8 Haziran 2016 Çarşamba

9 HAZİRAN; 44 YIL ÖNCE BUGÜN, ALMAN HEYKELTRAŞ RUDOLF BELLİNG MÜNİH’TE VEFAT ETMİŞTİ.

TARİHTEN BUGÜNE DÜŞEN NOTLAR:
9 HAZİRAN 1972;



44 YIL ÖNCE BUGÜN,
HAYATININ 29 YILINI (1937-1966)
HEYKEL EĞİTİMİ VEREREK
TÜRKİYE’DE GEÇİREN VE TÜRKİYE’DE YAPTIĞI İNÖNÜ HEYKELLERİ İLE TANINAN ALMAN HEYKELTRAŞ

RUDOLF BELLİNG

ALMANYA’DA VEFAT ETMİŞTİ.


Almanya’da soyut heykel üreten ilk sanatçılardan olan Rudolf Belling, 26 Ağustos 1886’da iş adamı Julius Belling ve Huguenot* bir aileye mensup olan Heléne Thomas’ın oğulları olarak Berlin’de dünyaya gelmişti.

*Huguenot; 16. yüzyıldaki Reform hareketi sırasında Fransa’da ortaya çıkan bir Protestan topluluktur. Fransa'daki Huguenot'lar sembol olarak Malta Haçı altında Kutsal Ruh’u simgeleyen “güvercin”in birbirine geçmiş olduğu bir Haç kullanırlar. Haçın dört kolu, dört incili, aradaki üçer yapraklı Fleur de Lis (Zambak-Fransa Kraliyet arması) sembolleri ise toplamda 12 yaprağı ile 12 havariyi temsil eder. 
1892-97 yılları arasında Berlin’in güneybatısında Steglitz’de ilköğretimini tamamlamış, sonrasında yatılı okula devam etmiş, ardından 1903-05 yılları arasında tüccar olmak istediği ve annesinin tavsiyesi ile sanat ve el işleri üzerine de gelişebilmek için küçük heykeller ve dekoratif sanat eserleri üzerine çalışan Jean Renaud’un atölyesinde çıraklık yapmaya başlamıştı. Bu sırada bir ticaret okuluna da devam etmiş, akşamları da modelleme ve çizim kurslarına katılmıştı. 21 yaşına geldiğinde, 1907’de bu kurslar bitmiş, ilk işini de o zaman gerçekleştirmişti. 1908-09 yılları arasında Emil Kaselow’un küçük heykel atölyesinde çalışmış, o sırada tanıştığı kendisinden 13 yaş büyük olan Avusturyalı tiyatro ve film yönetmeni Max Reinhard sayesinde sahne ve film dünyasına yakınlaşmıştı. Reinhard’ın birçok tiyatrosunda Bükreş doğumlu Alman sahne tasarımı şefi Ernst Stern ile birlikte çalışmış, sahne dekorları yapmıştı. Aynı zamanda Prof. Hans Virchow’dan Sanat Anatomisi üzerine dersler almış, 1911 yılında ise Charlottenburg-Berlin Sanat Akademisi’nin başı olan Peter Bruer’in, 1922’de ölümüne dek yüksek lisans öğrencisi olmuş, o sırada dışavurumcu-kübist heykeller yapmaya başlamıştı.



1913’te kendini geliştirmek için Fransa, İngiltere ve Belçika’ya geziler düzenlemiş, Paris’te Picasso ile tanışmıştı. 1914’te ilk kez Büyük Alman Sanat Fuarına katılmış, 1915-18 yılları arasında asker olarak Alman Hava Kuvvetlerinin Berlin’deki servisinde modelleme üzerinde çalışmış, ekspresyonizmden etkilenerek 1915’te “Wounded”- Yaralı, 1916’da “Fight”- Dövüş ve “The Aviator” - Havacı adlı heykellerini yapmıştı. 
The Aviator - Havacı
1918’de Novembergruppe - Kasım Grubu’nun kurucuları arasında yer almış, “Workers’ Art”- İşçi Sanatı’nın üyesi olmuştu. Resim, heykel ve mimariyi uyumlu bir bütün olarak algılayan sanatçılardan oluşan Kasım Grubu, 1933 yılında Nazi hükümeti tarafından yasaklanıncaya kadar Berlin’in sanat yaşamında aktif rol oynamıştı.

3 Aralık 1918 de adını 1918-19 yılları arasında
I. Dünya Savaşı’nın bitiminde Alman İmparatorluğuna karşı çıkan ve Cumhuriyetin kurulmasına kadar süren Kasım Devrimi denilen sivil direnişten alan ekpresyonist ressamların ve mimarların oluşturduğu Novembergruppe - Kasım Grubunda, heykeltraş Rudolf Belling’in yanısıra mimar Ludwig Mies van der Rohe, mimar Bruno Taut ve Max Taut kardeşler, ressam Wassily Kandinsky, besteci Kurt Weil gibi yakından tanıdığımız isimler de vardı.



