Belediye otobüsünün içerisinde kavşaktan geçerlerken ailecek, belki de "evladım öyle parmakla gösterilmez insanlar, ayıptır" diyen annesini dinlemeyip heyecanla arka pencereden parmaklarıyla işaret ederek sorgularken çocuklar, anne söylediğinin komikliğine şaşırmış, kendi kendine gülüyordu ön koltukta, "insanlar mı?.. ne diyorum ben” diyerek. Benimsemişti Ankaralılar kısa sürede onları tüm soğukluklarına, yabancılıklarına rağmen, neredeyse çıplak olmalarına dahi takılmadan kabullenmişler, hatta insan gibi görmüşlerdi. Öyleydi o zamanlar, o günlere dek görmedikleri bu tür yeniliklere çabuk intibak etmişti, Osmanlının kasabasından doğan başkentin insanları, her şey bir başkaydı artık, her anlamda yenilenmek, aydınlanmak iyi gelmişti onlara da, bunu içselleştirmişlerdi. Varsın demirden olsun, soğuk olsun, yüzlerine değil uzaklara baksın, varsın konuşmasın, dinlemesin, insandı onlar da, misafir misali, şehrin en güzel yerinde ağırlanmalı, hoşgörüyle bakılmalıydı... Hiçbir zaman taciz edilmediler, saldırıya uğramadılar, üzerine yazılar da yazılmadı, kolları kanatları da kırılmadı, onlara sorulsa hep o ilk günkü yerinde kalmalıydı belki de, kentin bir simgesi olarak, ancak onlara sormaya dahi gerek görmeyen bazı yönetici kararlarıyla ordan oraya savruldular yıllar boyunca...
Fotoğraf makinesi olanlar hatıra olsun diyerek fotoğraf çektirdi, ki bugün o yıllara ait bir çok hatıra fotoğrafından biliyor, görüyoruz o güzelim Anıtsal Su Perileri Çeşmesi’ni ve Ankara’nın insan ölçeğindeki o güzel günlerini, sakladılar, yeri geldi gelemeyen konu komşuya gösterdiler, onlar da merak edip kalktı geldi, kalktı geldi... Gelen gitti, giden bir daha geldi, ama onlar hiç bir yere kıpraşmadı, öylece beklediler, kış oldu, ayaz oldu kurt indi, kollarını bacaklarını kıtladı, yağmur yağdı, kar yağdı, üşümediler, sadece ıslandılar, ayaz çıktı, don vurdu, üzerlerinden buzlar sarktı yerlere, yine de durdular dimdik, durdular, durdular ve durdular...
Su Perileri ve diğer çocuklar hala hiç istiflerini bozmadan duruyorlar, aynı sessizlikleriyle, aynı donuk bakışlarıyla hep bir arada, ama artık farklı bir yerde. Yıllarca ordan oraya taşıdı onları yönetimler de Ankaralıların pek sesi çıkmadı, kendi göçebeliklerine uydurdular neticesinde, zaman geldi bir tepeye çıkarttılar, baksınlar diye enginlere, zaman geldi bir çukura soktular, belli ki bir şey görmesinler diye, meydan da gördüler, yeri geldi çöplüğü de...
Benzerleri Dünya’nın dört bir yanında, belki de yedi kıtasında el üstünde tutulup, parklar içerisinde, özenle korunup, dört başı mamur günlerini geçirirken, onlar şimdi hiç de kendilerine uymayan bir yerde, def-i bela kabilinden bir kenara sığıştırıldılar. Bu son mekanlarının onlara layık olmadığını ve bu nedenle de çok mutlu olduklarını sanmıyorum, ki ben de öyle...
Hikayemiz, işte bu sekiz sığınmacının hikayesidir;
o hayatın koşuşturması içerisinde belki de hiç farketmediler bile onların göçebeliğini, zaman içerisinde, adlarını da hikayesini de unuttular, sorup sorgulamadılar, adlarını dahi bilmedikleri, bu bir içim su kadar güzel iki kadının büyüsüne, albenisine kapılıp onlara topluca “Su Perileri” adını vermişlerse de, sonrasında vardı bir yerlerde, şimdi nerde kimbilir deyip geçtiler, unuttular...
![]() |
| Cesar Philipp (1859-1930 Alman) Tatlı su perisi, Krenaiai ve Putto’lar çeşme başında Tuval üzerine yağlı boya, 151,3 x 81,9 cm |
Bu Anıtsal Çeşme (antik Yunan ve Roma kültüründe Nymphaeum olarak tanımlanan bu tür kent unsurları, menşei olan Avrupa’da Anıtsal Çeşme - Monumental Fountain olarak adlandırılmaktadır), başkent olduktan sonra hummalı bir şekilde imar ve inşaa edilen Başkent Ankara için, Heussler Haritacılık Müteahhit firması kanalıyla 1925 yılında Berlinli mimar Carl Christoph Lörcher’e Sıhhiye civarından başlayarak 150 hektar büyüklüğündeki bir alan için bir kent planı hazırlatılmış, daha sonra tüm planın uygulanmasından vazgeçilmişse de, kentin merkezi konumundaki günümüz Kızılay Meydanı ile ilgili temel kararlar o plan ile atılmıştı. Yenişehir’i abad etmek, güzelleştirmek ve süslemek için, Lörcher’in “Cumhuriyet”, dönemin yöneticilerinin ise değiştirerek “Kurtuluş Meydanı” adını verdikleri meydana, 1926-1928 yılları arasında Ankara’nın Şehremini olan, Mustafa Kemal Atatürk gibi Selanik doğumlu ve onun çocukluktan beri en yakın arkadaşlarından, Süleyman Asaf İlbay (1882-1957) tarafından Avrupa’dan bir anıtsal çeşme getirtilmişti.
![]() |
| Mustafa Kemal Atatürk ve Süleyman Asaf İlbay (gözlüklü olan) birarada |
Bir dönem Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği de yapmış olan gazeteci, siyasetçi ve diplomat, Ruşen Eşref Ünaydın (1892-1959), vefatından iki yıl önce, 1957’de yazdığı “Atatürk’ü Özleyiş” adlı anı kitabında, Anıtsal Su Perileri Çeşmesi ile ilgili olarak şunları yazmıştı;
![]() |
| Ruşen Eşref Ünaydın (1892-1959) |
“Kurtlar, sâdece, gece vakti dışarı çıkıldığı veya eve dönüldüğü zaman dere içlerine elde fener, omuzda mavzer inilen o ilk kışta değil, zaferden birkaç yıl sonra bile o semtlerde dolaşmakla da kalmadılar. Yenişehir kıyılarına indikleri dahi oldu!.. Hattâ şehremini Asaf (İlbay) Ankara’yı süslemek için Avrupa’dan bir demir havuzla birkaç da dökme nemfos heykeli getirtmişti. Havuz, önceleri Kızılay Meydanı’na oturtulmuştu. Bugün de Sağlık Bakanlığı önündeki meydanda duruyor sanırım. Nemfoslar ise iki üç mevsimi senin bahçende geçirdilerdi. Ve bir kış üstü Yenişehir’e indirildiler. Fakat, bir tipili sabah, uyanılınca görüldü ki çıplak kızların kolları ile baldırları geceleyin kurtlar tarafından dişlenmişler!.. Demirlerin altındaki kırmızı boyalar yaralarının kanları gibi dışarı vurmuştu!..” (1)
(1): Ünaydın, Ruşen Eşref, Atatürk’ü Özleyiş, Cilt II (Cumhuriyet Gazetesi’nin okurlarına armağanı), Yenigün Haber Ajansı Basın ve Yayıncılık A.Ş., İstanbul,
Kasım 1998, s.13
Atatürk Bulvarı ve Gazi Mustafa Kemal Bulvarı’nın kesiştiği noktaya yerleştirilen Anıtsal Su Perileri Çeşmesi ilk günden başlayarak yoğun bir ilgiyle karşılanmış, ilkbahar akşamları Atatürk Bulvarı’nda yürüyüşe çıkan kadınlı erkekli, hatta çocuklu ailelerin pusetleri içindeki ya da bisikletleri üzerindeki çocukları ile Çeşmenin etrafındaki havuzbaşında verdikleri molaların haberleri ve fotoğrafları, dönemin günlük basınında sıklıkla yer almıştı. Bulvarının orta refüjündeki Akasya ağaçları ve iki yanındaki geniş kaldırımlara dikilmiş at kestanelerinin gölgesinde yapılan Ankaralıların “piyasa”sı havuzbaşının etrafına dizilen banklarda nihayetlenirdi.
Anıtsal Su Perileri Çeşmesi’nin en eski fotoğraflarından birisi; İnşaatın başlangıcında çalışanların çeşmenin üzerine çıkarak çektirdikleri bir hatıra fotoğrafı. Fotoğrafın altında eski Türkçe harflerle Ankara Yeni şehirdeki fıskiye yazmaktadır.
Belki de en eski tarihli yukarıdaki fotoğrafta, Su Perileri Anıtsal Çeşmesi’nin açılmış bir temel çukuru içerisine dökülmüş beton bir kaide üzerine yerleştirilmiş halini ve üzerinde belki de o inşaatta çalışanların hatıra fotoğrafı çektirdiklerini görüyoruz. Sol tarafta duran beyaz gömlekli kişinin önünde marangoz ya da kalıpçıların kullandığı çivi önlüğüne benzer bir önlük takıyor olmasından ve hemen sağ tarafında Su perisi heykelinin ayağının dibine bırakılmış baretinden kalıpçı ya da inşaat işçisi olduğunu, diğer tarafta duran koyu renk takım elbiseli ve elinde şapka tutan kişinin de inşaatı kontrol eden mühendis olabileceği düşünülebilir. Arka planda ise inşaatına 1925 yılında başlanıp 1927’de tamamlanmış olan, 1924-25 yılları arasında CHP Genel Sekreterliği ve 1925-27 yılları arasında İçişleri Bakanlığı yapan Mehmet Cemil Uybadın’ın (1880-1957) kuleli köşkü görünmektedir. Onun yüksek istinat duvarları önünde bazı künkler ve bir tretuvar çalışmasına başlandığı da gözlemlenmekte. Bu ayrıntı bu fotoğrafın 1927 yılı sonrasına ait olduğuna işarettir.
Anıtsal Su Perileri Çeşmesi’nin yine en eski fotoğraflarından biri olan yukarıdaki fotoğrafın üzerinde eski Türkçe harflerle “Yeni şehirden bir manzara 29” notu yer alsa da, bu fotoğrafın daha önceki bir tarihe ait olması gerekir, zira meydanın umumi bir başka görüntüsünde ki henüz Kızılay Genel Merkez Binası arsasının boş ve inşaat için kazma dahi vurulmamış olduğu, ancak havuzun tamamen bitirilmiş, su doldurulmuş ve çevre düzenlemesinin yapıldığı, ağaçlandırma çalışmalarına başlandığı ve hatta havuzun etrafına bir dönel kavşak yapıldığı da, hesaba katılırsa, üstelik de Kızılay Genel Merkez binasının inşaatının 1928 de başlayıp 1930 yılında bitirildiği düşünülünce bu fotoğrafın 1929 yılına ait olamayacağı, 1928’den de önceki bir döneme ait olması gerektiği anlaşılır. Fotoğrafta sadece çeşmenin etrafına onu ortasına alacak şekilde bir havuz inşa edildiğini ancak çevre düzenlemelerin henüz tamamlanmamış olduğu görülmektedir. Tam çeşmenin önünden Ulus istikametine doğru çekilmiş bu fotoğrafta yolların henüz şose (taş kırıkları üzerine toprak dökülerek yapılmış yol) ve etrafının inşaat artıklarıyla dolu olduğu, iç bükey ve dış bükey bazı kıvrımlarla oluşturulmuş büyükçe yuvarlak formdaki bir havuzun ortasında, çeşmenin taban kaidesinin formuna uygun olarak bir artı ve bir çarpı işaretinin bileşiminden oluşturulmuş sekiz kollu bir yıldızı anımsatan ve üst kenarları pahlanmış, havuz doldurulduğunda sadece pahlı kısmı dışarda kalacak seviyedeki beton bir kaide üzerinde yükseldiği görülmektedir. Arka planda günümüz Zafer Meydanı civarında 26 Şubat 1926 tarihinde kurulan Merkezi İstatistik Dairesi’nin (günümüz Türkiye İstatistik Kurumu) üç katlı beyaz renkli binası, sağ tarafta da yeni yeni şekillenen Yenişehir memur evleri ve havuzun kenarında da belki de yapımı süren dönel kavşağın tretuvar taşlarından bazıları yığınlar halinde görülebilmektedir.
Hemen hemen bir önceki fotoğrafla aynı yerde çekilmiş bu karede de, şık, muhtazam giyimli, Borsalino fötr şapkalı, evrak çantalı ve getrli (ayakkabının üstünden bacağın alt bölümüne değin sarılan bir tür tozluk) ayakkabılarıyla Ankaralı Devlet memuru iki beyefendi iş çıkışı havuzbaşında, Anıtsal Su Perileri Çeşmesi’nin önüne yerleştirilmiş bankta istirahat ederlerken poz vermişlerdir, fotoğrafın arka planında da yine Mehmet Cemil Uybadın’ın kuleli evi yer alır tüm haşmetiyle.
![]() |
Yenişehirdeki dönel kavşağın günümüz Ziya Gökalp Caddesi tarafından Demirtepe istikametine doğru çekilmiş olan, tahminen ünlü Kızılay Genel Merkez binasının inşaa edilmeden önceki ve yerinde belki de bir şantiye barakasının yer aldığı, bu nedenle de 1927-28 yıllarına ait olması muhtemel bu fotoğrafta ise, havuzbaşının etrafındaki yolların şose olsa da yapıldığı, havuzbaşının etrafında oturmak için banklar konulduğu ve şehiriçi taşımacılığında kullanılan ilk otobüslerden birinin kavşakta hareket halinde olduğu görülebilmektedir.
Kızılay Genel Merkez Binası'nın inşaatı
Demirtepe istikametinde günümüzde maalesef çoktan yok olmuş, yerlerine betonarme çok katlı binalar yapılmış olan Yenişehir’in ilk ikişer katlı memur evlerini ve az ilerisinde yokuşun başlarında bugün bile hala ayakta olan, biri kebapçı diğeri ise yıllardır Ankara-Çankaya Tapu Kadastro Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi olarak kullanılan iki kuleli ev görülmektedir.
![]() |
| 1927-28 tarihli Ankara Yenişehir ve Havuzbaşı Jean Weinberg fotoğrafı. Sonradan renklendiren Onur Ertürk |
20 Mayıs 1975 tarihli Milliyet Gazetesi’nin eki olarak verilmiş olan “50 Yıllık Yaşantımız 1923-1933”de Havuzbaşı’nın 1928-29’lardaki görünümü ve Havuzbaşında Konser izleyen Ankaralılar.
Kaynak: 50 Yıllık Yaşantımız 1923-1933, Cilt-1, Milliyet Yayınları, 1975, s.62
Kaynak: Koç Üniversitesi - VEKAM Arşivi
1926 yılında şehir merkezine uzak sayılabilecek bir yerde inşaa edilen, ulaşım yolu bile tam bitmemiş, içerisinde yer aldığı park ve bahçe düzenlemesinden başka, o yıllarda etrafında başka bir yapı olmayan, Alışveriş ve Eğlence Merkezi, adını o günlerin uğrak yerlerinden “Hale Bar”dan almıştı.
Mareşal Üniformalı Atatürk Heykeli.
Kaynak: SALT Araştırma, Fotoğraf ve Kartpostal Arşivi
Ankara’nın Başkent olması sonrasında memleketin dört bir yanından kente görevli olarak gelen askerlerin barınma ve sosyal ihtiyaçlarının karşılanması gerekiyordu.
İçerisinde Sergi Salonu, Kooperatif Ürünleri’nin satışının yapıldığı bir pavyon ve Sinema olan Hale Alışveriş ve Eğlence Merkezi’nin yerine dönemin 1927-1930 yılları arasında Milli Müdafaa Vekili olan (Milli Savunma Bakanı) Mustafa Abdülhalik Renda (1881-1957) Atatürk Bulvarı üzerindeki Hale Alışveriş ve Eğlence Merkezi’nin arsasını uygun bir fiyata satın almış, yanındaki Ankara eski Valisi Yahya Galip’e (Kargı) ait olan 6263,5 m² lik arsayı da satın alarak bu arsaları Erkân-ı Harbiye-i Umumiye’ye ( Genelkurmay Başkanlığı) Zabıtan Yurdu yapılması maksadıyla bağışlamış, bu teşebbüsü ile Modern Ankara’nın ilk askeri tesisi olan Zabitan Yurdu yapımına girişilmiş, Avusturyalı mimar Clemens Holzmeister’in yönetiminde 1930 yılında başlanan inşaat 1932 yılında tamamlanmıştı.
Bugün hala Zafer Meydanı’nda ayakta olan ve kullanılan Zabitan Yurdu, 22 Aralık 1932 Perşembe tarihinde, serin bir günde saat 16:30’da zamanın Başvekili İsmet İnönü, Erkân-ı Harbiye-i Umumiye Reisi Mareşal Fevzi Çakmak, Milli Müdafaa Vekili Zekai Apaydın, 1.Ordu müfettişi Orgeneral Ali Sait Akbaytogan, 2. Ordu müfettişi Orgeneral Fahrettin Altay, Kütahya Milletvekili Recep Peker tarafından açılmıştı.
![]() |
| Servet-i Fünûn (Uyanış) Gazetesi 29 Aralık 1932 sayısında Zabıtan Yurdu’nun açılışına katılan heyet. Başvekil İsmet İnönü’nün sağ omuz arkasında Mustafa Abdülhalik Renda. Fotoğraf: Ankarafili Ancyraphiliæ |
Atatürk’ün; 25 Aralık 1932 tarihinde yurdu ziyareti sonrasında Orgeneral Fahrettin Altay’a verdiği direktif ile, “Zabıtan Yurdu” ismi “Orduevi” olarak değiştirilmişti.
