Sayfalar

10 Mart 2016 Perşembe

ANKARA’NIN ŞU PERİŞAN SU PERİLERİ’NİN HİKAYESİ VE FAZLASI...

.......................
ANKARA’NIN
ŞU PERİŞAN
SU PERİLERİ
.......................
bildiklerimiz, bilmediklerimiz,
şifreler ve daha fazlası


Ankara Başkent olalı henüz 3 sene kadar geçmişti ki, 1926’nın o serin sonbahar günlerinin birinde, tam da Ankara’nın, o çırılçıplak bozkırının göbeği “Tosbağa Yatağı”nda, tozun toprağın arasında, yalın ayak, başı çıplak, üstte yok başta yok dört tombul çocuk, iki tüyü bitmemiş delikanlı, ikisi yetişkin genç kadın, sekiz “sığınmacı” dikilip durmuştu.

Bize benzemiyorlardı, büyük bir ihtimalle Avrupalılardı. Dilleri vardı belki ama sesleri çıkmıyordu, gözleri vardı da görmüyorlardı, devinim halindeydiler de, hareket etmiyorlardı, öylece kaskatı kalmış, dinelip duruyor, Ankara bozkırının dört bir yanına bakıyorlardı, boş gözlerle, sessiz ve hareketsiz... Sanki birini bekliyorlardı, hangi yönden geleceğini bilmeden...

Ankaralılar hemen haberini aldı bu durumun, akın akın, Hacettepesi’nden, Hamamönü’nden, Ulus’tan, Anafartalar’dan, İsmet Paşa’dan, Çıkrıkçılar’dan, Samanpazarı’ndan, Abidinpaşa’dan, Etlik’ten, Keçiören’den, kopup kopup geldiler, çoluk çocuk. Dört döndüler etraflarında, göz süzdüler, dudak büktüler, ellediler, yokladılar, çok seyrettiler, çok konuştular. Günlerce sürdü bu, ayakta durmaktan yoruldular, banklar attılar etrafına, oturdular seyrettiler, kalktılar seyrettiler.

Belediye otobüsünün içerisinde kavşaktan geçerlerken ailecek, belki de "evladım öyle parmakla gösterilmez insanlar, ayıptır" diyen annesini dinlemeyip heyecanla arka pencereden parmaklarıyla işaret ederek sorgularken çocuklar, anne söylediğinin komikliğine şaşırmış, kendi kendine gülüyordu ön koltukta, "insanlar mı?.. ne diyorum ben” diyerek. Benimsemişti Ankaralılar kısa sürede onları tüm soğukluklarına, yabancılıklarına rağmen, neredeyse çıplak olmalarına dahi takılmadan kabullenmişler, hatta insan gibi görmüşlerdi. Öyleydi o zamanlar, o günlere dek görmedikleri bu tür yeniliklere çabuk intibak etmişti, Osmanlının kasabasından doğan başkentin insanları, her şey bir başkaydı artık, her anlamda yenilenmek, aydınlanmak iyi gelmişti onlara da, bunu içselleştirmişlerdi. Varsın demirden olsun, soğuk olsun, yüzlerine değil uzaklara baksın, varsın konuşmasın, dinlemesin, insandı onlar da, misafir misali, şehrin en güzel yerinde ağırlanmalı, hoşgörüyle bakılmalıydı... Hiçbir zaman taciz edilmediler, saldırıya uğramadılar, üzerine yazılar da yazılmadı, kolları kanatları da kırılmadı, onlara sorulsa hep o ilk günkü yerinde kalmalıydı belki de, kentin bir simgesi olarak, ancak onlara sormaya dahi gerek görmeyen bazı yönetici kararlarıyla ordan oraya savruldular yıllar boyunca...

 

Fotoğraf makinesi olanlar hatıra olsun diyerek fotoğraf çektirdi, ki bugün o yıllara ait bir çok hatıra fotoğrafından biliyor, görüyoruz o güzelim Anıtsal Su Perileri Çeşmesi’ni ve Ankara’nın insan ölçeğindeki o güzel günlerini, sakladılar, yeri geldi gelemeyen konu komşuya gösterdiler, onlar da merak edip kalktı geldi, kalktı geldi... Gelen gitti, giden bir daha geldi, ama onlar hiç bir yere kıpraşmadı, öylece beklediler, kış oldu, ayaz oldu kurt indi, kollarını bacaklarını kıtladı, yağmur yağdı, kar yağdı, üşümediler, sadece ıslandılar, ayaz çıktı, don vurdu, üzerlerinden buzlar sarktı yerlere, yine de durdular dimdik, durdular, durdular ve durdular...

 

Su Perileri ve diğer çocuklar hala hiç istiflerini bozmadan duruyorlar, aynı sessizlikleriyle, aynı donuk bakışlarıyla hep bir arada, ama artık farklı bir yerde. Yıllarca ordan oraya taşıdı onları yönetimler de Ankaralıların pek sesi çıkmadı, kendi göçebeliklerine uydurdular neticesinde, zaman geldi bir tepeye çıkarttılar, baksınlar diye enginlere, zaman geldi bir çukura soktular, belli ki bir şey görmesinler diye, meydan da gördüler, yeri geldi çöplüğü de...

 

Benzerleri Dünya’nın dört bir yanında, belki de yedi kıtasında el üstünde tutulup, parklar içerisinde, özenle korunup, dört başı mamur günlerini geçirirken, onlar şimdi hiç de kendilerine uymayan bir yerde, def-i bela kabilinden bir kenara sığıştırıldılar. Bu son mekanlarının onlara layık olmadığını ve bu nedenle de çok mutlu olduklarını sanmıyorum, ki ben de öyle...

 

Hikayemiz, işte bu sekiz sığınmacının hikayesidir;


o hayatın koşuşturması içerisinde belki de hiç farketmediler bile onların göçebeliğini, zaman içerisinde, adlarını da hikayesini de unuttular, sorup sorgulamadılar, adlarını dahi bilmedikleri, bu bir içim su kadar güzel iki kadının büyüsüne, albenisine kapılıp onlara topluca “Su Perileri” adını vermişlerse de, sonrasında vardı bir yerlerde, şimdi nerde kimbilir deyip geçtiler, unuttular...

Cesar Philipp (1859-1930 Alman)
Tatlı su perisi, Krenaiai ve Putto’lar çeşme başında
Tuval üzerine yağlı boya, 151,3 x 81,9 cm
Ankaralıların “Su Perileri”  diye isimlendirdikleri, vezirken rezil edilen, “Şu Perişan” edilmiş uzun ömürlü periler, Olympos Dağı’na Tanrılar Meclisi’ne davet edilmiş ve “sonsuz hayat” iksirinden içmiş, ölümlü ancak uzun ömürlü, küçük tanrıçalardı. Zeus’un çocuklarından Apollon’un ikiz kız kardeşi, vahşi doğa, avcılık, okçuluk ve ay tanrıçası Artemis’in nedimeleri, su kaynaklarının, çeşmelerin tatlı su perileriydiler.

Bu Anıtsal Çeşme (antik Yunan ve Roma kültüründe Nymphaeum olarak tanımlanan bu tür kent unsurları, menşei olan Avrupa’da Anıtsal Çeşme - Monumental Fountain olarak adlandırılmaktadır), başkent olduktan sonra hummalı bir şekilde imar ve inşaa edilen Başkent Ankara için, Heussler Haritacılık Müteahhit firması kanalıyla 1925 yılında Berlinli mimar Carl Christoph Lörcher’e Sıhhiye civarından başlayarak 150 hektar büyüklüğündeki bir alan için bir kent planı hazırlatılmış, daha sonra tüm planın uygulanmasından vazgeçilmişse de, kentin merkezi konumundaki günümüz Kızılay Meydanı ile ilgili temel kararlar o plan ile atılmıştı. Yenişehir’i abad etmek, güzelleştirmek ve süslemek için, Lörcher’in “Cumhuriyet”, dönemin yöneticilerinin ise değiştirerek “Kurtuluş Meydanı” adını verdikleri meydana, 1926-1928 yılları arasında Ankara’nın Şehremini olan, Mustafa Kemal Atatürk gibi Selanik doğumlu ve onun çocukluktan beri en yakın arkadaşlarından, Süleyman Asaf İlbay (1882-1957) tarafından Avrupa’dan bir anıtsal çeşme getirtilmişti.

Mustafa Kemal Atatürk ve Süleyman Asaf İlbay
(gözlüklü olan) birarada

Bir dönem Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği de yapmış olan gazeteci, siyasetçi ve diplomat, Ruşen Eşref Ünaydın (1892-1959), vefatından iki yıl önce, 1957’de yazdığı “Atatürk’ü Özleyiş” adlı anı kitabında, Anıtsal Su Perileri Çeşmesi ile ilgili olarak şunları yazmıştı;

Ruşen Eşref Ünaydın
(1892-1959)

“Kurtlar, sâdece, gece vakti dışarı çıkıldığı veya eve dönüldüğü zaman dere içlerine elde fener, omuzda mavzer inilen o ilk kışta değil, zaferden birkaç yıl sonra bile o semtlerde dolaşmakla da kalmadılar. Yenişehir kıyılarına indikleri dahi oldu!.. Hattâ şehremini Asaf (İlbay) Ankara’yı süslemek için Avrupa’dan bir demir havuzla birkaç da dökme nemfos heykeli getirtmişti. Havuz, önceleri Kızılay Meydanı’na oturtulmuştu. Bugün de Sağlık Bakanlığı önündeki meydanda duruyor sanırım. Nemfoslar ise iki üç mevsimi senin bahçende geçirdilerdi. Ve bir kış üstü Yenişehir’e indirildiler. Fakat, bir tipili sabah, uyanılınca görüldü ki çıplak kızların kolları ile baldırları geceleyin kurtlar tarafından dişlenmişler!.. Demirlerin altındaki kırmızı boyalar yaralarının kanları gibi dışarı vurmuştu!..” (1)