Rudolf Belling, 1919’da sanat simsarı Fritz Gurlitt’in galerisinde ilk kişisel sergisini açmıştı. O sergide yer alan ve Alman heykelinin ilk non-figüratif soyut heykeli olan ünlü heykeli “Dreiklang / Triad” - Üçlü uyum, Alman heykel sanatının uluslararası avangard heykel sanatı ile ilişkiye geçmesine önayak olmuştu.
“Dreiklang / Triad” Üçlü Uyum, Sergide 1929 - Berlin

“Dreiklang / Triad” Üçlü Uyum
Heykelde bu yeni ifade biçimini yine kendisi gibi Kasım Grubu üyesi olan Bruno ve Max Taut Kardeşler ve Hans Poelzig gibi mimarla yapmış olduğu konuşmalar ve tartışmalardan aldığı ilhamla yaratmıştı. 1924’de Sanat Tarihçisi ve Berlin Ulusal Galerisinin yöneticisi Ludwig Lusti’nin desteği ile 29 eseriyle Berlin Ulusal Galerisinde bir solo sergi açmış, sergi sonrası Ludwig Lusti ondan “Dreiklang / Triad”ın ahşap bir versiyonunu yapmasını istemişti.


“Dreiklang / Triad” Üçlü Uyum, Ahşap versiyonu
1925 yılında musevi dansçı Toni Friedlaender (Freeden) ile evlenmiş, 1928 yılında oğlu Thomas dünyaya gelmişti.
Toni Friedlaender/Freeden
Rudolf Belling

1930 yılında Berlin- Lichterfelde’de kendisi gibi Kasım Grubuna üye olan Alman mimar Vasily Luckhardt tarafından tasarlanan bir ev ve stüdyo inşaa ettirmişti.

Rudolf Belling oğlu Thomas ile.

Toni Freeden 1935’de Rudolf Belling’i terketmiş, ardından boşanmış ancak ikinci eşi ile evlenene kadar o evde yaşamıştı. Söz konusu ev ve atölye 1944’te bombalanmış, bu sırada sanatçının bazı eserleri de tahrip olmuştu.
Rudolf Belling eşi Toni Friedlaender/Freeden büstünün modeli üzerinde çalışırken. 


Toni Friedlaender/Freeden büstü ve“Dreiklang / Triad” Üçlü Uyum, Ahşap versiyonu Sergide
Rudolf Belling - Toni Friedlaender/Freeden büstü.
Parlatılmış Pirinç, 38 x 21 x 19 cm

Boşanma sonrasında, oğulları Thomas babası ile birlikte kalmıştı. 1931 yılında Berlin’deki Prusya Sanat Akademisine üye olmuş ancak 1933 yılında akademiden istifaya zorlandığı için artık Almanya’da çalışma imkanı kalmamıştı.

Rudolf Belling, eserlerine el konularak, tahrip edilip hatta dejenere diye nitelendirilerek eritildikten ve mahkum edildikten sonra, hapisten çıkar çıkmaz, 1935 yılında New York’ta Weyhe Galerideki kişisel sergisi vesilesiyle davet edildiği Amerika’ya gitmiş, 8 ay kaldığı New York’da özel Annoth Sanat Okulu’nda ders de vermişti.
Weyhe Sanat Galerisi ve Kütüphanesinin 1928 yılına ait bir tebrik kartı.

Amerika’da kalması için kendisine çok cazip olanaklar sunulmasına rağmen, annesi musevi olduğu için hayatı tehlike altında olan 9 yaşındaki oğlu Thomas için Almanya’ya geri dönmek zorunda kalmıştı.
Devlet Güzel Sanatlar Akademisi 1936-37
1928’den beri Güzel sanatlar Akademisi Müdürlüğünü sürdüren Ressam Namık İsmail’in 1935’te vefatından sonra, Güzel Sanatlar Akademisi Müdürlüğüne 1936’da atanan ve 1948’e kadar bu görevi sürdüren Bürhan Ümit Toprak (1906-1967) Akademide İstanbul Üniversitesi’ndekine benzer bir reform gerçekleştirmek istemiş, sanat eğitiminde verimi arttırabilmek için Akademideki resim bölüm şefliğine Léopold Lévy, mimarlık bölüm şefliğine Bruno Taut gibi yabancı uzmanları davet ederken, heykel bölüm şefliğine de Rudolf Belling’i önermiş ve davet edilmesini sağlamıştı. 
Devlet Güzel Sanatlar Akademisi 1935
Rudolf Belling, 18 Aralık 1936 tarihinde Türk Hükümetinin davetini kabul ederek anlaşmayı imzalamış ve 1937 yılının ilk aylarında Türkiye’ye göçmüş ve İstanbul’da Güzel Sanatlar Akademisi Heykel Bölüm Başkanlığı görevini üstlenmişti. Türkiye’ye geldiğinde oğlu Thomas Berlin’de kalmış, onun hayatını kurtarmak için bir şekilde pasaportuna Musevi olduğunu gösteren “J” damgasının basılmasını engellemiş ve onu ancak 2 yıl sonra 1939’da 11 yaşındaki Thomas’ı Berlin’den trenle Prag, Viyana ve Budapeşte üzerinden Türkiye’ye 80 saat tek başına yolculuk yaptırdıktan sonra getirmeyi başarabilmişti.

Rudolf Belling Akademideki görevinin yanısıra, 1949-66 yılları arasında İstanbul Teknik Üniversitesi’nde modlaj dersleri de vermişti.

Rudolf Belling, akademideki eğitmenliği sırasında Kâmil Sonad, Şadi Çalık, Hüseyin Gezer, İlhan Koman, Hakkı Atamulu, Yavuz Görey, Ali Teoman Germaner, Hüseyin Anka Özkan ve Kuzgun Acar gibi heykelcilerin yetişmesinde etkin olmuştu.

