra
Karaköy


Bu fotoğraf yıkımlardan kısa bir süre sonrasını 61-65 yılları arasını gösteriyor.
Solda tüm heybeti ile 1910’lu yılların sonlarında Guilio Mongeri tarafından yapılan Karaköy Palas. Ziraat Bankasının arkasında solda içerlek olarak kalan (Patrikiadis Han, Vassilaki Han) ve yıkılan Havyar Han’dan geri kalanların yerine 64-65 yıllarında Aksu Han inşaa edilmişti. Aksu Hanın zemin katındaki dükkanlardan birinin içinde bir mozaik pano ve üzeri yine mozaik çalışması ile kaplanmış iki yuvarlak kesitli kolon yer alır, adı Kağnı olan mozaik pano, 1965 yılında Bedri Rahmi Eyüboğlu tarafından yapılmıştır. Ayrıca Aksu Han’ın cephesinde zemin kat ile birinci kat arasında da yine Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun yapmış olduğu kuşak halinde bir rölyef yer alır.
Sağ kaldırımda meydandan Bankalar Caddesine çıkan, şimdi açık olan diğer tarafı Galata Bonmarşesi ile birlikte yıktırılan yapı adasının olduğu ve vaktiyle adı Domuz Sokak olan bu yaya yolunda bir sıra dükkanlar vardı. Hatırlarım o dükkanlardan birinde, yanılmıyorsam arada kalmış olan iki katlı küçük olanda, bir fotoğrafçı vardı, Polonezköylü Monsieur (mösyö) Prežibislavski. Dükkanına girip çıkmışlığım olmuştu, Kodak ürünleri satardı, ancak dükkanda yok yoktu. Ben tanıdığımda oldukça ilerlemiş yaşına rağmen sabahın köründe koşturarak dükkanını açar, çalışmaktan erinmezdi. Yıllarını bu işe vermişti, 80’lerin son yıllarında bu yapı adasının da yıkılması ve onun dükkanının da tarihe karışması onu çok yıkmıştı. Sonraki yıllarda sanırım 90’larda Feriköy’de yaşadıkları eve bir hırsız girmiş, yaşlı eşini bıçaklayarak öldürmüştü, bu onun için ikinci bir darbe olmuştu. 

Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun 1965 tarihli Kağnı Mozaiği, Aksu Han’da
Mozaik pano’yu yapan Bedri Rahmi Eyüboğlu, Düzenleyen Eren Eyüboğlu ve Teoman Südor, Yerine koyan ise, Üsküdarlı Hızır Usta

Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun Aksu Han’ın dış cephesindeki Rölyef parçalarından birisi


ve 56-58 yıkımlarından
   sağ kalanlar...














Eski Karaköy Meydanının o günlerdeki ihtişamını günümüze taşıyarak kalabilenler, sadece günümüzde Ziraat Bankası olarak kullanılan Wiener Bankverein Binası
ve Bugün Nordstern Hotel Galata olan Camondo Han’dır.


Wiener Bankverein Binası;



İngiliz haritacı Charles Edward Goad’ın (1848-1910) Aralık 1905’te çizdiği haritada da belirtildiği gibi, bugün Ziraat Bankası Karaköy Şubesinin yer aldığı yerde, mimari projesi Ermeni asıllı mimar Bedros Nemtzeyan’a (1830-1893) ait Hallaçyan Hanı’nda bir Fransız bankası olan “Crédit Lyonnais” varmış. 1863’te Lyon’da bir komandit şirket olarak kurulan Crédit Lyonnais, 1875 yılında İstanbul’da ilk şubesini Tünel civarında Mertabani Sokak’ta açmış, daha sonra da Hallaçyan Han’a taşınmıştı. 1988 yılına kadar Türkiye’de faaliyetini sürdüren şirket tasfiyeye gitmiş ve kapanmıştı.





Belki de Galata Köprüsünden Karaköy’ün göründüğü en eski fotoğraflardır bunlar.
Köprünün zemininin ahşap ile kaplı olması, fotoğrafların 1911 öncesine ait olduğunun bir işaretidir. Zira Köprü 1912 yılında parke kaplaması, strüktür ve çevre düzenlemesi ile yenilenmiştir.






Yukarıdaki fotoğraflarda Köprünün solunda Mehmet Ali Paşa Hanını, arka ortasında en üst katı görünen Camondo Hanını, Mehmet Ali Paşa Hanının hemen yanında Aziziye Karakolunu, Mehmet Ali Paşa Hanı ile Aziziya Karakolunun hemen orta arkasında Borsa Hanını, köprünün sağ ayağında ise Hallaçyan Hanını ve hemen ardında sonradan Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Camii’nin üzerine inşaa edileceği iki katlı dükkan bloğu ve onun da arkasında tam cepheden Haviar Hanını görebilmekteyiz.



Charles Edward Goad 1905 tarihli haritasında Hallaçyan Han’ın arkasındaki caminin bulunduğu parselde “construction” yani inşaat yazmaktadır. Bu ibare o sırada Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Camii’nin inşaatının başlamış olabileceğinin işaretidir. Ayrıca Aziziye Karakolu 1910 tarihinde yıkıldıysa eğer, o zaman bu fotoğraf bize, en erken 1905, en geç 1912 tarihleri arasındaki bir zaman dilimini göstermektedir.
Galata Köprüsü yenilenmiş, Wiener Bankverein inşaa edilmiş, Aziziye Karakolu yıkılmış, yerine Seyr-i Sefain Binası yapılmış, Galata Köprüsü üzerinde tramvay çalışıyor, o halde
bu fotoğraf 25 Ocak 1914’ten sonrasına ait olmalıdır.
Alttaki fotoğrafta da Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Camii’nin üzerine inşaa edildiği iki katlı dükkanların işletilmeye başlandığını açık bir şekilde görebilmekteyiz. Arkasındaki han da Haviar Han’dır ve daha sonraki yıllarda yıkılıp yenilendiği fotoğraflarda takip edilebilmektedir.
Sağda önünde atlı paytonların durduğu çok az bir kısmı görünen bina da sonradan yerine Wiener Bankverein’in inşaa edileceği Hallaçyan handır.
Binanın Banque Française Des Pays D’Orient tarafından kullanıldığı zamana ait bir fotoğraf.
1912-14 yılları arasında, Hallaçyan Hanı’nın yerine bir Avusturya Banka kuruluşu olan “Wiener Bankverein” (Viyana bankası) Art Nouveau tarzında yeni bir banka binası yaptırmıştı. 


Wiener Bankverein Binasının ilk yapıldığı yıllar.

Bina 1920’li yılların başında kısa bir süre bir Fransız Bankası olan “Banque Française Des Pays D’Orient” tarafından, yine bir süreliğine de Tütün Rejisi olarak kullanılmıştı.

Karaköy Rıhtımı ve rıhtımda ünlü Gülcemal Vapuru, solda köşesi görünen
Wiener Bankverein Binası
 






Bu ve alttaki fotoğrafta, Wiener Bankverein Binasının Ziraat Bankası tarafından kullanılmaya başlanmadan önce yapılan restorasyon çalışmaları görülmekte. Yanında Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Camii ve karşısında köprünün diğer tarafında Denizcilik Bankası binası
(eski Wagon Lits-Cook binası) 1944 sonrası

Yapıldığı dönemin banka plan tasarımına uygun olarak giriş katı bir dizi kolon ile çevrelenmiş bir müşteri kabul holü ve galerili bir asma kattan oluşmaktadır. Üst katlarında ise orta aks boyunca uzanan bir koridorun

iki yanında çalışma odaları sıralanır.

Borsa Han’ın önünden Karaköy Meydanı’na ve köprüye bakış.
Karanlık bir fotoğraf olmasına rağmen solda Ziraat Bankası ve sağda Wagon Lits-Cook binası ayırdedebiliyor. Sağda Fermeneciler Sokağı’nın başında yarısı görünen ve
Milli diye başlayan tabela, eğer Milli Piyango tabelası ise,
o belki de Uzun Ömer’in (Ömer Özkan) Milli Piyango Bayii olabilir. 




Ziraat Bankası’nın Karaköy rıhtımından görüntüsü. Bu fotoğrafta, binanın hemen sağındaki parselde bir inşaat faaliyeti dikkati çekmekte, bu inşaat 1975 yılından sonra Ziraat Bankası’na yapılan ek binaya ait olabilir. 
1956-58 Menderes yıkımlarının son demleri,
son olarak Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Camii’nin yanındaki Haviar Han yıkılmış,
yanında yıkıntıları görülebiliyor, son olarak da kısa bir süre sonra Cami yıkılacaktı. 
Binanın giriş ve üzerindeki galeri katı diğer katlardan büyük olarak
planlanmış ve üst blok geri çekilerek inşaa edildiğinden 2. katta denize doğru bir teras oluşturulmuştur. Büyük boyutlu denize bakan heykelleriyle tanınan bu teras, güneye bakan deniz cephesinde yer alır. Binanın batı yönündek giriş cephesi diğer cephelerden farklı olarak, zemin katta, iki başta çift sütun, aralarında iki tek sütünun oluşturduğu üç akslı bir düzendedir. Cepheleri genel olarak 19. yüzyılın seçmeci anlayışını yansıtan binanın her üç cephesinde de giriş ve asma kat cepheleri yatay bantlarla taş örgü görünümündeki yüzeylerle diğer kat cephelerinden kopartılmış, yatay bantlı yüzeyler üst katlarda da binanın sadece köşelerinde devam ettirilmiştir. 