 

(1): Ünaydın, Ruşen Eşref, Atatürk’ü Özleyiş, Cilt II (Cumhuriyet Gazetesi’nin okurlarına armağanı), Yenigün Haber Ajansı Basın ve Yayıncılık A.Ş., İstanbul,

Kasım 1998, s.13

Anıtsal Su Perileri Çeşmesi, karlar altında. Fotoğraf: ©Ahmet Soyak

Artık kurtlar Ankara’nın merkezine inmiyor olsa da, Anıtsal Su Perileri Çeşmesi son adresinde,
Cer Modern önünde, karlar altında... Fotoğraf: Fotoğraf: ©Ahmet Soyak

Atatürk Bulvarı ve Gazi Mustafa Kemal Bulvarı’nın kesiştiği noktaya yerleştirilen Anıtsal Su Perileri Çeşmesi ilk günden başlayarak yoğun bir ilgiyle karşılanmış, ilkbahar akşamları Atatürk Bulvarı’nda yürüyüşe çıkan kadınlı erkekli, hatta çocuklu ailelerin pusetleri içindeki ya da bisikletleri üzerindeki çocukları ile Çeşmenin etrafındaki havuzbaşında verdikleri molaların haberleri ve fotoğrafları, dönemin günlük basınında sıklıkla yer almıştı. Bulvarının orta refüjündeki Akasya ağaçları ve iki yanındaki geniş kaldırımlara dikilmiş at kestanelerinin gölgesinde yapılan Ankaralıların “piyasa”sı havuzbaşının etrafına dizilen banklarda nihayetlenirdi.

 

O dönemlerde Anıtsal Su Perileri Çeşmesi önünde çekilmiş bir çok fotoğraf bir çok kişinin anılarını süslemektedir. Bugün bu yazının içerisinde yayın hakları kısıtlaması nedeniyle bir çoğuna yer veremediğim o fotoğraflar çok şey anlatırlar, Ankara hakkında, Ankaralılar hakkında...

Anıtsal Su Perileri Çeşmesi’nin en eski fotoğraflarından birisi; İnşaatın başlangıcında çalışanların çeşmenin üzerine çıkarak çektirdikleri bir hatıra fotoğrafı. Fotoğrafın altında eski Türkçe harflerle Ankara Yeni şehirdeki fıskiye yazmaktadır.

Kaynak: Koç Üniversitesi - VEKAM Arşivi

Belki de en eski tarihli yukarıdaki fotoğrafta, Su Perileri Anıtsal Çeşmesi’nin açılmış bir temel çukuru içerisine dökülmüş beton bir kaide üzerine yerleştirilmiş halini ve üzerinde belki de o inşaatta çalışanların hatıra fotoğrafı çektirdiklerini görüyoruz. Sol tarafta duran beyaz gömlekli kişinin önünde marangoz ya da kalıpçıların kullandığı çivi önlüğüne benzer bir önlük takıyor olmasından ve hemen sağ tarafında Su perisi heykelinin ayağının dibine bırakılmış baretinden kalıpçı ya da inşaat işçisi olduğunu, diğer tarafta duran koyu renk takım elbiseli ve elinde şapka tutan kişinin de inşaatı kontrol eden mühendis olabileceği düşünülebilir. Arka planda ise inşaatına 1925 yılında başlanıp 1927’de tamamlanmış olan, 1924-25 yılları arasında CHP Genel Sekreterliği ve 1925-27 yılları arasında İçişleri Bakanlığı yapan Mehmet Cemil Uybadın’ın (1880-1957) kuleli köşkü görünmektedir. Onun yüksek istinat duvarları önünde bazı künkler ve bir tretuvar çalışmasına başlandığı da gözlemlenmekte. Bu ayrıntı bu fotoğrafın 1927 yılı sonrasına ait olduğuna işarettir.



Anıtsal Su Perileri Çeşmesi inşaat sürecinden bir fotoğraf.
Kaynak: Haldun Temel Ersan Aile Koleksiyonu.

Anıtsal Su Perileri Çeşmesi’nin yine en eski fotoğraflarından biri olan yukarıdaki fotoğrafın üzerinde eski Türkçe harflerle “Yeni şehirden bir manzara 29” notu yer alsa da, bu fotoğrafın daha önceki bir tarihe ait olması gerekir, zira meydanın umumi bir başka görüntüsünde ki henüz Kızılay Genel Merkez Binası arsasının boş ve inşaat için kazma dahi vurulmamış olduğu, ancak havuzun tamamen bitirilmiş, su doldurulmuş ve çevre düzenlemesinin yapıldığı, ağaçlandırma çalışmalarına başlandığı ve hatta havuzun etrafına bir dönel kavşak yapıldığı da, hesaba katılırsa, üstelik de Kızılay Genel Merkez binasının inşaatının 1928 de başlayıp 1930 yılında bitirildiği düşünülünce bu fotoğrafın 1929 yılına ait olamayacağı, 1928’den de önceki bir döneme ait olması gerektiği anlaşılır. Fotoğrafta sadece çeşmenin etrafına onu ortasına alacak şekilde bir havuz inşa edildiğini ancak çevre düzenlemelerin henüz tamamlanmamış olduğu görülmektedir. Tam çeşmenin önünden Ulus istikametine doğru çekilmiş bu fotoğrafta yolların henüz şose (taş kırıkları üzerine toprak dökülerek yapılmış yol) ve etrafının inşaat artıklarıyla dolu olduğu, iç bükey ve dış bükey bazı kıvrımlarla oluşturulmuş büyükçe yuvarlak formdaki bir havuzun ortasında, çeşmenin taban kaidesinin formuna uygun olarak bir artı ve bir çarpı işaretinin bileşiminden oluşturulmuş sekiz kollu bir yıldızı anımsatan ve üst kenarları pahlanmış, havuz doldurulduğunda sadece pahlı kısmı dışarda kalacak seviyedeki beton bir kaide üzerinde yükseldiği görülmektedir. Arka planda günümüz Zafer Meydanı civarında 26 Şubat 1926 tarihinde kurulan Merkezi İstatistik Dairesi’nin (günümüz Türkiye İstatistik Kurumu) üç katlı beyaz renkli binası, sağ tarafta da yeni yeni şekillenen Yenişehir memur evleri ve havuzun kenarında da belki de yapımı süren dönel kavşağın tretuvar taşlarından bazıları yığınlar halinde görülebilmektedir.

Anıtsal Su Perileri Çeşmesi inşaa sürecinden bir fotoğraf. Eski Türkçe harflerle
Foto: M.B. yazan bu fotoğrafta hemen hemen bir önceki fotoğraf ile aynı zamanlarda çekilmiş olmalıdır.
Kaynak: Koç Üniversitesi - VEKAM Arşivi






Anıtsal Su Perileri Çeşmesi ve arkasında Mehmet Cemil Uybadın’ın Kuleli Köşkü. Foto Celal imzalı bu fotoğrafın altında Ankara Kurtuluş Meydanı yazmaktadır. Lörcher Ankara için hazırladığı planda bu kavşağa ve meydana “Cumhuriyet Meydanı” adını vermiş, ancak bu isim o dönemin yöneticileri tarafından “Kurtuluş Meydanı” olarak değiştirilmişti. Ancak 1924-25 yıllarında Alman kökenli mimar Carl Christoph Lörcher’in (1884-1996) Ankara için hazırladığı şehir planı uygulanmayınca, Su Perileri Çeşmesi meydanın ortasında yapayalnız kalakalmıştı.
Kaynak: SALT Araştırma, Fotoğraf ve Kartpostal Arşivi

Ankara Yenişehir Havuzbaşı, İş çıkışı bir dinlenme anında hatıra fotoğrafı.
Kaynak: Koç Üniversitesi - VEKAM Arşivi

Hemen hemen bir önceki fotoğrafla aynı yerde çekilmiş bu karede de, şık, muhtazam giyimli, Borsalino fötr şapkalı, evrak çantalı ve getrli (ayakkabının üstünden bacağın alt bölümüne değin sarılan bir tür tozluk) ayakkabılarıyla Ankaralı Devlet memuru iki beyefendi iş çıkışı havuzbaşında, Anıtsal Su Perileri Çeşmesi’nin önüne yerleştirilmiş bankta istirahat ederlerken poz vermişlerdir, fotoğrafın arka planında da yine Mehmet Cemil Uybadın’ın kuleli evi yer alır tüm haşmetiyle.


































Anıtsal Su Perileri Çeşmesi önünden Demirtepe istikametine bir bakış.
Kaynak: Koç Üniversitesi - VEKAM Arşivi

Yenişehirdeki dönel kavşağın günümüz Ziya Gökalp Caddesi tarafından Demirtepe istikametine doğru çekilmiş olan, tahminen ünlü Kızılay Genel Merkez binasının inşaa edilmeden önceki ve yerinde belki de bir şantiye barakasının yer aldığı, bu nedenle de 1927-28 yıllarına ait olması muhtemel bu fotoğrafta ise, havuzbaşının etrafındaki yolların şose olsa da yapıldığı, havuzbaşının etrafında oturmak için banklar konulduğu ve şehiriçi taşımacılığında kullanılan ilk otobüslerden birinin kavşakta hareket halinde olduğu görülebilmektedir.


Kızılay Genel Merkez Binası'nın inşaatı


Demirtepe istikametinde günümüzde maalesef çoktan yok olmuş, yerlerine betonarme çok katlı binalar yapılmış olan Yenişehir’in ilk ikişer katlı memur evlerini ve az ilerisinde yokuşun başlarında bugün bile hala ayakta olan, biri kebapçı diğeri ise yıllardır Ankara-Çankaya Tapu Kadastro Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi olarak kullanılan iki kuleli ev görülmektedir.