![]() |
| “Zabıtan Yurdu” adının Atatürk’ün direktifi ile “Orduevi” olarak değiştirildiğini, Emekli Orgeneral Fahrettin Altay, 27 Mayıs 1967 tarihinde Orduevi’nde kaldığı süre içerisinde Orduevi Ziyaretçi Defterine yazdığı bu notla teyit etmişti. Fotoğraf: Ankarafili Ancyraphiliæ |
Zafer Meydanına bakan üç katlı “U” şeklindeki Orduevi Binası, 1962’de beş kata çıkartılmış, 1983’de bulvarın karşısında, Mithatpaşa Caddesi ile Atatürk Bulvarı arasında kalan köşede yer alanYüksel Palas Oteli de Orduevi bünyesine dahil edilmişti.
![]() |
| Yaklaşık 35 yıl arayla, Sıhhiye Kavşağı, 1978 yılında heykeltıraş Nusret Suman tarafından yapılan Hitit Güneş Kursu Anıtı ve Orduevi, Fotoğraflar: Ankarafili Ancyraphiliæ |
Zafer Meydanı’ndaki Atatürk Anıtının solunda kalan Zafer Parkı II içerisinde Pavyon Sergi Binası, Zabitan Yurdu diğer adıyla Hale Gazinosu ve fıskiyeli bir havuz, Anıtın solunda ise Zafer Parkı I ve içerisinde fıskiyeli bir havuz vardı.
Zafer Meydanı, Mareşal Gazi Mustafa Kemal Heykeli, sağda “Hale” Alışveriş ve Eğlence Merkezi ve parkın gerisinde eski Divan-ı Muhasebat Binası.Kaynak: SALT Araştırma, Fotoğraf ve Kartpostal Arşivi
Açılışından 3 gün sonra 25 Aralık 1932’de Mustafa Kemal Atatürk Zabitan Yurdu’nu ziyaret etmiş ve bu ziyaret sırasında verdiği bir direktif ile Zabitan Yurdu adı “Ankara Orduevi” olarak değiştirilmişti.
Anıtsal Su Perileri Çeşmesi’nin kabaca dört bacaklı gibi görünen ancak dikkatli bakılınca dördü diğerlerinden uzun olan sekiz kollu bir yıldız şeklinde olduğu anlaşılan kaidesinin dışarı doğru daha fazla çıkıntı yapmış olan, üzeri bitkisel motifler ve yosun tasvirleriyle bezenmiş, spiral formlu ana taşıyıcı bacaklarında, gözleri göğe bakan su altı yaratıklarına benzer dört masktan ve aralardaki boşluklarda ve daha kısa olan diğer bacakların üzerinde de diz çökmüş vaziyette dört eros’un (cupid) ikisinin kucaklarındaki yunusların ağzından, diğer ikisinin de ellerinde tuttukları büyük deniz minarelerinden havuza doğru su fışkırmaktaydı.
![]() | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
| Fotoğraf: © Ahmet Soyak Anıtsal Su Perileri Çeşmesinin taban kaidesinde spiral formlu ayakların üzerinde yer alan gözleri gökyüzüne çevrilmiş olan su altı yaratıklarına benzeyen dört maskın ağızlarından havuza su fışkırmaktadır. Fotoğraf: ©Ahmet Soyak, Ağustos 2020 Anıtsal Su Perileri Çeşmesinin taban kaidesinde, kısa boylu diğer ayaklar üzerinde yer alan diz çökmüş vaziyette, kucaklarında tuttukları yunus ve büyük deniz minaresinden havuza su fışkırtan, Aşk tanrıçası Afrodit (Venüs) ile Savaş Tanrısı Ares’in (Mars) çocukları olan ve tutkunun, aşkın kanatlı küçük tanrıları dört Eros (Cupid) figüründen ikisi. Fotoğraf: ©Ahmet Soyak, Ağustos 2020 Tabandaki bu hareketliliğin üzerinde yuvarlak bir kaide üzerine oturtulmuş olan ana heykel figürü yer almaktaydı. Sırt sırta vermiş iki su perisi ve onların arasında yine sırt sırta iki tüyü bitmemiş erkek heykeli yer almakta ve hep birlikte dayandıkları bir kaide, en tepedeki büyük su haznesini taşımaktaydı. Anıtsal Su Perileri Çeşmesi’nin Batı-Doğu aksındaki görünümü. Fotoğraf: ©Ahmet Soyak, Ağustos 2020
Anıtsal Su Perileri Çeşmesi’nin üstteki su haznesi ve fıskiyeler. Fotoğraf: ©Ahmet Soyak, Ağustos 2020Anıtsal Su Perileri Çeşmesi’ndeki Su Perilerinin aralarındaki boşluğun üst noktasında iki aslan başının dişlerinin arasına asılmış, aşağıya doğru kendi ağırlıklarıyla sarkıyormuşçasına görünen, üzüm salkımları ve asma yapraklarıyla bezenmiş garlandlar. Fotoğraf: ©Ahmet Soyak, Ağustos 2020 Fotoğraf: ©Ahmet Soyak, Mart 2016 ![]() Üstteki su haznesinin istakoz ve yengeç motifleriyle bezeli kenarlarından sekizi efsanevi yaratık başlı çörten ve onların aralarındaki sekiz midye kabuğu motifli çıkışlarla birlikte aşağıdaki büyük havuza doğru su fışkırtan toplam 16 fıskiye, üst haznenin ortasında ve en tepede de ananas benzeri büyük ve 12 ağızlı bir fıskiye vardı. Anıtsal Su Perileri Çeşmesi’nin üst haznesinrden aşağıdaki havuza su fışkırtan midye kabuklu çörten ve efsanevi yaratık masklar. Fotoğraf: ©Ahmet Soyak, Ağustos 2020
|
![]() |
| Fotoğraf: © Ahmet Soyak |
![]() |
| Fotoğraf: © Ahmet Soyak |
![]() |
| Restorasyon sırasında sanki bazı sıkıntılar olmuş gibi. Özellikle su perilerinin burunları fazla mı Grek olmuş? yoksa bana mı öyle geliyor. Fotoğraf: © Ahmet Soyak |
![]() |
| Burun!.. Fotoğraf: © Ahmet Soyak |
![]() |
| Fotoğraf: © Ahmet Soyak |
![]() |
| Fotoğraf: © Ahmet Soyak |
![]() |
| Fotoğraf: © Ahmet Soyak |
![]() |
| Fotoğraf: © Ahmet Soyak |
Artık, 94 yıldır Ankara’da çeşitli sürgünler yaşayan ve şimdilerde en az 158 yaşında olduğunu bildiğim, Anıtsal “Su Perileri Çeşmesi”nin bu güne dek, göz göre göre farkedilmemiş ya da dikkatlerden kaçmış, en önemli şifresi, daha fazla gizli kalmamalı bence.
Çeşmenin bir içim su kadar güzel iki perisinin güzelliği Ankaralıların gözünü öyle bir almıştı ki, ilk kim söyledi bilinmez, ona hemen “Su Perileri” adı yakıştırılıvermişti. 94 yıl boyunca su perileri aşağı, su perileri yukarı, öyle anıldı durdu; Peki onlar periydi de, diğer iki tüyü bitmemiş erkek çocuğu kimdi, neciydi kimse sormadı, sorgulamadı, ilgilenmedi bile.
Bütün bu ipuçları ve şifreler, asma yaprakları, üzümler, amphora, kantharos ve thrysus bizi Yunan mitolojisindeki bağ bozumu, bağcılık, şarap, haz, cümbüş ve coşkunluğun tanrısı Dionysos’a ya da Roma mitolojisindeki karşılığı olan Bacchus’e götürmektedir. Evet, Ankara’daki Anıtsal çeşmenin ana figürü olan heykel kompozisyonundaki iki tüyü bitmemiş “yetim” erkek çocuğu, Ankaralıların gözünden kaçmış olsa da çocuk Dionysos ya da Bacchus’un ta kendisidir.
Anıtsal Su Perileri Çeşmesi’ndeki iki Dionysos figürü.
Fotoğraf: ©Ahmet Soyak, Ağustos 2020
![]() | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Elinde asası Thryssus ve Leoparı ile Dionysos ya da Bacchus Kaynak: “Elements of Mythology or Classical Fables of the Greeks and the Romans” Philadelphia, Moss, Brother & Co., 1860 ( Kitap 2016’da Eliza Roberts tarafından yeniden yayınlanmıştır)
Yukarıdaki tasvirlerde görüldüğü gibi genç Dionysos’un diğer bir simgesi de Leopardır. Ankara’daki anıtsal çeşme’de Leopar yoktur, zira orada Dionysos henüz ergenliğe erişmemiş, tüyü bitmemiş bir oğlan çocuğu olarak betimlenmiştir. Leopar, ergenliğinde Dionysos’un yanında görülmeye başlar, tıpkı kadın takipçileri Maenad’lar gibi.
Anıtsal Su Perisi Çeşmesi’ndeki iki kadın figürünün Manead olması mümkün değildir. Zira deli, çılgın, kuduruk anlamına gelen ritmik müzik, dans ve içki ile mest olup kendilerinden geçmiş bir haldeki Manead’lar daha sonra Diyonysos’un genç bir erkek olduğu dönemde ortaya çıkmaktadırlar. Genellikle birlikte tasvir edildikleri sanat eserlerinde Dionysos çocuk değil yakışıklı yetişkin bir delikanlıdır. Yunan Mitolojisine göre Dionysos, Zeus’un kartal kılığına girerek baştan çıkarttığı Thebai (Thebes) prensesi ölümlü Semele’den olma oğludur. Ancak Semela’nın hamileliğini öğrenen Zeus’un karısı Hera, Semela’yı Zeus’un kendisine gerçek kimliğiyle görünmesini istemeye ikna eder. Semela, Zeus’un gerçek kimliğiyle ortaya çıktığında bir ölümlü olarak onun yıldırım ateşiyle yanıp kül olacağını bilmediğinden, başına geleceklerden habersizdir.
Nitekim Semela, Zeus’u gördüğü an yanıp kül olur ancak Zeus cenini son anda kurtarıp baldırına dikerek saklar. Cenin gelişimini babasının baldırında tamamlayıp ikinci kez dünyaya gelince ona iki kere doğmuş anlamında dimetor sıfatı yakıştırılıp, Dios ve Nysos kelimelerinden oluşan Dionysos (Nysa’nın Tanrısı) adı verilir. Dionysos Olympos’a en son kabul edilen, en genç ve annesi ölümlü olan yegane tanrıdır. Zeus karısı Hera’nın gazabından korumak için Dionysos’u gizlemiş, doğduktan sonra yetiştirmeleri için efsanevi Nysa dağının perileri olan Nysiad’lara emanet etmişti. Böylelikle Dionysos ergen olup Olympos’a çıkana kadar Nysiad’lar tarafından bakılıp, büyütülmüştü. “Semelé, consum.e par la foudre de Jupiter ” (Jüpiter'in yıldırımları tarafından yok edilen Semele) Kaynak: Yazar, ressam ve gravürcü Bernard Picart Le Romain (1673-°©1733) ve Henri Abraham Chatelain (1684-°©1743) tarafından 1733’te Amsterdam’da yayınlanan “Beschryving van den prachtigen Tempel der Zang-Godinnen'den Tafereel.” (Hollandaca'dan çeviri: Güzel şarkı söyleyen tanrıçaların -Müz’ler- muhteşem tapınağının sahnesi) adlı kitapta yer alan 60 adet tam sayfa levhadan birisidir. Görüntü boyutu: yaklaşık 25 x 35 cm. Kitapçı envanter no: #12109 Kanımca bu bilgiler ışığında, Ankara’nın Anıtsal Su Perileri Çeşmesi’nin adının, bundan böyle “Anıtsal Dionysos ve Dağ Perileri Nysiad’lar Çeşmesi” olarak anılması gerekir.
Şimdi sıra onların Ankara’ya nereden geldiğini ve kimin yaptığını bulmaya gelmişti. Kimi, Milano Belediyesi’nin Ankara’ya hediyesi olduğunu, kimi İtalyan olduklarını, Napoli’den geldiklerini, hatta Napoli Belediyesi’nin Ankara şehrine armağanı olduğunu, kimi de Viyana’dan getirildiklerini anlatmış, yazmış ve bu yalan-yanlış bilgi dilden dile, kulaktan kulağa, metinden metine aktarılmış, taşına taşına tam 94 yıl böyle günümüze kadar gelmişti... Bu yazıyı kaleme almaya başladığımda, hemen hemen buraya kadar olan 94 yıllık hikayenin tümünü biraz eksik, biraz fazla biliyor olsam da, aklımı kurcalayan esas soru, nereden geldikleri, kimin eseri olduklarıydı. Araştırmalarım sırasında internet ortamında Lyon Belediye Kütüphanesi Arşivinde bulduğum fotoğrafçı Louis Froissart (1815-1936) tarafından 1858 yılında çekilmiş bir fotoğraf, bir dönüm noktası oldu benim için, ondan sonrası da çorap söküğü gibi geldi zaten. 1871 yılında yangınla yerle bir olan Fransa’nın Lyon Kentindeki Eski Célestins Tiyatrosu önündeki Anıtsal Çeşme. Günümüzdeki mevcut Célestins Tiyatrosu 1871 yangınından sonra 1877 yılında yeniden yapılmış olan binada hizmete devam etmektedir. Kaynak: Lyon Belediye Kütüphanesi Koleksiyonu, Envanter No: P0546 S 0093. 21 x 27 cm. boyutlarında cam negatif.
Araştırmalarım sırasında Ankara “Anıtsal Dionysos ve Dağ Perileri Nysiad’lar Çeşmesi”nin tarzında çok fazla anıtsal çeşme fotoğrafı ile karşılaşsam da onun bu kadar benzeriyle ilk kez karşılaşmıştım, sonrasında da bir tane daha bulamadım zaten. Bugün artık yerinde yeller esiyor olsa da Fransa’nın Lyon kentinde Célestins Tiyatrosu’nun önündeki küçük meydancıkta bulunan bu anıtsal çeşme, Ankara “Anıtsal Dionysos ve Dağ Perileri Nysiad’lar Çeşmesi”nin kardeşiymiş meğer. Elbette tıpa tıp aynı değiller, nedenini daha sonra açıklamaya çalışacağım gibi üretim tekniğinden dolayı ortaya çıkan farklılıkları göz ardı edersek eğer, anıtsal çeşmenin ana figürü olan heykeller her iki çeşmede de aynı, bu nedenle de kardeşler, “benzersiz” değiller, ancak bir başka örnekleri olmadığı için artık “eşsizler” Hele de Lyon’daki anıtsal çeşmenin artık tamamen yok olduğunu hesaba katarsak, Ankara “Anıtsal Dionysos ve Dağ Perileri Nysiad’lar Çeşmesi” Dünya’da bir benzeri daha olmayan eşsiz (unique) bir eserdir diyebiliriz rahatlıkla.
Fotoğraftan da anlaşılacağı gibi Célestins Tiyatrosu’nun önündeki çeşme Ankara’daki kardeşine göre daha sadedir; üstteki su haznesi ve alttaki kaidesi daha küçük ve yalındır, alt kaidesinin etrafında Eroslar da yoktur. Heykeller direkt olarak silindirik bir kaideye oturmaktadır. Eski Célestins Tiyatrosu önündeki Anıtsal Çeşme ile Ankara Anıtsal Dağ Perileri Nysiad’lar ve Dionysus Çeşmesi arasındaki benzerlik.
Célestins Tiyatrosu, Saône nehri kıyısındaki Celestine Manastırı’nın (1407-1789) yerine inşaa edilerek 9 Nisan 1792’de Célestins Varyete* Tiyatrosu olarak çalışmaya başlamıştı.
Tiyatronun önündeki meydana 1858’de yerleştirilen çeşmenin tasarımını Fransız heykeltraş ve dekoratör (ornamentalist) Michel Joseph Napoléon Liénard (1810–1870), heykellerini ise yine Fransız olan heykeltraş Mathurin Moreau (1821-1912) yapmış, çeşmenin demir dökümlerini ise Val d’Osne Sanat Dökümhanesi gerçekleştirmişti. Doğal olarak Ankara’daki “Anıtsal Dionysos ve Dağ Perileri Nysiad’lar Çeşmesi”nin yaratıcıları da, bu iki Fransız heykeltraştır; Michel Joseph Napoléon Liénard ve Mathurin Moreau. Üreticisi de Fransız Val d’Osne Sanat Dökümhanesi’dir. Anlaşılacağı gibi, Ankara’daki “Anıtsal Dağ Perileri Nysiad’lar ve Dionysus Çeşmesi” ne Milano’dan ya da Napoli’den, ne de Viyana’dan gelmemişlerdi, çeşme Fransa’dan gelmişti, ya da getirilmişti... Ayrıca, “Anıtsal Dağ Perileri Nysiad’lar ve Dionysus Çeşmesi”nde yer alan kanatlı küçük dört Eros (Cupid) figüründen ikisinin de Société Anonyme des Hauts-Fourneaux et Fonderies du Val d'Osne'nin Album No:2 Fontes d'Art katalogunda yer alıyor olması ve heykeltraşının da Fransız (Mathurin Moreau), dökümünün de bir Fransız firması ( Val d’Osne Sanat Dökümhanesi) olduğu bu anıtsal çeşmenin Fransa'dan geldiğinin kanıtıdır. Eros ve Yunus, Fotoğraf: © Ahmet Soyak ![]() Eros ve Deniz Salyangozu, Fotoğraf: © Ahmet Soyak
26 Mayıs 1880’de yanan ancak onarılarak tekrar açılan Célestins Tiyatrosu ve önündeki Anıtsal Çeşme, 1930. Kaynak: La Mougeotte Nº 50 Infolettre du reseau international de la fonte d'art (Uluslararası sanat döküm ağından haber bülteni) Aralık 2013, s.7
Fransa’nın Champagne-Ardenne bölgesinde Haute-Marne ilinin Osne-le-Val isimli bir köyü, özellikle 19. yüzyılda demir döküm sanayiinde önemli bir merkez haline gelmişti. 1835’te Jean-Pierre Victor André’nin kurduğu Val d’Osne Sanat Dökümhanesi, kısa sürede Fransa’da döküm sanatının en büyük merkezi haline gelmiş, Paris’te de bir showroom açarak André, Barbezat et Cie.(A.Ş.) ve Ducel olarak birleşmişlerdi. Başlangıçta sokak mobilyaları ve dekoratif dökme demir üretmek amacıyla kurulan şirket, kısa sürede " Val d'Osne sanat dökümhanesi " adıyla Fransa'nın en büyük sanat dökme demir üreticisi haline gelmiş, faaliyetlerini 1986 yılına kadar sürdürmüştü. Jean-Pierre Victor André’nin ölümünden sonra, yeğeni André Hippolyte (1826-1891) şirketin başına geçmişti. Heykellerin, madalyonların ve rölyeflerin hem iki hem de üç boyutlu formlarda çoğaltılmasında devrim yaratan öncü mekanik süreçleriyle tanınan Fransız bir mucit, mühendis, endüstriyel tasarımcı ve gravürcü olan Achille Colas, 22 Mart 1837'de "her türlü heykelin ve her türlü malzemenin kopyalanması ve mekanik olarak çoğaltılması için kullanılan cihazlar" için patentini tescil ettirdiği ve heykellerin matematiksel olarak hassas ölçeklendirilmesini sağlayan, karmaşık detayları korurken onları büyütme veya küçültme imkanı veren "pantograf" aynı eserin farklı ölçeklerde yeniden üretilmesini mümkün kılmıştı. Heykeltıraşlar, genellikle bir ucunda sabit bir noktaya bağlı büyük bir boom olan ve bu boom boyunca rastgele noktalarda iki dönen işaret iğnesi taşıyan üç boyutlu bir pantograf kullanırlar. İğneler ayarlanarak farklı büyütme veya küçültme oranları elde edilebilir. Öte yandan Mignon tarafından patentlenen ve Société des Fonderies du Val d'Osne tarafından 1872 gibi erken bir tarihte kullanılan elektrokaplama, dökme demir heykellerin ince bir bronz tabakasıyla kaplanmasını sağlayarak daha iyi koruma ve daha zarif bir görünüm kazandırmıştı.