1942 yılında İstanbul’da yaşayan İtalyan asıllı levanten bir ailenin kızları olan Yolanda Carolina Manzini ile evlenmiş, 1943 yılında ise kızları Elizabeth Nora dünyaya gelmişti.
Rudolf Belling ve kızı Elizabeth Nora
1950’de Türk Hükümet komisyonunun üyesi olarak Atatürk’ün mozolesi, Anıtkabir’in tasarımına gözetmen olarak katılmıştı. 1952 ile 1956 yılları arasında İstanbul Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesine atanmıştı. Türkiye’de bulunduğu yıllarda heykelin dışında resme ağırlık vermiş, portreler yapmıştı. 29 yıl boyunca Türkiye’de yaşayarak Türk heykeltıraşlarının yetişmesine emek vermişti.
Hüseyin Anka Özkan / Anıtkabir,
İstiklal Kulesi önündeki kadın heykel grubu
Anıtkabir’de İstiklal Kulesi önündeki Kadın Heykel grubunu, Hürriyet Kulesi önündeki Erkek Heykel grubunu ve Aslanlı yoldaki Aslan heykellerini yapmış olan öğrencilerinden Hüseyin Anka Özkan, 1951-1953 yılları arasında Rudolf Belling denetiminde Anıtkabir’in değişik yüzey ve mekanlarındaki heykel ve kabartma uygulamalarını gerçekleştiren heykeltıraşlar arasında yer almıştı.
Hüseyin Anka Özkan / Anıtkabir,
Hürriyet Kulesi önündeki erkek heykel grubu
 
Yıl 1961, Ben ve yeğenim İbrahim Tonguç
Hüseyin Anka Özkan’ın Anıtkabir Aslanlı yol üzerindeki
24 Aslan heykelinden birinin üzerinde hatıra pozu verirken.

1956 yılında, Eylül 1951’den beri Federal Almanya Cumhuriyeti adına verilen Büyük Merit Hacı (Grand Cross of Merit)  ile ödüllendirilmişti.
Grand Cross of Merit Nişanı
1961’de de Berlin Sanat Ödülü verilmişti. 80 yaşındayken, 1966 Ocak ayında Almanya’ya geri dönmüş, 5 ay sonra da oğlu Thomas hayatını kaybetmişti. 1972 yılında hayat boyu çalışmaları için Yıldızlı Büyük Merit Hacı (Grand Cross of Merit with Star) ile ödüllendirilmişti.
Grand Cross of Merit with Star Nişanı

En son büyük boyutlu işi 26 Ağustos 1972’de açılışı yapılan Münih Olimpiyatları için tasarladığı “Moloz Çiçek” heykeli olmuştu.


Bu baskın nitelikli heykele Olimpik tesisisin mimarları tarafından spor tesislerinin çadır çatı silüeti ile rekabet edeceği nedeniyle karşı çıkılmış, bu nedenle 2.589988 km² lik Olimpiyat köyünün pek de görünmeyen bir noktasına yerleştirilmişti.




“Barış sembolü olarak Çiçek Motifi,
Alman Federasyonu ve Eyaletin Başkenti Münih tarafından heykel sanatçısı Rudolf Belling’e adanmıştır. II. Dünya savaşı sonrasındaki yıkıntılardan ve molozlardan oluşturulan bir tepenin üzerine 1972 yılındaki münih Olimpiyatları için dikilmiştir.”
Ne yazık ki Rudolf Belling bu son heykelinin açılışını görememiş, 9 Haziran’da, Almanya’ya döndükten sonra yaşadığı Münih yakınlarında Krailling’de 86 yaşında vefat etmişti.


Rudolf Belling’in eserleri New York, Hamburg, Viyana müzelerinde ve özel koleksiyonlarda bulunmaktadır.

Genç Cumhuriyet’in modernleşme, çağdaş kentler yaratma projesi ve isteği ile Mustafa Kemal Atatürk, İstanbul şehir planını yapması için Fransız mimar Henri Prost’u davet etmiş, İstanbul Belediyesi Prost ile 1936’da sözleşme imzalamıştı. Prost’un hazırladığı “İstanbul Nâzım Planı” çerçevesinde, 1937 yılıda zaten uzun süredir kullanılmayan, avlusu futbol sahası olarak kullanılan ve yer yer de yıkılan Taksim (Topçu) Kışlası tamamen yıkılmış, kışlanın üzerinde bulunduğu terastan başlayarak daha ilerki bir tarihte, 1949 yılında inşa edilen yaya köprüsüyle bu bahçeyi Elmadağ’dan Harbiye’ye ve Maçka Parkı’na kadar bağlayan ve araç trafiğiyle kesilmeden Taşlık Parkı ile birleşen bir park dizisinin yapımı gerçekleştirilmiş, 1940’da açılışı yapılan bu park dizisine de “İnönü Gezisi” adı verilmişti.



Bu arada planlamayı yapan Prost, parkın girişine merdivenler çıkılarak ulaşılan büyük düzlüğe bir anıt yerleştirilmesini de düşünmüştü ve planına dahil etmşti. Bu anıt, CHP I. Olağanüstü Kurultayı’nda “Millî Şef” ünvanı verilen Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’nün
(11 Kasım 1938 - 22 Mayıs 1950) anıtı olacaktı. Heykelin yapım işini 1940 yılında İstanbul Valisi ve Belediye Reisi Dr. Lütfi Kırdar Rudolf Belling’e sipariş etmişti.



