17 Şubat 2013 Pazar

Moda, Şifa Çıkmazı No:25

ART DECO BİR KÖŞK
ve önünde Kırmızı bir Ford T Type


Kadıköydesiniz, Bahariye’nin başındaki Mc Donalds havuzundan Yoğurtçu Parkına, Dr. Esat Işık Caddesinden aşağı doğru arabanızı saldığınızda, kendinizi en fazla beş dakikada eğer trafik sıkışıklığı yoksa Kurbağalıdere’nin başında bulursunuz. Tatlı bir yokuştur bu, geçerken solda bir dizi bitişik nizam apartmanları, sağda deniz tarafında ise St. Joseph Fransız Lisesi’nin yüksek taş duvarlarını, sonra da geçmişin Kadıköy Maarif Koleji, günümüzün Kadıköy Anadolu Lisesi’nin parmaklıklarını izler, kendinizi Yoğurtçu Çayırı Caddesine dönerken Yoğurtçu Çeşme’sinin köşesinde bulursunuz.
St.Joseph Fransız Lisesi’nden Dr. Esat Işık Caddesine bakış, eski bir kartpostal.
O sıradaki birbirinden güzel ahşap evlerden sadece sağdan ikincisi günümüze kadar gelebilmiştir. 

O arada yokuşu inerken sağ tarafta denize doğru giren Şifa sokağı ve Çıkmazı pek kimselerin dikkatini çekmez, varlığı özellikle dikkat edilmez ise farkedilmez. Bir zamanlar o sokağa girip çıkan yüzlerce okullu gencin neşeli cıvıltıları çoktan çekilmiş, Şifa Sokağı ve Şifa Çıkmazı, kendi halinde sessiz sedasız, bir yaşantı sürdürmektedir artık. Her İstanbul sokağı gibi, Şifa Çıkmazı’nın da hikayeleri vardır, benimkisi bunlardan, bu sokağa ait olanlardan sadece bir tanesi.







Eğer, günümüzden 80 yıl kadar önce, 1930’larda girmiş ve sonuna kadar yürümüş olsaydınız Şifa sokağının, yüksekçe bir yarın üzerinden Kalamış Koyu’na doğru bir bakış atıp, derin bir nefes çekerek denizin o güzel kokusunu çiğerlerinize çekmiş olaydınız, belki de hemen biraz ardınızda sol taraftaki büyük bir bahçe içerisindeki gösterişli Art Deco Köşkü ve kapısındaki küçücük iki kapılı “sandık gibi” kırmızı bir otomobili,

Şifa Sokağı
Jinekolog Dr. Mahmut Ata Bayata’nın o yıllarda o civarda hangi kapının önünde görseniz, o evde bir doğum olduğunun habercisi olan o ufacık kırmızı sandık gibi otomobilini görecektiniz... O, “ufacık sandık gibi kırmızı araba” belki de 1926 model bir Ford T type idi, ya da 1929 modeli, kimbilir... Zira o yıllarda, tam da 1929 yılında Ford Motor Company, TBMM tarafından çıkarılan ayrıcalıklı bir yasa sayesinde (ilk serbest bölge) Tophane’de bugün İstanbul Modern’in de içinde yer aldığı Denizcilik İşletmelerine ait olan dokların yerinde bir Montaj Fabrikası açmış ve üretime başlamıştı. Belki de Dr. Mahmut Ata Bayata’nın o kırmızı otomobili o fabrikadan çıkmış kırmızı bir 1929 model T Type idi.

300 yevmiyeli işçi ve 100 kadar maaşlı personel ile günde 150 araç üretebilecek kapasiteyle işe başlayan fabrika 1929 ekonomik krizi, Türkiye’deki mevzuat zorlukları vb. nedenlerle başlangıçta ancak günde 45 taşıt ile başlamış, üretimin durduğu 1933’te bu sayı 6 taşıta düşmüştü. Fabrika 1944’e kadar depo olarak kullanılmış, o yıl tasfiye edilerek makineler Romanya ve İskenderiye’deki fabrikalara taşınmış, 1950 istimlakleri sırasında da tamamen yıkılmış ortadan kaldırılmıştı.

1929-1933 / Ford Motor Company İstanbul Tophane’deki Montaj Fabrikasından görüntüler.