Val d'Osne dökümhaneleri düzenli olarak çeşitli sergilerde ödüllendirilmişti. 1834 Paris 8. Fuarında Bronz, 1839 Paris 9. Fuarında Gümüş ve yine 1844 ve 1845 Paris Fransız Endüstri Fuarında Altın olmak üzere, çeşitli ödüller almıştı. Ayrıca 1851 Londra Dünya Fuarı, 1855 Paris Dünya Fuarı, 1875 Santiago Dünya Fuarı, 1879 Melbourne Dünya Fuarı gibi Uluslararası Fuarlara da katılmış, 1855 Paris Fuarı’nda bir Altın Madalya, 1878 Paris Fuarı’nda birincilik ve iki Altın Madalya, 1889 ve 1900 Fuarlarında ise Jüri üyesi olmuş ve yarışmaya katılmamıştı. 1900 yılında Paris'te düzenlenen Evrensel Sergi'de, Val d'Osne dökümhaneleri o yıl (ve çok farklı stillerde) Alexandre III köprüsü için yaldızlı bronzdan dört set ve Hector Guimard tarafından tasarlanan Paris metrosu için Art Nouveau tarzı süslemeler üretmişti. Val d’Osne Sanat Dökümhanesi, Albert-Ernest Carrier-Belleuse (1824-1887), (şirketin hissedarı) Mathurin Moreau (1821-1912), Jean-Jacques Pradier (1790-1852) ve Michel Joseph Napoléon Liénard (1810–1870) gibi birçok önemli Fransız heykeltraşı ile işbirliği yapmıştı.
Dökümhane, tüm bu sanatçıların tasarladığı çeşitli şehir mobilyalarının, anıtsal çeşmelerin (fıskiyeli havuzlar), hayvan heykellerinin, büyük heykellerin, parklardaki bankların, meşalelerin, saatlerin, selsebillerin, sokak aydınlatma elemanlarının, parmaklıkların, balkon korkuluklarının ve bahçe vazolarının dökümlerini yapmışlardı. Dökümhane, 1970’lere kadar üretim yapmış, sonra üretimini durdurmuştu. II. Dünya Savaşı'ndan sonra, dökme demir süslemeler artık moda olmaktan çıkmış, heykeller ve çeşmeler bakımsızlık nedeniyle zarar görmüş, sanat uzmanlarınca hor görülür olmuşlar, dünya sergileri için yapılan dökme demir heykeller, endüstriyel ve ana akım eserler, akademik sanatın basit kopyaları olarak görüldükleri için çöpe atılmışlardı. 1900 yılında inşa edilen eski bir tren garı (Gare d'Orsay) binasından dönüştürülen Orsay Müzesi (Musée d'Orsay), 1 Aralık 1986 tarihinde Fransa Cumhurbaşkanı François Mitterrand tarafından yapılan törenle resmen açılmış ve bu, dökme demir sanatının tanınmasının başlangıcı olmuştu. Böylece Val d'Osne, Orsay Müzesi'nin ön avlusunu süsleyen özellikle güzel hayvan heykelleriyle müze koleksiyonlarına girmişti. Michel Liénard genel olarak anıtsal çeşmenin tüm tasarımını yaparken, Mathurin Moreau ise o anıtsal çeşme tasarımı içinde yer alan ana heykellerin tasarımını yapmaktaydı. Ana heykellerin dışında kalan, dekoratif elemanların, garlandlar gibi, fıskiye ağızları gibi, anıtsal çeşmenin büyük su haznesi gibi ve tüm bunların üzerindeki çiçekti, böcekti, aslandı, balıktı gibi süsleme elemanlarının tümünü de Michel Liénard üstlenmişti. Kısacası bu anıtsal çeşmelerin üretiminde iki sanatçının kollektif çalışması söz konusuydu. Heykel gibi bağımsız parçalar tek başına çalışılıp dökümü yapılarak satışa sunulurken ve o nedenle de farklılık göstermezken, anıtsal büyük çeşmelerde sistem farklıydı, Mathurin Moreau’nun ya da bir başka heykeltraşın bağımsız olarak hazırladığı ve kalıplanarak dökümü yapılmış heykeller, Michel Liénard tarafından yine önceden dökümü yapılmış ya da yeni tasarlanmış ve dökümü yapılmış başka parçalar ile bir araya getirilerek ortaya heykelleri aynı, ancak bütünde farklı anıtsal çeşmeler çıkabiliyordu. İşte bu nedenledir ki, Ankara’daki ile Lyon’daki anıtsal iki çeşmenin heykelleri aynı olsa da, gerek haznesi, gerek kaidesi, gerek fıskiyesi ve fıskiye ağızları farklılık göstermişti.
Büyük bir ihtimalle parçalar gözün göremeyeceği bir şekilde içerden vidalanmak suretiyle birleştirilebiliyor ve geri sökülebiliyordu. Aynı heykel ya da heykel gurubu, hem anıtsal bir çeşmede, hem de başka, örneğin bir bahçe aydınlatma elemanında da veya tamamen bağımsız heykeller olarak kullanılabiliyordu. Bu da tamamen o sokak mobilyalarını mevcut malzemelerden yararlanarak meydana getiren tasarımcının hayal gücüne ve yaratıcılığına kalmıştı.
Bazı kaynaklarda, Türkiye’nin Val d’Osne Sanat Dökümhanesi ile tanışıklığının aslında daha eskilere, Osmanlı İmparatorluğu dönemine dayanmakta olduğu ve onlara ait bazı ürünlerin, özellikle İstanbul’da günlük yaşantımız içerisinde rahatlıkla görülebildiği belirtilmektedir.
Söz konusu kaynaklar, bunların en ünlüsünün Fransız Heykeltraş Isidore Jules Benheur’un Kadıköy’ün simgesi haline gelmiş meşhur “Tokuşan Boğa” heykeli ve onun kardeşi olan, Beylerbeyi Sarayı Büyük Havuzu kenarındaki “Kükreyen Boğa” heykelleri olduğu belirtilmekte, her ikisinin de Val d’Osne Sanat Dökümhanesi’nde dökümlerinin yapılmış olduğunu belirtmektedir. Evet söz konusu Isidore Jules Benheur’un “Tokuşan Boğa” ve “Kükreyen Boğa” heykellerinin Val d’Osne Sanat Dökümhanesi’nde dökümü yapılmış kopyaları da vardır, üstelik dünyanın birçok yerinde, hatta Val d’Osne Sanat Dökümhanesi’nin kataloğunda da 118 kod numarası ile kayıtlıdır. “Tokuşan Boğa” ve onun kardeşi olan, “Kükreyen Boğa” heykellerinin Société Anonyme des Hauts-Fourneaux et Fonderies du Val d'Osne'nin Album No:2 Fontes d'Art katalogundaki kaydı Ancak tek bir farkla ki, o kopyalar Val d’Osne Sanat Dökümhanesi’nde dökümü yapıldığı için demir dökümdür, İstanbul’daki iki kopya ise, bronz dökümdür ve genellikle de imzalıdır. Kadıköy’ün Tokuşan Boğa’sı Fransa’da Thiébaut Frères Fondeurs (Thiébaut Kardeşler Dökümhanesi) tarafından bronz olarak dökülmüştür. Demir döküm heykellerin zamanın tahribatına, korozyona açık oldukları bir gerçektir, bronz heykeller ise onlara göre daha dayanıklı ve bu yüzden de daha değerlidirler.
Sultan Abdülaziz’in 1867 yılında yaptığı Avrupa Seyahati sırasında Paris Uluslararası Sanat ve Endüstri Fuarı’nda görüp, beğenip sipariş vererek İstanbul’a getirttiği, 12 tanesi bronz, 10 tanesi mermer hayvan heykeli ve 8 tane bronz vazo 2 tane mermer frizden oluşan bir koleksiyonun içerisinde yer alan Kadıköy’deki Tokuşan Boğa heykelinin kaidesinde yaptığı hayvan heykelleri ile tanınan bir Fransız heykeltraş olan (Pierre Louis Rouillard 1820-1881)P. Rouillard imzası görünür, ancak heykelin asıl sanatçısı olan Isidore Jules Bonheur’dur ve onun da imzası bulunur. 1840-1881 yılları arasında Paris’te Güzel Sanatlar Akademisi’nde Profesör olarak görev yapan Pierre Louis Rouillard, Isidore Jules Bonheur’un da dahil olduğu bir heykeltraşlar ekibinin ( Louis Joseph Doumas, Hippolyte Heizler, Louis Joseph Leboeuf, Paul Edouard Delabriere gibi) başkanlığını yapmaktadır, yöneticisidir. İlginç olan, o dönemin anlayışına göre heykellere sadece yöneticinin adı yazılırken, o lütfetmiş ve eserin gerçek sahibi olan Isidore Jules Bonheur’un adının da eserlin altında olmasına izin vermiştir. Aynı zamanda kaidede F. du par V..(?) THIÉBAUT yazısı görülür ki, bu da heykelin bronz dökümünün yapıldığı Thiébaut Frères Fondeurs’un (Thiébaut Kardeşler Dökümhanesi) imzasıdır. Ve son olarak bu imzanın en sonunda da Paris 1864 yazıldığı görülür. Fotoğraflar: Levent Civelekoğlu
Ayrıca yine Société Anonyme des Hauts-Fourneaux et Fonderies du Val d'Osne'nin Album No:2 Fontes d'Art katalogunda İstanbul Emirgan Korusu Sarı Köşk bahçesinde ve Beylerbeyi Sarayı'nın bahçesinde ve bir zamanlar Taksim Gezi Parkı'nda Belediye Gazinosu yakınında bulunan Ceylan Heykelleri ile Dolmabahçe Sarayı'nın bahçesinde yer alan Timsahla mücadele eden Aslan heykellerinin de kayıtlarını görmekteyiz. Emirgan Korusu Sarı Köşk önündeki Ceylan Beylerbeyi Sarayı Bahçesindeki Ceylan Taksim Gezi Parkı'nda Taksim Belediye Gazinosu yakınındaki Ceylan Kadıköy’ün “Tokuşan Boğa”sı ile ilgili daha fazla ayrıntı için: ve linklerine bakabilirsiniz. Vale d’Osne Sanat Dökümhanesi’nin Anıtsal Çeşmeleri içerisinde birisi vardır ki; O belki de Val d’Osne Sanat Dökümhanesi’nin en çok bilinen, bilinmesi gereken ürünü olmayı hak etmektedir. Söz konusu olan Anıtsal Çeşme, Tazmanya’dan Tacna’ya, Hyéres’ten Cenevre’ye, Quebec’den Liverpool’a, Lizbon’dan Boston’a, Troyes’ten Maipú’ya, Kahire’ye, yedi kıtanın altısında boy göstermekte, ilgi görmekte, el üstünde tutulmakta, sevilmekte ve değeri bilinip korunmaktadır. Anıtsal Çeşmesi’nin Val d’Osne Katalogunun 554. levhasında yer alan Mathurin Moreau imzalı çizimi. Kaynak: “Société Anonyme des Hauts Fourneaux & Fondies du Val d’Osne” Paris, 1889
Dünyanın değişik kentlerine dağılmış olan Anıtsal Çeşmelerin hemen hepsi gayet bakımlı vaziyettedirler. Arjantin’in Maipú kentinde, Fransa’nın Pays de Loire Bölgesi’nde Angers’te, Cote d’Azur bölgesi’nde Hyéres’te, Champagne-Ardenne bölgesi’nde Troyes’te, Bordo’da Comédie meydanında, Girondo bölgesindeki Soulac-sur-Mer sahil kasabasında, Peru’nun Tasca kentinde, Kanada’da Quebec’te Parlamento’nun karşısında Tourny Çeşmesi adıyla, Lisbon’da Pedro ya da Rossio meydanında, İngiltere’de Liverpool Steble Anıtsal çeşmesi adıyla yer alan çeşmelerin hepsi Mathurin Moreau ve Michel Joseph Napoléon Liénard’ın birlikte gerçekleştirdikleri Anıtsal Çeşme’nin birer kopyasıdır. İki katlı bu çeşmenin ilk katını oluşturan kaidesindeki dört ana heykelin ikisi Yunan Deniz tanrısı Poseidon (Roma mitolojisindeki karşıtı olan Neptune) ve karısı Amphitrite’yi tasvir ederken, diğer ikisi birbirlerine olan aşkları ile bilinen Su Perisi Galatea ile ölümlü Acis’i tasvir eder.