Bina Başak Sigorta Binası olarak da kullanılmış


Binanın deniz cephesinde üçüncü ve dördüncü kat pencereleri arasındaki yatay bantta binayı yaptıran banka kuruluşunun ismi yazılıdır. Bezeme açısından daha zengin olan deniz ve giriş cephelerinde kemerli ikinci kat pencereleri ile üçüncü kat pencereleri arasında askı çelenkler, üçüncü kat pencerelerinin iki yanında akantus yaprakları üzerinde triglif ve saraktan oluşan bir bezeme bandı ve dördüncü son kat pencereleri hizasında köşelerde kâse ve askı çelenklerden oluşan armalar yer almaktadır.


Binanın tanınmış büyük boyutlu kadın ve erkek heykelleri ise deniz cephesini çevreleyen beton balkon korkuluklarının üzerindedir. Binanın çatısını da bir dizi ortası şişkin küçük sütunçelerden oluşan bir korkuluk çevrelemektedir.






İkinci katın cephesindeki erkek heykeli sanayiyi, kadın heykeli ise ticareti temsil eder. Bazıları bu iki heykelin mason localarının sembolleri olduğunu, kadın heykelinin “dul kadın ve çocukları”nı , erkek heykelinin de dul kadının oğlu “Hiram usta”yı temsil ettiğini iddia etmektedir.






1944 yılında bina T.C. Ziraat Bankası tarafından kullanılmaya başlanmış, 1975 yılında büyük bir revizyondan geçirilmiş, eski yapıya ek yapılması için açılan yarışmayı Prof. Nezih Eldem’in hazırladığı proje kazanmış ve Karaköy rıhtımına doğru bina modern bir yapı ile genişletilmişti.
1958 yılında Ziraat Bankası’nın üzerinde bulunduğu ada için de istimlak ve yıkım kararı verilmiş, ertelenmişti. Ziraat Bankası da bu istimlak nedeniyle bankayı yerleştirmek üzere Beyoğlu’ndaki Karlmann pasajını satın almıştı. Ancak her nedense bu istimlak kararı ve yıkım sonrasında gerçekleştirilmemişti. Bu sayede bina Menderes yıkımlarından kurtulan nadir eserlerden biri olarak halen Ziraat Bankası olarak kullanılmaktadır.
Günümüzde Karaköy Ziraat Bankası




Nordstern Hanı

Nordstern Umumi Sigortalar Binası;



1813 yılında 5 dükkanın üzerinde bir yahûd-hâne (Yahudilerin bir arada oturdukları bir çok evden oluşan bina) altında 5 dükkan olan Kezban oğlu Mustafa’ya ait olan bina, vefatı sonrasında Gonas ve Manas isimli iki gayrimüslüm’e geçmiş, 1857’de de 2 dükkan ve yıkılmış olduğu için yahûd-hâne arsası olarak kaydedilen arsa, 1861’de 3 dükkanı olan tek kapılı bir han olarak Yahudi asıllı Yosef’e geçmiş, 1862’de de Abram oğlu Salomon’a geçmişti. 1889’da çevre bir imar görmüş, Osmanlı vatandaşı olan İtalyan Yahudisi Banker Rafael Salomon Kamondo tarafından, İngiliz haritacı Charles Edward Goad’ın (1848-1910) Aralık 1905’te çizdiği haritada da Camondo Han olarak kaydedilmiş olan bir Han inşaa ettirilmişti. Han, 1912’de Rafael Salomon Kamondo’nun vefatı sonrasında mirasçılarına kalmıştı.
Nordstern Han’ın biraz öncesi, Baro Han’ın köşesi.
Köşeden gösterişli bir giriş var ve kapının üzerinde Stein yazıyor.
Bu Stein Birahanesi olabilir.

İlerde, Yorgancılar Caddesi ve Yeni Cami Caddesi arasında kalan köşesi yuvarlak binanın olduğu blok 56-58 yıkımlarında tamamen ortadan kaldırılmış ve iki cadde birleştirilerek günümüz tersane Caddesi ortaya çıkmıştı. İlerdeki üçgen çatılı yapı Tünel’in eski Karaköy çıkışıdır. 


Hanın iki dükkanı 1928 yılında Banco di Roma’ya, bir diğeri bir şerbethaneye kiralanmış, yine aynı yıl Nordstern Umumi Sigortalar Şirketi binayı satın alarak uzun yıllar kullanmıştı. Altındaki meydana bakan köşe dükkanda uzun yıllar ünlü Baylan Pastanesi’nin yer aldığı bina, 1994 yılında kapsamlı bir restorasyon geçirmiş, 1999 yılı itibariyle Axa Oyak Sigorta Şirketi’ne ve şirketin 1999’da açmış olduğu Sanat Galerisi’ne evsahipliği yapmıştı. Han, 2012-13 yıllarında geçirdiği bir restitüsyon ve restorasyon çalışmasından sonra Nordstern Hotel Galata olarak hizmet vermeye başlamıştı.
Nordstern Han 1956-58 yıkımlarından öncesi,
solda Borsa Han, sağda köşesi yuvarlak bina.

Nordstern Han 1956-58 yıkımları sırasında,
hemen alt solda Borsa Han’ın yıkıntıları henüz kaldırılmamış.
Soldaki Yorgancılar Caddesi ve sağdaki Yeni Cami Caddesinin ortasında kalan, başında yuvarlak köşeli bina olan ada da 56-58 yıkımlarda tamamen ortadan kaldırılmış, cadde genişletilmiş ve adı tersane Caddesi olarak değiştirilmişti. Sağda ilerdeki üçgen çatılı bina Tünel’in eski Karaköy Çıkışıdır.

Nordstern Han’ın altındaki köşe dükkanda ünlü Baylan Pastanesi.


Nordstern Han 1959-60 yılları, orta ada yıkılmış,
yeni açılan Tersane Caddesi parke taşı ile kaplanmış.
Nordstern Han’ın altındaki köşe dükkanda ünlü Baylan Pastanesi.



Nordstern Han’ın Dünü, Bugünü

Karaköy 1965, Nordstern Han solda.

Yeni Cami Caddesindeki üçgen çatılı Tünel’in eski Karaköy çıkışı.
Tünel çıkışının yanındaki Transtürk Han’ın cephesinde boydan boya bir mozaik çalışma görülüyor fotoğraflarda, hangi sanatçıya ait bulamadım. Çizgileri, Nedim Günsür’ün 1967’de İstanbul Manifaturacılar Çarşısında yapmış olduğu “Atlar” mozaiğini hatırlatıyor.





Nordstern Han’ın Tersane Caddesine bakan Kuzey Cephesi


Nordstern Han’ın Meydana bakan Doğu Cephesi


Nordstern Hotel Galata
Raimondo Tommaso D’Aronco
ve İstanbul


Raimondo Tommaso D’Aronco
(31 Ağustos 1857 - 3 Mayıs 1932)


1890’ların başında, Batı Avrupa ve ABD’de yepyeni, çağdaş, genç ve özgür bir akım olarak ortaya çıkan, ABD’de “Modern stil”, Almanya’da “Jugenstil” (Genç Stil), İtalya’da “Stile Floreale” (Çiçek Stili), İngiltere’de “Liberty” (Özgürlük), Fransa ve Belçika’da ise daha yaygın bilinen adıyla “Art Nouveau” (Yeni Sanat) stilinin en önemli temsilcilerinden sayılan İtalyan mimar Raimondo Tommaso D’Aronco da, babası Girolamo D’Aronco gibi 31 Ağustos’ta, üstelik onun doğduğu Gemona del Friuli’de 1857 yılında doğmuştu. Baba ve annesi Santa Venturini’nin sırasıyla Raimondo Tommaso, Giobatta, Quinto, Vigilio, Amelia, Emma Italia ve Giovanna adlarında sekiz çocuğu olmuştu. Raimondo onların en büyük oğluydu.

Raimondo Tommaso D’Aronco’nun suluboya ile renklendirmiş olduğu bir projesi


Mimar olan babası tarafından aile inşaat şirketinde ve şantiyelerde yetiştirilmesinin ardından Venedik Güzel Sanatlar Akademisi Mimarlık Bölümü’nden mezun olmuştu. Massa Carrara Enstitüsü ve sonrasında F.A. Bonelli di Cuneo Teknik Üniversitesi’nde profesörlük yapan D’Aronco, ardından Messina Üniversitesi’nde altı yıl çalışmış, Kuzey İtalya’da, Cuneo’da Rita (Catterina Maria Teresa) Javelli ile tanışmış, 11 Temmuz 1888’de onunla evlenmiş, aynı yıl Venedik Güzel Sanatlar Akademisi’nin şeref akademisyeni seçilmişti. Bu sıralarda profesyonel olarak çalışmaya başlayan başarılı mimar, İtalya’da pek çok mimarlık yarışmasına katılmış ve aralarında Roma Vittorio Emanuele II Anıtı yarışmasında aldığı gümüş madalya da bulunan pek çok ödül almıştı. Döneminin gelecek vaat eden genç mimarlarından biri olarak öne çıkmaya başlayan D’Aronco, aralarında kasırlar, mezarlık şapelleri, anıtsal binalar olan birçok esere imza atmıştı.