Atlı olarak yapılması planlanan heykel İsmet İnönü’yü asker olarak ve İnönü Savaşları sırasındaki haliyle betimleyecekti. Heykelin yeri olarak da Henri Prost’un planladığı gibi Taksim Gezi Parkının girişindeki büyük merdivenlerin çıkıp ulaştığı platform düşünülmüş, oluşturulan platform üzerinde heykelin üzerine yerleştirileceği kaide için “Millî Şef Heykeli Kaide Müsabakası” adı altında bir yarışma açılmış, birinciliği akademi öğretim üyelerinden mimar Feridun Akozan ve Mehmet Ali Handan kazanmış, ancak yarışmada seçilen bu kaide uygulanmamıştı. Sonrasında İstanbul Belediyesi kaide için yeni bir yarışma daha açmış, bu iş için 180.000 Lira bütçe ayırmış ve sağ ve solunda rölyefler olan yedi buçuk metre yüksekliğindeki kaide, 1944’te tamamlanarak “İnönü Gezisi”nin Taksim Meydanı’na bakan giriş merdivenlerinin üzerinde inşaa edilmişti. Bu arada üzerine konacak heykelin bitmesi beklenmekteydi.




Rudolf Belling 1940’ta anıtın yapımına akademideki heykel atölyesinde başlamış, heykel atölyesinin tavan yüksekliği bu büyüklükte bir heykelin yapımına izin vermediği için atölyenin çatısı sökülerek yükseltilmişti. Rudolf Belling’e bu heykelin yapımında öğrencilerinden Hüseyin Anka Özkan (1940’da Akademiden mezun olmuştu) yardımcı olmuş, hocalardan Nijat Sirel de gerektiğinde Tercümanlık yaparak yardımcı olmuştu.


Cumhuriyet’in ilk yıllarında, Türkiye’deki imkanlar çok sınırlı olduğu için, büyük ölçekli anıtlar henüz yapılamıyordu. 1940 yılına kadar henüz İstanbul’da üç adet anıt yapılabilmişti.
İlki İstanbul Belediyesi tarafından Avusturyalı heykeltıraş Heinrich Krippel’e yaptırılan ve
3 Ekim 1926 tarihinde açılan ve Türkiye Cumhhuriyeti’nin de ilk anıtı olan Sarayburnu Atatürk Anıtı, ikincisi Taksim Meydanı’nda İtalyan heykeltraş Pietro Canonica’ya yaptırılan, kaidesini mimar Giulio Mongeri’nin hazırladığı ve 8 Ağustos 1928’de açılışı yapılan Taksim Cumhuriyet Anıtı, üçüncüsü ise Eski Harp Okulu (1936’da Ankara’ya taşınınca yerine Yedek Subay Okulu taşınmış, sonra da Askeri Müze olmuştu) önüne 1937 yılında Yedek Subay Okulu öğrencilerinin kendi aralarında topladıkları paralar ile Türk heykeltraş Ali Hadi Bara’ya yaptırdıkları Harbiye Atatürk Anıtıydı (Cadde genişletmesi yapılırken anıt, okulun önünden kaldırılmış ve park içerisine taşınmıştı, o nedenle bugün çok fazla farkedilmemektedir).


Belling heykel üzerinde çalışmalarına devam ederken Cumhurbaşkanı “Millî Şef” İsmet İnönü, 1 Ağustos 1942’de ziyaret etmiş, heykelin küçük bir alçı maketi ile 1/3 ölçeğindeki tasarımını incelemiş, Belling’den bilgi almış ve görüşlerini dile getirmişti. Akabinde Akademiden Taksim’e geçerek heykelin yerleştirileceği “İnönü Gezisi”ndeki anıtın yerini tetkik etmişti.


Belling’in öğrencilerinden 1948 yılı mezunu ve 1950 yılından sonra Akademide asistan olarak da çalışan heykeltraş Hüseyin Anka Gezer, Atlı İnönü Heykeli ile ilgili olarak şunları söylemişti;



“Özellikle Atlı İnönü Heykeli’nin çalışmaları, Türk heykeltıraşları için çok ilgi çekici ve öğretici olmuştur (…) Belling, önce heykelin ölçekli bir maketini tam titizlikle gerçekleştirdi. Onu 1/3 ölçeğe büyüttü ve heykelin 1/1’e büyütülmesi için Almanya’dan özel olarak bu iş için getirttiği Engels’e teslim etti. (...) Bu teknik, o tarihten sonra bizde de kullanılmaya başlanmış ve anıt işlerini bir hayli kolaylaştırmıştır. Hatta onun kullandığı büyütme (pantograf) aletinden, birkaç sanatçı kopyalar yaptırmıştır.”

Hüseyin Anka Gezer, hocası Rudolf Belling'i anlatıyor;
https://www.youtube.com/watch?v=hb0YywrdaMA




Rudolf Belling’in heykel üzerindeki 3 yılı bulan çalışması tamamlanmış, 1943 yılının son aylarında tamamlanan heykelin bronz dökümü Macar döküm ustası Fiçek Karoly’nin Beyoğlu İstiklal Caddesi, Narmanlı Yurdu’ndaki atölyesinde 1944 yılının son aylarında gerçekleştirilmişti.




II. Dünya Savaşı’nın devam etmesi savaş ekonomisinin hüküm sürdüğü bu dönemde anıt için yapılan harcamalar eleştirilere neden olmuş, kaidesi inşaa edilmiş olmasına rağmen, Millî Türk Talebe Birliği üyesi gençlerin de tepkileri nedeniyle anıt yerine konamamış, kaide boş kalmıştı.