1930’larda gelseniz, kapısında kırmızı otomobili göreceğiniz, Şifa Sokağı ve Şifa Çıkmazı’nın köşesinden girilen ve denize kadar uzanan büyük bir bahçe içerisindeki gösterişli Art Deco Köşkü de, Jinekolog Dr. Mahmut Ata Bayata yaptırmıştı.
Ağustos 1939 tarihli J. Pervitich haritasında Şifa sokak ve Dr. Mahmut Ata Bayata Villası
1930’lu yıllarda Uçaktan çekilmiş bir görüntü, Kurbağalı Dere’nin denize döküldüğü nokta, derenin sağındaki boş alan günümüzün Yoğurtçu Parkı, Parkın köşesinde Yoğurtçu Çeşmesi (kitabesine göre hicri 1226 tarihli)... Bu resimden günümüze kalabilmiş herhangi bir başka yapı var mı, bilemedim. Enteresan olan Derenin tam karşısında denizin içerisinde bir adacık oluşmuş, herhalde dere ile gelen atıkların ve alüvyonların birikmesi sonucu oluşmuş bir adacık, sonradan temizlenmiş olsa gerek. 




Doktor Mahmut Ata Bayata’nın hem evi hem de bir katında altı yataklı bir hastanesi olan bu yüksek tavanlı ve geniş koridorları olan köşkünün içerisinde zamanında bir ameliyathane de mevcutmuş.

Köşkün 1930’larda Şifa Çıkmazı’ndan görünüşü
Dr. Mahmut Ata Bayata, köşkün çatı katındaki Kule odaya (belvedere) bazı gözlem aletleri koyarak, burayı küçük çapta bir rasathane olarak kullanır, yıldızları gözlemlermiş.

Köşkün Şifa Sokağı ve Şifa Çıkmazı köşesinden görünümü. Köşkün ikinci katı üzerinde çatıyı gizleyen korkuluk duvarlarının köşelerinde yer alan Malta taşı saksılar daha sonra o kata yapılan ekler nedeniyle kaldırılmış. Çatıdaki Belvedere’nin çatısının üstünde de bir rüzgar gülü ve etrafında korkuluklu bir seyir köşkü bu resimde rahatlıkla görülebilmekte. 

Art Deco özellikler taşıyan köşkün setler oluşturarak denize kadar inen 1356 metre karelik bahçesinde çardaklar, kanepeler, son derece zevkli işlenmiş demir döküm iskemleler, mermer masalar yer alırmış. Köşkün ikinci kat pencerelerinin üst hizasından köşkü çepeçevre dolaşarak dönen stilize bitkisel motiflerden oluşturulmuş 60- 70 cm enindeki kuşak, özellikle pencerelerde görülen geometrik bölümlemeler Köşkün mimarisinde etkin olan Art Deco stilin en önemli göstergelerinden. Köşkün büyük bahçesinde tavus kuşları dolaşır, bahçedeki havuzun içerisinde cins balıklar yaşar, nadide çiçekler ve ağaçlarıyla köşk denizden bakıldığında çok güzel bir manzara oluştururmuş. Özellikle de bazı yaz gecelerinde bahçenin bütün ışıkları yakılır, İstanbul sosyetesine mensup özel davetliler, memleketin ileri gelenleri, diplomatlar ve devlet erkanı’nın katıldığı geç saatlere kadar süren ziyafetler, partiler, müzik ve ışık cümbüşü içerisinde dolaşan, dans eden, kadınlı erkekli şık seçkin davetliler, o sırada Kalamış Koyu’nda sandalları ile dolaşan Moda’lılar için keyif ve merakla izlenen bir şölene dönüşürmüş.

Köşkün Deniz tarafından görünümü. Kat kat setler halinde denize kadar inen bahçe bir köprü ile kapalı kayıkhaneye bağlanırdı. Kayıkhane daha sonraki yıllarda sahil şeridi doldurulup yayalar için gezi alanı oluşturulurken yıkılmış ortadan kaldırılmıştı.