Girolamo D’Aronco
(31 Ağustos 1825 - 29 Haziran 1909)
Tomaso ve Maddalena Boezio’nun oğlu olarak Gemona del Friuli’de doğdu. 1856’da Santa Venturini ile evlendi. İnşaat sektörünün farklı dallarında çalışan Girolamo D’Aronco aile geleneği izleyerek ve inşaat müteahhitliği yaparak kariyerinin ilk adımlarını atmıştı. Santa Venturini ile evliliğinden sırasıyla Raimondo Tommaso (1857), Giobatta, Quinto (1860), Vigilio, Amelia, Emma Italia ve Giovanna adlarında sekiz çocuğu olmuştu. Raimondo en büyük oğluydu.

Yıllarca Osmanlı Hükümeti’nin resmi mimarı ve Sultan II. Abdülhamid’in şahsi mimarı olarak çalışan Raimondo Tommaso D’Aronco, Sultan II. Abdülhamid tarafından Bey unvanına layık görülmüş, Boğaziçi’nde Arnavutköy’de yaşamış, Pera’da bir büro açmış ve İstanbul’da 1908 yılına kadar hizmet vermişti. Raimondo Tommaso D’Aronco, Türkiye’deki ilk yıllarında Batı’nın popüler mimari stilleriyle İslam mimarisi arasında bir köprü oluşturarak birçok önemli anıta imza atmıştı.Bunlardan en çok bilinenleri 1905 yılında Kuruçeşme’de yapmış olduğu Nazime Sultan Sahilsarayı (yıkıldı), 1905-1906 yıllarında Beşiktaş Serencebey’de Şeyh Zafir Türbe, Kütüphane ve Çeşmesi, Tarabya’da İtalyan Sefareti Yazlık Konutu, Beyoğlu Tünel’de Sultan II. Abdülhamid’in terzisi Jean Botter için Botter Apartmanı, Kuledibi’nde Laleli Çeşme, Yıldız Sarayı Porselen Fabrikası, Şişli’de Hamidiye Etfal Hastanesi Saat Kulesi, Tophane’de Nusretiye Camii önünde Tophane Çeşmesi (Tophane yıkımları sırasında Maçka’ya taşınmıştı); Ve elbette Karaköy’de 1903-1908 yılları arasında gerçekleştirdiği Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Camii’dir.
Kuruçeşme Nazime Sultan Sahilsarayı, 1905



Sultan II. Abdülhamit’in tahttan indirilmesinin ardından İtalya’ya dönen Raimondo Tommaso D’Aronco’nun döndükten sonra yaptığı işler arasında, erkek kardeşi Quinto için, biri Tarcento’da (1910), diğeri Udine’de Guiseppe Doudo Caddesi yakınlarında (1911-12) inşaa ettiği iki ev, onun son döneminde yaptığı en başarılı işlerinden ikisi olmuştu. Ayrıca 1917’de kızı Rita D'Aronco Venturini için de Roma’da İspanyol Merdivenleri olarak da bilinen Trinità dei Monti merdivenlerinde bir ev yapmıştı.
Kardeşi Quinto için Udine, Guiseppe Doudo Caddesi
yakınlarında yapmış olduğu iki katlı ev. (1911-12) 

Raimondo Tommaso D’Aronco, hayatının son iki yılını, emekli olduğu ve
3 Mayıs 1932’de pulmoner amfizemden* öldüğü San Remo’da fiziksel ve manevi acılar arasında geçirmişti. Bir yıl öncesinde 17 Eylül 1930’da kendi el yazısı ile hazırladığı vasiyetnamesinde kitaplarını, Vincenzo Joppi Şehir Kütüphanesi’ne verilmek üzere Udine Belediyesi’ne, çizimlerinin bir kısmını erkek kardeşi Quinto D’Aronco’ya, bir kısmını da kızı Rita D’Aronco’ya bırakmıştı. Büyük ustanın binlerce tasarımından oluşan bir koleksiyon Udine Şehir Müzesi’nde (Civici Musei di Udine) sergilenmektedir.


*Pulmoner amfizem: terminal bronşiollerin distalindeki hava yollarının ve alveollerin duvar harabiyeti ile anormal ve kalıcı olarak genişlemesidir. 




19. yüzyıl dünyasında, mimarlığın ve mühendisliğin en görkemli
yapılarının inşa edilmesine yol açan uluslararası fuarlar ve sergiler, büyük boyutta ticari ve kültürel ortamlar yaratmasının yanında, ülkelerin prestij yarışını körükleyen organizasyonlar olmuştu. 1851 Londra Sergisi’nden itibaren tüm uluslararası sergilere katılmış, tarım, maden, zanaat ve sanat ürünleriyle ilgi toplamış, pek çok madalya kazanmış olan Osmanlı İmparatorluğu, bu sefer kendisi İstanbul’da bir sergi düzenlemek istemiş, 1892 yılı bitiminde İstanbul’da açılması düşünülen böyle büyük bir serginin ulusal veya uluslararası olup olmayacağı ve mali kaynağın nereden ve nasıl sağlanabileceği üzerine çok düşünülmüştü. İstanbul’daki yabancı basının da ilgi gösterip sergiye yer verdiği çok sayıdaki makale, olayın Osmanlı için önemini vurgulamaktaydı. Bu kapsamda pavyonların mimarisi de önem kazanmaktaydı. 22 Mart 1893’de Sultan Abdülhamid’in emriyle, Orman ve Maadin Nazırı Selim Melhame Paşa’nın başkanlığında bir komisyon kurulmuş, bir ay içerisinde serginin programı, olası maliyet hesapları ve kaynak etütleri hazırlanmıştı.

Orman ve Maadin Nazırı, Selim Melhame Paşa
(1851-1937)
Maruni bir sarrafın oğlu olarak Beyrut’ta doğmuştu.
Küçük yaşlarda altın işini kuyumcu babasından öğrenmiş, genç yaşta İstanbul’a gelerek Kapalıçarşı’da çıraklık yapmıştı. Becerikli ve girişken Maruni, Sultan II. Abdülhamid’in “Yıldız İstihbarat Teşkilatı”na  girerek yükselişe geçmiş, Babıali’de rüşvet dağıtarak ülkenin en önemli maden yataklarını denetimi altına almış, 1893’te Orman ve Maadin Nazırlığı’na kadar yükselmeyi becermişti. Tam 15 yıl Nazırlık yapmış, madenleri işletmek üzere yabancılara imtiyaz sağlayan 1861 tarihli Maadin Nizamnâmesi’ne dayanarak rüşvet karşılığı yabancı şirketlere ayrıcalıklar tanımış, zenginliğine zenginlik katmış, aldığı rüşvetlerin tutarının 30 milyon Frank’a vardığı söylentileri yayılmıştı. Bir de kendinden beş yaş küçük bir kardeşi vardı. Hukuk öğrenimi gören Necip Melhame (1856-1927) ağabeyinin izinden gitmiş, Beyrut’tan İstanbul’a gelmiş, önce Maliye Nazırlığı’nda görev yapmış, ardından 1880’de, ağabeyinin girişimleri ve dağıttığı rüşvetlerle, Sultan II. Abdülhamid’in “Yıldız İstihbarat Teşkilatı”nın başına “ser hafiye” olarak, üstelik vezir ünvanıyla atanmıştı. II. Meşrutiyet'ten sonra Nafia Nezareti Müsteşarlığı’na getirilen Necip Melhame yerini bulmuş, imar işlerinden çok rüşvetten iyi anladığı için çok kazanmıştı. Ancak, Sultan II. Abdülhamid'in tahtan indirilmesi sonrasında ortaya çıkan belgelerde hem istihbaratın başında olduğu hem de rüşvet yediği ortaya çıkmıştı. Foyaları ortaya çıkan iki kardeş, halkın öfkesinden korkarak, yanlarında 63 bin altın lira ile yurtdışına kaçmak isterken yakalanmış, bundan da en iyi bildikleri işi yaparak rüşvet vererek kurtulmayı başarmışlardı.

Orman ve Maadin Nazırı Selim Melhame Paşa, Sultan Abdülhamid’e Avrupa’da gerçekleştirilmiş en ünlü sergilerin çizimlerini göstermiş, Sultan da Torino’da 1890 yılında düzenlenmiş olan serginin planı yönünde bir  tercih yapmıştı. Bunun üzerine İtalya’ya başvuran İtalya’nın İstanbul Büyükelçisi Luigi Avogadro di Collobiano Arborio’ya, daha önce Mimarlık Sergisi Binası’nın cephe yarışmasını kazanan Raimondo Tommaso D’Aronco’nun adı verilmişti.