Bu fotoğrafta Taksim İnönü Gezisi merdivenlerinin üzerindeki platformda
Atlı İnönü heykeli kaidesi görülebilmektedir.




Millî Türk Talebe Birliği üyesi gençlerin tepkileri üzerine, İstanbul Valisi ve Belediye Reisi

Dr. Lütfi Kırdar,

“Tarafsız çevrelerin de makul bularak desteklediği, Taksim’de bir Cumhuriyet Anıtı varken, yakınına daha büyük bir İnönü Anıtı dikilemez.”

diyerek bir açıklama yapmıştı.





Bu fotoğrafta Taksim İnönü Gezisi merdivenlerinin üzerindeki platformda
Atlı İnönü heykeli kaidesi görülebilmektedir.



Dr. Lütfi Kırdar 1954 seçimlerinde Demokrat Parti’den milletvekili seçildikten sonra anıtın niçin yerine konmadığını ise;

“Dünya barışa kavuştuğu zaman heykelin yerine konulması ve açılma töreninin ancak o zaman yapılması tensip edildiği (uygun görüldüğü) için bu anıt o mesut günü beklemektedir.”

diyerek açıklamıştı.

Bu fotoğrafta da Taksim Meydanının genel görünümü içerisinde, Taksim İnönü Gezisi merdivenlerinin üzerindeki platformda Atlı İnönü heykeli kaidesi görülebilmektedir.

1949 yılında Vali ve Belediye Reisliği görevinden alınan Dr. Lütfi Kırdar’ın yerine 24 Ekim 1949’da Dr. Fahrettin Kerim Gökay göreve başlamıştı. Onun döneminde heykelin yerine konması bir yana kaidesinin yıktırılarak kaldırılması için Belediye Meclisi’nde sert tartışmalar yaşanmıştı. Fahrettin Kerim Gökay, yıllar sonra o dönemi;
“Siyasi havaya göre kaidenin kaldırılması isteniyordu. Ben direniyordum. ‘Bu bir tarih ifadesidir, kitabe üzerindeki zaferler de Türk milletinin malıdır’ diyordum. Bu arada iktidar değişmişti. Belediye Meclisi kaidenin kaldırılması için iki defa karar aldı. İkisine de itiraz ettim. Daha sonra konuyu rahmetli Başvekil Adnan Menderes ile konuştum. Menderes’in müdahalesiyle kaide yerinde kaldı. Heykeli de tramvay deposuna kaldırtarak muhafaza altına aldırdım.”
diyerek aktarmıştı.
Kaide yerinden sökülmeden önce İnönü Gezisi, 1976
Kaide kaldırıldıktan sonra İnönü Gezisinin “Gezi Direnişi”nden önceki hali.
14 Mayıs 1950’de seçimleri kazanarak iktidara gelen Demokrat Parti döneminde anıtın kaidesi üzerindeki kitabe tahta perdeyle örtülmüş, maskelenmiş, uzun yıllar o şekilde kalmış, ancak 27 Mayıs 1960 Askerî Müdahalesinden sonra bu tahta perdeler kaldırılmıştı.
Tahta perdelerin kaldırıldığına dair
20 Haziran 1960 tarihli Milliyet gazetesi küpürü


Yıllarca depolarda bekletilen heykelin varlığı unutulmuş, İsmet İnönü’nün 25 Aralık 1973’teki vefatının ertesinde Hürriyet Gazetesi anıtın izini sürmüş ve onu bulmuştu. 30 Aralık 1973 tarihli Hürriyet Gazetesi bulunan heykeli, geniş yer ayırdığı birinci sayfasından;
“İnönü’nün heykelini
parçalanmış ve başsız olarak bulduk.”
 başlığı ile duyurmuştu. 



Önce heykelin parçaları Mecidiyeköy’deki Tekel Likör Fabrikası bahçesinde bekletilmiş daha sonra İstanbul Belediyesi’nin Edirnekapı’daki atölyelerinde 40 yıl gibi bir süre kimselerin haberi olmadan çürümeye yüz tutmuştu. Sonunda depodan depoya yer değiştiren heykel Bakırköy Osmaniye’de, Fen İşleri’ne ait derme çatma bir barakada parçalara ayrılmış bir halde bulunmuştu. 40’larda 700-800 bin lira harcanan ve yıllarca depolarda çürüyen heykelin dikilmesi için ancak dokuz yıl sonra, 1982’de girişimler başlayabilmişti.



Heykeltraş Hüseyin Gezer o günleri;



“…1982 yılı içinde, Belediye Başkanı Orgeneral İ. Hakkı Akansel, sorunun nasıl çözümlenebileceğini, anıtın nereye dikilebileceğini araştırmak üzere, DGSA’dan şehirci-mimar ve heykeltıraş; İTÜ’den şehirci-mimar öğretim üyeleriyle, Belediye uzmanlarından kurulu bir heyet oluşturdu.”

diyerek aktarır.



İstanbul Valisi Nevzat Ayaz başkanlığında, heykeltıraş Hüseyin Gezer, mimar Orhan Şahinler ve Mehmet Ali Handan’ın da yer aldığı (kurulun tamamı tespit edilememiştir) kurul heykel için bazı alanlar önermiş, önerilen Dolmabahçe Parkı rampası, Kabataş, Taşlık Parkı seçenekleri arasından çoğunluğun kararı ile İsmet İnönü’nün 1940 yılında mimar Rüknettin Güney (1904-1970) tarafından tasarlanarak inşaa edilen ancak İsmet İnönü’nün hiç oturmadığı (1952 yılında oğlu Ömer İnönü Engin hanım ile evlenmiş ve eve taşınmışlardı) Maçka Taşlık’taki evinin önündeki Taşlık parkı seçilmişti.