Dr. Mahmut Ata Bayata, bazı sabahlar köşkün sütunlar üzerinde oluşturulmuş ikinci kat balkonunda doyumsuz Kalamış Koyu manzarası eşliğinde kahvaltısını eder ve çayını yudumlarken, bir yandan da kendisine eşlik eden iki beyaz Rus köpeğine üzerine tereyağ sürülmüş ekmekleri elleri ile yedirirmiş.
Köşkün günümüzde denizden (yukarıda) ve
sahil yürüyüş yolundan (aşağıda) görünüşü




Köşkün direkler üzerinde denizden yükseltilmiş kapalı kayıkhanesi.

Bahçenin en alt setinden bir köprü aracılığı ile geçilen kapalı kayıkhanede denize meraklı olan doktorun çeşitli kayıkları ve tekneleri bir vinç marifetiyle denizden alınır ve kapalı kayıkhaneye çekilirmiş. O dönemde çok nadir olarak görülebilen bir Chris Craft sürat motoruna da sahip olan Dr. Mahmut Ata Bayata, Kalamış koyu’nda çılgınca bir süratle kullandığı bu motoru ile de çok gözde ve meşhur bir erkekmiş.






“ Kendine has tavırları, epeyce asabi davranışlarıyla ünlü kadın doğum doktoru Mahmut Ata’nın hastaları ile olan maceraları dilden dile dolaşırdı.”
“Kadıköy’lü Yıllarım” Çocukluk ve gençlik hicranlarım... / Hicran Göze, sf:42

Hızlı yaşamayı ve safahati seven Dr. Mahmut Ata Bayata’nın her doktor için hele hele o bir jinekolog ise şüphe götürmez bir şekilde üretilen bir çok aşk dedikodusuna da malzeme olduğu söylenmiş olmakla birlikte, onun da her başarılı ve mutlu erkekte olduğu gibi, ardında eşi Nefise Samiye hanım ve kızları Sevim vardı. Mahmut Ata Bayata’nın kızı Sevim hanım İzmir’in ünlü ailelerinden Evliyazade’lerin oğlu Ahmet Evliyazade ile evlenmiş, çiftin Ata Evliyazade isimli bir oğulları olmuştu. Ahmet Evliyazade Sevim hanımdan ayrıldıktan sonra iki evlilik daha yapmıştı. Ata Evliyazade ikinci evliliğini Selanikli Evranos ailesinin kızları Leyla Okşar ile yapmış ve Kerem Evliyazade bu evlilikten doğmuştu. İzmir Alaçatı’nın bugün bu kadar ünlenmesinde büyük emeği ve payı olan Leyla hanım, amansız bir hastalığa, kansere yakalanarak vefat edince Ata Evliyazade ikinci eşi olan Esin hanım ile evlenmişti. Ata Evliyazade ve eşi Esin hanım halen İzmir Buca’da yaşamlarını sürdürmektedirler.









Vefatından kısa bir süre önce, 1963 yılında Dr. Mahmut Ata Bayata, hekimliği bırakarak, köşkü Yaşar ve Pakize Trak çiftine satmış, onlar da köşkü bir takım tadilatlar yaparak, 1965 yılında Özel Moda Koleji adıyla eğitime açmışlar. 1980’lerin sonlarında büyük kızım için İlkokul arayışımız sırasında düşündüğümüz okullar arasında yer alan ve gidip o nedenle içerisine de girdiğimiz bu köşk, daha sonraki yıllarda Özel Moda Koleji’nin daha modern ve büyük bir Kampüs’e taşınması sonrasında kullanılmamış ve uzun yıllar metruk bir halde akıbetini bekler olmuştu.



Dr. Mahmut Ata Bayata, Eylül 1967’de vefat etmiş, Karacaahmet Mezarlığı’ndaki aile kabristanına defnedilmişti.

“Mehmet Sait Bey’in ve Safive Hüsnügül Hanım’ın oğlu, Sevim’in babası, Ata Evliyazade’nin dedesi, Neüse Samiye’nin eşi, Doğum ve Kadın Hastalıkları Mütehassısı J. Dr. Mahmut Ata Bayata hakkın rahmetine kavuşmuştur. Cenazesi 29.9.1967 Cuma günü öğle namazını mütaakıp Kadıköy Osmanağa Camii’nden alınarak Karacaahmet Mezarlığı’ndaki aile kabrine, ebedi istirahatgahına tevdi edilecektir.” 