1927-28 tarihli Ankara Yenişehir ve Havuzbaşı Jean Weinberg fotoğrafı.
Sonradan renklendiren Onur Ertürk


Jean Weinberg ünlü bir Rumen Yahudi fotoğrafçısıdır. Pera’da “Foto Français” ismiyle bir fotoğraf stüdyosu açmış olan Jean Weinberg’in 1927-28 yıllarında çekmiş olduğu bu iki Ankara Yenişehir fotoğrafı Onur Ertürk tarafından renklendirilmiştir.
1926’da Avusturyalı fotoğrafçı Othmar Pferschy 1926 yılında, Weinberg’in asistanı olarak çalışmaya başlamış, 1931 ise kendi stüdyosunu kurmuştu. Mustafa Kemal Atatürk’ün de fotoğraflarını çeken Jean Weinberg, 29 Ekim kutlamaları sırasında, Atatürk tarafından Türkiye’nin ilk fotomuhabiri ünvanı verilen Cemal Işıksel’in tripoduna, bilerek tekme atınca Atatürk’ün fotoğraflarını çekmesi yasaklanmıştı. 1932 yılının 11 Haziran’ında da TBMM tarafından çıkartılan bir kanun ile Türkiye'de yabancı fotoğrafçıların çalışma izinleri iptal edilmişti. Bunun sonrasında Jean Weinberg ve Othmar Pferschy 1932’de birkaç aylığına İskenderiye’ye gitmiş, stüdyolarını Mısır’a taşımak amacıyla İstanbul’a dönmüşlerdi. Jean Weinberg, 1948 yılına kadar Mısır kraliyet ailesinin fotoğraflarını çekmiş ve Mısır’da ünlenmişti.


Yine Havuzbaşının başka bir görüntüsü, biraz zaman ilerlemiş yollar ve tretuvarlar hatta tretuvarların içerisinde bitkiler dahi yetiştirilmiş. En sağ baştaki iki katlı bina dönemin Ankara Vali Konağıdır.
Hacettepe’den Çankaya istikametine doğru çekilmiş 1928-29 tarihli bir Ankara manzarasında,
Su Perileri Çeşmesi, solunda Uybadın Kuleli Köşkü, ardında Musiki Muallim Mektebi,
sağında Kızılay Genel Merkezi henüz inşaa edilmemiş, yeri boş.


Gazi Mustafa Kemal Bulvarı üzerinde, İzmir Caddesi köşesinden Anıtsal Su Perileri Çeşmesine doğru bir bakış. Sağda Yenişehir’in yeni inşaa edilmiş ikişer katlı Memur Evleri.
Kaynak: SALT Araştırma, Fotoğraf ve Kartpostal Arşivi

Yenişehir ve Havuzbaşından Ulus’a Ankara Kalesine doğru bir bakış.
Kaynak: Koç Üniversitesi - VEKAM Arşivi

Anıtsal Su Perileri Çeşmesi ve Riyaset-i Cumhur Mızıkası Sahnesi.
Kaynak: Koç Üniversitesi - VEKAM Arşivi


20 Mayıs 1975 tarihli Milliyet Gazetesi’nin eki olarak verilmiş olan “50 Yıllık Yaşantımız 1923-1933”de Havuzbaşı’nın 1928-29’lardaki görünümü ve Havuzbaşında Konser izleyen Ankaralılar.

Kaynak: 50 Yıllık Yaşantımız 1923-1933, Cilt-1, Milliyet Yayınları, 1975, s.62

 

Ankaralıların piyasa vakti yaptıkları yürüyüşler bazı akşamlar Ankara Şehremaneti tarafından organize edilen ve Riyaset-i Cumhur Mızıkası tarafından sıklıkla verilen konserlerle şenlenirdi. Hâkimiyet-i Milliye gazetesi 3 Kasım 1928 tarihli sayısında bunu şöyle haberleştirmişti; 
“Yenişehir’de güzel bir park halini alan meydanda akşamları Riyaseti Cumhur Mızıkası Çalıyor.”

Riyaset-i Cumhur Mızıkası Sahnesi ve izleyiciler

Kaynak: Koç Üniversitesi - VEKAM Arşivi


Riyaset-i Cumhur Bandosu’nun sahnesi önünde bir aile, 1931
Bu fotoğraftaki aile sıradan bir Ankara’lı aile değil; Resmi üniformalı ailenin babası, klarnet sanatçısı, besteci ve Riyaset-i Cumhur Bandosu’nun şefi Mehmet Veli Bey (1881-1953)

Sanat hayatına 1905’te klarnet çalarak başlayan Mehmet Veli Bey Müzika-i Hümayûn’da önce kısım şefi, sonra bando şefi olmuştu (1924). İstanbul Konservatuvarı’nda da klarnet öğretmeni olarak çalışan Mehmet Veli Bey, 1936’da Ankara Radyosu’na müdür olarak atanmış, 1939’da kendi isteği ile bu görevden ayrılmış, ancak radyonun müzik danışmanlığını sürdürmüştü. 1949’da İstanbul Radyosu tonmaysterliğine atanmış, İstanbul Belediye Konservatuvarı Bilimsel Kurulu Üyeliğini sürdürürken 1953 yılında 72 yaşında vefat etmişti. Fotoğraftaki diğer kişiler ise solunda eşi Beykozlu Hacı Ahmet Bey’in kızı Fatma Nigar Hanım, bankta oturanlar, sağdan sola, küçük kızları 1924 doğumlu Füruzan Veli (Yolyapan), ortanca oğlu Adnan Veli (yazar 1916-1972) ve bankın en solunda en büyük oğlu 17 yaşındaki Orhan Veli.


Evet en sol başta oturan ünlü şair Orhan Veli Kanık’tan başkası değil. Mehmet Veli Bey, oğlu Orhan Veli Kanık'ın (1914-1950) şiirlerini besteleyen ilk kişidir. Kızkardeşi Füruzan Veli Yolyapan yapmış olduğu bir söyleşide ağabeyi Orhan Veli ile ilgili sorulan sorulara şöyle yanıt vermişti;

- Orhan Veli nasıl birisiydi?
“Dürüst ve medeniydi. Kimseye kötü kelime konuştuğunu duymadım. Anneme, babama da itaatkardı. Aramızda 10 yaş vardı ama bana baba ve arkadaştı da. İyi olmamı, kişiliğimi ona borçluyum. Bana ‘fırfırım’ derdi. Onu kaybettiğimde dünyam söndü. Çok şakacıydı. Maddi sıkıntı içindeydi. Buna rağmen çok neşeliydi. İnsanlar etrafında fır dönerlerdi.”
- Bilinmeyen yönlerinden de bahseder misiniz?
Çok yönlüydü. Tiyatroya meraklıydı. Beykoz’daki evin bahçesine sahne kurar, delikanlılarla birlikte komşulara Moliére’nin oyunlarını oynarlardı. Küçükken arkadaşlarım geldiği zaman bize de karagöz-hacivat oynatırdı. Uçurtma yapma meraklısıydı. Birtakım sözleri şiirlerine de yansımıştır: ‘bir uçurtma yaptım telli duvaklı, kuyruğu ebem kuşağı renginde / bir salıverdim gökyüzüne gökyüzünü gördüm...’ Balık tutmaya da meraklıydı. Yaşadıklarını yazıyordu. Futbol severdi. Koyu galatasaraylıydı. Bir sürü sarı-kırmızı çorapları vardı.
- Ses kayıtları ne zaman kaydedildi?
Arkadaş toplantılarında. Ben yoktum. O kayıtları değerlendirmek benim için imkansızdı. Kendisindeki kasetleri Orhan Boran gönderdi. Orijinali ‘ince tel’ evde duruyor. Sonradan bu sesi değerlendirelim dedim.
- Şimdiye kadar neden beklediniz?
Şiirlerinin kasette yayınlanmasına gönlüm razı değildi. ‘Koy bir Orhan Veli de dinleyelim’ diyenler çıkar diye korktum. Sonra yok olup gitmesini de istemedim.
 

- Şiirlerini nasıl yazıyordu?
Şiirlerini oturup yazdığını hiç bilmem. ‘Yeni bir şiirim var’ derdi, yazılmış olarak gösterirdi. Onları zihninde hazırlıyordu. Son şiiri ‘aşk resmi geçidi’ ise öldükten sonra cebinden bir kağıda diş fırçasına sarılı olarak çıktı.
- Kadınlarla arası nasıldı? 
Aşkları hakkında konuşmak istemem. Bizim aramızda böyle şeyler pek konuşulmazdı. Ama çok çapkın birisi olduğunu söyleyebilirim. ‘Aşk resmi geçidi’ şiirini Nahid Hanım diye birisine yazdığı söylenir. Ama gerçekten öyle birisi var mıydı, yoksa hayalindeki kadın mıydı bilmiyorum.
- Nedir sizce Orhan Veli’yi ölümsüz kılan?
Nurullah Ataç, üç şairden bahseder. Nazım Hikmet, Yahya Kemal, Orhan Veli. Üçü de şiirde yenilik yapmış insanlar. Diğerleri için şiirdeki değişiklikleri anlatır, Orhan Veli için ‘şiirin içini değiştirdi’ der. ‘Olmayacak, yazılmayacak, günlük hayattaki kelimeler Orhan Veli’nin ölümsüzlüğüdür’ der. Ağabeyimin kullandığı türkçe eskimeyen, anlaşılır bir dil. Şimdi bir ilkokul öğrencisine verseniz şiirlerini anlar. Orhan Veli’yi ölümsüz kılmasının bir nedeni de bu.
Anıtsal Su Perileri Çeşmesi ve Kızılay Genel Merkezi
Kaynak: SALT Araştıurma Arşivi




Anıtsal Su Perileri Havuzu ve Kızılay Genel Merkezi, 1930 sonrası.