50’lerde Taşlık parkı içerisinde bir hatıra fotoğrafı, arkada İnönü Evi
Günümüzde Taşlık Parkına bakan İnönü Evi

Zarar gören on ton ağırlığındaki ve beş metre yüksekliğindeki bronz heykelin onarımı için yaklaşık 14 milyon lira harcanmış, Taksim “İnönü Gezisi”nde daha önce inşaa edilen kaide sökülerek Taşlık Parkı’na taşınmış ve bronz Atlı İnönü Heykeli ile kaidesi 38 yıl sonra birbirlerine kavuşabilmişlerdi.

Anıtın açılışının 25 Temmuz 1982 tarihli Milliyet gazetesindeki haber küpürü

Anıt, Lozan Antlaşması’nın 59. yıl dönümü olan 24 Temmuz 1982’de Danışma Meclisi Başkanı Sadi Irmak’ın başkanlık ettiği bir törenle açılmış, törene İstanbul Valisi Nevzat Ayaz, Harp Akademileri Komutanı Orgeneral İsmail Hakkı Akansel, Belediye Başkanı Korgeneral Ecmel Kutay, Merkez Komutanı Tümgeneral Kemal Yüksel, İnönü’nün eşi Mevhibe İnönü, oğulları Ömer ve Erdal İnönü, Rudolf Belling’in eşi Yolanda Carolina Belling, bazı ülke konsolosları, yüksek rutbeli subaylar ve kalabalık bir halk topluluğu katılmıştı.



Ne yazık ki, ne İsmet İnönü, ne de o güne kadar gerçekleştirdiği en büyük eseri olan bu heykel için üç yıldan uzun bir süre üzerinde çalışmış olan Rudolf Belling, Atlı İnönü Anıtı’nın açılışı görememişlerdi.

Taşlık, solda görünen Dolmabahçe sarayının arkasındaki tepeden Marmara’yı izleyenler.

Taşlık, aşağıda Dolmabahçe sarayının yüksek duvarları ve arkasında boğaz manzarası.


XIX. yüzyılda, Sultan Abdülaziz Marmara Denizi’nden gelindiğinde boğaz girişine hakim olan Dolmabahçe Sarayının hemen ardındaki sırtlarda, dört minareli bir bir cami yaptırmak istemişti. Kendi adı ile anılacak olan ve Aziziye adıyla anılacak bu camiyi o yıllarda birçok yapıya imza atmış olan Sarkis Balyan’a yaptırtacaktı.
Uçaktan çekilmiş bu eski fotoğrafta Dolmabahçe sarayı, İTÜ Maçka Maden Fakültesi, Akaretler, sağda beşiktaş iskelesi ve kırmızı ile işaretli alanda Taşlık çok açıkça görülebilmekte. İnönü Stadyumunun olduğu yerde ise henüz Dolmabahçe Sarayının has ahırlarının durduğu görülebilmekte.

Bu fotoğraf ise 1940’lardan sonra çekilmiş olmalıdır ki, İnönü Stadyumu ve Taşlık Parkının arkasındaki İnönü Evi görülebilmektedir.
Caminin temel inşaatı için 1874-75 yılı başlarında büyük bloklar halinde kesme taştan temeller atılmış, ayrıca camiye gelir getirmesi için Beşiktaş Maçka arasında iki yol üzerinde iki taraflı olarak Akaretler adıyla kagir evler inşaa ettirilmişti. Ancak cami inşaatı, Abdülaziz’in 30 Mayıs 1876’da tahttan indirilmesi, ardından da 4 Haziran 1876’da intihar ederek ölmesi üzerine durmuştu. Yarım kalan ve arazide işlenmiş olarak gelişigüzel dağınık bir şekilde yıllarca kalan taşlar zamanla bölgenin “Taşlık” adıyla anılmasına neden olmuştu.
Taşlık’tan Dolmabahçeye iniş yolu. Solda Gaz Şirketi binaları görülmekte. 1960’lardan sonra bu bölgede İstanbul gece hayatının unutulmaz eğlence mekanı olan ve Fahrettin Aslan tarafından işletilen Taşlık Gazinosu yapılmıştı. Arkada yine Dolmabahçe sarayının silüeti görülebilmekte.

Alttaki fotoğrafta da virajı döndükten sonra Dolmabahçe Camii ve karşı sırtta önündeki çam ağacı ile birlikte Çam Palas ve sahilde Tekel İdaresi binaları görülmektedir.