Val d’Osne Kataloğu Volume:2'de 554. levhası numarasıyla yer alan "Vasque T" (çeşmeye dönüştürülebilen sığ, süs amaçlı havza ya da havuz) adıyla yer alan daha sonraları "Tourny" adıyla anılacak olan çeşmenin mitolojik arka planında, şiirleri orta çağın sonuna kadar Avrupa sanatı ve edebiyatını önemli ölçüde etkilemiş olan Romalı şair Ovidius'un (Publius Ovidius Naso, MÖ43-MS17) "Metamorphoses" (Dönüşümler) eserinin 13. kitabında anlatılan Acis ve Galatea mitini, deniz perisi Galatea ve ölümlü çoban Acis'in trajik aşkı ve Acis'in bir nehre dönüşerek ölümsüzleşmesini simgeler. Anıtsal Çeşmesi’nin Val d’Osne Katalogunun 552. levhasında yer alan Mathurin Moreau imzalı çiziminde, kaideyi oluşturan heykeller. Kaynak: “Société Anonyme des Hauts Fourneaux & Fondies du Val d’Osne” Paris, 1889 Ovidius-Metamorfozlar, Kitap 13 Acis, Galatea ve Plyphemus bölümünde Acis ile Galatea'nın aşk öyküsünü özetle şöyle anlatır: Bir gün Scylla (Yunan mitolojisinde, Sicilya ve İtalya arasındaki Messina Boğazı'nın durgun tarafından yaşayan, altı uzun bacağa ve her bir bacağın ucunda ağzında üç sıra keskin diş bulunan korkunç bir başa sahip, vücudu on iki köpek ayağı ve bir kedi kuyruğundan oluşan canavar), deniz perisi Galatea'nın saçlarını tararken, Galatea aniden ağlayarak, Scylla gibi hayatını riske atmadan sevgililerini reddedebilmeyi dilediğini söyler. Scylla, Galatea'ya neyin yanlış olduğunu sorar. Galatea, Scylla'ya hikayesini anlatır: Galatea, bir orman perisinin genç oğlu Acis'e aşıktır. Bu sırada, tek gözlü dev bir yaratık olan Kiklop Plyphemus da (Cyclops, Yunan mitolojisinde alınlarının ortasında tek bir gözü bulunan devasa varlık) ona aşık olur ve inatla peşinden koşar. Galatea, Kiklop'u iğrenç ve barbar bulur, ancak Kiklop ona o kadar aşıktır ki, daha çekici görünmek için gür saçlarını kesmeye çalışır. Kiklop, koyun sürüsünü umursamadan denizin üzerindeki yüksek bir uçuruma tırmanır. Bir boru çıkarıp ıslık çalmaya başlar. Galatea'nın güzelliği hakkında bir şarkı söyler; onun kabuklardan daha pürüzsüz, buzdan daha parlak, evcilleştirilmemiş bir hayvandan daha vahşi ve bir tavus kuşundan daha gururlu olduğunu söyler. Onu reddettiği için pişman olması gerektiğini, çünkü onun için devasa meyve bahçeleri yetiştirdiğini, büyük hasatlar depoladığını ve büyük koyun sürüleri topladığını söyler. Kiklop , şarkısında Galatea'ya seslenerek sudan çıkıp kendisiyle birlikte yaşamasını ister. Jüpiter'den daha büyük olduğunu ve kıllı olmasının büyüklüğün bir işareti olduğunu övünerek söyler. Kiklop tanrıları hor görür ama Galatea'ya tapar. Kalbi daha da kırılır çünkü Galatea, genç ve kibirli bir çocuk olan Acis'i sevgilisi olarak seçmiştir. Kiklop, Acis'i parçalara ayırıp dağlara saçmak ister. Kiklop kaba ve çirkin olsa da, serenadı oldukça romantiktir. Aşık olan diğer karakterler, sevdikleriyle cinsel ilişkiye girme niyetiyle hareket ederken, Kiklop Galatea'ya nasıl bakmak istediğini anlatır. Trajik bir şekilde, Kiklop Galatea'yı saf bir sevgiyle sever, ancak çirkin görünümü Galatea'nın ona olan sevgisine karşılık vermesini engeller. Kiklop şarkısını bitirir ve ağır ağır ormanda uzaklaşır. Aniden Galatea ve Acis'i fark eder ve kükrer. Korkudan Galatea denize atlar. Acis kaçar ve Galatea'dan yardım ister. Kiklop Acis'i kovalar, Etna dağının yamacından devasa bir kaya koparıp ona fırlatır ve onu ezer. Ardından Galatea, kayanın altından sızan kanını parıldayan sulara dönüştürür ve Sicilya'nın Etna Dağı eteğinde onun adını taşıyan Acis nehrini yaratır. Bu nehir, İtalya'nın Sicilya adasının doğu kıyısında Etna Dağı'nın hemen eteğinde bulunan tarihi ve kısa bir nehirdir ve Sicilyaca'da "Ciumi di Aci" veya Jaci olarak bilinir. Çoban Acis'in Polyphemus tarafından öldürüldükten sonra nehre dönüştüğü efsanesiyle ünlüdür. Buz gibi berrak sularıyla tanınan nehir, Acireale yakınlarından akar ve dokuz yerel kasabaya da isim vermiştir. Ovidius "Metamorphoses"da "Acis, Nympha Symaethis'in (Sicilya'daki Symaethus Nehri'nde yaşayan ve tanrı Pan tarafında sevilen su perisi) oğluydu ve Faunus (Roma mitolojisinde ormanların, ovaların ve tarlaların kırsal tanrısı olan Yunan mitolojisindeki Pan ile özdeşleştirilir) onun babasıydı; her iki ebeveyni için de büyük bir sevinç kaynağıydı." diye tanımlar Acis'i. Ovidius Acis ve Galatea'nın yanısıra Neptün ve Amphitrite'yi de şöyle tanımlar "Metamorphoses"da: Amphitrite, yaratılış anlatısında denizin kişileştirilmesi olarak anılır ve adı, dünyanın kıyılarını çevreleyen su alemini temsil eder. Dönüşümler (Metamorphoses) metninde özel bir dönüşüm öyküsüne sahip ana bir karakter olarak yer almasa da, Roma deniz tanrısı Neptün'ün eşi olarak görev yapar. Neptün (Poseidon), Roma/Yunan mitolojisinde denizler tanrısıdır, Amphitrite ise Nereidlerden (deniz perileri) olan eşi ve denizlerin kraliçesidir. Ovidius, Metamorphoses eserinde bu mitolojik çiftin evliliğine, deniz canlılarına hükmetmelerine ve yunusların aralarındaki rolüne yer vererek, denizlerin sakinleştirilmesi sahnelerinde Amphitrite'nin otoritesini vurgular. Poseidon (Neptün), dans ederken gördüğü Amphitrite'ye aşık olmuş, ancak Amphitrite başlangıçta reddetmiştir. Poseidon, bir yunus yardımıyla onu ikna etmiş ve evlenmişlerdir. Ovidius, Neptün'ün fırtınaları sakinleştirmek için Amphitrite ile birlikte hareket ettiğini ve Triton gibi deniz yaratıklarının eşliğinde yaptıkları geçit törenlerini anlatır. Val d’Osne Sanat Dökümhanesi’nin Anıtsal Çeşmeleri içerisinde birisi vardır ki; O belki de Val d’Osne Sanat Dökümhanesi’nin en çok bilinen, bilinmesi gereken ürünü olmayı hak etmektedir. Bu Anıtsal Çeşme, Val d’Osne Kataloğu Volume:2'de 554. levha numarasıyla yer alan "Vasque T" (çeşmeye dönüştürülebilen sığ, süs amaçlı havza ya da havuz) adıyla yer alan daha sonraları "Tourny" adıyla anılacak olan çeşmedir. Söz konusu olan Anıtsal Çeşme, Avustralya'nın Tazmanya’sından Peru'nun Tacna’sına, Fransa'nın Hyéres’inden İsviçre'nin Cenevre’sine, Kanada'nı Quebec’inden İngitere'nin Liverpool’una, Portekiz'in Lizbon’undan Amerika'nın Boston’una, Fransa'nın Troyes’inden Arjantin'in Maipú’suna, Arjantin'in Buenos Aires'inden İspanya'nın Valencia'sına, Fransa'nın Angers'inden Fransa'nın Lyon'una, Şili'nin Valparasio'sından Mısır'ın Kahire’sine, yedi kıtanın altısında boy göstermekte, ilgi görmekte, el üstünde tutulmakta, sevilmekte ve değeri bilinip korunmaktadır. Figürler ve semboller bakımından zengin olan çeşme deniz ya da geniş anlamıyla su dünyasına adanmıştır. Bir havza ve haçvari bir tabanın üzerindeki merkezi bir direğe sabitlenmiş iki sığ havuzdan oluşur. Tabanında dört ana figürün arasına yerleştirilmiş mitolojik canavarların ağızlarından akan sular ve on altı kurbağanın ağzından çıkan su jetleri alttaki büyük sığ hazuza doğru yönlendirilmiştir. Üst seviyelerde de su jetleri vardır ve sular şelaleler halinde aşağıya dökülür. Yukarıdaki sekizgen bir havuza bakan ve dışa doğru el ele tutuşmuş olan dört putti, balıkçılığı ve deniz ticaretini temsil eder. Aralarında "ağ tutan bir çocuk" ve "dümen başında bir çocuk" vardır. Çeşmenin en tepesinde, küçük dairesel bir havuza yunusların ağızlarından su akar, ancak bazı örneklerde başka tasarımlar da kullanılmıştır. Bu Anıtsal Çeşmenin ilk katını oluşturan haçvari kaidesinn her bir kolunda oturan dört figür denizin alegorisidi (bir görüntü, yaşantı, düşünce, kavram veya davranışın daha iyi kavranmasını sağlamak için simgesel bir bağ kurulması ve bu bağın heykel ya da resim aracılığıyla görsel sanatlarda aktarılması); Denizlerin ve okyanusların tanrısı Neptün (yunan mitolojisinde Poseidon) bir yanında karısı Amphitrite, diğer iki bacakta da birbirlerine olan aşkları ile bilinen Su Perisi (Nereid) Galatea ile ölümlü genç çoban Acis bulunmaktadır. 1853 yılında Anıtsal Çeşmedeki Poseidon, Amphitrite, Galatea ve Acis gibi insan heykelleri Mathurin Moreau, hayvan figürleri Alexandre Lambert Léonard (1821-1877) ve dekoratif elemanlar, süslemeler ve çeşmenin genel tasarımı Michel Joseph Napoléon Léinard tarafından gerçekleştirilmiş, üretimi ve pazarlaması 19. yüzyılın en önemli Fransız sanat dökümhanesi olan Val d'Osne'deki Barbezat dökümhanesi tarafından yapılmıştır. Dökme demir bu çeşmenin ağırlığı 18 ton, havuz çapı 11,4 metre, Yüksekliği 7 metre, Genişliği 4 metredir. Val d’Osne başlangıçta beş adet ürettiği bu Anıtsal Çeşme ile 15 Mayıs- 15 Kasım 1855 tarihleri arasında Paris Champs-Élysées'de Fransa'nın ilk sergisi olan Paris Uluslararası Fuarı'na (Paris Exposition) katılmış ve kendi dallarında Altın Madalya kazanmıştı. Mısır, Kahire / Al-Tahra Sarayı: Osmanlı döneminde 1854-1863 yılları arasında Mısır’ın son Valiliğini yapmış olan Said Paşa da, Paris 1855 Uluslararası Fuarı’na gezerken bu çeşmeyi çok beğenmiş ve Kahire’ye içme suyunun getirilmesini kutlamak adına satın almıştı. Böylelikle bu Anıtsal Çeşmesinin ilk kopyası ve bir anlamda orijinali teşhirdeyken satın alınarak Kahire’ye götürülmüştü. Çeşme bugün, Kahire’de Mısır Hidivi İsmail Paşa’nın kız kardeşi Prenses Amine için İtalyan mimar, mühendis, şair ve müzisyen Antonio Lasliac tarafından projelendirilmiş olan Al-Tahra Sarayı’nın bahçesindedir. 8 metre çapındaki havuzun etrafında su püskürten 8 Putto’dan bugün sadece iki tanesi kalmıştır. Fransa, Bordeaux / Allées de Tourny (Tourny Caddesi): Bu anıtsal çeşme Bordeaux şehrinin Belediye Başkanı Antoine Gautier fuarı ziyaret etiiğinde çeşmenin büyüsüne kapılmış ve Val d'Osne'deki Barbezat dökümhanesine iki adet sipariş vermişti.
1857 yılında teslim edilen iki Anıtsal Çeşme Bordeaux şehrine emekleri geçmiş Nuly Baronu Louis-Urbain-Aubert de Tourny’nin anısına adı verilen Tourny Caddesinin iki ucuna yerleştirilmiş, ondan sonra da bu çeşme artık "Vasque T" adıyla değil "Tourny Çeşmesi" adyla anılır olmuştu. Bir asır sonra, bakım ve onarım maliyetlerinin yüksekliği nedeniyle 1960'ta, her iki çeşme de yer altı otoparkı yapımı için sökülmüş ve ardından da ağırlıklarına göre satılmıştı. Çeşmelerin biri güneybatı Fransa’da Girondo bölgesindeki Soulac-sur-Mer sahil kasabasındaki Clemenceau Meydanı'nda yeni bir hayata kavuşurken, diğeri Paris yakınlarındaki Saint-Germain-de-la-Rivière'deki bir antikacıya parça parça satılmıştı. Fransa, Soulac-sur-Mer / Georges-Clémenceau Meydanı:
Bordeaux şehri tarafından bağışlanan Soulac-sur-Mer'deki Anıtsal Çeşme, 1964 yılında Georges Clemenceau kavşağına kurulmuş ve bu nedenle Clemenceau Çeşmesi adını almıştı. Eylül-Ekim 2014'te yenileme geçiren çeşme artık suyla dolu değildir. Kanada, Quebec / Tourny Çeşmesi: Mathurin Moreau ve Michel Joseph Napoléon Liénard’ın Anıtsal Çeşmesinin Kanada’da Quebec’teki kopyası, Tourny Anıtsal Çeşmesi. Kanada'da kumaş ve dekoratif ürünler üzerine faaliyet gösteren La Maison Simons'un aslen İskoç olan ve beş nesildir Québec'te yaşayan sahibi Peter Simmons, 2003 yılında Paris yakınlarındaki Saint-Germain-de-la-Rivière'deki antikacı dükkanını ziyaret etti ve çeşmeye hayran kalmıştı. Ancak, çeşmenin parçalarını satın aldığında parçalar o kadar kötü durumdaydı ki, restore edilmesi için Parisli bir metal heykel uzmanının hizmetlerine ihtiyaç duymuştu. Bazı parçalar hasar görmüş veya kaybolmuştu ve sıfırdan yeniden yapılması gerekiyordu. Çeşme tamamen restore edildikten sonra, Peter Simons onu dört milyon Kanada Doları (8.671.200 TL) harcayarak Quebec şehrinin 400.yılı anısına Quebec'e hediye etmişti. Anıtsal çeşme La Maison Simons mağazası ve Québec Ulusal Meclisi, çeşmenin 19. yüzyıl cazibesi ve heykeltıraşlık süslemelerinin aynı döneme ait binayla mükemmel bir uyum sağlayacağı Honoré- Mercier Bulvarı üzerindeki trafik kavşağında, Parlamento binasının önüne yerleştirmesine karar vermişti. Ulusal Başkent Komisyonu ve Québec Şehri'nin alanı hazırlaması iki yıl sürmüş, uzmanlar suyu pompalamak ve filtrelemek için sistemler kurmuş, çeşmenin çevresi peyzaj düzenlemesiyle güzelleştirilmiş ve şehrin bu yeni mücevherini geceleri aydınlatmak için bir de aydınlatma sistemi kurulmuştu. Ardından Parlemento Binası'nın karşısındaki parka yerleştirilen çeşmenin açılışı 3 Temmuz 2007’de yapılmıştı. Açılış günü Québec ve Fransa'yı dört yüzyıldır birbirine bağlayan bağları anmak adına, yazar Marie Laberge'in yazdığı şiirin yer aldığı plaket çeşmenin kaidesine yerleştirilmişti, "Zamanın derinliklerinden gelen su Dünyanın çekirdeğinden, kadim buzulların zirvesinden, nehirlerin ve derelerin suyu topraklarımızı şekillendiriyor. Biz buradanız:Huron-Wendat, Innu, Cree, Abenaki ve tüm kardeşlerimiz. Fransa'da, İskoçya'da, İrlanda'da, İngiltere'de ve daha da uzaklardayız. 400 yıldır, Su açık ellerimizden akıyor, Bu eller Quebec'i taşıyacak Bugünden yarına. Burada geçmiş gelecekle buluşuyor. Burada, bugün güçlü bir şekilde ortaya çıkıyor. Burada Quebec kendini gösteriyor: Sadık ve gururlu, dünden beri güçlü, Sonsuza dek cesur, Ve asla ölmeyecek kararlı." Çeşme, Nuly Baronu Louis-Urbain-Aubert de Tourny adına ithafen Quebec’te de Tourny Çeşmesi olarak anılmaya devam etmektedir. Quebec'teki Tourny Çeşmesi, taşınabilir 3 boyutlu ölçüm çözümleri, uygulama yazılım platformları ve boyutsal metroloji hizmetleri geliştirip, üretip ve satan "Créaform" ekibi tarafından dijitalleştirilmiş, ve bu dijital dosya "Artisans du Passage" tarafından takı yapımında kullanılmış. Video, Créaform'un izniyle sağlanmıştır. Fransa, Bordeaux-Bouliac / Chateau du Pian: Yazımın daha önceki bölümlerinde anlattığım gibi heykeltraşlar bu Anıtsal çeşmeleri oluşturan her bir ögeyi ayrı ayrı tasarlamışlardı. Bu Anıtsal Çeşmeyi oluşturan ana heykeller de aynen bu şekildedir, ayrı ayrı da kullanılabilecek şekildedirler. Vale d’Osne bu dört heykelden ikisini, Acis ve Galatea heykelleri bağımsız olarak Fransa’nın Bordeaux kenti yakınlarındaki Bouliac’ta Chateau du Pian’ın bahçesinde bir havuz başında Sicilya kayalıklarında söyledikleri tatlı şarkılarıyla denizcileri kandırıp başlarını belaya sokan, yarı kuş, yarı kadın Siren heykelleri ve yine demir döküm vazolar ile birlikte 10 x 6,5 m. boyutlarındaki büyükçe taş bir havuzun kenarında sırt sırta kullanılmışlardı. Bu çeşme Bordeaux yakınlarındaki Bouliac Chateau du Pian şatosunun parkını süslemek amacıyla 1870-1880 yılları arasında yapılmıştı. 1873 yılında inşa edilen ve kasabanın kenarında yer alan bu şatonun, eski bir 14. yüzyıl müstahkeminin (kale) yerine inşa edildiğine inanılıyor. Bu kale, yaklaşık 1500 yılında yeni bir yapıyla değiştirilmiş ve 1865'te yangınla yıkılana kadar ayakta kalmıştı. 1870 civarında, Banker Henri Deffès buradaki (Carthusian) Kartus manastırını yıktırmış ve Bordeaux'daki Adalet Sarayı'nın mimarı olan Victor Pierre Mialhe'yi (1802-1871) ve 1833 doğumlu oğlu Paul'ü kendisine büyük bir şato inşa etmeleri ve çiftlik binalarını yenilemeleri için görevlendirmiş; bu binalar arasına bir de giriş kapısı da yaptırmıştı. 