İtalya’nın İstanbul Büyükelçisi S. E. Comte, Luigi Avogadro di Collobiano Arborio ve Torino Belediye Başkanı Comte di Sambuy Ernesto Balbo Bertone’in aracılığı ile Raimondo Tommaso D’Aronco’nun İstanbul’a gelmesi ve II. Osmanlı Tarım ve Sanayi Ürünleri Ulusal Sergisi’nin projelerini hazırlaması istenmiş, kendisiyle 11 Temmuz 1893 günü bir anlaşma yapılmıştı. Hemen bir ay sonrasında Ağustos ayında başlayan II. Osmanlı Tarım ve Sanayi Ürünleri Ulusal Sergisi için çalışmalar, kış boyunca sürmüştü. Büyük özenle hazırlanmış olan ve 1896’da Torino Güzel Sanatlar Derneği tarafından organize edilen I. Mimarlık Trienali’nde sergilendiği bilinen bu projenin orijinalleri kaybolmuş, yalnızca Neo-barok bir köşe pavyonunu sergileyen çizim dönemin yabancı mimarlık dergilerinde yayınlanmıştı.

Ancak, muhtemelen Sultan’a sunulan ve sergi yapılarının kuş bakışı görüntüsünü gösteren 125 cm. x 76 cm. boyutlarında, 26 Ağustos 1893 tarihli ve imzalı suluboya bir pafta Dolmabahçe Sarayı Arşivi’nde bulunmaktadır. Bu pafta, II. Osmanlı Tarım ve Sanayi Ürünleri Ulusal Sergisi projesinin bilinen tek belgesi sayılmaktadır. Proje ve onun alçıdan yapılmış 6 m. boyutlarındaki büyük bir maketi 22 Şubat 1894 günü Sultan Abdülhamid’in doğum gününde Dolmabahçe Sarayı Muayede Salonu’nda sergilenmişti. Temel atma töreninin tüm hazırlıklarının tamamlandığı bir sırada, 10 Temmuz 1894 günü şehri yerle bir eden şiddetli bir deprem olmuş, maddi hasarın büyük olduğu bu Büyük İstanbul Depremi sonrasında II. Osmanlı Tarım ve Sanayi Ürünleri Ulusal Sergisi için ayrılan kaynak deprem onarımları için harcanmış, sergiden vazgeçilmek zorunda kalınmıştı.

10 Temmuz 1894 Büyük İstanbul Depremi,
Raimondo Tommaso D’Aronco’nun
İstanbul’daki hayatının da başlangıcı olmuştu.

Raimondo Tommaso D’Aronco
(31 Ağustos 1857 - 3 Mayıs 1932)

Karaköy

Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Camii

1956-1958 yılları arasında, “Yıldırım Yıkma Harekâtı" olarak adlandırılan büyük istimlak ve yıkım operasyonu sırasında yıktırılan Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Camii’nin kaybolan tarihi eserlerimizin arasında bu derece önemli olmasını Prof. Afife Batur şu sözüyle açıklıyordu;

“Karaköy Cami, gerçekten mücevher gibi bir camiydi. O sırada Avrupa’da Art Nouveau diye bir akım vardı. Modern akımların öncüsü olan bir akımdı bu. Türkiye’de D’Aranco aracılığıyla gelmiş ve farklı bir forma, İstanbul’a özgü bir biçime bürünmüştü. Çünkü, Avrupalı mimarlar bu formu hiçbir zaman bir camiye veya türbeye uygulama imkanına sahip değildi. D’Aranco bunu yapmıştı ve Karaköy Camii, bunun Türkiye'deki en yetkin örneklerinden birisiydi.”







Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Camii, İstanbul Beyoğlu İlçesi, Karaköy’de, meydanın doğusunda Halil Ağa ve Kemankeş Sokaklarının arasında kalan yapı adasının meydana bakan köşesini işgal eden fevkani* bir küçük camiydi. Cami, günümüze gelemeyen Raimondo Tommaso D’Aronco’nun İstanbul’daki nadir eserlerinden birisiydi. Kaynaklara göre, caminin yapımına 1903 yılında başlanmış, uzun sürdüğü için ancak 1908’de tamamlanabilmişti. Kaynaklar Caminin bitim tarihini 1908 olarak belirtmiş olsa da, fotoğraf takibi yapıldığında, caminin 23 Temmuz 1908’de ilân edilen II. Meşrutiyet kutlamalarında dahi daha hala inşaat iskeleleri ve hasır perdeler ardında devam ettiği görülmektedir. Yılın yedinci ayında bu durumda olan bir inşaatın 5 ay gibi bir sürede tamamlanmış ve o yıl içerisinde bitirilmiş olduğu düşünülemez. O halde caminin en erken 1910 yılında bitmiş olması mümkün görülmektedir.


*fevkani: yükseltilmiş, yüksekte, üstte olan anlamına gelir,
mimaride katlı ibadethaneler için kullanılır.



18. yüzyılda yazılan ve İstanbul camileri ile ilgili çok önemli bilgiler veren Hüseyin Ayvansarayî’nin Hadikatü’l-Cevâmi adlı eserinde,
Karaköy Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Camii’nden şöyle bahsedilir:

“Galata Surları dışında kalan ve Yağkapanı olarak adlandırılan mescidin bânisi, Osmanlı Devleti’nin önemli sadrazamlarından biri olan Merzifonlu Kara Mustafa Paşa’dır. Sicil-i Osmanî’de Köprülü Mehmed Paşa’nın kapı yoldaşlarından Hasan Ağa’nın oğlu olarak gösterilen Mustafa Paşa, valilik, kaptan-ı deryalık ve sadrazamlık yapan devlet adamlarından biridir. II. Viyana Kuşatması’nda başarısız olunca katledilmiş, naaşı Belgrad’da bir camiye defnedilmiştir. Hayatı harp sahalarında geçen paşanın askeri başarılarının yanı sıra hayır işlerinde de cömert biri olduğu görülür. İstanbul’da Çarşıkapı Semti’nde bulunan külliyesi bunun en güzel örneğidir.”
Merzifonlu Kara Mustafa Paşa
(1634-1683)

Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Camii’nin yerinde öncesinde, II. Mehmed (Fatih Sultan Mehmed) dönemine (1451-1481) ait bir tekke bulunmaktaydı. Bir zamanlar “Yağkapanı” denilen bu mevkideki tekke, bir müddet sonra camiye çevrilmiş, ancak harap olunca yıkılarak yerine Sultan IV. Mehmed (Avcı) dönemi sadrazamı Merzifonlu Kara Mustafa Paşa tarafından iki katlı, altında gelir getirmesi için dükkanlar bulunan fevkani bir cami yaptırılmıştı. 20. yüzyıl başlarında bu bina da harap olunca, bu kez II. Abdülhamid tarafından yıkılıp yeniden yaptırılmasına karar verilmiş, ve yeni yapılacak cami Raimondo Tommaso D’Aronco tarafından tasarlanmış ve yapılmıştı. Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Camii, daha önceden inşaa edilmiş iki katlı dükkânların üzerine prefabrik bir yöntemle inşa edilmişti.
1901 ya da 1902 tarihli bu fotoğrafta tam karşıda Haviar Han, solda Borsa Han’ın eski hali, sağda ise ucu görülebilen sonrasında üzerine Merzifonla Kara Mustafa Paşa Camii’nin inşaa edildiği dükkanlar.


1902-1903 yılları arasında Karaköy Meydanı
Sağda atlı paytonların yanında görünen yerine daha sonra Wiener Bankverien’in yapıldığı Hallaçyan Han, ikinci olarak görünen de zemin ve birinci katı inşaa edilmiş hatta işletmeye başlanmış olan sonrasında üzerine Merzifonla Kara Mustafa Paşa Camii’nin inşaa edildiği dükkanlar, ardındaki Haviar Han. Sol tarafta ise Borsa Han’ın eski hali.



Bu fotoğraf belki de Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Camii’nin en eski fotoğrafı olabilir.
Fotoğraf, II. Meşrutiyet’in ilan edilmesinin ardından yapılan kutlamalar sırasında çekilmiştir ve tarih 23 Temmuz 1908’dir. Solda Aziziye Karakolu, sağda ise inşaat iskeleleri ve hasır perdeleri ile sürmekte olan cami inşaatı görülmektedir.   

İkinci Meşrutiyet, Osmanlı Anayasası’nın, 29 yıl askıda kalmasından sonra, 23 Temmuz 1908'de yeniden ilân edilmesiyle başlayan ve Mebuslar Meclisi’nin Sultan V. Mehmed Vahdettin tarafından 11 Nisan 1920’de tasfiyesi ile sona eren dönemdir.
   Fotoğrafta inşaatın sürdüğü, fevkani olarak yapılan Camii kısmının ortaya çıktığı, iş iskeleleri durduğuna ve camlar henüz takılmadığına göre de henüz inşaatın tamamlanmadığı anlaşılmaktadır. Cami ve minare yükselince arkadaki Haviar Hanın yarısı kapanmış. Solda görünen ve 1910 yılında yıkıldığı söylenen Aziziye Karakolu henüz ayaktadır, iddia doğru ise 1910 öncesi olması gerekir. Belki de mimar Raimondo Tommaso D’Aronco bu kalabalığın arasında bir yerlerde inşaatı sürmekte olan camiyi izlemektedir.