1947-48 yıllarında Aziziye Camii’nin inşaatı öncesi tesviye edilen arazinin Dolmabahçe Sarayı’na bakan yamacında yapılmış olan istinat duvarı üzerine Sedat Hakkı Eldem’in projelendirdiği ünlü Taşlık Kahvehanesi yapılmıştı.
Sedat Hakkı Eldem’in Taşlık Kahvehanesi, Swissôtel The Bosphorus’un inşaası sırasında yıkılmış ve biraz daha Beşiktaş tarafına doğru yine istinat duvarı üzerine inşaa edilmişti. Halen Otel tarafından kullanılmaktadır.
Bir kısmı belki o kahvehane inşaatında kullanılmış olan taşların kalanları da, Cumhuriyetin ilanı sonrasında İstanbul’da yaptırılan ilk cami olma özelliğini taşıyan ve mimari projesi Vasfi Egeli tarafından yapılan Şişli Camii’nin 1945’te başlayıp 1949’da biten inşaatında kullanılmak üzere alandan taşınmışlarsa da, Taşlık ismi günümüze kadar öylece devam edip kalmıştı.
Şişli Camii temel inşaatı 
Şişli Camii inşaatından
Şişli Camii inşaatından




Günümüzde söz konusu 85.000 m² lik arazi üzerinde yükselen ve inşaatına 1988’de başlanıp 1991’de bitirilen, Swissôtel The Bosphorus ile İnönü Evi arasında sıkışıp kalmış olan Taşlık Parkı içerisindeki Atlı İnönü Heykeli, parkın ağaçları nedeniyle yoldan geçerken pek farkedilmez.

Swissôtel The Bosphorus, Taşlık parkı ve Atlı İnönü Heykeli ve Dolmabahçe Sarayı.
Kırmızı okla işaretli anıtın arkasındaki kiremit çatılı yapı da İsmet İnönü’nün evidir.
Otelin yanındaki küçük yeşil kırma çatılı olan yapı ise Sedat Hakkı Eldem’in yeniden inşaa edilen Taşlık kahvehanesidir.


Ancak, 7,5 metre yüksekliğindeki taş kaidesi ve üzerindeki 5 metre yüksekliğinde At üzerindeki bronz İsmet İnönü Heykeli İstanbul’un en büyük, en görkemli anıtlarından birisidir. Anıt dışarıdan pek farkedilmese de parkın içerisine girildiğinde boyutlarıyla anıtsallığını hissettirir. Belki bilinçli bir tercihle Swissôtel The Bosphorus’un giriş aksı parkın ve Anıtın aksıyla örtüşür, bu nedenle de özellikle otel çıkışında etkili bir görüntü vermektedir.





















Atlı İnönü Anıtı, boğaza dönük olarak yerleştirilmiştir, ön yüzünde Rudolf Belling’in ilk tasarımlarında olmayan daha sonraki tasarım değişikliğinde eklediği 3 metre yüksekliğinde bir konsol üzerinde ayakta duran genç bir erkek figürü yer alır.




















Sağ elinde barışı simgeleyen bir defne dalı, yukarı ileriye, geleceğe uzanan sol elinde ise Cumhuriyet’in aydınlığını temsil eden bir meşale tutan atletik yapılı genç erkek figürü’nün ardında stilize bir ateş çemberi vardır ve sanki onun içerisinden çıkıyor gibidir. Rudolf Belling bu genç erkek figürünü yaparken öğrencisi ve asistanı olan heykeltraş Hüseyin Anka Özkan’ı model olarak kullanmış, bu başarılı öğrencisini, Mustafa Kemal Atatürk’ün Türkiye Cumhuriyeti’ni emanet ettiği Türk gençliğinin sembolü olarak ölümsüzleştirmişti.





Anıtın kaidesinin sağ ve sol yüzlerinde mermere oyulmuş harflerle iki metin yer alır. Sağ taraftakinde Atatürk’ün 2. İnönü zaferini kutlamak için 1 Nisan 1921’de gönderdiği telgraf metni yer alır; 

“Bütün tarih-i âlemde, sizin İnönü Meydan Muharebesinde deruhte ettiğiniz vazife kadar ağır bir vazife deruhte etmiş kumandanlar enderdir. Milletimizin İstiklâl ve hayatı dâhiyane idareniz altında şerefle vazifelerini ifa eden kumandan ve silah arkadaşlarınızın kalp ve hamiyetine büyük bir emniyetle istinat ediyordu. Siz orada yalnız düşmanı değil milletin makûs talihini de yendiniz.
1 Nisan 1921” 

sol taraftaki yüzde ise İsmet İnönü’ye yapılmış bir methiye yer alır; 


“Savaşta büyük asker, barışta büyük devlet adamı ve diplomat, İnönü, Sakarya Muharebesinde ve Afyonkarahisar Taarruzunda cephe kumandanı, Büyük Millet Meclisi hükümetinin Hariciye Vekili ve Lozan Murahhas Heyeti’nin reisi, Cumhuriyet Hükümeti’nin on dört yıl Başvekili, hayatını ve dehasını yalnız yurt ve halk hizmetine veren yapıcı ve kurucu Cumhurreisimiz ve Milli Şef’imiz İsmet İnönü’ye ve İstanbul şehrinin sevgi, saygı ve minnet duygularıyla…”





Rudolf Belling’in bir diğer İsmet İnönü heykeli ise Başkent Ankara’dadır.

Ankara Üniversitesi, Ziraat - Veteriner Fakülteleri Dışkapı Yerleşkesi’ndeki bu heykeli sanatçı 1944 yılında yapmıştı.


İstanbul Atlı İnönü heykeline nazaran daha metevazı boyutlardaki bu heykel, 1.50 m.’lik sekizgen formlu taş bir kaide üzerinde 1.80 m. yüksekliğinde ayakta duran İsmet İnönü heykelinden ibaretti.

fotoğraf © Emre Sunay Gebeş


fotoğraf © Emre Sunay Gebeş


fotoğraf © Emre Sunay Gebeş
fotoğraf © Emre Sunay Gebeş
fotoğraf © Emre Sunay Gebeş 
fotoğraf © Emre Sunay Gebeş
Sivil giysiler içerisindeki II. Dünya Savaşı’nın bu önemli liderinin heykelinde sol eli yumruk halinde, sağ eli ise kaideye dayalı bir şekilde betimlenmişti.