1872'den 1874'e kadar süren inşaatın gözetimini oğlu Paul üstlenmiş, tüm proje Victor Pierre Mialhe'nin 1872'de vefatından sonra 1873'te tamamlanabilmişti. Bouliac, Chateau du Pian bahçesinde havuz başında Acis ve Galatea Dört kattan oluşan şatonun ortasında, bol ışığın girdiği piramit şeklinde cam bir çatıyla taçlandırılmış bir rotunda yer almaktadır. Şatonun etrafını üç taraftan güzel bir teraslı park çevreler ve binalar arasında ana malikane, çeşitli müştemilatlar, seralar, çeşmeli bir gölet, çiftlik binaları ve bir kuşhane bulunur. Bouliac, Chateau du Pian bahçesinde havuz başında Galatea Mülkün uzun zamandır yüksek kaliteli kırmızı şarap üreten 30 hektarlık bir üzüm bağı da vardır ve arazisinde, bazıları üç yüz yıllık olan çeşitli ağaç türleri bulunmaktadır. Şato 1991'de tamamen restore edilmişti. Fransa, Fronsac / Château la Riviére: Fronsac Fransa'nın güneybatısındaki Nouvelle-Aquitaine bölgesinde, Bordeaux'daki Gironde Halicinin sağ kıyısında bir şarap yetiştirme bölgesidir. Rivayet edilir ki Fronsac'ın yukarısındaki tepelerdeki arazi zengin bir şarap üreticisi olan Comte de Saint-Germain'e (yaklaşık 1690-1784) satılmıştı. Ancak, 18. yüzyılın ünlü bir Avrupalı maceraperesti, simyacısı, müzisyeni ve diplomatı olup, ölümsüz olduğuna inanılan Comte de Saint-Germain ile Fronsac'taki (Gironde) Saint-Germain de la Rivière kasabası arasında belgelenmiş doğrudan bir bağlantı yoktur. Fransız bir baron ve politikacı olan, 1552-1554 ve 1 Ağustos 1563-1564 tarihleri arasında iki kez Bordeaux Belediye Başkanlığı yapan ve sadece 1579'da öldüğü bilinen Gaston de L'Isle, 1572 yılında daha önce Şarlman döneminde 769 yılında inşa edilen bir kulenin kalıntılarının üzerine Château de Rivière'i inşa ettirmişti. Mülk, Dordogne vadisine ve aşağıda uzanan aynı isimli nehre bakmaktadır ve 65 hektarı AOC Fronsac şarapları üreten üzüm bağları olmak üzere toplam 100 hektarlık bir alanı kapsamaktadır. Başlangıçta bir bütün halinde Château la Riviére'de bulunan Val d'Osne'nin Tourny Anıtsal Çeşmesi'nin bir örneği daha sonraki zamanlarda tamamen dönüştürülmüştü. Anıtsal Çeşmenin boyutlarını çok büyük bulan şatonun maliki çeşmenin unsurlarını ayırmaya ve öyle kullanmaya karar vermişti. Dört küçük puttonun yer aldığı üst parça çiçeklerle dolu bir havuz olarak şatonun giriş avlusunda yer almaktaydı, hatta o dört putto'nun olduğu bu küçük havuz, şatonun ürettiği şarap şişelerinin etiketini süslemekteydi. Ancak güncel fotoğraflara bakıldığında, o küçük çeşmenin artık şatonun avlusundaki eski yerinde olmadığı görülmektedir. Anıtsal Çeşmenin haçvari ana kaidesinde yer alan dört oturan haykel ise mülke gide yol boyunca koru içerisinde kullanılmıştı. Fransa, Lyon / Terreaux Meydanı (Place des Terreaux): İlk açılışı 15 Ağustos 1857'de Terreaux Meydanı'nda yapılan bu çeşme daha sonra 1892'de Bartholdi Çeşmesi ile birlikte meydanın ve yeni Devlet Okulu'nun tarzıyla uyumlu ve Belle Époque kurallarına uygun bir şekilde yeni oluşturulan Guichard Meydanı'na (Place Guichard) taşınmıştı. Daha sonra Moncey Caddesi'nin düzenlenmesine olanak sağlamak ve 26 numaralı troleybüs hattı için elektrik döşenmesini kolaylaştırmak amacıyla 1948'in Kasım ayında kaldırılmıştı. Fransa, Angers /Jardin du Mail (Mail Bahçesi): Fransa'nın kuzey-batısında Pays de la Loire bölgesinde Maine-et Loire departmanındaki bir şehir olan Angers, Paris'in 300 km güney-batısına düşer. Anıtsal Çeşme, Kasım 1855'den beri Belediye binasının karşısındaki Jardin du Mail'e yerleştirilmiştir. 1858 sergisi için kurulan geçici bir bahçenin ardından tasarlanan ve mimar André Bébard tarafından fidanlıkçı André Leroy'un gözetiminde oluşturulan Fransız tarzı bahçenin de kökeni burasıdır. Adını eski bir top oyunu olan "mail" oyunundan alan bahçe, Mayıs 1859'da halka açılmıştır. Bu çeşme, yazar Sylvain Bertoldi'nin "Angers au cœur, chronique d’une ville" (Kalben Öfke, Bir Şehrin Kroniği) adlı eserinde anlattığına göre, başlangıçta su dağıtımını sağlamak için kullanılan bir rezervuardır. Bu rezervuar, biri kapalı diğeri açık olmak üzere iki seviyeye ayrılmış, 50 santimetre derinliğinde ve kendi içinde ikiye bölünmüş bir havuza sahipti. O zamanki belediye meclisinin fikri, bu havzayı bir çeşmeyle süslemekti. Bu nedenle 6 Ağustos 1855'te, Paris'teki büyük Evrensel Sergi'de sergilenecek ve su seviyesinden 7 metre yüksekliğe ulaşacak bir çeşme satın alma kararı alınmıştı. Sylvain Bertoldi, "Angers, o dönemde çok popüler bir alegori olan dört mevsimi temsil eden iki heykel grubuyla birlikte Evrensel Sergi'deki çeşmeden daha azını istemiyordu" diye yazmıştı. Çeşmede 2020 yılında, sızıntıları önlemek için hidrolik sistemin kurulumu ve teknik ve güvenlik tesisatlarının standartlara uygun hale getirilmesi de dahil olmak üzere çalışmalar yapılmıştı. Çeşmenin çok yakınında bulunan ve aslen ahşaptan yapılmış olan müzik sahnesi, kafe-dondurma salonu ve heykeltıraşlık eserleri olan aslanlar da 19. yüzyılın sonlarından kalmadır. Fransa, Troyes / Jean Moulin Meydanı, Argence Çeşmesi: Boulevard Gambetta'da yer alan Jean Moulin Meydanı'nı süsleyen Argence Çeşmesi'nin tarihi 1897 yılına kadar uzanmaktadır. 1897 yılında, Troyes'in 1859'dan 1870'e kadar belediye başkanlığını yapan Désiré Argence'in (1812-1889) vasiyeti sayesinde inşa edilen, bu nedenle Argence adını taşıyan dökme demir çeşme, Argence'in görev süresi boyunca gerçekleştirdiği kentsel güzelleştirme çalışmalarının bir simgesidir. Argence'in vasiyetnamesi, ölümünden sonra Ekim 1889'da kamuoyuna açıklanmıştı. Vasiyetnameye göre Argence, diğer şeylerin yanı sıra, Place du Lycée'ye anıtsal bir çeşme dikilmesi için 20.000 frank bırakmıştı. 18 Ocak 1892 tarihli bir kararname, şehrin eski belediye başkanının vasiyetlerini kabul etmesine izin vermiş ve o tarihten itibaren şehir, onun anısını onurlandırmaya kendini adamıştı. 1895'te Rue de la Vallée Suisse, Rue Argence olarak yeniden adlandırılmış, 1896'da, mirasın tasfiyesi sırasında noter tarafından ayrılan 10.000 frank kullanılarak mezarlığa bir anıt dikilmişti. 8 Ocak 1894'te, anıt çeşmesinin yapımı için ayrılan fonlar belediyeye aktarılmış ve belediye hemen çalışmalara başlamıştı. 2 Haziran 1895'te Belediye Başkanı Delaunay, Val d'Osne yönetimiyle müzakere etmiş, şirket, şehre katalogdaki 554 numaralı T model anıtsal çeşmeyi, çerçevesiz olarak tedarik etmeyi kabul etmişti; buna 530 numaralı 113 numaralı dört kuğu ve 113 numaralı dört deniz kızı eklenecekti. Böylece Argence Çeşmesi, 13 Temmuz 1897'de saat 14:00'te açılmıştı. Jean Moulin Meydanı'nı süsleyen büyük Argence Çeşmesi, teknik sorunlar nedeniyle 1991 yılında kapatılmış ve havuzu 2003 yılında çiçek bahçesine dönüştürülmüştü. Havuzun çiçek bahçesine dönüştürülmesine şehir halkı tepki verince Belediye, 2010 yılında su teminini yeniden sağlama olasılığını değerlendirmiş ve suyun bulunduğu yere yakın yeraltından akan Vienne Nehri'nden pompalanmasına karar verilmişti. Bir boru sistemi suyu yapının altındaki bir depolama odasına taşıyacak ve herhangi bir taşma durumunda su nehre geri boşaltılacaktı. Ortasında her biri büyük bir figürü destekleyen dört taş kola sahip 10 metre çapındaki sekizgen havuzun altına bir teknik oda inşa edilmişti. Heykeltıraşlar Mathurin Moreau ve Michel Joseph Napoléon Liénard'ın eseri olan dökme demir çeşmenin tamamı ve sekiz figür sökülerek üzerlerini kaplayan on kat boyadan arındırılmış, ardından tüm parçalar orijinal bronz yeşil rengine yeniden boyanmış ve jet su sistemi de yeniden inşa edilmişti. Yapılan tüm çalışmalar sonunda (2012'de su akmıyordu) çeşmenin suyu tekrar akar hale gelmişti. Fransa, Hyères (Hyères-les-Palmiers): Hyères, Provence-Alpes-Côte d' Azur'da, Var departmanında bulunan bir Fransız komünüdür ve Fransız Rivierası'nın başlangıcını işaret eder. Kasaba Avrupa'nın ve Fransa'nın en eski deniz parkı (1963) olan Port-Cros Milli Parkı olarak bilinen koruma alanının bir parçasıdır. La fontaine Godillot (Godillot Çeşmesi) de bu parkta yer almaktadır. Şüphesiz çeşmeye adını veren "Hyères'in en ünlü sakini" Alexis Godillot'tır. Godillot, Val d'Osne'nin hissedarlarından biriydi; bu da bu dökümhaneden çıkan sanat eserlerinin şehir için önemini açıklar. III. Napolyon'un sadık bir destekçisi olan Godillot, ordulara askeri teçhizat tedarik ederek muazzam bir servet edinmişti. Saint-Ouen belediye başkanı olarak, burada yatırımcı ve emlak geliştiricisi olarak yeteneklerini geliştirmiş, 1864'te Hôtel des Iles d'Or'u satın almıştı. 1860'a gelindiğinde, kasaba parlak bir geleceğe doğru ilerliyor gibi görünüyordu. 1850 ile 1860 yılları arasında açılan Grand-Hôtel des Iles d'Or, Grand Hôtel du Parc (80 oda), Hôtel d'Orient ve Hôtel des Hespérides gibi yeni otellerin inşaatçıları da buna inanıyordu. O dönemde otel odalarının toplam sayısı 600'ü aşmıştı. Ancak 1864'te, Paris'ten PLM demiryoluyla ulaşılabilen Nice'ten gelen rekabet hissedilmeye başlanmış ve Hyères, Cannes'dan Nice'e ve Menton'dan Toulon'a kadar Fransız Rivierası'nı saran inşaat patlamasının aksine, bir gerileme dönemine girmişti. Hyères tatil beldesinin peyzaj kimliği yavaş yavaş şekillendirmiş, insanların dinlenmek ve bahçelerinde ve kırsalında dolaşmak için geldiği bir aile tatil beldesi olarak uzmanlaşarak, Fransız Rivierası'ndaki diğer yerlerde farklılaşarak kendi karakterini oluşturmuştu. Godillot, Beauregard bahçelerinde 20 hektarlık bir tarım arazisi satın almış ve bunu geliştirip parsellere ayırmıştı. Edebiyatçılar, deniz subayları, bilim insanları ve önde gelen Avrupalı sanayiciler buraya yerleşip evler inşa etmişlerdi. Villa bölgesi böylece doğmuştu. Ünlü Mağribi villalarıyla tanınan Pierre Chapoulard, Godillot'nun kendisi için Henri Michel villasını inşa etmişti. "Godillot bölgesi", zamanının ötesinde bir şehir planlama projesiydi; büyük caddeler ve güzelleştirme çalışmalarıyla, özellikle de şirkette hissesi bulunan cömert Godiiot'un şehre bağışladığı Val d'Osne'den getirilen dört dökme demir çeşmeyle yapılandırılmıştı. Bu çeşme de onlardan biriydi. İsviçre, Cenevre / Jardin Anglais (İngiliz Bahçesi):
İsviçre Cenevre İngiliz Bahçesi’ndeki Val d’Osne Anıtsal Çeşmesi. Kaynak: “La Fontaine du Jardin Anglais, Etude Historique” David Ripoll, Cenevre şehri, Mimari Mirasın Korunması, Temmuz 2007, s.2 İsviçre Cenevre İngiliz Bahçesi’ndeki Val d’Osne Anıtsal Çeşmesi’nde Acis ve Galatea detay. Kaynak: “La Fontaine du Jardin Anglais, Etude Historique” David Ripoll, Cenevre şehri, Mimari Mirasın Korunması, Temmuz 2007, s.14 İngiliz Bahçesi, Cenevre Hôtel Métropole'ün karşısında, 1854 yılında gölden kazanılan bir arazi üzerine, eski surların yerine kurulan İngiliz bahçeleri düzeninde kurulan bir parktır. 1863 yılının başlarında, İdari Konsey, eski adı "Promenade du Lac" olan İngiliz Bahçesi'ne yeni bir anıtsal çeşme yaptırmaya karar vermiş ve Paris'teki Barbezat & Co. firmasının kataloğundan bir çeşme seçmişti. Aynı çeşme Lyon'daki Place des Terreaux'u da süslüyordu. Anıtsal Çeşme 1855’de düzenlenen bahçeye, 1862’de yerleştirilmişti. Haziran 1863'te kaya havzasının montajına başlanmış ve Temmuz ayında tamamlanmıştı. Dökme demir parçalar yaz boyunca büyük, dairesel, beyaz kayadan yapılmış bir havuzun ortasına monte edilmiş ve çeşme 1863 yılının Ağustos ayı sonunda suyla doldurulmuştu. Portekiz, Lizbon / Rossio Meydanı: Lizbon’un Rossio Meydanı'ndaki iki anıtsal çeşme, Lizbon'un kalbi kabul edilen Pompaline Şehir Merkezi'nin bir parçasıdır. Bu iki anıtsal çeşme, Lizbon Şehir Konseyi'nden bir üyenin girişimiyle, 1837'den beri Rossio Meydanı'nda bulunan iki su kuyusunun yerine 1889'da yerleştirilmiştir. Lisbon’da Portekiz’in IV. Pedro adıyla Kralı ve aynı zamanda I. Pedro adıyla da Brezilya İmparatoru’na adanmış olan IV. Pedro ya da Rossio meydanındaki Mathurin Moreau ve Michel Joseph Napoléon Liénard’ın Anıtsal Çeşmesinin kopyası. O tarihte bu Rossio Anıtsal Çeşmelerinin yerleştirilmesi ilişkin tepkiler oluşmuş. 1889 yılında Occiente Dergisinin 386. sayısında bu konuda bir yazı yayınlanmış; "Lizbon şehir meclisi, başkenti güzelleştirme konusundaki kararlılığı doğrultusunda, son yıllarda önemli iyileştirmeler gerçekleştirdi; bunların en önemlisi, Lizbon'un günümüzdeki en geniş ve en güzel halka açık caddesi olan Avenida da Liberdade'dir. Dom Pedro Meydanı'nı (Rossio) güzelleştirmek amacıyla, buraya iki anıtsal çeşme yerleştirilmesine karar verildi ve bunların yapımına halihazırda başlandı. Böyle bir süsleme için pek bir fikrimiz yok. Ancak, bu durum daha haklı olurdu eğer bunlar olsaydı. Eğer çeşmeler ulusal sanatın bir ürünü olsaydı, benzersiz olma ve Lizbon şehir meclisinin Lizbon'a ne kadar anıtsal çeşme yerleştirmek isterse istesin, bunu hayal edebilecek yeteneğe uzun zamandır sahip Portekizli sanatçıların eserini temsil etme avantajına sahip olurlardı. Bu süslemelerin her yerinde iki fikir gözetilir: bir şehri güzelleştirmek ve sanatçılarına iş imkanı sağlamak; bunun dışında kalan her şey bir Avrupa başkenti için fazla Brezilyalıdır. İlk sayfamızda tasarımını paylaştığımız Rocio'da inşa edilmekte olan çeşmeler, ortasında bronz dökümden yapılmış iki sıra fincanı destekleyen bir grup figürün bulunduğu taş bir havzadan oluşmaktadır. Kapak resminden de görülebileceği gibi, bu çeşme grubu çok güzel ve Val d'Osne dökümhanesinin bir ürünü; bu dökümhane, çeşitli zengin bahçeler veya bazı taşra kasabaları için aynı örneklerden üretmiş olmalıydı. Bu arada Lizbon, ilk meydanlarından birinde bu çeşmelerden iki örneğini yerlilerin ilgisizliğine ve yabancıların eleştirisine maruz bırakmış olabilir. Belki de bu konuda bir tutarlılık vardır. Başkentteki bu gelişmenin öncüleri, yağlı boya resimlerine meraklı kişiler olabilir ve bunları odalarında orijinal resimlermiş gibi saklıyor olabilirler." Lisbon’daki Rossio meydanındaki Anıtsal çeşmeden detay (Neptune ve Amphitrite). İspanya, Valencia / Fuente de las Cuatro Estaciones ( Dört mevsim çeşmesi): L’Albereda gezinti yolunun doğu ucunda, Pont del Real köprüsünün yanında yer alan çeşme , merkezi yaya aksının üzerinde bulunur ve gezinti yolunun başlangıcını işaret eder. Bölge 1861 yılında dekore edilmiş ve çeşme 1863 yılında yerleştirilmiştir. Açılışında çok fazla yorum toplamıştır, çünkü o dönemdeki Valensia toplumunun büyük bir kısmı çıplak heykellerden rahatsız olmuştu. 1909 yılında kurulmuş olan ve 2011-12 sezonunda tarihinin en başarılı sezonunu geçirip La Liga'yı 6. sırada tamamlayarak UEFA Avrupa Ligi'ne katılmaya hak kazanan Levante Unión Deportiva futbol kulübü taraftarları zaferlerini çeşmenin etrafında kutlamaktadır. İngiltere, Liverpool / Steble Çeşmesi: İngiltere'nin Liverpool kentindeki çeşme , William Brown Caddesi üzerinde, Wellington Sütunu'nun hemen batısında ve şehrin kültür bölgesinde, St George's Hall ve Walker Sanat Galerisi'nin yakınında bulunan, II. derecede tescilli Viktorya dönemi dökme demir bir çeşmedir. Çeşmenin bulunduğu bölge, 19. yüzyılın sonlarına doğru, St. George's Hall ile William Brown Caddesi üzerindeki binalar arasında kalan tek gelişmemiş arazi parçasıydı. 