Bu fotoğrafta da Aziziye Karakolu henüz yıkılmamış o halde yine 1910 öncesi olmalı. Bu arada Hallaçyan han yıkılmış ve yerine Wiener Bankverein inşaa edilmiş. Kaynaklar Wiener Bankverein'in 1912-14 yılları arasında inşaa edildiğini belirtiyor, ancak yine kaynaklar Aziziye Karakolu’nun da 1910’da yıkıldığını belirtiyor. Bu durumda tarihlerde bir karışıklık olmalı, ya Aziziye karakolu 1910’da yıkılmadı, ya da Wiener Bankverein 1912-14 yılları arasında yapılmadı. Bu arada Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Camii’nin inşaatı da bitmiş.

Merzifonlu Kara mustafa Paşa Camii’ne Halil Paşa Sokağı’ndan “L” şeklinde bir merdivenle ulaşılmakta ve üçüncü katta yaklaşık 10x13 metre boyutunda bir alana oturmaktaydı. Küçük bir son cemaat yerinden sonra ulaşılan cami mekanı (hemen hemen tüm kaynaklarda sekizgen olduğu belirtilmiş olsa da)* dokuzgen planlı ve küçük çaplı ve yüksek (miğfer) bir kubbe ile örtülüydü.


*(Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Külliyesi ile ilgili yazıların hemen hepsi, bu konuda 1958 yılında yıkılmasından itibaren yoğun bir çaba sarfetmiş, araştırma yapmış, belge toplamaya yönelmiş, yazışmalar yapmış, yazılar kaleme almış değerli Profesör Afife Batur’un 1993 tarihli Kültür Bakanlığı ve Tarih Vakfı Ortak Yayını olan “Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi”nin 4. Cildi 456-57 sayfalarında yer alan “Karaköy Mescidi” yazısını kaynak olarak kullanmışlardır. Söz konusu yazıda, caminin planı Sn. Profesör Afife Batur tarafından da sekizgen olarak belirtilmiştir. Ancak Udine Kent Müzesi’nde bulunan Raimondo Tommaso D’Aronco’nun orijinal desenlerine bakıldığında planın sekizgen değil dokuzgen olduğu görülmektedir. Bunu Sn. Afife Batur hocamızın görmemiş olabileceği ihtimalini düşünemeyeceğim için, bu farklılığın “T” pencerelerde ve dış cephe bezemelerinde, mimarın orijinal desenlere rağmen farklı tercihlere yönelmesinden hareketle planda da farklı bir tercih kullanarak, uygulamış olabileceği ihtimaline yöneldim. Ancak bir tesadüf eseri elime geçen 1940’larda çekilmiş bir hava fotoğrafında caminin görünen kubbesindeki bölümlemeleri saydığımda da sonucun yine dokuzgen olduğunu gördüm. Plan ve fotoğraf dokuzgeni doğruladığına göre yapılacak tek şey, bulabildiğim ilk fırsatta bu konudaki engin bilgisine başvurabileceğimiz Sn. Afife Batur’a danışmak olacaktır.)

Udine Kent Müzesi’nde bulunan Raimondo Tommaso D’Aronco’nun
orijinal çizimine göre caminin planı sekizgen değil, dokuzgen










Caminin yapımının, parasal nedenlerle oldukça uzun sürdüğü, arşiv kayıtlarında bulunan, inşaatta yapılan değişiklik ve eklemelerle ilgili olarak 19 Recep 1326/18 Ağustos 1908 tarihli bir sadaret yazısından anlaşılmaktadır.



İmzalı çok sayıda çizim ve deseninin İtalya Udine Kent Müzesi’nde (Musei Civici) bulunan caminin, planıyla ve kitlesiyle Udine Kent Müzesi’ndeki bu orijinal çizimlere uygun olarak inşa edilmiş olduğu bilinmektedir. Yalnızca cephe uygulamaları ve bezemelerinin bu çizimlerden farklılık gösterdiği çokca varolan fotoğraflarından anlaşılmaktadır.


Camiye Halil Ağa Sokağı’ndan ve “L” biçiminde bir merdiven ile çıkılarak ulaşılmaktaydı. Cami iki dükkan katının üzerinde üçüncü katta 10 x 13 m boyutlarında bir alan üzerine oturmaktaydı. Küçük bir son cemaat yerinden sonra girilen caminin ana mekanı dokuzgen bir plana sahipti ve küçük bir kubbe ile örtülüydü. Caminin iç görünüş çizimlerine ulaşılamamış olsa da mihrap ve mimber çizimleri bulunabilmişti. Caminin dokuzgen ana kitlesi, iki katlı dükkan yıpısının üzerini örten geniş bir dairesel saçaktan sonra yükselmekteydi. Böylelikle hem caminin oturduğu zemin genişletilmiş, hem de alttaki dükkan kitlesinden koparılmıştı. Ahşap olarak inşaa edilen caminin cephesi 4 cm kalınlığında cilalı mermer levhalar ile kaplanmıştı. Mermer levhalar cepheye gizlenmiş civatalar ile sabitlenmiş, köşeleri de altın yaldızlı bronz şeritler ile kaplanmıştı. Dokuzgen caminin meydana bakan 5 yüzeyinde ortası dar ve yüksek, iki yanında birer küçük pencereden oluşan “T” biçimli pencere grupları yer almaktaydı. Pencerelerin camlarında büyük bir ihtimalle (bir yerlerde caminin içi ile ilgili görmüş olduğum bir desende vardı) vitraylar yer almaktaydı. Pencere üstlerinde dış cephede floral motifli bir mermer oyma bezemeli kuşak dönmekteydi. Dokuzgen Cami kitlesi yine geniş bir dokuzgen saçakla çevrilmiş, üstteki kubbeye dokuzgenin köşelerinden çıkan ters kirişler ile bağlanmıştı.

Udine Kent Müzesi’nde bulunan orijinal çizimlerde “T” pencereler

dokuzgenin köşelerine denk getirilmiş, aralarında kalan ters ”T” alanlarda ise bezeme alanları oluşturulmuştu. Uygulamada bu değiştirilmiş,
“T” pencereler köşelerden yüzeylerin ortasına çekilmiş ve kalan boş alanlarda ise daha az bezemeli sade bir düzen tercih edilmişti.



19 Kasım 1938, Mustafa Kemal Atatürk’ün Cenazesi 

Caminin kapalı şerefeli sekizgen minaresi, Caminin kuzey batı köşesinde Halil Paşa Sokağı tarafında arsanın öne doğru çıkıntı yapıtığı noktada yer almaktaydı. Minarenin sekizgen gövdesi üzerinde basamaklı olarak yukarı doğru dönerek yükselen dar ve yüksek pencereleri vardı. Yine sekizgen olan planlanan şerefesi oldukça iriydi ve sekizgenin ayrıtlarını belirleyen köşelerde üçgen dikmeler yerleştirilmişti. Bu görüntüsü ile Cami Art Nouveau mimari stilinden daha çok ona çok yakın olan Jugendsil ekolü tasarımlarını andırmaktaydı. Raimondo Tommaso D’Aronco, bir ticaret bölgesinde veya hanlar içinde kalan bir sıkışık alanda dokuzgen planlı fevkani bir Cami modelini seçerek bu önemli kavşakta güçlü bir plastik etki yakalamış, küçük yapı adasının meydana açılan ucunun Caminin çokgen kitlesiyle bitirilmesi ve sekizgen minarenin de en öne getirilmesiyle ustalıklı bir çözümlemeye ulaşmıştı. Yapıların plastiğinin öneminin altını çizen mimar, küçük boyutuna rağmen bu Caminin kendisinin İstanbul’daki en başarılı ve en tanınmış eserlerinden birisi olmasını sağlamıştı. Caminin Karaköy Meydanı’ndaki konumu o derece başarılıydı ki, şu anda kendisi olmamasına rağmen, o dönemde çekilmiş bir çok fotoğrafta mutlaka kadraja girmiş ve fotoğrafları ile yapılmış kartpostallarda eksilmez bir figür olarak yer almıştı.
Bu fotoğrafta yine 1910’da yıkıldığı iddia edilen Aziziye Karakolu olduğuna göre, 1910 yılı öncesi olmalı diyeceğim ancak, bir alttaki fotoğrafta hem Aziziye Karakolu hem PURGEN yazısının varlığı (PURGEN yazısı 1912 yılı ve sonrasındaki resimlerde var) ve Balkan göçmenleri ihtimali akla tek şey getiriyor, Aziziye Karakolu’nun 1910 yılında yıkılmamış olduğunu.