Kaynak: “Cumhuriyetin Başkenti” Atila Cangır, Ankara Üniversitesi Kültür ve Sanat Yayınları No.3, 2007;

“Fotoğrafçı F.N. veya M.T. Üzerlerinde konuları ve Ankara yazıları bulunan kartpostal” notu ile paylaşılmıştır.


 Aşağıdaki fotoğrafta, Anıtsal Su Perileri Çeşmesi’nin önünden Ulus istikametine doğru bakılmaktadır, daha önce yerleştirilmiş olan banklar kaldırılmış, çeşmenin etrafı formuna uygun olarak yuvarlak bir alan olarak belirlenmiş etrafı zarif bir demir parmaklıkla çevrilmiş, içerisi çiçeklerle bezenmiş, çimlendirilmiş ve havuzu çevreleyen bir dönel kavşak yapılmıştır. Çeşmenin etrafında yine bir çok Ankaralı görünür, bir küçük çocuk önünde boya sandukası ile çimlere oturmuş, ayakkabısını boyatacak bir müşteri beklerken, yine bir başka boyacı çocuk ondan az ileride yine önünde boyacı sandukası ve önünde de kendi yaşıtı bir arkadaşı ile görülmektedir. Onlardan biraz solda ise belli ki bir ortaokul öğrencisi, başında o zamanların üniforma koşullarına uygun kasketiyle yeşil alan içerisinde havuza ulaşmak için açılmış patikada esas duruşta kameraya doğru bakmaktadır. Arka planda ise havuzu çevreleyen taşlara oturmuş sohbet eden kadınlar vardır. Tarih 1930’dan sonrası olmalıdır, zira Avusturyalı mimar Robert Oerley’in (1876-1945) tasarımı olan Kızılay Merkez Binası’nın inşaatı tamamlanmıştır. Kızılay Merkez Binası’ndan sonrası günümüz Zafer Meydanı’na kadar olan alan henüz boştur, o nedenle günümüzde Orduevi’nin yer aldığı yerde o zamanlar bulunan göz alıcı beyaz renkli ve değişik kemerli yapı stiliyle öne çıkan Ankara’nın en güzel binalarından biri olan “Hale” adıyla nam salmış alışveriş ve eğlence merkezi görülebilmektedir.


Anıtsal Su Perileri Havuzu ve Kızılay Genel Merkezi, 1930 sonrası.

Kaynak: Ankara Araştırmaları Dergisi 2015, 3(1), Sf:124, “Ankara’da Havuzbaşları:1923-1950”

Mehtap Türkyılmaz makalesinde, VEKAM Kütüphanesi ve Arşivi, Envanter No: 0183 notu ile paylaşılmıştır.


Havuzbaşı, tarih 1928-29, arka solda inşaatı süren yapı(pulun altında), Avusturyalı mimar
Robert Oerley’in (1876-1945) tasarımı olan Kızılay Merkez Binası.
Alttaki fotografta inşaa halindeki Kızılay Merkez Binası görülebilmektedir.






1926 yılında şehir merkezine uzak sayılabilecek bir yerde inşaa edilen, ulaşım yolu bile tam bitmemiş, içerisinde yer aldığı park ve bahçe düzenlemesinden başka, o yıllarda etrafında başka bir yapı olmayan, Alışveriş ve Eğlence Merkezi, adını o günlerin uğrak yerlerinden “Hale Bar”dan almıştı.


24 Ekim 1927’de Zafer Meydanı’na dikilen Pietro Cannonica tarafından yapılan

Mareşal Üniformalı Atatürk Heykeli.

Kaynak: SALT Araştırma, Fotoğraf ve Kartpostal Arşivi

 

Ankara’nın Başkent olması sonrasında memleketin dört bir yanından kente görevli olarak gelen askerlerin barınma ve sosyal ihtiyaçlarının karşılanması gerekiyordu.

İçerisinde Sergi Salonu, Kooperatif Ürünleri’nin satışının yapıldığı bir pavyon ve Sinema olan Hale Alışveriş ve Eğlence Merkezi’nin yerine dönemin 1927-1930 yılları arasında Milli Müdafaa Vekili olan (Milli Savunma Bakanı) Mustafa Abdülhalik Renda (1881-1957) Atatürk Bulvarı üzerindeki Hale Alışveriş ve Eğlence Merkezi’nin arsasını uygun bir fiyata satın almış, yanındaki Ankara eski Valisi Yahya Galip’e (Kargı) ait olan 6263,5 m² lik arsayı da satın alarak bu arsaları Erkân-ı Harbiye-i Umumiye’ye ( Genelkurmay Başkanlığı) Zabıtan Yurdu yapılması maksadıyla bağışlamış, bu teşebbüsü ile Modern Ankara’nın ilk askeri tesisi olan Zabitan Yurdu yapımına girişilmiş, Avusturyalı mimar Clemens Holzmeister’in yönetiminde 1930 yılında başlanan inşaat 1932 yılında tamamlanmıştı.


Bugün hala Zafer Meydanı’nda ayakta olan ve kullanılan Zabitan Yurdu, 22 Aralık 1932 Perşembe tarihinde, serin bir günde saat 16:30’da zamanın Başvekili İsmet İnönü, Erkân-ı Harbiye-i Umumiye Reisi Mareşal Fevzi Çakmak, Milli Müdafaa Vekili Zekai Apaydın, 1.Ordu müfettişi Orgeneral Ali Sait Akbaytogan, 2. Ordu müfettişi Orgeneral  Fahrettin Altay, Kütahya Milletvekili Recep Peker tarafından açılmıştı.

Servet-i Fünûn (Uyanış) Gazetesi 29 Aralık 1932 sayısında Zabıtan Yurdu’nun açılışına katılan heyet. Başvekil İsmet İnönü’nün sağ omuz arkasında Mustafa Abdülhalik Renda.
Fotoğraf: 
Ankarafili Ancyraphiliæ


Atatürk’ün; 25 Aralık 1932 tarihinde yurdu ziyareti sonrasında Orgeneral Fahrettin Altay’a verdiği direktif ile, “Zabıtan Yurdu” ismi “Orduevi” olarak değiştirilmişti.

“Zabıtan Yurdu” adının Atatürk’ün direktifi ile  “Orduevi” olarak değiştirildiğini,
Emekli Orgeneral Fahrettin Altay, 27 Mayıs 1967 tarihinde Orduevi’nde kaldığı süre içerisinde
Orduevi Ziyaretçi Defterine yazdığı bu notla teyit etmişti. 
Fotoğraf: Ankarafili Ancyraphiliæ


Zafer Meydanına bakan üç katlı “U” şeklindeki Orduevi Binası, 1962’de beş kata çıkartılmış, 1983’de bulvarın karşısında, Mithatpaşa Caddesi ile Atatürk Bulvarı arasında kalan köşede yer alanYüksel Palas Oteli de Orduevi bünyesine dahil edilmişti.

Yaklaşık 35 yıl arayla, Sıhhiye Kavşağı, 1978 yılında heykeltıraş Nusret Suman tarafından yapılan
Hitit Güneş Kursu Anıtı ve Orduevi, Fotoğraflar: Ankarafili Ancyraphiliæ



Zafer Meydanı’ndaki Atatürk Anıtının solunda kalan Zafer Parkı II içerisinde Pavyon Sergi Binası, Zabitan Yurdu diğer adıyla Hale Gazinosu ve fıskiyeli bir havuz, Anıtın solunda ise Zafer Parkı I ve içerisinde fıskiyeli bir havuz vardı.

Zafer Meydanı, Mareşal Gazi Mustafa Kemal Heykeli, sağda “Hale” Alışveriş ve Eğlence Merkezi ve parkın gerisinde eski Divan-ı Muhasebat Binası.

Kaynak: SALT Araştırma, Fotoğraf ve Kartpostal Arşivi

 

Açılışından 3 gün sonra 25 Aralık 1932’de Mustafa Kemal Atatürk Zabitan Yurdu’nu ziyaret etmiş ve bu ziyaret sırasında verdiği bir direktif ile Zabitan Yurdu adı “Ankara Orduevi” olarak değiştirilmişti.

Zafer Meydanı, Mareşal Gazi Mustafa Kemal Heykeli ve “Hale” Alışveriş ve Eğlence Merkezi, karlı bir kış manzarası. Kaynak: Koç Üniversitesi - VEKAM Arşivi


Zafer Meydanı “Hale” Alışveriş ve Eğlence Merkezi ve önündeki havuz.
Kaynak: Koç Üniversitesi - VEKAM Arşivi


Bulvar gezintisine çıkan ya da bulvar üzerinde işi olan Ankara’lıların sıklıkla oturup dinlendikleri bu parklar, özellikle yaz aylarında tüm Ankaralıların zevkle kullandıkları, ortasında fiskiyeli havuzları olan ve ışınsal yollarla çevresine bağlanan yeşil odacıklardan oluşmuştu. Parklar özellikle kavak ağaçları ile Bulvar’dan ayrılır, bulvarın yoğunluğunda ve trafik sesinden azade bir vaha görevi üstlenirlerdi. Zafer Meydanının her iki tarafındaki parklardan Zafer I’in yerine yer altına Zafer Çarşısı inşaa edilmiş, geri planda da 1952’de Emin Onat tarafından tasarlanıp inşaa edilen iki katlı gazino binası inşaa edilmişti. Uzun yıllar bu yapı THY tarafından kullanılmıştı. Parkın ortasından kaldırılan fıskiyeli havuzun ise akibeti belli değildir. Zafer II parkı kısmen günümüze kadar korunmuşsa da çok yakın tarihlerde Ankara Belediyesi oraya da bir Otopark inşaatı yapmak üzere kolları sıvamış ancak bir süredir bu konuda bir hareket olmamıştır.