Sağ ayağı bir adım önde olarak duran heykelde İnönü gelecekten emin bir ifadeyle ileriye doğru bakmış, sekizgen kaidenin ön üç yüzünü kaplayan bronz rölyeflerde ise Ziraat ve hayvancılık ile ilgili tasvirler yer almıştı.





Sevgili Ankara’lı dostum Ahmet Soyak’tan rica etmiştim, Veteriner Fakültesi Dekanlığının bahçesindeki İnönü Heykelinin kendisinde görüntüsü varsa kullanabilir miyim diye, o da elinde olmadığını ancak lütfedip benim için gidip çekmeyi deneyeceğini söylemişti. Ancak ne yazık ki içeri girmesine izin verilmediği için o da makinesinin zoom yeteneğini kullanarak, Yıkılan Su Süzgeçi molozları üzerinden bir video çekmiş sağolsun. Onun linkini burada paylaşmak istiyorum ki en azından heykelin bakıma ihtiyacı olduğunun (zira görüntülerden heykelin sırt bölümünde çürümelerin varlığı görülebilmekte) bir belgesi olarak değerlendirilebilsin ve yeri net olarak anlaşılabilsin.

Teşekkürler Ahmet Soyak, bir kez daha.


Ve sevgili dostum Ahmet Soyak’a bir büyük teşekkür daha; Daha öncesinde kampüs içerisini girmeyi başaramadığı için, hiç olmaz ise dışardan çektiği video ile yazıma desteğini esirgemeyen dostum Ahmet Soyak, her zamanki azmi ile yine bir yolunu bulup Ankara Veteriner Fakültesi Dekanlığı önündeki İsmet İnönü heykelinin kampüs içerisinden bir çekimini gerçekleştirerek bunu da benimle paylaşmak  nezaketini gösterdi. 19 Temmuz 2016 tarihli
“Rudolf Belling’in 1944 yılında yaptığı İsmet İnönü heykeli” başlıklı video:
https://www.youtube.com/watch?v=85WtcR1akUk


video

Haziran 2014’te İkinci Dünya Savaşı’nın 70. yıldönümü nedeniyle Bilgi Üniversitesi’nin Bilgi Üniversitesi Dolapdere Kampüsü’nde gerçekleştirilen bir sempozyumda, 1933 Üniversite Reformu kapsamında Türkiye’ye gelen Alman profesörlerden üçünün İstanbul’da doğup büyüyen çocukları tarih kitaplarında hiç yer almayan anılarını anlatmışlardı. Onlardan birisi de Rudolf Belling’in Türkiye’de doğan ve 20 yaşındayken ailesi ile birlikte Almanya’ya giden kızı Elizabeth Weber-Belling’di.

Elizabeth Weber-Belling Ankara’da Anıtkabir ziyaretinde

Güzel Sanatlar Akademisi’nin bahçesinde koşuşturduğu günlere ait anılarını aklında kaldığınca anlatırken, Türkiye’de doğduğunu, büyüdüğünü ve her yıl Türkiye’yi ziyaret ettiğini belirterek o yılların Türkiyesi’nden bahsetmiş, ve



“O dönemde Ermeni, Yahudi, Türk, Alman, İtalyan, Rum arkadaşlarım vardı. Türkiye çok uluslu bir ülkeydi. Birçok milletten insanlar vardı. Aramızda hiçbir problem yoktu, Yahudilerle ya da Müslümanlarla. Ben bu ülkenin bir parçası olduğumu hissederdim. Türkiye’de yaşamanın hayatım boyunca benim için bir ayrıcalık olduğunu düşündüm. İki ayrı kültürde büyüdüm bir insan hayattan başka ne ister ki? Babam savaşın mağduruydu ama ben asla bir mağduriyet hissetmedim.”

demişti.



Alman Heykeltraş Rudolf Belling’in kızı Elisabeth Weber-Belling 7 Haziran 2014 tarihinde de İnönü Vakfı’nda bir konuşma yaparak anılarını anlatmıştı.



O konuşmasına ait video aşağıdaki linkten izlenebilir.


https://www.youtube.com/watch?v=V60UriVNBto


Kaynaklar:

1- www.rudolfbelling.com


2- Fatma Akyürek, Cumhuriyet Dönemi Heykel Sanatı.
Cumhuriyet’in Renkleri, Biçimleri,
Türkiye Ekonomik ve Toplumsal Tarih Vakfı Yayınları, İstanbul 1999

3- Nurullah Berk, Rudolf Belling, Ankara Sanat Yayınları, 1973

4- Cem Dalaman, Die Türkei in ihrer Modernisierungsphase als Fluchtland für Deutsche Exilanten, Berlin 1998

5- Aktif Müze Derneği, Goethe Enstitüsü, Sanatlar Akademisi

6- Z.Rona, "Belling, Rudolf", Eczacıbaşı Sanat Ansiklopedisi,

Yapı-Endüstri Merkezi Yayınları, İstanbul, 1997

7- Açık Radyo / 
18 Ocak 2005 
Şadi Çalık Retrospektif Sergisi Vesilesiyle Rudolf Belling Hakkında / Aydan Çelik

Hiç yorum yok: