31 Ocak 2014 Cuma

BÜYÜKADA’DA BÜYÜK TALAN...

1885 -1890 yılları arasında Büyükada’da, bugün bile adanın en büyük özel arazilerinden birinin üzerinde, Mimar Perikles Fotiadis’in tarafından tasarlanıp, planı çizilmiş, Yorgo Simota Kalfa tarafından inşaa edilmiş olan, Osmanlı Hariciyecilerinden Manuk Azaryan Efendi Köşkü ve arazisi yağmalanıyor...

Köşkün ve arazisinin yangından sonraki ve bugünkü hali.

Azaryan Efendi’den sonra, Tophane Müşiri Zeki Paşa’nın mülkiyetine geçen Köşk, daha sonra birçok sahip değiştirmiş, son sahiplerinden Karaman’lı bir Rum ailenin, Seferoğulları’nın adıyla anılır olmaya başlamış, 1972’den sonra da Büyükada Tenis ve Su Sporları Kulübünün yönetim binası olmuştu. 


Arazinin yangından sonraki hali

Köşkün arazisi içerisine yapılan site inşaatı.
Oldukça geniş bahçe içerisinde bulunan köşkün kıyısında bir de plaj bulunmaktaydı. Kâgir bir bodrum üzerinde iki katlı ve çatı katından oluşan köşkün eğimli araziden ötürü güney yönünde bodrum katı dayanak duvarlarına bitişikti. Denize yönelik kuzey cephesinde bir revak mevcuttu. Bodrum katında sarnıç, mutfak, kiler, çamaşırhane gibi servis birimleri bulunmaktaydı ve Birinci ve ikinci katları yapının merkezini dik açı ile kesen iki eksene göre simetrik olarak iç sofalı (karnıyarık) plan düzeninde yapılmıştı.

İnşaatın ve katledilen ağaçların havadan görünüşü.

Köşkün Zemin katı ve üst katında kuzey-güney doğrultusunda bir uçtan bir uca uzanan sofaları olan köşkün ana girişi zemin kattaydı ve güney cephesine geniş bir teras yerleştirilmişti. Terastan iki kollu mermer merdivenlerle bahçeye inilmekteydi. Bu terasları ve iki yandan kuşatan zemin kata ait mekânların köşeleri pahlanmış ve buraya yarım altıgen şeklinde kitleler oturtulmuştu. Köşkün kuzeydoğu köşesinde “Mehtabiye” de denilen Cihannüma vardı. Kulede çepeçevre balkonlarla kuşatılmış olan iki ayrı kat bulunmaktaydı ve bunların üzeri çinko kaplı konik bir külahla örtülmüştü. Genel olarak Sultan II. Abdülhamid döneminin eklektik zevkinin egemen olduğu köşkte, pencere üstlerindeki konsollu küçük saçaklardan ve diğer ayrıntılarda ampir üslubun etkileri görülmekteydi.
Köşkün yanmadan önceki hali ve havuz
Ne yazık ki bu emsalsiz Köşk,
25 Ağustos1999’da yanarak yokolmuştu.
Nizam, Çankaya Caddesi ve Köşkün ve arazisinin girişindeki kule.
O sırada, küçük kızım Defne ile beraber Bostancı’dan vapur ile Büyükada’ya yaklaştığımızda bu yangına şahit olmuş, çok üzülmüştük. Üzüntümüzün tek nedeni, bir tarihin daha acımasız alevlere teslim olup yokolması değildi sadece, esas nedeni bizim de aile anılarımızın içerisinde önemli bir yeri vardı zira Seferoğlu Köşkü’nün. 1992 yılında bir yazlık ev arayışına girmiş, epey bir düşündükten sonra, İstanbul’un bu çok yakınında olup da bir o kadar da şehrin yoğun trafiğinden ve karmaşasından uzak kalabilmiş noktasında ev arayışına başlamıştık. Epeyce bir arayışın sonunda hem kesemize hem de zevkimize uygun küçük ama sevimli bir ev sahibi olabilmiş, 17 Nisan 1993’te de taşınmış ve yaz aylarını artık Büyükada’da geçirir, işe oradan gidip gelir olmuştuk karı, koca. Çocuklar da okullar kapandıktan sonra gözümüzün arkada kalmadan bırakabileceğimiz bir sayfiyenin keyfini bolca çıkartmışlardı.
İşte o sıralarda yaz aylarında özellikle çocukların gün içerisinde deniz ve güneşten istifade edebilmeleri, bizlerin de en azından hafta sonu bir nebze deniz ve güneş keyfi çıkarabileceğimiz bir çözüm arayışında, karşımıza Seferoğlu Tenis ve Su Sporları Kulübü opsiyonu çıkmıştı, hem kolayca ulaşılabilecek bir yerde olması, ki çocuklar yürüyerek on dakikada, bisikletleri ile beş dakikada ulaşabilmekteydiler, hem de güvenli ve temiz bir yer olması tercihimizi etkilemişti. Giriş çok da kolay olmamış, araya bazı hatırlı dostlar sokularak üyeliğe kabul edilebilmiştik. Açıkcası ben çok fazla istifade etmesem de çocuklar fazlasıyla tadını çıkartmışlardı, Kulübün.
Bense az da olsa gidiş gelişlerimde Köşk’le daha fazla ilgilenmiş ve bahçesindeki 450 kadar ağacın yarattığı o temiz ve doyumsuz keyfi yaşamayı tercih etmiştim. İşte bu nedenle bir kat daha fazla üzüntü duymuştuk onun denizden yanışını izlerken, ertesinde gidip baktığımızda kagir olan kısımlarını ve sadece üç ya da iki tane tuğla bacasını dikilmiş olarak ayakta görebilmiştik, bir saat kadar kısa bir süre içerisinde o ahşap güzelim köşkten geriye sadece külleri kalmıştı.