Anıtsal Su Perileri Çeşmesi’nin kabaca dört bacaklı gibi görünen ancak dikkatli bakılınca dördü diğerlerinden uzun olan sekiz kollu bir yıldız şeklinde olduğu anlaşılan kaidesinin dışarı doğru daha fazla çıkıntı yapmış olan, üzeri bitkisel motifler ve yosun tasvirleriyle bezenmiş, spiral formlu ana taşıyıcı bacaklarında, gözleri göğe bakan su altı yaratıklarına benzer dört masktan ve aralardaki boşluklarda ve daha kısa olan diğer bacakların üzerinde de diz çökmüş vaziyette dört eros’un (cupid) ikisinin kucaklarındaki yunusların ağzından, diğer ikisinin de ellerinde tuttukları büyük deniz minarelerinden havuza doğru su fışkırmaktaydı.

Fotoğraf: © Ahmet Soyak

Anıtsal Su Perileri Çeşmesinin taban kaidesinde spiral formlu ayakların üzerinde yer alan gözleri gökyüzüne çevrilmiş olan su altı yaratıklarına benzeyen dört maskın ağızlarından havuza su fışkırmaktadır. Fotoğraf: ©Ahmet Soyak, Ağustos 2020
Anıtsal Su Perileri Çeşmesinin taban kaidesinde, kısa boylu diğer ayaklar üzerinde yer alan diz çökmüş vaziyette, kucaklarında tuttukları yunus ve büyük deniz minaresinden havuza su fışkırtan, Aşk tanrıçası Afrodit (Venüs) ile Savaş Tanrısı Ares’in (Mars) çocukları olan ve tutkunun, aşkın kanatlı küçük tanrıları dört Eros (Cupid) figüründen ikisi. Fotoğraf: ©Ahmet Soyak, Ağustos 2020


Tabandaki bu hareketliliğin üzerinde yuvarlak bir kaide üzerine oturtulmuş olan ana heykel figürü yer almaktaydı. Sırt sırta vermiş iki su perisi ve onların arasında yine sırt sırta iki tüyü bitmemiş erkek heykeli yer almakta ve hep birlikte dayandıkları bir kaide, en tepedeki büyük su haznesini taşımaktaydı.

Anıtsal Su Perileri Çeşmesi’nin Batı-Doğu aksındaki görünümü.
Fotoğraf: ©Ahmet Soyak, Ağustos 2020

Fotoğraf: © Ahmet Soyak
Fotoğraf: © Ahmet Soyak

Anıtsal Su Perileri Çeşmesi’nin Güney-Kuzey aksındaki görünümü.
Fotoğraf: ©Ahmet Soyak, Ağustos 2020

Üstteki su haznesinin alt yüzeyinin heykellerle birleştiği seviyede, su perilerinin aralarındaki boşluğun üst noktasında iki aslan başının dişlerinin arasına asılmış, aşağıya doğru kendi ağırlıklarıyla sarkıyormuşçasına görünen, üzüm salkımları ve asma yapraklarıyla bezenmiş garlandlarla (çelenk) zenginleştirilmişti.

Anıtsal Su Perileri Çeşmesi’nin üstteki su haznesi ve fıskiyeler.
Fotoğraf: ©Ahmet Soyak, Ağustos 2020
Anıtsal Su Perileri Çeşmesi’ndeki Su Perilerinin aralarındaki boşluğun üst noktasında iki aslan başının dişlerinin arasına asılmış, aşağıya doğru kendi ağırlıklarıyla sarkıyormuşçasına görünen, üzüm salkımları ve asma yapraklarıyla bezenmiş garlandlar.
Fotoğraf: ©Ahmet Soyak, Ağustos 2020


Fotoğraf: ©Ahmet Soyak, Mart 2016

Üstteki su haznesinin istakoz ve yengeç motifleriyle bezeli kenarlarından sekizi efsanevi yaratık başlı çörten ve onların aralarındaki sekiz midye kabuğu motifli çıkışlarla birlikte aşağıdaki büyük havuza doğru su fışkırtan toplam 16 fıskiye, üst haznenin ortasında ve en tepede de ananas benzeri büyük ve 12 ağızlı bir fıskiye vardı.

Anıtsal Su Perileri Çeşmesi’nin üst haznesinrden aşağıdaki havuza su fışkırtan midye kabuklu çörten ve efsanevi yaratık masklar.  Fotoğraf: ©Ahmet Soyak, Ağustos 2020

Fotoğraf: © Ahmet Soyak

Tüm fıskiyelerden (toplam 32 adet) sular aktığında muhakkak ki olağanüstü bir su gösterisine tanıklık ediyordu Ankaralılar.

 

1928 yılında Ankara’da araç ve yaya dolaşımını ve yeni başkentin omurgasını belirlemek amacıyla açılan yarışmayı kazanan Alman mimar ve şehir plancısı Hermann Jansen’in (1869-1945) 23 Temmuz 1932 tarihinde kabul edilen imar planıyla Ankara Kalesi kentin tacı olarak kabul edilerek çevresinin yeşillendirilmesi öngörülmüş, yeni kurulacak kentin ana gelişme yönü ise Mustafa Kemal Atatürk’ün oturmak için tercih ettiği Çankaya istikametine, kentin güneyine göre planlanmıştı.

 

Planın ana amaçları arasında bakanlık binalarının yeni oluşturulan şehir bölgesinde yer alması düşünülmüş, ana ulaşım arteri olarak da Atatürk Bulvarı önerilmişti. 1928 yılında inşaatına başlanıp 1930 yılında tamamlanan Kızılay Genel Merkez Binası’nın açılması, meydana bakan yönünde havuzları ve düzenli tarhlarıyla büyük bir Kızılay Bahçesi yapılması üzerine, zaten ilgi merkezi olma özelliğini yavaş yavaş kaybetmeye başlayan Havuzbaşı ve Anıtsal Su Perileri Çeşmesi itibarını kaybetmişti.

 Kızılay Bahçesi


O güne kadar Havuzbaşı olarak anılan bölge artık Yenişehir, hatta giderek Kızılay adıyla anılır olmaya başlamıştı.

Planın uygulanması sırasında Hermann Jansen 1939 yılına kadar sürekli olarak Ankara-Berlin arasında gidip gelmişti. Büyük bir ihtimalle Hermann Jansen Planı kapsamında kuzey-güney aksında Atatürk Bulvarının ana arter olarak seçilmesi, yaya ve araç dolaşımının yeniden planlanması evresinde, Anıtsal Su Perileri Çeşmesi, tam da Atatürk Bulvarının ikinci ana arter olan doğu-batı aksındaki Gazi Mustafa Kemal Bulvarı ile kesiştiği noktada yer alması nedeniyle gözden çıkartılmış ve kavşakta bir tıkanıklığa neden olmaması için kaldırılmak ve taşınmak zorunda kalmıştı.

O tarihten sonra ne yazık ki, Anıtsal Su Perileri Çeşmesi yıllar içerisinde çok kez yer değiştirecekti; Yenişehir'den sonra 2. durağı Ulus Çukuru (Gençlik Parkı öncesi) Evkaf Apartmanı karşısı, 3. durağı Hacettepe Parkı, 4. durağı Tandoğan Meydanı ve son olarak da 5. durağı Cer Modern...



Kurtuluş Savaşı sırasında İstanbul’dan gelen Harita Dairesi subayları tarafından
1/4000 ölçekli olarak hazırlanmış, 1924 tarihli Ankara Haritasında İncesu Deresi
ve Ulus Çukuru (bugünkü Gençlik Parkı).
(1) Ankara Palas, (2) Ankara Garı, (3) İncesu Deresi ve

(4) Anıtsal Su Perileri Çeşmesinin ikinci adresi.
İncesu deresi (mavi) görüleceği üzere neredeyse alanın 3 bir yanını dolaşmaktadır.

Talatpaşa Bulvarı’ndan (Ankara Garı, Opera kavşağı arası) Ankara Kalesi yönüne (kuzeydoğu) baktığımızda bugün Gençlik Parkının olduğu alanı “Ulus Çukuru”nu boş olarak görüyoruz,
(1) Guilio Mongeri’nin projelendirdiği Ziraat Bankası Genel Müdürlük Binasıdır ve inşaat halindedir (1925-1929); (2) Yine Guilio Mongeri’nin projelendirdiği İnhisarlar Baş Müdürlük Binasıdır ve o da inşaat halindedir (1928); (3) Mimar Kemalettin’in projelendirdiği Otel Belvü’dür ve inşaat tarihi 1928’dir; (4) Projesi 1927’de Mimar Kemalettin tarafından çizilmiş ancak 1928-30 yılları arasında inşaa edilecek olan II. Evkaf Apartmanı’nın yeridir; (5) Yine Yine Guilio Mongeri’nin projelendirdiği
 1926’da inşaa edilen Osmanlı Bankası’dır. Bu takibe göre bu fotoğrafın tarihi 1927 sonu veya 1928 olmalıdır ve ok ile işaretli noktada (ki sonraki bir tarihte o noktaya taşınacaktır) henüz Anıtsal Su Perileri Çeşmesinin olmadığı görülebilir.

Ankara Garından yine Ankara Kalesi yönüne (kuzeydoğu) bakışta, yine bugün Gençlik Parkının olduğu alanı, “Ulus Çukuru”nu boş olarak, (1) Ziraat Bankası Merkez Binası’nı (1925-1929);
(2) Ankara Palas’ı; (3) Otel Belvü’yü (1928); (4) İnşaasına başlanmış olan (1928-30) II. Evkaf Apartmanı’nı; (5) II. TBMM’ni görüyoruz. Bu takibe göre de bu fotoğrafın tarihi 1929 olmalıdır ve ok ile işaretli noktada (ki sonraki bir tarihte o noktaya taşınacaktır)
 henüz Anıtsal Su Perileri Çeşmesinin olmadığı görüyoruz.

Gençlik Parkı inşaası öncesinde çekilen bu hava fotoğrafında
Anıtsal Su Perileri Çeşmesi görülmektedir.