Öndeki kağnılar büyük bir ihtimalle 1912-13 balkan Savaşı sonrası yaşanan büyük göç sırasında Balkanlardan göçenlere ait olabilir.
Caminin mermerle kaplı cephelerinde Art Nouveau bezemeler oyma ve kabartma şeklinde tezyin edilmişti. İstanbul’da dönemin ilk ve tek prefabrik ibadethanesi olması ve aynı zamanda İslami ibadethaneler listesinde Art Nouveau üsluplu yapılmış tek Cami olması yapıyı özgün ve benzersiz kılmaktaydı. 
Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Camii inşaatı bitirilmiş, bu fotoğraf için bir yerlerde 27.07.1912 tarihi verilmiş. Karşıdaki Haviar Hanın en üst katında bir tabela var YORKSHIRE. “Yorkshire Insurance Company Ltd.” Yorkshire Sigorta Şirketi 1824 yılında Yorkshire Yangın ve Hayat Sigortası Şirketi olarak kurulmuş, 21 Temmuz 1825’te bir anlaşma imzalanmış ve 27 Mayıs 1908’de şirket, Yorkshire Sigorta Şirketi adını almış, 3 Haziran 1908’de de limited şirket olarak tescil edilmişti. 

Haviar Han ve üzerinde yine “Yorkshire Insurance Company Ltd.”, bir alt katında ise “Aachen & Münich Fire Assurance” Yangın Sigorta Şirketi tabelası ve solda köşede Borsa han’ın eski hali. 


Bir üstteki fotoğraf gibi bu fotoğraf da 1912 yılı, hatta 1914 yılı ve sonrasına ait olmalı. Zira Wiener Bankverein 1912-14 yılları arasında inşaa edilmiş deniliyor kaynaklarda. Ayrıca diğer bir kanıt da her iki fotoğrafta 1912 öncesi fotoğraflarda olmayan Haviar Han'ın çatısındaki PURGEN yazısının varlığıdır.

Caminin inşaatı sürerken, henüz bitmemiş olmasına rağmen projesi, 1906 yılında Uluslararası Milano Fuarı’nda ödüle layık görülmüştü.
1906 Milano Uluslararası Fuarı,
adeta Art Nouveau’nun gövde gösterisi olmuştu.
En üstteki kartta Osmanlı Devleti’nin fuardaki Pavyonu görülmekte. 
Geleneksel Osmanlı Mimarisine aykırı dokuz köşeli gövdesi, sekizgen ve tamamen mermer kaplı minaresinin etrafında merdiven ile paralel yükselen kademeli pencere açıklıkları Camiyi diğerlerinden farklılaştırmaktaydı. Üzeri külahla kapatılan ve döşemesi mukarnaslar yerine gelenekseli bozarak Art Nouveau kıvrımlı payandalarla taşınan şerefesiyle minare başlıbaşına özgün bir parçaydı.

Minarenin eteğinde mermer bir levha üzerinde kabartma şeklinde bir selvi motifi görülmekteydi.


Bu fotoğrafta PURGEN yazısı yok Haviar han’ın çatısında ancak bu kez tarih olarak geriye gitmeye gerek yok zira bu sefer bir önceki fotoğrafta var olan köprü başındaki tahsildar kulubeleri kaldırılmış. 1930’larda geçiş parası alınmasından vazgeçilince tahsildarlar kaldırıldığı gibi köprünün her iki başındaki küçük kulübeler de sökülmüştü

Fotoğraftaki Belediye Otobüsü bize tarih konusunda bazı ipuçları vermekte.
Fotoğrafta görünen belediye otobüsü Skoda marka RO-706 modeldir ve Belediye otobüs filosunun gençleştirilmesi için 1956-57 yıllarında Çekoslavakya'dan getirilen toplam 300 otobüsten birisidir. Bu nedenle bu fotoğraf için diyebiliriz ki, neredeyse yıkımlar başlamadan kısa bir süre önce çekilmiş son fotoğraflardan birisidir.
Skoda RO-706
Raimondo Tommaso D’Aronco, Merzifonlu Kara Mustafa Paşa 
Camii’ni tasarlarken, yapıyı konumu ile birlikte etkili bir biçimde ilişkilendirmeyi başarmıştı. Tasarımında dokuzgen planlı bir cami modelini esas alan Raimondo Tommaso D’Aronco, böylelikle geniş bir meydana açılan köşeyi vurgulayıcı bir formla değerlendirmiş, meydana açılan bu köşeyi dokuzgen planlı cami kitlesiyle bitirmesi, köşesinde sekizgen planlı minaresini yapı adasının öne doğru çıktığı noktada konumlandırması ve konsollarla öne çıkardığı dükkan-cami ilişkisi, ünlü mimarın ortaya koyduğu özgün tasarımının ve ustalıklı çözümlemesinin örneği olmuştu. 







Hemen hemen tüm fotoğraflarda görünen “Hasan”ın sırrı nedir?
CUMHURÎYET 3 Mart 1938 tarihli Cumhuriyet gazetesinden bir ilan:
“İsveç çeliğinden yapılmıştır. 100 defa traş huzur ve kolaylıkla ve neşe içinde yapar. HASAN TRAŞ Bıçağının yalnız bir adedini arada sırada bardak içinde keskinleştirerek bir kaç sene kullanmak mümkündür. HASAN, Türkiyenin ve bütün dünyanın en mükemmel
TRAŞ BIÇAĞIDIR KESKİNLİK, MUKEMMELİYET, SÜRAT, TEMİZLİK, UCUZLUK, SIHHAT, ZEVK, RAHATLIK, PASLANMAZ HASAN Traş Bıçağı bîr şaheserdir.
Traş olduktan sonra silmeye ve kurulamaya hacet bırakmaz. Senelerce su ve sabun içinde kalsa kat'iyyen paslanmaz; Bu dünyanın hiç bir traş bıçağına nasîb bıçaklar ile traş olanlar kat'iyyen bir daha başka bıçağı istemezler. HASAN ile traş olmak büyük bir zevktir.
HASAN TRAŞ bıçağı 10 adedi 35, paslanmaz nev’i 50 kuruştur.
Mutlaka HASAN ve PASLANMAZ markalarına dikkat.
HASAN TRAŞ DEPOSU
Taklitlerinden sakınınız ve mutlaka HASAN isteyîniz.
HASAN
‘O Al Yanaklar, O Pembe Dudaklar!’
Sayın Bayanlar; NE OLDU?”
Hasan Eminönü’nde de,
“HASAN Traş Bıçağı, Sabun Kremi”

Hasan Ecza Deposu’nun ünlü limon Kolonyalarının Şişesi
1882 Çorum doğumlu Hasan Şevki Efendi, 8 yaşlarında Topkapı Sarayı’na getirilir. O dönemde, Anadolu'dan seçilen ve gelecek vaat eden çocukları saraya getirip okutma geleneği vardır. Hasan Şevki Efendi, Topkapı Sarayı’ndan ayrılınca Karaköy Kürekçiler Caddesi’nde kolonya imalatına başlar. “Hasan Şevki Kolonyaları” adıyla bir fabrika kurar. Onun hikayesi aynı zamanda ülkemizdeki girişimciliğin ilk örneklerindendir. Üstelik kolonya ve losyonlar Avrupa ve en çok Fransızların güdümünde tüm dünyaya pazarlanırken, böyle bir işe soyunur.Markasını güçlendirmek için ürünlerinin üzerine “Hassan Chevki” damgası basar, bu Osmanlıdaki ilk markalaşma çabalarından sayılabilir. Hasan Şevki Efendi yurt dışında fuarlara katılır. 1920’li yıllarda Viyana, Berlin, Londra, Milano, Madrid, fuarlarında şirketini ve ülkemizi tanıtır. En başarılı şirketlerin seçildiği bu fuarlarda başarılı olur ve madalyalarla döner. Hasan Ş
evki Efendi’nin kolonya dükkanı zamanla Karaköy'ün simgelerinden biri olur.
 Orhan Orhun Ünal’ın 10 Nisan 2016 Yeni Şafak Pazar Eki’ndeki
“Kokusu uçtu şişesi yok satıyor” yazısından.
1919-1920 yıllarına ait olduğunu düşündüğüm bu iki fotoğrafta Seyr-i Sefain Binası’nın çatısında görülen INTERCONTINENTALE tabelası, Vapur Donatanı ve Gemi Acentesi
Intercontinantale Co. Ltd.in tabelasıdır. Ziraat Bankası’nın üzerinde de o sırada binada bulunan Banque Française Des Pays D’Orient’in tabelası görülmektedir.
Alttaki fotoğrafta ise dikkati çeken ayrıntı yayaların arasında yürümekte olan bastonlu iki İngiliz Subayıdır. Bu da işgal yıllarında çekilmiş fotoğraflar olduğunu kanıtlar. 
İngiliz Subay ve Baston;
Cevat Şakir Kabaağaçlı, Halikarnas Balıkçısı, Yakın Çağlar Tarihi okumak üzere İngiltere’de Oxford Üniversitesi’nden İstanbul’a döndüğünde, İstanbul işgal altındadır. Adaya geçmek için Galata köprüsünden vapura binmiş, sonra da gölge tarafı tesbit edip, yan güvertede bir sıranın üzerine oturmuştu. O sırada bir İngiliz subayı gelip kafasına bastonla vurmuş ve “Ne işin var burada? Burası işgal komutanlarına aittir. Kalk buradan” demiş. Balıkçı düzgün İngilizcesi ile konuşmaya başlayınca, konuştuğu kişiyi İngiliz zanneden subay, kendisine çeki-düzen vermiş, ama bir süre sonra onun Türk olduğunu öğrenince, yine de kovmuştu...