Cumhuriyet - 29 Eylül 1967

Köşkün, en üst katındaki Dr. Mahmut Ata Bayata’nın rasathane olarak kullandığı kısım Kolej olarak kullanıldığı yıllarda tadil edilmiş ve bugün çirkin bir görüntü oluşturan çatı katı ilave edilmişti.




Köşkün bir zamanlar nadide bitkiler ve güzel mobilyalar ve süs havuzu ile süslenmiş olan o güzel bahçesi Kolej olarak kullanıldığı dönemde betonla kaplanarak öğrencilerin teneffüste yararlanabilecekleri ya da spor yapabilecekleri bir alana dönüştürülmüş.




Dr. Muhtar Ata bayata’nın bir zamanlar zevkle sabah kahvaltılarını yaptığı ikinci kat balkonunun bugün beton korkuluklarının çoğu kırılmış, yaşlı bir çingenenin dişlerine benzer bir hal almış.
Bayata Köşkü’nün tarihinde, köşke misafir olmuş ve kısa da olsa köşkte yaşamış ünlü bir konuk da Sovyetler Birliği’nden Stalin döneminde kovularak 1929-1933 yılları arasında İstanbul’da sürgün hayatı yaşayan Kızıl Ordu’nun kurucusu Lev Troçki’ydi. Troçki İstanbul’da biri konsolosluk, ikisi de otel olmak üzere 7 ayrı mekanda kalmıştı. Bunlardan biri de Bayata Köşkü’ydü.
Önce bir ay kadar Konsoloslukta kalan Troçki ailesi, konsolosun üzerindeki baskılarına daha fazla dayanamayarak yardımcıları ile birlikte gizlice Beyoğlu Tokatlıyan Oteli’ne 67,68 ve 70 numaralı odalara yerleşmiş, ancak güvenlik açısından uzun süre otelde kalamayacakları düşünülerek, dönemin Emniyet Müdürü’nün tavsiyesi ile Şişli Bomonti’de İzzet Paşa Sokaktaki bir köşke taşınmışlardı. Burada da yeterince güvenli olmadıkları ve semt sakinlerinin huzursuzluğu nedeniyle İstanbul Vali Vekili Muhittin Bey tarafından etrafı açık ve korunması kolay bir köşk arayışına başlanmış ve sonucunda 29 Nisan 1929’da Büyükada’da Nizam Caddesi’ndeki İzzet Paşa’ya ait olan Köşke taşınmışlardı. Troçki ve ailesi yardımcıları ile birlikte 1931 yılına dek 2,5 sene bu köşkte kalmışlar ancak köşkte çıkan şaibeli bir yangın sonucu orayı da terkederek İstanbul’un yeni Emniyet Müdürü Ali Rıza Bey tarafından Savoy Oteli’ne yerleştirilmişlerdi. Ancak Otel yaşantısından hoşlanmayan Troçki ailesi yeniden bir ev arayışına girmiş hatta gazetelere ilan bile vermişlerdi.

Bu kez zorunlu olarak Kadıköy Şifa Sokaktaki Bayata Köşkü kiralanmış ve aile kısa bir süre için bu köşkte misafir edilmişlerdi. Kısa sürmüştü, zira bu köşkte de şanssızlıkları peşlerini bırakmamış, bir gece şüpheli bir şahsın yandaki duvarı aşarak bahçeye girmesi üzerine çalmaya başlayan alarm zilleri yeniden huzurları kaçırmıştı. Böylelikle Troçki ailesi, İstanbul’daki altıncı ikametgahlarını da terketmek zorunda kalmış, tekrar Büyükada’ya geçmek ve  Hamlacı sokakta kiralanan, 1885’de Demades tarafından yapılmış Yanaros Köşkü’ne geçmiş, 17 Temmuz 1933’te vize alarak Fransa’ya gidene dek de orada yaşamışlardı.

İkinci kat balkonunu taşıyan kompozit sütun başlığından detay
Çatı arası odasının sağ ve soluna yapılan eklemeler bu resimde daha belirgin olarak görülebilmekte.

Köşkün sütunlu girişi ve kapısı


Köşkün girişindeki sütunlar ve kompozit sütun başlıkları

Köşkün girişindeki kemeri daha da belirginleştiren temsili kilit taşı ve yay


Giriş merdiveni korkuluk duvarı ve bitimindeki Ananas formlu süsler
Giriş Merdiveni korkuluk duvarı üzerinde stilize gelincik madalyon
Giriş merdivenlerinin küpeştesini oluşturan duvar üzerindeki stilize çiçek
Şifa Çıkmazı Sokak cephesi, cephede yine Art Deco stili yansıtan küçük üçgen kobalt mavisi çiniler.