Anıtsal Su Perileri Çeşmesi, ikinci adresi olan Gençlik Parkında. Arka planda iki katlı beş villadan oluşan Örnek Evler, onların ardında Belvü Palas ve daha arkada ise Ziraat Bankası Genel Müdürlüğü, fotoğrafın sağ tarafında da Mimar Kemalettin Bey‘in II. Evkaf Apartmanı görülmektedir.

Kaynak: Koç Üniversitesi - VEKAM Arşivi







Gençlik Parkı’nda, Anıtsal Su Perileri Çeşmesi önünde bir hatıra fotoğrafı,
arkada Ziraat Bankası, beş villadan ikisi ve ve II. Evkaf Apartmanı.


1931-32 yıllarında kaldırılan Havuzbaşı ve Anıtsal Su Perileri Çeşmesi, ikinci adresine Ulus’a, bugün Gençlik Parkının olduğu bölgeye, Mimar Kemalettin Bey’in projelendirmesi ile inşaatına 1928 yılında başlanıp 1930’da tamamlanan II. Evkaf (Vakıf) Apartmanı ve iki katlı beş villadan oluşan “Örnek Evler”in karşısına denk düşen, İstiklal Caddesi’nden çift kollu geniş bir merdivenle inilen ve caddeye paralel ince uzun bir şerit olarak düzenlenmiş “Gençler Parkı”na taşınmıştı. Park yine bu bölgede yer alan “Ay-Yıldız” isimli top sahasının 1923 yılında kurulan Gençler Birliği Spor Kulübü tarafından kullanılması nedeniyle bu ismi almıştı.

Beş adet ikişer katlı küçük villadan oluşan “Örnek Evler”den birisi 1937 yılında İstanbul’dan Ankara’ya taşınan ABD Büyükelçiliği olarak kullanılmış, diğerleri ise Anadolu Ajansı, Kanada Elçiliği, Macaristan Elçiliği ve Merkez Komutanlığı olarak kullanılmıştı.

Amerikan Elçiliği
Gençlik Parkı, Anıtsal Su Perileri Çeşmesi ve II.Evkaf Apartmanı,
fıskiyenin çalıştığını gösteren nadir bir fotoğraf.



















Bülent Ecevit'in annesi, Ressam Nazlı Ecevit
Anıtsal Su Perileri Çeşmesi önünde, 1933


Çeşme’nin bu ikinci adresteki misafirliği de çok uzun sürmemişti. 253.000 m²’lik bir alanı kaplayan ve bir kısmı mezarlık olarak kullanılan “Kanlıgöl” veya “Ulus Çukuru” da denilen büyük alan, yağmurlu mevsimlerde İncesu deresinin taşkınları sonrasında çamurla kaplanır, bataklığa dönüşür ve sivrisineklerin barınağı haline gelirdi. Uzun süre bu çukurun hem kurutulması hem de yeni bir fonksiyonla kente kazandırılması üzerindeki düşünceler sonuçlanmıştı. Burada yapılacak büyük bir kent parkı, “Gençlik Parkı” ile Ankaralıların deniz özlemi de giderilmeye çalışılacaktı. Bayındırlık Bakanlığı kavramsal olarak daha önce Hermann Jansen’in önerdiği plana benzer olmasına rağmen daha estetik ve ekonomik bulup, 8 Şubat 1936’da Fransız Mimar ve Şehir Plancısı Theo Leveau’nun (1896-1971) hazırlamış olduğu planı uygulamaya karar verince  Ulus Çukuru’nda öncelikle su problemlerini çözmeye yönelik olarak drenaj çalışmalarına başlanmıştı.
O yıllarda, Ulus Çukuru’nda yapılan drenaj, künkleme ve ağaçlandırma çalışmaları sırasında çekilen fotoğraflarda, bu çalışmalarla birlikte Çeşme’nin bir kez daha yerinden olduğunu görülür.


 

Perişan Su Perileri’ne bu kez Hacettepe Parkı uygun görülmüştü. Cumhuriyet’in ilk yıllarından itibaren, Ankara’nın kenar mahalleleri içinde, isyankârlığıyla, kabadayılarıyla dikkat çekmiş olan Hacettepe, Tâceddin Mahallesi’nin devamı olan bir tepeydi. Tacettin Mahallesi’nde ilk olarak Kanuni Sultan Süleyman tarafından Hacı Bayram-ı Veli’nin kurduğu Bayramiye tarikatının bir kolu olan Celvetiler için yaptırılan Tacettin Dergahı, adını bahçesinde kabri bulunan Tâceddinzâde Mustafa Efendi’den almıştı. 1826 yılında tamir edilen ve Sultan Abdülmecit tarafından ilaveler yapılarak türbe, dergah evi, çeşme, hazire ve camiden oluşan bir külliyeye dönüştürülen Tâceddin Dergahı, aynı zamanda İstiklal Marşımızın yazıldığı ve şair Mehmet Akif Ersoy’un bir dönem yaşadığı bir mekandı. Ankara’nın yerlilerinin yaşadığı, Ankara’nın göç aldıkça artan ucuz ev arayışlarına uygun bir alternatif olan bu mahalleye, belki de bu dini kimliği ve dergaha yakınlığı yüzünden, “Tanrı’dan yerine getirilmesi beklenen dilek” anlamına gelen “Hacet” kelimesinden hareketle ve “üzerinde yapılan duanın kabul olunacağına inanılan tepe” anlamında, Hacet tepesi adı verilmişti.


Anıtsal Su Perileri Çeşmesi, üçüncü adresi olan Hacettepe Parkında, 1942.

Kaynak: Koç Üniversitesi - VEKAM Arşivi


Çeşme’nin Hacettepe’ye taşınmasından sanraki dönemde çekilen tüm fotoğraflarda, Ulus’taki fotoğraflara göre iki önemli değişiklik göze çarpmaktadır. Birincisi Çeşmesi’nin en üstündeki fıskiyesinin eksikliği, diğeri de daha önceleri yuvarlak ve küçük bir havuzun ortasına yerleştirilmişken, burada daha büyük ve altıgen formunda bir havuzun ortasına konulmasıydı. Çeşmesi’nin bu tarihten sonraki tüm fotoğraflarında artık ne yazık ki en üst seviyedeki fıskiyesi bir daha görülmemişti, ya taşınma sırasında bir kazaya uğramış, kaybolmuş, ya da çalınmıştı.

1940’lar, Hacettepe Parkındaki Anıtsal Su Perileri Çeşmesi’nin etrafında bir önceki fotoğrafta olduğu gibi çepeçevre banklar dikkati çekiyor, bir de en üst su kabından suların fışkırdığı özellikle havuzun üzerindeki izlerden anlaşılıyor.

Hacettepe’nin nâmında bıçkın delikanlı, kabadayı kültürü ne kadar etkinse, futbolun ve semtin futbol takımının da yeri, bir o kadar önemliydi. Semtin takımının forma renklerini Hacettepe Parkı’nın menekşelerinden aldığı, o nedenle de mor ve beyaz forma kullandıkları dikkate alındığında, Hacettepe Parkını bakımlı olduğu dönemlerde çiçekler içerisinde güzel bir yer olarak tasavvur etmek gerekiyor, bugün için çok inandırıcı gelmese de.

 

1940’lar, Hacettepe Parkındaki Anıtsal Su Perileri Çeşmesi’nin etrafında bir önceki fotoğrafta olduğu gibi çepeçevre banklar dikkati çekiyor, bir de en üst su kabından suların fışkırdığı özellikle havuzun üzerindeki su halkalarından anlaşılıyor.

1951 yılında aldığı bir mahkumiyet kararını hastaneden aldığı bir rapor ile tecil ettiren, ancak 22 Mayıs 1952’de meydana gelen “Malatya Hadisesi”nde Ahmet Emin Yalman’a süikast düzenleyerek yaralayan faili azmettirmekten tutuklanıp, 1951 yılından kalan 9 ay 12 günlük mahkumiyetinin üzerine bir süre daha Ankara hapishanesinde yatan ve “Malatya Hadisesi”nden suçsuz bulunarak 16 Aralık 1953’te serbest bırakılan Necip Fazıl Kısakürek, Hapishane Notları hatıra kitabı 1954 yılında “Cennet Müstatili”* (Yılanlı Kuyu’dan) adıyla İnkilap tarafından yayınlamıştı. O kitabın Ekler bölümünde “Geçen Mevsimler” başlıklı bölümünde;

“İşte aradan altı ay geçti. Hatıralarımı elden bıraktığım zamandan bugüne altı ay... Altı ay üstüne bir altı ay daha... Hani ya, hepsi dokuz aydı? Açmayın o bahsi!..

Cinnet müstatilin karşısındaki mahut fıskiyeli havuz... Ankara hapishanesine geldiğim zaman bu havuzun fıskiyesi buzlar içindeydi. Fıskiyenin kenarlarında, havuza doğru, masallardaki devlerin korkunç dişleri halinde sarkan sipsivri buzlar...

Buzlar eridi, bahar geldi. Ağaçlar benim için sormadan giyindi, donandı.”(2) diyerek, soğuk bir kış günü, Ankara Ulucanlar Cezaevine girmeden önce gördüğü Hacettepe’deki Anıtsal Su Perileri Çeşmesi’ni tasvir etmişti.

Ayrıca “Cinnet müstatilin karşısındaki mahut fıskiyeli havuz...”(2) cümlesinden, yazarın yattığı koğuşun penceresinden veya Ulucanlar Cezaevi’nden havuzun görülebildiği anlaşılmaktadır.

*Cinnet Müstatili: Cinnet, cin kelimesinden gelir ve cinlenmek, delirmek anlamını ifade eder. Müstatil ise dikdörtgen demektir; birlikte delirme dikdörtgeni anlamına gelir ki yazar burada, içerde kaldığı süre içerisinde yaşadığı hapisane koğuşuna ya da hapisanenin tümüne bir gönderme yapmaktadır, zaten kitabın diğer adı da bunu işaret eder, Yılanlı Kuyu’dan diyerek.