Galata Köprüsü üzerinde bir bisiklet yarışı ve
arkada Wiener Bankverein ve Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Camii.



İşgal yıllarında bir Fransız askeri köprü üzerinde denetimde.



Karaköy Meydanı’nda Hilal-i Ahmer Cemiyetinin gönüllüleri bağış karşılığı rozet dağıtıyorlar, sağda Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Camii.






















Fotoğrafta Caminin altındaki dükkanların üstünde yazan STEAUA ROMANA’nın anlamı. 
British Petrol BP’nin atası olan “Anglo-Persian Oil Company” şirketi, 1912 yılında İstanbul’da bir ofis açarak Lion & Sun ve Palm Tree markalarını tescil ettirmişti. İlerleyen dönemlerde Türkiye pazarında 1949 yılına kadar “Steaua Romana Oil Company” adı altında faaliyetlerini sürdüren BP, ülkemize yaptığı yatırımları bu dönemde artırarak genişletmiş,1957 yılında BP Petrolleri Anonim Şirketi olarak değişen ünvanıyla, Türkiye’de iz bırakacak çalışmalarına devam etmişti.
Steaua Romana Oil Company’nin 500 Rumen Ley’i tutarındaki Hisse Senedi

Yukardaki fotoğraftan bir başka ayrıntı da “Paslanmaz HASAN Traş Bıçağı” tabelasının altında görünen “Uğur Gişesi” ile ilgilidir.
“Reisicumhur Hz. Yalova’da yapılmakta olan köşkün inşaatını tetkik etmişlerdir. Kaydedildiğine göre Gazi Hz. Yalova’ya iki hafta sonra uzunca bir müddet kalmak üzre teşrif edecekler ve...”
1929 yılında, Yalova Termal’de Atatürk'ün emriyle Prof. S. Hakkı ELDEM tarafından 38 günde iki katlı ahşap Atatürk’e Termal Köşk yapılmıştı.
  

“Bunun hemen altında Fransız yazar Klot Farer’in İstanbul ziyareti ile ilgili bir habere yer verilmişti...”
1905 yılında yazdığı Uygar adlı romanla, Goncourt Akademisi Edebiyat Ödülü’nü kazanmış, Kurtuluş Savaşı sürecinde, Türklere olan sevgi ve ilgisiyle, Türkiye’ye cephe alan ülkesi Fransa’ya karşı Türkiye’yi destekleyen yazılar yazmış, Mustafa Kemal Atatürk’e Hayranlığını sık sık dile getirmiş olan gerçek adı Charles Frederick Bargone olan Fransız yazar Claude Farrère (27 Nisan 1876 - 21 Haziran 1957) 11 kez Türkiye’yi ziyaret etmiştir.
“Klot Farer (Claude Farrère) gibi birinci sayfaya fotoğrafı basılan bir diğer kişi de Kahveci Hüseyin Efendi idi ve fotoğrafın hemen üstüne ‘Elli bin liralık ikramiye Kahveci Hüseyin Efendiye çıktı’ başlığı atılmıştı. ‘Sekizinci tertip teyyare piyangosunun* beşinci keşidesine dün sabah başlanmış ve öğle üzeri keşideye nihayet verilmiştir. Keşidenin en büyük ikramiyesi olan elli bin lira 8440 numaralı bilete çıkmıştır. Şanslı biletin Uğur Gişesi sahibi Ömer Rıfkı Bey’den biletini alan Karaköy’deki kahveci Hüseyin Efendiye ait olduğu öğrenilmiştir. Dün çekilen numaraları her zaman olduğu gibi sıraya konmuş bir halde iç sayfalarımızda bulabilirsiniz.”...

Zekeriya Yıldız’ın “1930 Yalancı Bahar”

kitabından alıntıdır.




*Teyyare Piyangosu: Cumhuriyet'in başlarında (16 Şubat 1925’te) kurulan ve on yıl sonra (24 Mayıs 1935’te) adı Türk Hava Kurumu’na çevrilen Türk Tayyare Cemiyeti, Hava kuvvetlerine pilot yetiştirmek ve uçak alımları için birçok gelir kaynağıyla donatılmıştı. Bunlardan birisi de piyangolardı. Cumhuriyet döneminin ilk nakit para ödüllü piyangosu 1925’te Türkiye Tayyare Cemiyeti Mektepleri yararına, üç ayda bir para ödüllü olarak düzenlenen piyangolardı. 1925 yılının 1 Temmuz, 15 Eylül ve 15 Aralık tarihlerinde üç çekiliş yapıldıktan sonra, kurulan sistem yeni bir örgütlenmeyle 1926 yılından itibaren Tayyare Piyangosuna dönüştürülmüştü.







































1927 tarihli Pervititch İstanbul Sigorta Haritalarında Karaköy ve Galata.

Kırmızı ok ile işaretlenmiş alanlarda Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Camii,

Djami olarak işlenmiş. 





1940’lı yılllarda çekilmiş Hava fotoğrafında Karaköy,
Kırmızı okla işaretli olan Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Camii.
Bu fotoğrafta da genel olarak Haviar Han olarak adlandırılan Cami’den sonraki adanın karışıklığı, irili ufaklı bir binalar manzumesi olduğu çok açık bir şekilde görülebilmekte.
1940’lı yılllarda çekilmiş yukarıdaki Hava fotoğrafında dikkat çeken bir ayrıntı;
Tüm kaynaklarda, Raimondo Tommaso D’Aronco’nun projesini yaptığı Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Cami’nin planının sekizgen olduğu yazılır, söylenir. Halbuki planına bakılırsa plan dokuzgendir, bu Fotoğrafda da yapının planının sekizgen değil, dokuzgen olduğu rahatlıkla görülebilir.


























Dönemin Milliyet Gazetesinde yer alan
Karaköy İstimlakleri ve yıkım haberleri;

6 Mayıs 1958 Milliyet
21 Mayıs 1958 Milliyet
22 Mayıs 1958 Milliyet



22 Mayıs 1958 Milliyet
2 Temmuz 1958 Milliyet




19 Temmuz 1958 Milliyet


21 Kasım 1958 Milliyet








Ne yazık ki, bu düzeyde ve nitelikteki benzersiz D’Aronco’nun Camisinin 1956-1958 yılları arasındaki meydan düzenlemesinde gerek yokken yıkılması ve yeni meydan düzeninde kullanılmaması, böylesine özgün bir mimari eserin günümüzde sadece kitaplarda yer edinebilmesi, Osmanlı Mimarlığı açısından gerçek bir talihsizliktir. Bu cami günümüze ulaşabilmiş olabilseydi, modern cami tasarımı konusunda önemli bir örnek teşkil edecekti.











Karaköy Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Camii’nin yıkılacağı haberi halk arasında büyük tepkilere neden olmuş, bu tepkiyi dindirmek adına binanın taşlarının numaralandırılarak o günlerde camisi bulunmayan Kınalıada’ya taşınacağı ilân edilmişti.

50’li yıllarda çekilmiş bu hava fotoğrafında Karaköy, henüz herşey yerli yerinde.
Kırmızı oklu işaretli olan Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Camii



3 Ocak 1959 günü, İstanbul Belediye Meclisi Olağanüstü bir toplantıya çağırılmış, 9 - 16 Ocak tarihleri arasında devam edecek bu toplantı devresinde, İ.E.T.T. İdaresi memurlarına öğle yemeği verilmesi, Sular İdaresi’nin 1959 yılı bütçesi, zam yapılması ve Karaköy’de istimlak sahası içerisinde bulunan Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Camii’nin Kınalıada’ya nakli konularının görüşüleceği ve imar mazbatalarının toplantı gününe kadar hazırlanması karara bağlanmıştı.




İstimlak ve yıkım için 1958’deki yazışmalar, yıkımın, caminin o tarihte pek çok yapı gibi tescilli olmayışından, mimari karakterinin yeterince vurgulanmayışından ve koruma kurullarının işlevsizleştirilmiş olmasından kaynaklandığını ortaya koymaktaydı. Bu düzeyde bir yapının, meydan düzenlenirken hiç özen gösterilmeden sökülüşü ve yıkılışı, üstelik yerinin yeni meydan düzeninde kullanılmayışı, kullanılmasının gerekmeyişi ve boşa gitmiş bir aceleciliğe kurban oluşu gerçek bir şanssızlıktı.