1845'ten 1847'ye kadar Liverpool Belediye Başkanlığı yapan Yarbay Richard Fell Steble, 1877'de Liverpool Şehir Konseyi İyileştirme Komitesi'ne, alana bir çeşme dikilmesi için 1.000 £ (2016 rayiçleriyle 80.000 £, yaklaşık 330.000 TL) teklif etmişti. 1 Mayıs 1879'da açılışı yapılan çeşme, 7 metre yüksekliğinde sekizgen bir gövdeye sahip haç biçimli bir tabanı çevreleyen 9,1 metre çapında dairesel bir havuza sahipti ve dört bir bacağında oturan deniz tanrıları Neptün ve Amphitrite ile Acis ve Galatea ile süslenmiş ve tepesinde, başlangıçta suyun aktığı, bereket boynuzu tutan bir denizkızı bulunmaktaydı. Fransız heykeltıraş Paul Lienard tarafından tasarlanan, heykelleri ise heykeltraş Mathurin Moreau tarafından yapılan bu anıtsal çeşmenin dökümü Val d'Osne tarafından değil, Londra, Lambeth Hill'deki William Henry Allen & Co. demirdöküm firması tarafından dökme demirden yapılmıştı. Bundan da anlaşılacağı üzere bu çeşmelerin dökümü Val d'Osne'nin tekelinde değildir, yeri geldiğinde artık ne şekilde kalıpları elde edilebiliyor ise başka memleketlerde ve dökümhanelerde de gerçekleştirilebilmekteymiş. William Henry Allen & Co. Londra'nın önde gelen döküm ve imalat firmalarından biriydi. 1881'den 1955'e kadar faaliyet gösteren firma, özellikle İngiliz Postanesi'ne uzun vadeli dökme duvara ve lamba direklerine montelenen demir posta kutuları, ayrıca gaz lambaları tedarik etme sözleşmesiyle tanınmaktaydı. Başlangıçta, kurulumundan kısa bir süre sonra yakındaki mahkeme salonlarından gürültü şikayetlerine yol açan ve geçici bir su kesintisine neden olan bir buhar pompasıyla çalıştırılan çeşme, daha sonra St George's Hall'un bodrum katında elektrikli bir pompaya uyarlanmış ve Viktorya dönemi ailelerinin ve çocuklarının sularında oynadığı tarihi fotoğraflardan da anlaşılacağı gibi popüler bir halk buluşma yeri haline gelmişti. Steble Anıtsal Çeşmesi, Sail Training International tarafından organize edilenen ve gençlerin (15-25 yaş arası) yelken eğitimini teşvik etmek ve uluslararası dostluğu geliştirmek amacıyla düzenlenen, öncelikle Avrupa sularında gerçekleştirilen önde gelen yıllık uluslararası yelken etkinliği, Tall Ships Races'in 1992'de Liverpool'a gelmesi münasebetiyle restore edilmişti. 1992'de Liverpool'a yapılan Tall Ships Races ziyareti, Kristof Kolomb'un Yeni Dünya'ya yaptığı yolculuğun 500. yıldönümünü anmak amacıyla 12-16 Ağustos 1992 tarihleri arasında düzenlenmişti. Grand Regatta Columbus'un (Kolomb Büyük Tekne Yarışı) son etabı olan büyük bir denizcilik festivali olmuştu. Bu etkinlikte filo, Boston'dan Liverpool Körfezine dökülen Mersey Nehri'ne kadar Atlantik Okyanusu'nu boydan boya kat etmişti. Avustralya, Tazmanya / Prince's Square (Prens Meydanı): Avustralya'nın Tazmanya eyaletindeki Launceston şehrinde bulunan Prince's Square (Prens Meydanı) parkında bulunan Anıtsal çeşme. İlk olarak 1855 Paris Sanayi Sergisi'nde Val d'Osne dökümhanelerinin sahibi Barbezat & Co. için bir vitrin parçası olarak sergilenen çeşme, 1857'de Launceston'ın şehir su şebekesinin tamamlanmasını anmak için 1859'da Belediye Meclisi tarafından satın alınmıştır. 1858 yılında kullanılmayan bir tuğla fabrikasının yerine kurulan park, günümüzde Launceston'ın kültürel yaşamının önemli bir parçası ve aynı zamanda bir miras parkıdır. Park, simetrik planlaması ve bronz yaldızlı Val d'Osne Çeşmesi ile bilinir. Park, dört tarafında Elizabeth Caddesi, St John Caddesi, Frederick Caddesi ve Charles Caddesi ile çevrilidir. 7 metre yüksekliğinde ve Prens Meydanı'nın odak noktası olan ikonik Val d'Osne Çeşmesi, parkın merkezinde, ana yolların buluşma noktasında yer almaktadır. Avustralya, Tazmanya Launceston’da Prens Parkındaki Anıtsal Çeşmeden detay. Anıtsal çeşme 1857’de parka yerleştirilmiştir. (Acis ve Galatea) Amerika Birleşik Devletleri, Boston / Brewer Çeşmesi: 3 Haziran 1868’de Gardner Brewer isimli Boston’lu zengin bir iş adamının Boston’a hediye etmiş olduğu, Bordo’daki ve Lyon’daki Mathurin Moreau ve Michel Joseph Napoléon Liénard’ın Anıtsal Çeşmesinin kopyası, halen Boston’dadır. Bu Anıtsal Çeşme, 1870'lere kadar 29 Beacon Caddesi 29 numaradaki Brewer malikanesinde bulunuyormuş. Çeşme, Gardner Brewer (1806-1874) tarafından Boston şehrine hediye edilmiş ve ilk kez 3 Haziran 1868'de hizmete girmişti. Boston'da doğumlu Gardner Brewer yetişkin olduktan sonra bir süre içki üreticiliği yapmış, ancak daha sonra kuru gıda ticaretine girerek New England'daki en büyük değirmenlerden bazılarını temsil eden ve New York ve Philadelphia'da şubeleri bulunan Gardner Brewer & Co. şirketini kurmuştu. Bu işte, büyük bir zekâ ve doğru yöntemle birleşerek, ölümünde birkaç milyon dolar olarak tahmin edilen bir servet biriktirmişti. Büyük servetini kamu yararına cömertçe kullanan Gardner Brewer ölümünden kısa bir süre önce, Boston Common'da bir köşede bulunan bu güzel çeşmeyi bağışlamıştı. Boston Brewer Anıtsal Çeşmesinden bir Detay (Acis ve Galatea) John Hancock'un evinin bulunduğu yerdeki konutu, şehrin en güzel özel konutlarından biriydi. 1872'deki Büyük Boston Yangını, firmanın eski deposunu yok etti; ancak 1873'ün sonundan önce, Boston'un en pahalı binalarından biri olan yeni bir bina onun yerine inşa edilmişti. Gardner Brewer 1874'te Rhode Island, Newport'ta deniz kenarındaki villasında öldü. Boston şehri 2011 yılında çeşmeyi restore etmiş ve Halk Bahçesi Dostları önderliğindeki özel bir ortaklık, 2012 yılında Brewer Çeşmesi Meydanı ve Liberty Mall'a dönüştürmüştü. Peru, Tacna / Paseo Civico (Kent Gezinti Yolu): Tacna Süs Çeşmesi, Tacna şehrinin merkezindeki Kent gezinti yolu Paseo Civico'da bulunan bir çeşmedir . Çeşmenin 1869 yılında José Balta hükümeti tarafından Tacna şehrine bağışlandığı veya Uchusuma Nehri sözleşmesinin bir parçası olarak geldiği belirtilmektedir. Kurulum çalışmaları Fransız teknik uzman Matias Richet tarafından gerçekleştirilmiş, taş kaidenin yapımından ise Salazar soyadlı Perulu bir mimar sorumlu olmuştur. 19 Nisan 1885'te Bayındırlık İşleri Dairesi, Adolfo Krug'un yönettiği kaidenin taşınması için teklifler istemiştir. Çeşme daha sonra mevcut konumundan metrelerce daha yüksek bir yere taşınmıştır. Çalışmalara Perulu mimar Salazar başlamış; ölümünden sonra ise Zenón Ramírez çalışmayı tamamlamıştır. Tacna'daki Şili işgali sırasında çeşmeyi ülkelerine taşıma girişimleri başarısızlıkla sonuçlanmıştır. 1967 yılında çeşmede kapsamlı ve değerli bir onarım gerçekleştirilmiş, yapı güçlendirilmiş ve kaynaklanmış, çeşmenin su ve drenaj sistemi, pompa ve su devridaim tesisi, cilalama, korozyon önleyici boya vb. işlemler yapılmıştı. 1969 yılında Süs Havuzunun Kurulumunun 100. Yılı anılmış ve o zamanki belediye başkanı Rómulo Baluarte, Havuza kırmızı ve yeşil yanıp sönen ışıklar taktırmıştı. 28 Aralık 1972'de, Ulusal Kültür Enstitüsü tarafından 2900 No'lu Yüksek Kararname ile Tarihi Mülk ilan edilmişti. Şili, Valparasio /Viktorya Meydanı (Plaza de la Victoria): Orijinal Val d'Osne Çeşmesi'nin bronz bir kopyası olan çeşme Valparaiso şehrindeki 200 yılı aşkın süredir halka açık bir alan olan ve adını Şili'nin Peru-Bolivya Konfederasyonu'na karşı 1839'daki kazandığı Yungay Muharebesi zaferinin anısına Plaza de la Victoria adını alan Victoria Meydanı'nda bulunmaktadır. Aslında bir boğa güreşi arenası olan bu alan 1823'te bu spor yasaklanınca 19. yüzyılın başlarında halka açık bir meydan haline gelmiş ve Valparaiso Katedrali'nin bugünkü arazisinde bulunan Vicente Orrego'nun evinin adından esinlenerek Orrego Meydanı olarak adlandırılmıştı. 1837'de, Punta Arenas isyanı sırasında Bakan Diego Portales'in öldürülmesiyle ilgili olarak Albay Jose Antonio Vidaurre, Yüzbaşı James Florin ve diğerlerinin idamı için meydanda iskele kurulmuştu. Brezilya, Salvador da Bahia / Terreiro de Jesus (İsa Bahçesi): Salvador da Bahia (Tüm Kutsal Kurtarıcıların Azizi) kentinin tarihi şehir merkezinde, Chafariz do Terreiro de Jesus Anıtsal Çeşmesi; Meydan, şehrin en eski bölümünde yer alır ve Praça da Sé'ye bitişiktir. 1862'de çekilmiş, arka planda Katedralin bulunduğu Terreiro de Jesus'un (İsa Meydanı) görünümü. Eskiden Cizvitlerin okulu ve kilisesi olan Salvador Katedrali Bazilikası, Terreiro de Jesus'taki en belirgin yapıdır ve meydanın batısını kaplar. Kilisenin yanında eski Salvador Cizvit Okulu (Colégio dos Jesuítas de Salvador) bulunmaktadır. Meydan adını bu topluluktan almaktadır. 20. yüzyılın ortalarında peyzaj mimarı Roberto Burle Marx tarafından yenilenmiştir. Resmi olarak Praça 15 de Novembro (15 Kasım Meydanı) olarak bilinir ve şehrin merkezi kültürel ve tarihi merkezini oluşturur. Chafariz do Terreiro de Jesús, Tarihi merkez, Salvador de Bahia 1970'ler. Acis'in kucağında uyuyan Brezilyalı bir çocuk. Fotoğraf: Mario Dondero. Arjantin, Maipú / Plaza 12 de Febrero (12 Şubat Meydanı): Maipú, Şili'nin başkenti Santiago'nun komşu bölgesinde yer alan bir belediyedir ve idari olarak Santiago iline bağlıdır. Mendoza'nın Maipú şehrinin kalbinde yer alan Plaza 12 de Febrero, 12 Ekim 1927'de resmen açılmıştır. Adını, General San Martín'in zaferinin anahtarı olan Chacabuco Muharebesi'ne (12 Şubat 1817) ithafen almıştır. ![]() Çeşme, 1909 yılında Carlos Thays tarafından, Santiago'nun batı ucundaki Ulusal Maipú Tapınağı'nın (Templo Votivo de Maipú) önünde yer alan geniş bir açık alan olan Esplanade'de (Gezinti yeri) açılmıştır. Burası, Şili'nin tarihi bağımsızlık mücadelesiyle bağlantılı, Bernardo O'Higgins Anıtı'nı barındıran ve gaucho'ların [Güney Amerika (esas olarak Arjantin, Uruguay ve Güney Brezilya) Pampaları'nda (1,2 milyon km²'den geniş, verimli ve düz otlak/step alanlar) yaşayan, yetenekli bir at binicisi ve göçebe sığır çobanları] kutsama için toplandığı önemli bir dini ve tarihi merkezdir. Çeşme, Mendoza ilinin bir meydanında bulunan ilk sanatsal eserdir. 1927 yılında, Santiago'daki Esplanade'nin ortasına yeni Hükümet Binası'nın inşa edilmesi sürecinde, çeşme oradan sökülerek Maipú'ya devredilmiştir. Çeşme, Maipú'nun merkezinin ana meydanında yer almaktadır ve günümüze kadar korunmuştur. Arjantin, Cordoba / Plaza de Colón: Çeşme Plaza de Colón'un tam ortasında, meydanın tüm yollarının kesiştiği noktada yer almaktadır. Bu çeşmenin temel çalışmaları, Torres Cabrera Kontu'nun şehrin belediye başkanı olduğu 1835 yılında başlamıştı. Alberti semtindeki bu meydan 1888 yılında inşa edilmiş ve Plaza Juárez Celman olarak adlandırılmış, 1892 yılında Plaza Colón olarak yeniden adlandırılmış ve 1955 ve 2022 yıllarında yeniden düzenlenmişti. Bu gezinti yolunun inşasına 1887'de başlanmış ve 1889'da tamamlanmıştır; bu, Fransa'nın Eyfel Kulesi'ni inşa ettiği döneme denk gelmekteydi. Çeşme, heykeller, sütunlar, bayrak direkleri ve saksılar, 1889 Paris'teki Evrensel Sergi'deki Arjantin Pavyonu'nun bir parçasıydı ve bu şehrin yerlisi olan Ulus Başkanı Miguel Juárez Celman tarafından Arjantin Pavyonu'ndan geri getirilmiş ve Córdoba'ya hediye edilmişti. Parkta ayrıca bilim, sanat, tarım, ticaret, donanma, kadın sanayisi ve denizciliğin Yunan tanrılarını temsil eden ve Augustin Pajou (Sanat, Bilim); Mathurin Moreau (Donanma, Ticaret, Kadın Sanayisi, Tarım); Antoine-Denis Chaudet (Denizcilik) gibi heykeltraşlar tarafından yapılmış yedi heykel de bulunmaktadır. Sekizinci heykel tahrip edilmiş ve kısmen yok edilmiş, bu nedenle onlarca yıl önce kaldırılmıştı. Parktaki 1873 yılı yapımı, Tarım ve Ticaret Heykeli dışında Kadın Endüstrisi ve Denizcilik heykelleri de Mathurin Moreau'ya aittir. Ayrıca parkta Mathurin Morea'ya ait onaltı adet de vazo bulunmaktadır. Çeşme, taş döşeme ve beton duvarlara sahip geniş bir havuzun içerisindedir. Havuzun zemini, 1950'lerde mimar Carlos David tarafından tasarlanan renkli bir Venedik mozaik deseniyle kaplıdır. Brezilya, Buenos Aires / Plaza de Mayo (Mayıs Meydanı): Plaza de May Buenos Aires'in en eski meydanıdır ve Arjantin tarihinin en önemli siyasi olaylarının çoğuna sahne olmuştur. Adı, aynı meydanda gerçekleşen ve Arjantin Bağımsızlık hareketinin başlangıcını oluşturan, kendi yönetim biçimini seçmeye başlamalarına vesile olan 25 Mayıs 1810 Devrimi'ne bir saygı duruşudur. Plaza del Mayo, aynı zamanda, 11 Haziran 1580'de Juan de Garay tarafından Ciudad de la Santísima Trinidad ve Puerto de Santa María del Buen Ayre adlarıyla kurulan, Buenos Aires'in ikinci kez kurulduğu yerdir ve bu meydanın etrafında, ülkenin siyasi merkezi haline gelene kadar ilkel bir köy gelişmiştir. Plaza de Mayo'nun çevresinde birçok tarihi ve hükümet binası bulunmaktadır: Belediye Meclisi, Metropoliten Katedrali (Papa Francis'in 20 yıldan fazla süreyle görev yaptığı yer), Casa Rosada olarak da bilinen Hükümet Evi (Ulusal Hükümetin merkezi), eski Şehir Hükümet Sarayı, bankalar ve bakanlıklar. Plaza de Mayo, 1890'da ilk kitlesel siyasi eylemin (Sivil Birlik'in kurulması) gerçekleşmesinden bu yana, büyük sosyal gösterilerin sahnesi haline gelmiştir. Ayrıca, 1977'den itibaren, son askeri süreçte kaybolan çocukları için şikayette bulunan "Mayo Anneleri"nin Temmuz günlerinde toplandığı meydandır. Meydanın merkezinde, Devrimin birinci yıldönümünü kutlamak için 1811'de inşa edilen ve 1856'da sanatçı ve mimar Prilidiano Pueyrredón tarafından yenilenen bir anıt olan Pirámide de Mayo (Mayıs Piramidi) bulunmaktadır. Yüzyıldan fazla süren aşırı kullanım ve ihmalin ardından, Yerel sömürge hükümetinin, meydana bir düzen kazandırmaya çalışmak için meydanın kuzeyinden güneyine doğru bir sütunlu geçit inşa ettirerek, 1804'te tamamlanan Romanesk sütunlu bir geçit (Colonade) yaptırarak, meydanın pazarı haline getirmiş, batısında kalan bölüm Plaza de la Victoria, doğusunda kalan bölüm de Plaza del Fuerte olarak anılır olmuştu. Bölge, 1883 yılına kadar bölünmüş olarak kalmış, peyzajda sadece küçük değişiklikler yapılmıştı. Bunların başında da, yeni bağımsız "Rio de la Plata Eyaletleri"ni anmak ve Devrimin birinci yıldönümünü kutlamak için 1811'de inşa edilen Pirámide de Mayo (Mayıs Piramidi) vardı. Pirámide de Mayo (Mayıs Piramidi) 1856'da sanatçı ve mimar Prilidiano Pueyrredón tarafından yenilenmişti. Aynı süreçte Belediye Başkanı Torcuato de Alvear, alanın modernleştirilmesini ve kolonadın yıkılmasın emretmiş, böylece modern meydan, 1884 yılında Plaza de la Victoria ve Plaza del Fuerte'yi ayıran sütunlu kolonadın yıkılmasıyla şekillenmişti. Şehirde su şebekesi kurulmadan önce bile çeşmeler varmış. 