(2): Kısakürek, Necip Fazıl, Cinnet Müstatili (Yılanlı Kuyu’dan), Geçen Mevsimler,

Büyük Doğu Yayınları, 7. Basım, İstanbul, Ekim 1992, s. 245

 

Şair ve Gazeteci Halil Soyuer (1921-2004), Cumhuriyetin ilk yıllarından başlayarak yakın zamana kadar Başkent’teki kabadayıları anlattığı “Ankara Kabadayıları” kitabında, Hacettepe Parkını, ve çeşmeyi şöyle anlatır;

“O yıllarda Hacettepe üzerindeki geniş ağaçlık ve içindeki büyük havuzu Hacettepelilerin değil, diğer semtlerdeki Ankaralıların bile bahar ve yaz aylarında adeta bir mesire yeri gibiydi. Cumartesi ve pazar günleri, yiyeceklerini, içeceklerini alan Ankaralılar Hacettepe parkına gelirler, gölgeli ağaçların altına yerleşerek piknik yaparlardı. Bazı tatil ve bayram günlerinde Hacettepe parkına, Hasanoğlan Köy Enstitüsü öğrencileri de otobüslerle gelirler ve burada milli oyunlar oynarlardı. Hacettepe havuzunun ortasında vaktiyle Rus Çarının hediye ettiği söylenen çok büyük ve enteresan bir fıskiye herkesin dikkatini çekerdi. İstimlâk sırasında bu fıskiyenin havuzla birlikte ortadan yok olduğu görülmüştür.”(3)

 (3): Soyuer, Halil, Ankara Kabadayıları, Pencere Yayınları, Ankara,

2. Baskı, Mayıs 2015, s.38

Anıtsal Su Perileri Çeşmesi, Hacettepe Parkında ve bir İzci.

Kaynak: “Su Perileri : Başkentin Kayıp Heykelleri” Uğur Duyan, İdealKent Sayı 4, Eylül 2011, ss.130-146

 

Alttaki başka bir fotoğrafta ise; Hacettepe Anıtsal Su Perileri Çeşmesi kenarında Vualli şapkası, kürk yakalı koyu renk bir mantosu, ipek çorapları, bantlı parlak rugan iskarpinleri ve şık deri çantası ile Ankara’lı bir bayan poz vermektedir Hacettepe Parkında, ortasında Anıtsal Su Perileri Çeşmesinin durduğu o büyük altıgen havuzun hemen kenarında. Belli ki geleceğe bir anı bırakmak için çektirmektedir bu fotoğrafı, arkasına eşine dostuna selam yazıp gönderecektir, Ankara’dan sevgiler diyerek belki de. Havuzun kenarında bir metal direk görünür, üzerinde de insan boyu yükseklikte çeşmeye yöneltilmiş kocaman bir projektör, belli ki havuz ve çeşme geceleri de aydınlatılmaktadır. En önemli ayrıntı ise hemen o Ankaralı hanımefendinin bir eliyle tuttuğu tel çittedir ve çitin ardındaki havuzun artık boş ve susuz olmasında. Belli ki artık zamanı gelmiş, yeni bir yolculuğa çıkma hazırlıklarına başlanmıştır, bunun habercisidir o tel çit ve suyu boşaltılmış havuz.



Hüseyin Onur Bey Hacettepe havuzu önünde, 1950’ler.
Fotoğraf: Sibel Onur Yimsek Arşivinden.

Dindar olmayan ancak muhafazakârlıkla beslenen, delikanlılık kültünün, kabadayılığın racon keserek eyleme döküldüğü Hacettepe’de, içki içmek rüştü ispatın ölçütü olunca ve uyuşturucu kullanımı da yaygınlaşınca, mahalle giderek destursuz girilemez bir hale gelmişti. Birkaç Harbiye öğrencisinin Hacettepeli bir kıza laf atmasının mahallenin kabadayıları tarafından duyulması ve mahallenin raconuna uygun olarak Harbiyeli öğrencileri uyarmalarıyla başlayan olaylar, buna kızan Harbiyeli öğrencilerin bir otobüse doluşarak Hacettepe’ye gelmeleriyle tırmanmış, gelişen bu tatsız olay toplumun huzuru düşünülerek basından gizlenmeye çalışılmışsa da dönemin Başbakanı Adnan Menderes’e kadar intikal etmiş ve ona “Ne olacak bu çöplük?” dedirtecek bir noktaya getirmişti. Başbakan Adnan Menderes olay çıkartan Hacettepe konusunun giderilmesi konusunda kararlı ve israrcıydı. 1959 yılında çıkartılan bir istimlak kararı ile de mahalleyi dağıtmak, orada yaşayan halkı da kentin diğer mahalleleri içerisinde eritmek için düğmeye basılmış, aynı zamanda mahalleye oturma ruhsatı verilmediği gibi, yeni bina yapımı da yasaklanmıştı.


Zaten 8 Temmuz 1958 tarihinde Hacettepe Tren köprüsünün hemen ardında Hacettepe’nin eteklerinde hizmete giren Hacettepe Çocuk Hastanesi ile hareket başlamıştı bile. Ardından 1961’de Hastanenin yanıp altı ay içerisinde yeniden açılması sonrasında istimlakler hızlanmış, bölgedeki yapılar, cami ve mescidler belli ölçüde korunmak suretiyle Hacettepe Üniversitesi neredeyse tüm mahalleyi kaplamıştı.


Hacettepe Parkı ve Su Perileri Çeşmesinin ortasında yer aldığı altıgen formundaki büyük havuzun,
1939 tarihli bir hava fotoğrafındaki görüntüsü.
Aşağıdaki fotoğrafta da havuzun olduğu bölgenin bugünkü durumu
(Havuzun yeri kırmızı ile işaretlenmiştir)


 

İstimlakler 1971 yılına dek sürmüştü. Bu arada 60’lı yıllar boyunca inşaat alanına dönen bölgede kalan tek yeşil alan Hacettepe Parkıydı, o da Üniversite’nin arka bahçesi haline dönüşmüş, Anıtsal Su Perileri Çeşmesi’ne de yine yol görünmüştü. Sökülüp parçalara ayrılan demir döküm heykel ve fıskiyenin parçaları doğruca Belediyenin depolarına kaldırılmıştı.

 

Uzun yıllar Belediyenin depolarında parçalanmış bir vaziyette bekletilen Çeşme, nihayet yine Şair ve Gazeteci Halil Soyuer’in uyarısı ile hatırlanmış ve tekrar günyüzüne çıkartılmıştı. Halil Soyuer  “Ankara Kabadayıları” kitabında, Hacettepe’den kaldırılan ve Yenimahalle’de belediyeye ait bir açık hava deposunda muşambaya sarılmış olarak bulunan Anıtsal Su Perileri Çeşmesi’nin yeniden Ankara’ya kazandırılmasını şöyle aktarmıştı;

“Sayın Ekrem Barlas’ın Ankara Belediye Başkanlığı döneminde (1968-1973) gazetedeki sütunumda bu fıskiyenin bulunup Ankara’nın uygun bir yerinde değerlendirilmesi yönünde ısrarlı yazılar yazmıştım. Bunun üzerine bu güzel ve tarihi fıskiye depolarda bulunmuş ve Tandoğan alanına yaptırılan havuzun ortasına dikilmiştir. Daha sonraları Ankaray projesi yüzünden Tandoğan’daki bu havuz da ne yazık ki fıskiye ile birlikte ortadan yok olmuştur.” (4)

 (4): Soyuer, Halil, Ankara Kabadayıları, Pencere Yayınları, Ankara,

2. Baskı, Mayıs 2015, ss.38-39



Su Perileri, Tandoğan Meydanı 1977


70’lerde Tandoğan meydanı ve Anıtsal Su Perileri Çeşmesi



Anıtsal Su Perileri Havuzu, dördüncü adresinde, Tandoğan Meydanı’nda, 1980. Kaynak: Ankara Araştırmaları Dergisi 2015, 3(1), Sf:129, “Ankara’da Havuzbaşları:1923-1950” Mehtap Türkyılmaz makalesinde, VEKAM Kütüphanesi ve Arşivi, Envanter No: 1828 notu ile paylaşılmıştır.


Anıtsal Su Perileri Çeşmesi Tandoğan Meydanında, arkada Anıtkabir

Haziran 1974, Anıtsal Su Perileri Çeşmesi
önünde bir hatıra fotoğrafı

Nasıl ki İstanbul’da bir toplantı, bir miting söz konusu olduğunda insanların aklına ilk olarak Taksim Meydanı geliyorsa, Ankara’da da miting dediğinizde ilk akla gelen yer Tandoğan Meydanı’ydı.




Su Perileri Havuzu Tandoğan Meydanında

 Benim hayatımın bir döneminde de Anıtsal Su Perileri Çeşmesi ile yollarımız kesişmesi bu mitingler sırasında olmuştur, ne öncesinde ne de sonrasında Su Perileri hatıralarımda çok fazla yer etmez, benim için o Tandoğan Meydanı’ndaki havuzdur sadece bu nedenle. Havuz, Tandoğan Meydanı’na yerleştirildikten sonra ne mitingler, ne yürüyüşler görmüştür;

İşte onlardan belli başlıları...


1976 Eylül, “DGM’ye Hayır” Miting ve Yürüyüşü’nde Tandoğan Meydanı ve Su Perileri Havuzu









1956 ve 1958 yıllarında Kıbrıs Mitingleri; 26 Mayıs 1968’de İş yasasına alınmadıkları ve ücretleri yeterli olmadığı gerekçesiyle 100 kadar kapıcının Tandoğan Meydanı’ndan Kurtuluş’a yürüdükleri, Türkiye’nin ilk kapıcı eylemi; 15 Şubat 1969’da TÖS- Türkiye Öğretmenler Sendikası’nın “Büyük Öğretmen Yürüyüşü”; 24 Ağustos 1969’da Türk-İş’in düzenlediği büyük İşçi Mitingi; 21 Aralık 1969’da Sosyal Demokrasi Dernekleri Federasyonu’nun Bağımsızlık Yürüyüşü; 1 Haziran 1970’te Anayasa Mitingi; 8 Ocak 1977’de İşkence ve siyasi cinayetleri protesto gösterileri ve elbette sayısız 1 Mayıs “İşçi Bayramı”...