Yıllar sonra İTÜ Mimarlık Fakültesi’nden öğretim üyesi Prof. Dr. Afife Batur, Karaköy Camii ile ilgili olarak yaptığı araştırmalarda içler acısı sonuçlara ulaşmıştı. Prof. Affe Batur, caminin yıkımı sırasında İstanbul Tarihî Eserler Bürosu’nda çalışan Alpaslan Koyunlu’dan, “Anıtlar Kurulu’ndan siyasi baskılar sonucu caminin tarihi değeri olmadığına dair bir rapor alındığını” öğrenmişti. Ayrıca Alpaslan Koyunlu, caminin yıkılacağı günün öncesinde kaçak olarak şantiyeye girmiş ve gece sabaha kadar karpit lambası ışığında çalışarak sökülecek taşları tek tek numaralandırmış ve bir yerleşim şeması çizerek yerlerini belirlemişti.


Alpaslan Koyunlu’ya göre bu yerleşim şemasının Belediye Arşivi’nde bulunması gerekiyordu ancak, Prof. Afife Batur, böyle bir belgeye tüm araştırmalarına rağmen Belediye Arşivi’nde ulaşamamıştı. Bunların ardından Vakıflar’a başvuran Prof. afife Batur, orada nihayet bir dosyaya ulaşmış, raporda caminin yıkımına karar verildiği, minberin ve mihrabın Mercan'daki Atik İbrahim Paşa Camisi'ne monte edildiğine dair bir bilgiyi, avize ve halıların da Teberrükat Memurluğu’na gönderildiğini kalan parçaların ise Kınalıada’ya nakledileceğini öğrenmişti. Ancak Prof. Afife Batur bu bilgiler üzerine yaptığı incelemede söz konusu mihrap ve mimberin raporda sözü edildiği gibi Mercan İbrahim Paşa Camii’nde olmadığını tesbit etmişti. Raporda kaydedilen bilgiler asılsızdı.


Bir bahar sabahı, Nisan 1959’da  Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Camii’nin Kınalıada’ya nakli için caminin sökülme işlemlerine başlanmıştı.

23 Haziran 1962 tarihinde, Vakıflar Genel Müdürlüğü imzalı bir tutanakta, caminin sökülen parçalarının Karaköy rıhtımına gayrimuntazam bir şekilde yığıldığı ve ahşap minarenin vuran dalgaların tesiriyle çürüdüğü kaydedilmişti.
Tahta perdeler ile çevrili Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Camii’nin
yıkılıp yok edilmeden önceki son fotoğrafı bu olmalıdır.

Solda arkada Haviar Han yıkıldıktan ve önü açıldıktan sonra, daha önceleri meydandan görülemeyen Necatibey Caddesi üzerindeki,  Karaköy Yeni Han ortaya çıkmış.
Karaköy Yeni Han günümüzde hala yerindedir. Caminin mihrabı, “T” pencere açıklıklı dört yüzeyden sonra sağda Ziraat Bankası’na bakan köşede dışarı çıkıntılı olarak görülebilmektedir. 
Anlatılanlara göre, camiden sökülen parçalar, uzun süre Karaköy rıhtımında gayrimuntazam bir şekilde yığılmış olarak bekletilmiş, daha sonra da rıhtıma yanaşan mavnalara, intizamsız bir şekilde yüklenerek Kınalıada’ya götürülmek üzere yola çıkmıştı. Yine söylentilere göre bu yolculuk sırasında fırtınaya yakalanana mavna batmış, mavnalara yüklenen parçalar Marmara’nın derin sularına gömülmüştü.(!)

Ancak araştırmalar bu hikayenin de asılsız olduğunu göstermişti. Öncelikle Kınalıada sakinlerinden Reşat Pala’nın ifadelerine göre caminin adaya ulaşan malzemeleri, yeni bir camide yeniden kullanılmaya imkan sağlayacak şekilde olmadığı, getirilen mermerlerin biçimsiz bir şekilde kırık olduğu ve kıyıya yine gayrımuntazam bir şekilde boşaltıldığı anlaşılmıştı. Sahile yığılan bu kırık mermerler elbirliği yapan Müslüman cemaat tarafından kıyılardan toplanmış, düzeltilebilenleri 1962 yılında inşa edilen ve bugün de kullanılmakta olan Kınalıada Camii’nin temelinde ve duvarlarında kullanılmıştı.

Yeni Kınalıada Camisinin inşaatında temelde kullanılan taşları dışında, Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Camii’nden bugün geriye kalan sadece biri Kınalıada Camisi’nin, ikisi Rum Kilisesi’nin bahçesinde çile dolduran üç mermer parçadır.
Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Camii’nin taşlarından birinin Kınalıada’daki durumu.
Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Camii’nin taşlarından biri Kınalıada Camii’nde
pencere üzeri lentosu olarak kullanılmış.

Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Camii’nin taşlarından bir başkası Kınalıada’da.

 Cami, günümüzde artık

“Kaybolan Cami” olarak anılmaktadır.


Cami yıkıldıktan kısa bir süre sonra otopark alanına çevrilen yeri.
Bugün hiç gerek yokken yıkılan Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Camii’nin yeri
60 yıldan sonra hala boş bir alan olarak beklemektedir.


Yıkılan Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Camii’nin yıllarca boş kalan yeri.






Son yıllarda Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Camii’nin yerine
60 yıl sonra aslına uygun olarak yapılması düşünülen caminin temsili görüntüsü.


“Mescidin Karaköy’e bakışı o kadar başarılı idi ki, dönemin bütün fotoğrafları bu yapıyı içeren bir kadraj gösterirler. Çok sayıda kartpostalı da yayınlanmıştır...’’

-Prof. Afife Batur- 


“Burada ezan okuyan müezzin seçme bir müezzin olurmuş. Bilhassa İstanbul’da yaşayan yabancılar ezan okunduğunda köprünün üstünde durup dinlerlermiş.”

-Sanat Tarihi Profesörü, Semavi Eyice- 








Kaynaklar










1- Osmanlı Kenti İstanbul’u Yıkmak ve Yeniden Yapmak Paradoksu: 

Menderes Yıkımları, Esma İgüs – Hayriye İsmailoğlu 
Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi – Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi

2- İSTANBUL BİR KENT TARİHİ / Bizantion, Konstantinopolis, İstanbul
Doğan Kuban, Türkiye Ekonomik ve Toplumsal Tarih Vakfı, İstanbul, Aralık 1996

3- Gayrimenkul Eski Eserler ve Anıtlar Yüksek Kurulu
teşkiline ve vazifelerine dair 5805 No’lu Kanun,
T.C. Resmî Gazete, Sayı 7853, 9 Temmuz 1951 Pazartesi

4- 1930 Yalancı Bahar, Zekeriya Yıldız 
Nesil Yayınları, 31 Haziran 2012 

5- Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi Cilt I, Sf:510-511, Aziziye Karakolu, 
Afife Batur, Kültür Bakanlığı ve Tarih Vakfı Ortak Yayını, İstanbul 1993 

6- Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi Cilt 6, Sf:540-541, Seyr-i Sefain İdaresi, Eser Tutel, Kültür Bakanlığı ve Tarih Vakfı Ortak Yayını, İstanbul 1993 

7- Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi Cilt 7, Sf:332, Uzun Ömer, 
Eser Tutel, Kültür Bakanlığı ve Tarih Vakfı Ortak Yayını, İstanbul 1993 

8- Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi Cilt 7, Sf:562, Ziraat Bankası Binası, Yıldız Salman, Kültür Bakanlığı ve Tarih Vakfı Ortak Yayını, İstanbul 1993 

9- Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi Cilt 4, Sf:456-457, Karaköy Mescidi, Afife Batur, Kültür Bakanlığı ve Tarih Vakfı Ortak Yayını, İstanbul 1993 

10- Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi Cilt 4, Sf:455-456, Karaköy ve Köprüsü, Mehmet Yenen, Kültür Bakanlığı ve Tarih Vakfı Ortak Yayını, İstanbul 1993 

11- Bir Osmanlı’nın Mimar Olarak Portresi: Vedat Tek, Bülent Tanju 

12- Bir Çift Ayakkabı, Sunay Akın 

13- İstanbul’da yapıtları ile iz bırakan İtalyan mimar, Raimondo D’Aronco, 
Cem Özmeral, istanbullite.com 

14- D'ARONCO, Raimondo Tommaso 
Giuseppe Miano, Dizionario Biografico degli Italiani, Volume 32 (1986)

3 yorum:

Baron von Plastik dedi ki...

Ellerinize sağlık. Ne denir ki başka?

Sevgiler, BvP

Levent Civelekoğlu dedi ki...

Teşekkür ederim, çok naziksiniz.

Tugrul Ozkaracalar dedi ki...

Merhaba. Necatibey caddesinde 1940’ların ortalarında (tahminen 1943 gibi) inşaatlarına başlanan ikiz Maliye binaları hakkında dökümana sahip misiniz? Bu binaların inşaası için yıkılan binaların birinde birkaç yüzyıllık efsanevi Lavirentos meyhanesi varmış. Bu meyhaneyi araştırıyorum da.. Hakkında çok az bilgi var ne yazık ki.