1868 yılında Plaza de la Victoria, Fransız sanat dökümhanesi Val D'Osne'den hükümet tarafından sipariş edilen iki çeşmeyle süslenmiş. Val D'Osne, şehre yıllardır sanat eserleri sağlıyor ve hatta Buenos Aires'te yerel bir ofisi ve deposu bulunuyormuş. Plaza de Mayo'da, Mayıs Piramidi'nin iki yanına yerleştirilen ve "Süs Çeşmeleri I ve II" olarak adlandırılan çeşmeler o zamanlar şehirde henüz akan su olmadığı için kuruymuş. Çeşmeler daha sonra parçalara ayrılıp kaldırılmış ve şehrin farklı yerlerinde tekrar bir araya getirilmiş, ancak yeniden bir araya getirilirken hatalar yapılmış ve orijinal kompozisyondan farklılıklar ortaya çıkmıştır. "Los Angelitos" (Küçük Melekler) çeşmesi, Avenida 9 de Julio ve Córdoba Cadde'lerinin kesiştiği noktada. Plaza de Mayo'dan taşınanlardan biri şu anda 9 de Julio Bulvarı ve Córdoba Bulvarı'nın kesiştiği noktaya yerleştirilmiştir. 1920 yılında aslen 12 metre yüksekliğinde olan ve Neptün'ün, Amphirite'nin, Acis ve Galatea'nın heykellerini, su perilerini, puttoları, maskeleri, kıvrımları ve kartuşları içeren Val d’Osne Kataloğu Volume:2'de 554. levha numarasıyla yer alan "Vasque T"adıyla yer alan Anıtsal Çeşmesi, yerine Kristof Kolomb anıtı (Parque Colón'daki Casa Rosada'nın arkasına) dikilmesi amacıyla sökülmüş ve sadece üstteki 4 puttonun olduğu kısım taşınarak "Los Angelitos" (Küçük Melekler) çeşmesi adıyla bugün Avenida 9 de Julio ve Córdoba Caddesi'nin kesiştiği noktaya yerleştirilmiştir.. Arjantin, Buenos Aires / El Parque Lezama (Lezama Parkı): Bazı tarihçilere göre, park bir zamanlar Puntas de Buenos Aires olarak bilinen yerde bulunuyordu ve İspanyol fatih, asker ve kâşif, Yeni Endülüs'ün ilk adelantado'su (İspanyol soylularının Orta Çağ boyunca kendi krallarının hizmetinde tuttuğu bir unvan) Pedro de Mendoza (1499-1537) 1536'da Buenos Aires'in ilk yerleşimini burada kurmuştu. Bu ilk yerleşim, yerel yerli halkın saldırısına uğradıktan sonra ertesi yıl terk edilmişti. Şehrin başlıca yeşil alanlarından biri olan El Parque Lezama, Avenida Paseo Colon üzerindeki doğal bariyerinin yanında ve ulusal mirasa ve bağımsızlığa ait önemli tarihi eserleri barındıran seyir terası ve galerisiyle Ulusal Tarih Müzesi'nin bitişiğinde yer almaktadır. Mülk, 1857'de Salta'lı bir toprak sahibi olan José Gregorio de Lezama'ya satılmış ve Lezama, günümüzdeki Brasil Caddesi'ne kadar olan araziyi de ilhak etmişti. Lezama, konağı yeniden düzenlemiş ve arazi büyük bir botanik meraklısı olan Belçikalı peyzaj mimarı Charles Vereecke tarafından tasarlanan geniş bir özel parka dönüştürülmüştü. Mülk sahibinin 1889'daki ölümünden sonra, dul eşi Ángela de Álzaga, araziyi 1894'te Buenos Aires Belediyesi'ne sembolik bir meblağ (1.500.000 peso) karşılığında, kocasının adını taşıyan bir halk parkına dönüştürülmesi şartıyla satmıştı. Lezama Parkı, 1896 yılında Carlos Thays tarafından, bu arazi üzerine inşa edilmiş evlerin yıkımından kalan molozlar kullanılarak yeniden tasarlanmıştı. Molozların yarattığı eğimli tepenin yamacına da altında bir mağaranın olduğu beyaz taşlardan tornalı küpeşteleri olan bir seyir terası inşaa edilmiş, terasın altındaki mağaranın önündeki kaskadlı havuzun üzerine de sadece Val D'Osne'nin Tourny Çeşmesindeki Acis ve Galatea'nın heykelleri yerleştirilmişti. Bu heykeller de, parktaki diğer tüm dekoratif parçalar gibi, Başkan Celman'ın memleketine bir hediyesiydi ve 1889 Paris Dünya Sergisi'ndeki Arjantin Pavyonu'ndan geri getirilen eserler arasındaydı. 1889 Paris Evrensel Sergisi, Arjantin Pavyonu Arjantindeki Val d'Osne Dökümhanesi ürünlerini çokluğunun nedeni olan Arjantin Pavyonu (Pabellón Argentino), 1889'da Paris'te düzenlenen Evrensel Sergi'ye katılmak üzere ulusal hükümet tarafından yaptırılan bir yapıydı. Sergi sona erdiğinde pavyon sökülerek Buenos Aires'e gönderilmiş ve burada 1910'dan 1932'ye kadar Ulusal Güzel Sanatlar Müzesi olarak faaliyet göstermek üzere yeniden monte edilmişti. Arjantin Cumhuriyeti, altının, hızlı ticaretin, çabuk kazanılan zenginliğin ülkesiydi. Bu ünün meşru olduğunu kanıtlamak için Arjantin, 1889'da Paris'teki Evrensel Sergi için Eyfel Kulesi'nin eteğinde muhteşem bir pavyon inşa ettirmişti. Bina için cumhuriyetçi bir ülke olan Arjantin Cumhuriyeti, resmi olarak rekabet girişmiş, diğer tüm Amerikan ülkelerinden daha fazla para harcamıştı. Pavyonunun maliyeti bir milyon iki yüz bin frankı bulmuştu. Tüm Amerikan pavyonları arasında, Arjantin Cumhuriyeti'nin pavyonu, Meksika'nınkiyle birlikte en önemlisiydi ve Fransa'ya olan dostluğunu kanıtlamak için bu zengin ülke, görkemli bir bina inşa etmekle yetinmemiş, komitesi, kubbeleri, panelleri ve galerileri boyamaları için en iyi sanatçıları davet etmişti. Gervex, Besnard, T. Robert-Fleury, Cormon, Saint-Pierre, Merson, Barrias, Favre, Duffer, Chancel, Montenard, Duez, Toché, Jules Lefebvre, Leroux, Roll, Tureau, Hugues, Pépin gibi ünlü Fransız ressam ve heykeltıraşlar süslemelere katkıda bulunmuştu; Seramikler Parvillée, pişmiş toprak Lœbnitz, taş seramikler Muller, mozaikler ise Facchina tarafından yapılmıştı. Pavyon o kadar muhteşemdi ve ilgi çekmişti ki en iyi ulusal pavyon yarışmasının kazananı olmuştu. Arjantin Pavyonunu Fransız mimar Albert Ballu (1849-1939) tasarlamış ve yapmıştı. Arjantin Pavyonu, zemin katta 1600 metrekare, birinci katta ise 1400 metrekarelik bir alanı kaplıyordu. Tamamen demir ve dökme demirden yapılmış olduğu için, taşınarak Buenos Aires'te yeniden kurulabilmişti. Dört küçük kubbeyle çevrili devasa bir kubbe binayı taçlandırıyordu. Tüm dış cam kubbeler elektrik ışığıyla aydınlatılıyor, dokuz yüzden fazla ışık noktası, bu saraya her akşam masalsı bir görünüm kazandırıyordu. Mimarın ince zevki, Arjantin'in zenginliğini tamamen özgün bir pavyonda incelikle sergilemişti. 1889 Paris Evrensel Sergisi'nden sonraki 1890 krizi sonucunda Arjantin ekonomisinin içinde bulunduğu kötü durum nedeniyle, Paris'teki Arjantin delegasyonu bu pavyonu satmaya çalışmış, ancak alıcı bulunamayınca, Buenos Aires'e getirilmesine karar verilmişti. Atlantik geçişi sırasında bir fırtınada bazı parçaları kaybolmuş, ancak Buenos Aires'e kabul edilebilir durumda ulaşabilmişti. Pavyonu yeniden inşa edip işletmek isteyeni belirlemek için bir ihale düzenlenmiş ve bu ihaleyi pavyonu çeşitli sergiler için kullanan bir İngiliz kazanmıştı. 1910'da, Mayıs Devrimi'nin yüzüncü yıldönümünde, Yüzüncü Yıl Sergisi için kullanılmış, daha sonra pavyon ulusal hükümet tarafından Ulusal Güzel Sanatlar Müzesi'nin önündeki San Martín Meydanı'na (Plaza San Martín) yerleştirilmek üzere geri alınmıştı. Pavyon 1932 ile 1934 yılları arasında sökülmüş ve sonunda hurda olarak satılmıştı.
|
Nemfos değilse peki,
bu havuz neyin nesiydi?
Fransızcası Nymphé olan Nymph sözcüğü, genç kız olan doğa tanrıları olarak tanımlanır, kesinlikle erkek ve çocuk değillerdir. Nymph, bazı Türkçe sözlüklerde Nemf veya Nimf olarak geçmektedir. Yeryüzünü ve denizleri dolduran çok sayıda, ölümsüz olmayan, tanrıların kimi zaman yiyeceği kimi zaman da içeceği olan, Homeros’un hoş kokulu olduğunu söylediği ve nektar adını verdiği “sonsuz hayat” iksiri ile, balımsı ambrosia ile beslendiklerinden uzun yaşayan çok güzel ve zarif dişi varlıklar olarak tanımlanmaktadır Nymph’ler.
Yaptığım araştırmalar sonucunda, anladım ki, Ruşen Eşref Ünaydın’ın “Nemfos” diye adlandırdığı, genellikle çıplak olan, çok nadir olarak da kanatlı olabilen ve bu tombul erkek çocukları tekil olarak “Putto”, çoğul olarak da “Putti” olarak adlandırılmaktadırlar.
![]() |
| Meyve Garland*ı taşıyan Putto’lar, Frans Synders (1579-1657) ve Sir Peter Paul Rubens (1577-1640) Tuval üzerine yağlı boya, 116,8 x 203,2 cm. Münih Eski Pinacotheca Müzesi Koleksiyonu *Garland: genellikle festival gibi vesilelerle kullanılan dekoratif çelenk veya kordon |
İncil Melekleri olan “Cherub”larla ya da arzunun, erotik sevginin, ve aşkın küçük melekleri “Eros”larla (veya Cupid) karıştırılmalarına rağmen, diğerleri ikinci dereceden melek sayılırken, özellikle Barok dönemde resim, heykel gibi sanatlarda kullanılan Putto’lar dinsel bir figür değillerdir ve dinsel olmayan tutkuları temsil ederler. Ayrıca, bazı kaynaklar 1400’lü yıllardan başlayarak İtalyan Rönesansı ile birlikte resim, heykel gibi sanat dallarında görülmeye başlayan Putto figürlerine çeşitli anlamlar yüklendiğini, eğer bir putto çiçeklerle birlikte tasvir edilmişse baharı, bir demet buğday ve küçük bir orak ile birlikte ise yazı, bir salkım üzüm ve kertenkele ile birlikte ise sonbaharı ve bir kaz ve asa ile birlikte ise de kış mevsimini ifade ettiği belirtmektedir.
![]() |
| Hollandalı sanatçı ve dekoratör Jacob De Wit’in (1695-1754) Putto’lar ve Dört Mevsimin Alegorisi, Yaz, Sonbahar, Kış, İlkbahar |
![]() |
| Putto ve Yaz |
![]() |
| Putto ve Yaz Yaz Panosu’nda Putto’lar. Paris’teki Fountain de Grenelle ya da daha fazla bilinen adıyla (La fontaine des Quatre-Saisons) Dört Mevsim Çeşmesi’nin 4 mevsim panosundan Yaz Mevsimi panosunun 1735-1745 tarihleri arasında Fransız heykeltraş Edmé Bouchardon (1698-1762) veya onun öğrencileri tarafından mermerden yapılmış 51,4 x 85,7 cm boyutlarındaki küçük bir kopyası. Metropolitan Sanat Müzesi Koleksiyonu. |
İzmir Caddesi’nde bulunan Putti Çeşmesi’nin üst katındaki Putto’lardan birinin, bir buğday demetine sarılmış ve elinde küçük bir orak tutuyor olması da bu havuzun “Yaz Mevsimi” temasını işlediğinin en önemli göstergesidir. Dolayısıyla bu dökme demir heykel grubu ve çeşme Yaz mevsimini ve Buğday hasatını temsil etmektedir. Bu nedenledir ki, şu an İzmir Caddesi’nde umarım son yerlerini bulmuş olan bu güzel çeşmeye, bundan böyle Putto’lar havuzu ya da daha doğru bir söyleyişle,
Anıtsal “Putti Yaz Çeşmesi”
demek farz olmuştur.

Ankara Anıtsal “Putti Yaz Çeşmesi” İzmir Caddesi’ndeki durumu ve tertemiz hiç kullanılmamış örneğin karşılaştırması. 94 yılın tahribatı çok açık bir şekilde görülebilmektedir.
Kaynak: ©Ahmet Soyak, Mart 2016 fotoğrafı ve janantiques.com/Lot/jac1897.php / Referans: A1987, Erişim tarihi: 25 Ağustos 2020
Ankara Anıtsal “Putti Yaz Çeşmesi” heykellerinin tertemiz hiç kullanılmamış örnekleri.
Ayrıca söz konusu katalogda da bu heykel grubu, Putto olarak tanımlanmakta. Tüm gayretime rağmen ne yazık ki ikinci kattaki iki Putto ile ilgili bir kaynağa ulaşamadım.
Yaz mevsimini tasvir eden Anıtsal “Putti Yaz Çeşmesi”nin alt katındaki figürlerde, birinci Putto diz çökmüş ve elinde bir kuş yuvası tutmaktadır.
Hasır şapka giymiş sırtı dönük ayaktaki ikincisi ise bir elinde çiçeklerden yapılmış bir taç tutmakta, diğer eliyle başaklara tutunmaktadır. Yine diz çökmüş olan bir üçüncüsü buğday başaklarından bir demeti kucaklamaktadır. Ayakta olan dördüncü pelerinli Putto ise bir eli belinde, diğer elinde harman döveni* ile buğday saplarına dayanmış olarak durmaktadır.
*Harman döveni (İng: flail, wheat thresher) eski zamanlarda biçilen buğday başaklarının sapıyla tanesini ayırmak için kullanılan bir el aleti. Bu antik el aleti günümüzde de bazı yerlerde hala kullanılmaktadır. |
Katalogda 1900 yıllarına ait bu heykel grubunun büyük bir ihtimalle Fransız Val d’Osne Sanat dökümleri ürünü olduğu söylenmektedir, ki bu tez yanlış değildir, zira Val d’Osne Kataloğunda bu Anıtsal Putti Yaz Çeşmesi’nin iki çizimi vardır.
Anıtsal Putti Yaz Çeşmesi’nin Val d’Osne Kataloğunun 559. levhasında yer alan çizimi. Bu çizimde alt kat Ankara’daki havuz ile aynı olmasına rağmen üst katı farklıdır. Kaynak: “Société Anonyme des Hauts Fourneaux & Fondies du Val d’Osne” Paris, 1889
Kaynak: “Société Anonyme des Hauts Fourneaux & Fondies du Val d’Osne” Paris, 1889
https://www.youtube.com/watch?v=GteQ0zpc7kQ
Gerek “Anıtsal Dionysos ve Dağ Perileri Nysiad’lar Çeşmesi”, gerekse “Anıtsal Putti Yaz Çeşmesi”ni adlarına yakışır ve anlamlarına daha uygun yeşil alanlar, parklar, bahçeler içerisinde yer almaları; mesela Anıtsal “Dionysos ve Dağ Perileri Nysiad’lar Çeşmesi”ni Ankara’daki su kültürüne en uygun bir yerde, Gençlik Parkı’ndaki kaskadlı havuzun aksında, havuzun bitip Göletin başladığı noktadaki platformda; küçük Anıtsal “Putti Yaz Çeşmesi”ni belki Kuğulu Park’ta ya da Sıhhiye’deki Abdi İpekçi Parkı’nda görebilmek; “Acis ve Galatea” heykellerini de depolarda daha fazla çürümelerine izin verilmeden, bir an önce onarıldıktan sonra, ilk yerlerinde, 1988 yılından itibaren yeniden düzenlenerek Devlet Mezarlığı’nın bünyesinde bir park ve dinlence yeri olarak halkın kullanımına açılan Karadeniz Havuzu’nun kenarında, Kerç Boğazının iki yakasında seyredebilmek, uzun yıllar keyif alabilmek dileğiyle...
.....................
Kaleme aldığım bu yazı için yaptığım araştırmalar sırasında, bulduğum bilgiler karşısında yaşadığım heyecanımı, benimle paylaşan, çektiği fotoğrafları ile desteğini esirgemeyen, Ankaralı dostum Ahmet Soyak’a, fotoğraflarından yararlanmama izin verme nezaketini gösterdiği için bir kez daha teşekkür etmek isterim.
.....................
Kaynakça:
- Cumhuriyet Döneminde kurulan ilk Askeri Sosyal Tesis, Zabitan Yurdu, m.zabitan.net, Erişim tarihi: 12 Ağustos 2020
- Duyan, U., Su Perileri: Başkentin Kayıp Heykelleri, İdealKent, Sayı 4, Eylül 2011, ss.130-146
- Dündar, C., Hatırla ey peri !, Milliyet Gazetesi, 02.08.2008
- Günel, G., Ankara Şehri 1924 Haritası, Eski bir Haritada Ankara’yı tanımak, Ankara Araştırmaları Dergisi 3(1), Haziran 2015, ss.78-104
- Hâkimiyet-i Milliye Gazetesi, 3 Kasım 1928
- Infolettre du reseau international de la fonte d'art (Uluslararası sanat döküm ağından haber bülteni), La Mougeotte, Nº 50, Aralık 2013, s.7
- janantiques.com/Lot/jac1897.php, Erişim tarihi: 20 Ağustos 2020
- Kısakürek, Necip Fazıl, Cinnet Müstatili (Yılanlı Kuyu’dan), Geçen Mevsimler, Büyük Doğu Yayınları, 7. Basım, İstanbul, Ekim 1992, s. 245
- Koç Üniversitesi - VEKAM Arşivi
- Lyon Belediye Kütüphanesi Koleksiyonu, Envanter No: P0546 S 0093
- Milliyet, 50 Yıllık Yaşantımız 1923-1933, Cilt-1, Milliyet Yayınları,1975, s.62
- Ripoli, D., La Fontaine du Jardin Anglais, Etude Historique, Cenevre şehri, Mimari Mirasın Korunması, Temmuz 2007, ss.2-14
- Roberts, E., Elements of Mythology or Classical Fables of the Greeks and the Romans, Philadelphia, Moss, Brother & Co., 1860 ( Kitap 2016’da Eliza Roberts tarafından yeniden yayınlanmıştır)
- SALT Araştırma, Fotoğraf ve Kartpostal Arşivi
- Société Anonyme des Hauts Fourneaux & Fondies du Val d’Osne, Paris, 1889
- Soyuer, Halil, Ankara Kabadayıları, Pencere Yayınları, Ankara, 2. Baskı, Mayıs 2015, s.38
- Sönmez, S. Ankara Yazıları / Yaşıtım Gençlik Parkı, Çağdaş Türk Dili, Ekim 2015, Sayı 332, ss. 508-511
- Şevket, E., Ankara’da Bahar, Yedigün Mecmuası 322, Yedigün Matbaası, İstanbul, 1939, s.16
- Tankut, G., Ankara’nın Başkent olma süreci, Orta Doğu Teknik Üniversitesi, 1988, (8:2), s.93-104
- Ünaydın, Ruşen Eşref, Atatürk’ü Özleyiş, Cilt II (Cumhuriyet Gazetesi’nin okurlarına armağanı), Yenigün Haber Ajansı Basın ve Yayıncılık A.Ş., İstanbul, Kasım 1998, s.13
- Ünaydın, Ruşen Eşref, Bütün Eserleri XII.Cilt, Türk Dil Kurumu Yayınları, Ankara, 2000, s.38
"Société Anonyme des Hauts-Fourneaux et Fonderies du Val d'Osne'nin Album No:2 Fontes d'Art" katalogundan alınan Heykeller ve Anıtsal çeşmeler ile ilgili görüntüler;
e-monumen.net internet sitesinden alınmıştır.

































































































































































































































