Şifa çıkmazı sokak cephesinden bir süsleme detayı
Şifa sokak cephesinden defne yapraklarından bir çelenk ile süsleme detayı
Çatı katına yapılan eklemenin kötü görüntüsü ve floral motiflerden oluşan kuşak.
Birinci katı çepeçevre dolaşan zarif Art Deco friz.



Arka bahçenin zemininde siyah-beyaz renklerde hazırlanmış büyük Satranç sahası 
Çatıdaki ek Şifa Çıkmazı tarafından da çirkinliğini sergilemekte.
Köşkün dış duvarlarının bezemesinde kullanılan kobalt mavisi çiniler bahçe duvarındaki babaların üzerinde bile unutulmamış.
Dış duvarlarda görülen özenli ve ince süsleme detayları iç mekanda da devam etmekte.


Katları birbirine bağlayan ankastre mermer basamaklardan oluşan merdiven ve zarif merdiven küpeştesi



Merdiven kovası ve gri-beyaz Marmara Mermeri basamaklar




Türkiye’de benzeri sivil mimari yapıların fazla olmadığını bildiğimden, bu yapının da türünün nadir örneklerinden biri, belki de yeganesi olarak Mimarlık mesleğinin resmi örgütü Mimarlar Odası tarafından veya resmi kurumlar tarafından tescil edilerek, korunma altına alınması ve gelecek nesiller için muhafaza edilerek yaşatılması gerektiğine olan inancımla, bu nadir köşkün, doğru, bilimsel ve zevkli bir restorasyon sonrasında eski günlerdeki gibi canlanmış ve yaşıyor görebileceğim güzel günlere...



12 yorum:

vlionv dedi ki...

Muhteşem! Bir ÖML mezunu olarak emeklerinize çok teşekkür ederim.

Volkan Tüm
1995 Mezunu

ALİ ÖNDEROL dedi ki...

Emeğinize sağlık, bina içinde ve çevresinde geçen öğrencilik yıllarımızın sesleri, kokusu, tadı tekrar, tekrar canlandı.

Ali ÖNDEROL
1988 Mezunu

Tuba dedi ki...

Okuduğumuz okulun binasının tarihi hakkında hiçbir sey bilmeden yıllarımızı geçirmiş olmamız ne acı.. Sayenizde ne kadar manalı ve özel bir binada eğirim görmüş olduğumuzu anlıyorum. Koruma altına alınması konusuda diileklerinize sonsuz katıloyroum.
Tuba Çetin Alpa
1988 mezunu

m.bahar dedi ki...

bunları bilmeden senelerce okumuşuz okulda.bu titiz çalışmayı sunanlara teşekkürler.herşeyiyle 'özel' binanın talihsiz kaderi de umarım artık tersine döner..m.mustafa bahar('85 mezunu)

Erdal COSKUN dedi ki...

Emeğinize sağlık. Tebrik ederim.

Erdal Coşkun
1984 Mezunu

al dedi ki...

Levent Bey ellerinize saglik. Cok guzel ve detayli bir yazi hazirlamissiniz. Binanin tarihi eser olarak korunmaya alinmasi hakkinda OML mezunlari olarak sizle gorusmek isteriz musait oldugunuzda.. Sevgiler..

Alayça Ersin
1992 Mezunu

Levent Civelekoğlu dedi ki...

Sayın Alayça Ersin, mailiniz için teşekkür ederim. Binanın tarihi eser olarak tescillenmesi, korumaya alınması beni de çok memnun eder. Ancak, ben bu yazıyı hazırladığım ve fotoğraflarını çektiğim dönem öncesinde, internette bir emlakçı tarafından satışının yapılmaya çalışıldığını okumuştum, Açıkcası şu an binanın durumu nedir bir bilgim yok, sadece fotoğraflarını çektiğim gün mahalleli biri bana binanın satın alındığını ve yakında restorasyonuna başlanacağını söylemişti. Geçtiğimiz ay, durumunu merak ettiğim ve gelişmeleri görebilmek adına tekrar ziyaret ettiğimde herhangi bir faaliyetin başlamamış olduğuna şahit oldum. Sizin bu gelişmelerden haberiniz var mı ya da benim bilmediğim başka detaylara vakıfmısınız. Varsa benimle paylaşırsanız çok sevinirim. Görüşme isteğinize de seve seve katılmak isterim, sizler için uygun bir zamanda elbette benim de vaktime uygun bir zaman ayarlayabilir isek tanışmak ve görüşmek isterim. Saygılarımla.