Köşk’te yanmadan kısa bir süre önce Yılmaz Karakoyunlu’nun aynı adı taşıyan kitabından uyarlanan “Salkım Hanımın Taneleri” isimli film çekilmiş, hatta film köşk yanıp yokolduktan 3 ay kadar sonra sinemalarda gösterime girmişti,
19 Kasım 1999’da.
Sonraki yıllarda arasıra yine Büyükada’ya gittiğimde uzaktan adaya yaklaştıkça köşkün yerinde kalan boşluğa bakar iç geçirirdim.
Köşk, yangından kalan kagir kısımlar üzerinde  yeniden yükseliyor!..
Şimdi öğreniyorum ki, Köşk onarılıyor, yeniden canlandırılıyormuş, ancak önce sevindiğim bu haberin ardından fotoğraflara baktığımda sevincim kursağımda kalıyor.
Zira o güzelim bahçeye köşkün restorasyonu karşılığında sanki, 15 tane ikiz villa inşaa ediliyor ve elbette tüm bunun karşılığında da o 450 kadar tescil edilmiş ağacın birçoğu da katlediliyor.
Köşkün arazisi içerisinde o zamanlar da doğu tarafındaki sınırında yapılmış iki üç tane kimliksiz küçük apartmanın yıkılıp yerine yapıldığı iddia edilse de yeni villaların kapladığı alan eski blokların alanından çok fazla, bununla da kalmayıp batı tarafındaki sınıra da eskiden bahçe olan kısma da yine villalar inşaa edilmekte.
Yoğun yapılaşma!..
Tüm bunlar yetmiyormuş gibi sahile de denize sıfır, dört beş katlı büyük bir blok dikilmekte ki o da otel olsa gerek.


SON DURUM!..
İnşaatın ilk resimlerindeki temellere bakınca 13 adet olduğu görülebilen villa sayısı, satışlar iyi gitmiş ve iştah iyice kabarmış olacak ki arazinin güneybatı köşesinde kalmış küçücük köşe parça üzerine de son anda bir ikiz villa eklenerek, sığıştırılarak sayı 15’e çıkartılmış.


1 yorum:

Mehveş Nur İslam dedi ki...

Ben de yeni gördüm adaya giderken simsiyah bir duvar. Sonra herkese sordum bir sürü hikaye var . Araplara satılmış, kadınlar görünmesin diye duvar dikilmiş, site yapılmış ama ruhsat alamıyormuş gibi. O kadar ağaç katledildikten sonra çok geç gerçi. İnanın yolda, vapurda hiç tanımadığım insanlara bile sordum ne o diye. Sonra eve gelince sizin verdiğiniz bilgiyi gördüm. Ne yapabiliriz? Mehveş Nur İslam