.jpg)
.jpg)
.jpg)







.jpg)





















.jpg)

























































































































25 yorum:
Muhteşem ötesi bir çalışma.. Emeği geçenlere teşekkür ederiz, ellerine sağlık.. Bu hazine değerindeki kaynağın en üst düzeyde değerlendirilmesini dileriz..!
Teşekkür ederim Mustafa Bey, arkadaşım Ahmet Soyak sağolsun, fotoğraflar konusunda büyük destek verdi bana, yetmedi gidip tekrar çekim yaptı. Teşvikini de bu arada unutmamalıyım, aynı heyecanı benimle paylaştı, ben her yeni bir ipucu yakaladığımda o da en az benim kadar heyecanlandı.
Levent Bey,
Ellerinize sağlık. Gerçekten çok değerli, çok heyecan verici bir çalışma olmuş. Çok şey öğrendim sayenizde. Ahmet Bey'i zaten ismen biliyordum. Bu vesileyle sizle de telefonda da olsa tanışmaktan büyük mutluluk duydum. Kaynakçanızda yer almak da benim için ayrıca gurur verici, bimenizi isterim.
Çok çok teşekkürler..
Sayın Mehtap Türkyılmaz hanımefendi,
Değerli yorumlarınız için çok teşekkür ederim. Bu çalışma benim için de söylediğiniz gibi çok heyecan verici oldu ve sonuçları da bir o kadar mutlu etti beni. Türkiye’deki ömrü 90 yıl olan bir eserin izlerini sürmek, onlara ulaşmak ve en önemlisi de yanlış olan adını düzeltebilmek gerçekten benim için büyük bir şans ve onur oldu. Elbette onunla birlikte, diğer Putti Havuzu ve Galetea ve Acis Heykellerinin hikayelerini de gün ışığına çıkarabilmek de işin tatlısı oldu.
Ben de sizinle Telefonda dahi olsa konuşabilmek, aynı heyecanı paylaşabilmekten son derece keyif aldım, en kısa zamanda bir Ankara ziyaretinde sizinle şahsen tanışabilmeyi de çok arzu ederim.
Tekrar değerli görüşleriniz için teşekkür eder, saygılar sunarım.
Levent Civelekoğlu
harika bir bilgi
Gerçekten çok güzel bir çalışma. Sizce bu anıt şu anda nerede olmalıydı? Kızılay Meydanı'nı tekrar süsleyebilir mi*
Teşekkürler.
Sayın Avni Aksaycık yorumunuz için teşekkür ederim.
Bence söz konusu anıtın her nekadar sağlam ve eksiksiz olarak hala ayakta olması bizler için bir kazanım olsa da, onun şu anda bulunduğu yerde olmaması gerektiğini düşünmekteyim, bunu da yazıda dile getirmiştim. Kızılay Meydanı’nı tekrar süsleyebilir mi diye sormuşsunuz, benim cevabım kesinlikle hayır... Çünkü bu anıt o yılların Kızılay Meydanı için belki uygun boyutluydu, kendisini gösterebilmekteydi, ancak bugünün Kızılay Meydanının ve etrafındaki yapıların boyutu altında kesinlikle ezilir yok olurdu. Sadece binaların boyutları değil o mekandaki herşey onun güzelliğini gölgeler nitelikte ne yazık ki. Belki onun için en uygun alan, yazının içerisinde de örneklerini göstermiş olduum gibi güzel bir parkın içerisinde olmaktır. Çok da şehir dışına çıkarılmadan yine merkezi bir parkta değerlendirilebilir pekala. Bunun için benim aklıma Gençlik Parkı gelmekte, girişten itibaren göle kadar inen kaskadlı havuzun göl ile kesiştiği nokta gölün kenarı belki onun için güzel olabilir, hem uzaktan algılanabilir hem de onu o çevre içerisinde gölgeleyebilecek başka bir öge olmadığı için yakışır oraya. Bunu önerirken şu anda hakim olan zihniyeti hesaba katmadım tabi ki, o zihniyet böz konusu anıtın ögelerinin çıplaklığını çok da uygun bulmayacaklardır, o nedenledir ki zaten öyle çok da görünür olmayan bir yere kurtulmak amacıyla yerleştirilmiştir. Aksi olsa bahsettiğim noktada çiçek tarhlarının iki yanında bir zamanlar göle bakar vaziyette duran Galetea ve Acis heykelleri yerlerinden kaldırılmazdı. Netice itibariyle bize sadece elimizde kalmış ve sağlam olmalarıyla kifayet etmek kalıyor sanki öyle değil mi...
öncelikle gerçekten ama gerçekten muhteşem bir çalışma olmuş emeğiniz için teşekkür ederim. su perileriyle ilgili bir araştırma yaparken rastladığım yazınızı büyük bir heyecanla duraksamadan okudum.
Teşekkür ederim Caner Bey, beğenmiş olmanız beni mutlu etti.
Harikasınız, çok teşekkür ederim böyle mükemmel bir çalışma için. Varsıllaştım.
Teşekkürler Gökhan Okur Bey, güzel yorumunuz sayesinde ben de varsıllaştım, insanı takdir edilmek mutlu ediyor. Sağolun...
Bu muhteşem yazıyı okuduktan sonra, anıtsal çeşmelere artık daha farklı bakacağım. Farkına varmadan önünden geçtiğimiz bu eserleri yorumlama ve anlama olanağı verdiği çin emeği geçenlere sonsuz şükranlarını sunuyorum
Sayın Yavuz Dirim, ilginize teşekkür ederim. Ne mutlu bana ki birilerinin bu anıtların varlığını farketmelerine ve bilgilenmesine vesile oluyorum bu yazı vasıtasıyla...
Levent Bey, Merhaba.
Yazınız gerçekten çok aydınlatıcı.Çok teşekkürler. Tek merak ettiğim 90 senelik bir hikayenin başı. Yani bu Su Perileri heykelinin üzerinde Val d'Osne şirketinin herhangi bir logosunu tespit edebilidiniz mi ? Çünkü Avrupa'da, hatta dünyadaki diğer örneklerinde şirketin mührü mevcut. Ayrıca neden Türk kaynaklarında , (hele ki Ankara'ya aynı dönemlerde getirilen pek çok eserin kaynağı, heykeltraşı hatta belki ödenen ücreti kayıtlıyken,) Su Perileri hakkında en ufak bir bilgi bulunmuyor ? Bu konuyla ilgili bir neticeye varabildiniz mi ? Ayrıca yukarıdaki yazınızda 1927 yılına ait Kızılay Meydanının renklenlendirilmiş fotoğrafı benim renklendirme çalışmamdır. Sağ altta benim ismimin baş harfleri yazılıydı. Her ne kadar silinerek buraya koyduysanız da yine de yayınladığınız için teşekkürler :)
Onur Ertürk
Sayın Onur Bey, ilginiz ve iltifatlarınız için teşekkür ederim. Sorunuza gelirsek, ben bu konuda bir kaynağa erişemedim, tüm gayretim ortalıkta dolaşan bir çok yanlış bilgiyi, tevatürü, şehir efsanesini ortadan kaldırmak ve bu anıtsal çeşme ile bulabildiğimce doğru bilgileri, doğruyu arayanlar ile paylaşmaktı. Elbette bir çok bilgi eksikliği olacaktır. Bahsettiğiniz noktada bizzat kendim kontrol etme şansına sahip olamadığım o sırada, birçok resim çekerek ( üstelik benim için özel olarak) destek veren sevgili Ankaralı dostum Ahmet Soyak bizzat araştırdı ancak çeşmede her hangi bir imzaya, ambleme, şirket logosuna rastlayamadı. Ama bunun olmaması o bilginin yanlışlığına delalet etmez, keza Acis ve Galateada da böyle bir im mevcut değildir. Ayrıca Türkiyede arşivcilik konusunda ben sizin kadar iyimser olamıyorum. Bu tür konulara o kadar meraklı olmama rağmen çoğu zaman bir bilgi kırıntısı için günlerce, aylarca iğne ile kuyu kazdığımı bilirim. Ne yazık ki değer bilmediğimizden varsa da kaynak, önemsemediğimizdendir bir çoğu çöp niyetiyle atılmış ya da Sekaya hurda kağıt olarak gönderilmiştir, Türkiyede kişisel anıların da çok muteber sayılmamasını da eklersek bunun ne kadar zor olduğunu takdir edersiniz. Blog yazmanın en güzel yanı belki, yeni bir bilgiye ya da fotoğrafa ulaştığınızda bunu yazınıza her zaman ekleyebilmek ya da yanlışı silebilmek. Bunu söyleyerek konunun takibini bırakmadığımı belirtmek istiyorum sürekli olarak alıcılarım açık özellikle yazmış yayınlamış olduklarım üzerine. Dünyada bu tür örneklerin durumu nedir bilemem hepsini görüp incelemedim, ama bunun nadir bir durum olduğunu düşünmüyorum. Belki vardı uzun yılları tahribatı, depolarda çürüme, belki yanlış restorasyonun ( yanlıştır demek istemiyorum) sonucu vardıysa da bugün göremiyor olabiliriz. Puttilerin yenisi ile kıyasladığınızda Ankaradakinin neler kaybettiğini çok açık ve net görebilirsiniz. Keza bu durum Acis ve Galetea için de geçerli çürüme yüzünden artık parça kaybetme noktasına gelmişler ne yazık, hal böyleyken onları kardeşleri dünyanın dört bir yanında özenle korunmakta ve yaşatılmaktadır, bizde neredeyse "ölse de kurtulsak!" Noktasındadırlar. Anıtsal çeşmenin Lyon kentindeki kardeşinin akıbetini de merak edip tiyatroya bir başvuruda bulundum ancak şu güne kadar bir sonuç alamadım, ona ne değer verdiklerini görmek adına. Son olarak bahsi geçen fotoğrafı nereden aldığımı hatırlamıyorum ancak bahsettiğiniz rötuşu yapmadığımı biliyorum, yapmam, bilirsen altına not düşerek belirtirim, eğer lütfeder bahsettiğiniz fotoğrafı imzalı olarak benimle paylaşırsanız memnuniyetle bu hatayı(!) adınızı belirterek ortadan kaldırırım.
Levent Bey,
Cevabınız için çok teşekkür ederim. Sizin bu güzel yazınızda belirttiğinizden ve bu cevabınızdan yola çıkarak Su Perileri Anıtsal Çeşmesinin, ayrıca şimdi İzmir Caddesindeki Küçük Havuz'un (ilk zamanlarında Sıhhiye Sağlık Bakanlığı önündeymiş) ve Acis ve Galatea heykelleri gibi eserlerin Fransa'da Val d'Osne şirketi sanatçıları tarafından üretildiğini anlamış oluyoruz. Çünkü anladığım kadarıyla o firma yüzlerce eser üretmiş ve Afrika'dan , Güney Amerika'ya kadar pek çok yere gitmiş eserleri. Ben bu konuda ikna oldum. Fotoğraf konusuna gelince Facebook'ta UNUTULMAYAN ESKİ ANKARA FOTOĞRAFLARI VE BELGELERİ PAYLAŞIM PLATFORMU isimli bir platforma üyeyim yaklaşık 3 senedir. Sitenin yöneticileri ve katılımcılar gerçekten de Ankara konusunda çok değerli bilgilere sahipler ve çok nadir, belki çoğumuzun hayatında hiç göremediği fotoğrafları paylaşıyorlar. Ben de işten fırsat buldukça hobi olarak çeşitli eski Ankara fotoğraflarını renklendiriyorum ve orada paylaşıyorum. Geçen gün yine Su Perileri heykelinin Kızılay Meydanındaki değişik bir fotoğrafı vardı. Oradan konu açılmıştı ve sizin bu sitenizdeki yazılar referans verildi. Ben de okurken kendi renklendirdiğim fotoğrafı gördüm. Tabi internette paylaşılan her fotoğraf artık tüm kullanıcılara ait oluyor. Sorun değil. Burada paylaşmanıza da sevindim. Zaten fotoğrafı çeken ben değilim :) Sadece renklendirdim. Dediğim gibi o platformda sizin bu değerli çalışmanıza sık sık referanslar veriliyor. Siz bu çalışmanızla Ankara'nın bir dönem çok önemli bir simgesi olmuş bu eser hakkında çok aydınlatıcı bilgiler vermişsiniz. Teşekkür ediyorum, başarılarınızın devamını dilerim.
Onur Ertürk
Tur Rehberi - Arkeolog
Dionysos Çeşmesi Veya Su Perileri simgeli Hacettepe Havuzu Bir semtin Sanki asırlardır Varlığını Koruyan Bir Miti Gibi Olmuş Ankaralıların Hacettepelilerin Bağrından çıkmış gibi Müteala edilmiş.Analar Çocuklarına Bu Heykelcikleri göstererek Öyküler Düzmüş Her Hacettepelinin Anılarında yer bulmuştur Bu değerli Araştırma inceleme Makalesi Ankaramızın Kültürüne ve geçmişinede ışık Tutmuştur Şahsım Ve Hacettepeliler adına Teşekkürü Bir Borç Bilirim Gönül isterdiki Bu Çeşme Hacettepedeki eski yerinde olmalı Sevginin Hoş görünün dostluğun sembolü durumanda Gönüllerdeki yerine devam etmeli.Bu değerli Eserin Bir benzeride İspanyanın Malaga Kentinde Bulunduğunu Belirtmek İsterim. Hacettepe deki bu havuzdan başka Buradan 150 metre aşağıda Küçük Havuz tabir edilen Yerdede bu Heykellere benziyen Ufak Heykelciklerde mevcuttu Kayboldu keşke bunlarda buluna bilse yeniden değerlendirilse tekrar Teşekkürlerimle.
Müthiş. Elinizde, yüreginize sağlık. Harika bir çalışma. Öğrenmek ya da merak edenler için çok iyi bir kaynak olmuş. Bu kadar zahmet teşekkür az bile.
İnanılmaz, olağanüstü, heyecan verici, nefes kesici ve malesef hüzünlü bir hikaye...
Yazınızı Oscar'lık bir filmi izler ya da Nobel'lik bir romanı okur gibi okudum. Gerçeğe ulaşma yolunda yaşadığınız heyecanı gecenin bir yarısı, çalışma odamda hissettim. Yıllardır internette pekçok blog yazısı veya haber vs. okurum. ilk defa yorum yapma isteği uyandıran bir yazı ile karşılaştım. Kendinizle ve ortaya çıkarttığınız bu gerçekle ne kadar övünseniz azdır. Bu eserlerin değerini anla(ya)mayıp, bu şehirden ve sakinlerinden uzaklaştıranların yaşamaları gereken utanç duyguları da bu blog sayesinde sonsuza kadar burada kalsın.
Teşekkür ederim, Ankara ve kendi adıma....
Ah ah bu başımızdakiler o kadın figürlerini çocuk figürlerini meydanın ortasında gösterecek kadar sapık değiller. bilmem anlatabildim mi onların bakış açısını??? olur mu hiç öyle şey kadın hatları belli oluyor. bu millet ona bile hallenir.
Bu sanat eserleri,keşke İzmir'de olsaydı,kesinlikle hem daha iyi korunur,hem de daha lâyık yerlerde konumlanırdı...
Su Perileri Heykeli'nin Hacettepe Semtindeyken durumunu araştırdığımda rast geldiğim ve sonunda heykelin aslında Dionysos Heykeli olduğunu öğrendiğim bu muhteşem araştırma yazısı için sizi ne kadar tebrik etsem az gelir. Başarılarınızın devamını dilerim. Sizin gibi insanlar yüzünden Ankara bir başka güzel görünüyor. Dionysos Heykeli için naçizane yer önerim ise Kurtuluş Parkı olurdu. Hem gezmediği nadir yerlerden olduğu için, hem de Ankara seyahatinde bulunduğu mevkilerin yakınında olacağından yabancılık çekmezdi diye düşünüyorum.
çok detaylı ve ilgi çekici bir yazı olmuş, elinize sağlık teşekkürler.
Not: ufak bir dil sürçmesi olmuş, bi yerde Ankaray yerine Marmaray kalmış sanırım.
Çok teşekkürler Levent Bey, çok ayrıntılı ve etkileyici bir yazı olmuş. Gonca Gökalp Alpaslan
Levent bey elimize Sağlık. . Çok güzel bir inceleme olmuş. Facebookta Arkeoloji Türkiye grubunda alıntı yaparak mwtnin bir kısmını paylaşmak istiyorum . Müsadeniz olursa çok sevinirim.
Yorum Gönder