Levent Civelekoğlu

arme dedi ki...

Levent Bey,
Son derece özenli aktarımınız için bir Şifa Sokak sakini olarak teşekkür ederim. Binada şu anda satılık ilanı asılı durumda. Alacak kişi ya da kurumun burasını okul değil de bir otel olarak kullanma ihtimali beni son derece rahatsız ediyor. Üstelik restorasyonunun da aslına uygun yapılmama ihtimalini düşünüce durum şimdiden can sıkıcı. Binanın kullanımına ilişkin neler yapılabilir diye düşünüyorum. Belki sizlerin önerileri olabilir.
Selamlar, saygılar

Adsız dedi ki...

Değerli Levent Bey,

Doğma büyüme bir Modalı ve ÖML mezunu olarak size teşekkür ediyorum, çok güzel bir çalışma olmuş; ellerinize sağlık.

Neşeli ve mutlu günler dilerim size; saygılarımla.

Burak dedi ki...

Mukemmel bir yazı. bir OML mezunu olarak sizi tebrik etmek istiyorum, tesekkurler

f.nazan dedi ki...

merhaba,
bambaşka bir sorun için googlede arama yaparken gördüm bu bloğu ve yazınızı Levent bey,ben hemen bitişiğindeki müstakil evin küçücük bir bölümünde yaşıyorum ,oturduğum binanın sahiplerinden olan psk.Fatma Saymanın arkadaşlarından biri olduğum için,yoksa sahiplerinden değilim,Fatoşcum da 3 yıl kadar önce vefat etti,3 yıl oldu burada oturmaya başlayalı ama 9 yıl önceden bilirdim ve gelir giderdim,benden önce oturan arkadaşım vesilesi ile tanıdım şifa sokağı ve bahsettiğiniz köşkü,,
şahane bir yapı ,ne yazıkk
i son hali ve satışa çıkarılmış olması üzücü de,umarızki alan kişi yada kişiler aslına uygun olarak restore eder ve kullanır,bir an önce satılması ve alanların aslına en yakın kullanması dileğimdir,zira bizim oturduğumuz evein bahçesine bitişik duvarlarında yıkılma tehlikesi 2 yıldır var,ön taraftan görünmeyen bizim binadan farkedilebilen durum vahim,bizler 3 ortak olduğu söylenen sahipleriyle iletişime geçmiştik ve onlarda gelip bakıp duvara hemen yaptıracaklarını söyledi yaklaşık 2 yıl önce,ama ses yok hala ve biz bahçenin o bölümünü dikkatli kullanmaya yada kullanmamaya çalışıyoruz,yıllardır bakan bekçisinin yol açtığı yangın tehlikelerini anlatsam ,inanamazsınız,kuru yaprakları süpürüp yakarak yok etmeye çalışırken az kalsın yanıyorduk.Biz bahçeden müdahale ettik,v.b.mail adresimi yazayım buradan ve isterseniz haberleşiriz ,ben halen burada oturuyorum Levent bey,
nazmor63@yahoo.com.tr
iyi çalışmalar

Volkan çam dedi ki...

90 lı yılların başında donemin Kadıkoy Anadolu Liseli oğrencileri olarak okuldan kaçış guzergahı olarak kullandığımız ve ilk olarak bu şekilde tanıdığım bu sokakta benimde birçok guzel anım var.2005-2009 yılları arasındaysa yazıda bahsi geçen koşkun karşı sırasında yer alan apartmanlardan birinde oturma şansını buldum ,bizim orda bulunduğunuz dönemde köşk gireni çıkanı belli olmayan bazen tinercilerin girip çıktığı bazen geçimini hırsızlıkla sağlayan bir ailenin yaşadığı zaman zaman polislerin geldiği bir yer haline donuşmuştu.