Tandoğan Maydenı’nda bir Miting görüntüsü ve pankartlar arasında Anıtsal Su Perileri Çeşmesi.



Tandoğan’da sık sık Miting yapılmasından ve yürüyüşlerden duyulan rahatsızlık nedeniyle meydanın bir şekilde daraltılması düşünülürken, bu fırsat tarihler 1992’yi gösterdiğinde ele geçmiş, Ankaray bahane edilerek, gereksiz büyüklükteki Ankaray çıkışları ile hem meydan amaçlanan doğrultuda parçalanmış, hem de Ankara’daki bu büyük değişimin sert rüzgarları, Anıtsal Su Perileri Çeşmesi’ni yine yerinden etmişti. Tandoğan meydanından sökülen Çeşme bir kez daha gözlerden uzağa, Belediye Park ve Bahçeler Müdürlüğü’nün Yenimahalle’deki deposuna kaldırılmıştı.




 

16 yıl depoda bekleyen Anıtsal Su Perileri Çeşmesi, T.C. Kültür Bakanlığı ve Türsab, Türkiye Seyahat Acenteleri Birliği işbirliğiyle, 2008 yılında, Ankara Garı’nın önündeki “Miras” heykelinden tanıdığımız heykeltıraş Metin Yurdanur’a restore ettirilmiş, hasar gören kısımları onarılmıştı. 20 Aralık 2010 tarihinde Çeşme bu kez de TCDD lokomotiflerin teknik bakımının yapıldığı eski “Cer atölyeleri”nin restore edilerek modern bir sanat merkezine dönüştürülen 11.500 m² kapalı alana sahip, Cer Modern’in önüne  yerleştirilmişti.



Anıtsal Çeşme vinç yardımıyla Cer Modern'in bahçesine yerleştirilirken.


CerModern Ankara

CerModern Ankara ve Su Perilerinin Google Map görüntüsü.
Kırmızı kiremit çatılı olan yapılar Cer Modern, okla işaretli olan da Anıtsal Su Perileri Çeşmesi.

Betonlar arasında Anıtsal Su Perileri Çeşmesi, fotoğraf © Ahmet Soyak 

Anıtsal Su Perileri Çeşmesi, 10 yıldan bu yana yeni sürgün yerinde Cer Modern’in Otoparkında. Fotoğraf: ©Ahmet Soyak, Ağustos 2020

Bu Anıtsal Su Perileri Çeşmesi’nin yeri bir Park mı,

yoksa OtoPark mı olmalıydı?..

Anıtsal Su Perileri Çeşmesi, CerModern’in girişinin solunda küçücük bir yeşil alan içerisinde,
alanın geri kalan büyük bölümü ise beton ve otopark.
Fotoğraf: © Ahmet Soyak 




















Asla böyle bir kenarda “sen şimdilik burada dinel” denilebilecek bir direk değildi ki o, O bir sanat eseriydi, hakkı da bu şekilde sergilenmek değildi elbet. Çünkü Anıtsal Su Perileri Çeşmesi, dünyadaki tüm benzerleri gibi bir meydan çeşmesidir, planlanmış, düzenlenmiş, yeşillikler ve geniş alanlar içerisinde, uzaktan da görülebilecek şekilde yerleştirilmeleri gerekir.

New York Central Park, Bedhesda Anıtsal Çeşmesi

Anıtsal Su Perileri Çeşmesi’ne reva mı?.. Fotoğraf: © Ahmet Soyak 

 



































Ankara’nın perişan edilen Su Perileri’nin CerModern bahçesinde otopark bekçisi konumuna getirilmiş olmasıyla ilgili daha fazla bir şey söylemek istemiyorum. Hele bu mekanın Cer Modern gibi bir Sanat Kurumu olmasının da olaya ayrı bir ironi kattığını düşünmekteyim.

Susuz kalmış Anıtsal Su Perileri Çeşmesi... Fotoğraf: © Ahmet Soyak 
















Sevgili Ankaralı dostum Ahmet Soyak’ın fotoğrafları zaten benim söylemek istediklerimi fazlasıyla sessizce haykırmakta. Ben bu fotoğraflara bakıp da güzel olmuş diyebilecek birini düşünemiyorum, düşünmek de istemiyorum. “Göz görmeyince, gönül katlanır” dense de Gözümün gördüğüne, benim gönlüm katlanamıyor...



Fotoğraf: © Ahmet Soyak 
Koskoca Başkent’te hiç bir park yok mu,
bir yeşil alan yok mu?
Hangi kafa Anıtsal Su Perileri Çeşmesi’ni betonlaşmış bir otoparkın kenarına koymayı düşünür ki.
Fotoğraf: © Ahmet Soyak 

Fotoğraf: © Ahmet Soyak 

Restorasyon sırasında sanki bazı sıkıntılar olmuş gibi.
Özellikle su perilerinin burunları fazla mı Grek olmuş? yoksa bana mı öyle geliyor.
Fotoğraf: © Ahmet Soyak 
Burun!..
Fotoğraf: © Ahmet Soyak 
Fotoğraf: © Ahmet Soyak 
Fotoğraf: © Ahmet Soyak 
Fotoğraf: © Ahmet Soyak 
Fotoğraf: © Ahmet Soyak 




















Günümüzde CERModern’de bulunan
Anıtsal “Su Perileri Çeşmesi”nin
Haziran 2015’te ve Mart 2016’da Ahmet Soyak tarafından çekilmiş olan videolar aşağıdaki linklerdedir.
































Fotoğraf: © Ahmet Soyak
 
Buraya kadar, ŞU PERİŞAN SU PERİLERİ’nin hemen herkes tarafından az ya da çok bilinen hikayesini, sürgünlüklerini toparlayarak, yanlış bilinenleri düzeltmeye çalışarak, söylentilerden arındırarak aktarmaya çalıştım;

Artık, 94 yıldır Ankara’da çeşitli sürgünler yaşayan ve şimdilerde en az 158 yaşında olduğunu bildiğim, Anıtsal “Su Perileri Çeşmesi”nin bu güne dek, göz göre göre farkedilmemiş ya da dikkatlerden kaçmış, en önemli şifresi, daha fazla gizli kalmamalı bence.

Çeşmenin bir içim su kadar güzel iki perisinin güzelliği Ankaralıların gözünü öyle bir almıştı ki, ilk kim söyledi bilinmez, ona hemen “Su Perileri” adı yakıştırılıvermişti. 94 yıl boyunca su perileri aşağı, su perileri yukarı, öyle anıldı durdu; Peki onlar periydi de, diğer iki tüyü bitmemiş erkek çocuğu kimdi, neciydi kimse sormadı, sorgulamadı, ilgilenmedi bile.

 

İki tüyü bitmemiş “yetim” oğlan çocuğu aslında bir temanın iki farklı ifadesidir, yani ikisi aynı kişinin farklı betimlenmiş halleridir. Sade bir şekilde betimlenmiş diğer iki yetişkin genç kadının aksine bu iki figür belirgin olarak bazı ipuçları verir. Heykel kompozisyonunun hemen her yerinde öncelikle belirgin olarak üzüm ve asma yaprakları göze çarpar, ki bu önemli bir ayrıntıdır. Ayrıca bu tüyü bitmemiş iki delişmen oğlanın biri, kolunun altında bir Amphora (şarap testisi) taşırken, diğeri elinde Kantharos adı verilen şarap çanağı taşır, uzatmıştır hatta ve sanki doldur saki der gibidir birilerine. Başlarında asma ve sarmaşık yapraklarından yapılmış bir çelenk taç taşırlar. Ve en önemli detay ise, birinin elinde cinsel gücü arttıran ve etkili bir afrodizyak olduğu bilinen, çakşır otundan (ferula communis) yapılma, etrafına sarmaşık şeklinde asma yaprakları (bazen de bu bir kurdela olabilir) dolanmış ve tepesinde çam kozalağı olan, (ucundan da bazen bal damladığı söylenen) bir asa taşır. İşte o asa bolluğun, bereketin, doğurganlığın ve hazzın simgesi olan Thrysus’tur.
Farklı Thrysus tasvirleri

Muğla Yatağan ilçesinin 6-7 km. batısındaki Stratonikeia Antik Kenti Tiyatrosu’nda Thrysus,
mermer üzerine kabartma. Fotoğraf: Levent Civelekoğlu

Fotoğraf: © Ahmet Soyak

































Fotoğraf: © Ahmet Soyak

Bütün bu ipuçları ve şifreler, asma yaprakları, üzümler, amphora, kantharos ve thrysus bizi Yunan mitolojisindeki bağ bozumu, bağcılık, şarap, haz, cümbüş ve coşkunluğun tanrısı Dionysos’a ya da Roma mitolojisindeki karşılığı olan Bacchus’e götürmektedir. Evet, Ankara’daki Anıtsal çeşmenin ana figürü olan heykel kompozisyonundaki iki tüyü bitmemiş “yetim” erkek çocuğu, Ankaralıların gözünden kaçmış olsa da çocuk Dionysos ya da Bacchus’un ta kendisidir.


Anıtsal Su Perileri Çeşmesi’ndeki iki Dionysos figürü.

Fotoğraf: ©Ahmet Soyak, Ağustos 2020

Fotoğraf: © Ahmet Soyak

Fotoğraflar: © Ahmet Soyak

Fotoğraf: © Ahmet Soyak

Elinde asası Thryssus ve Leoparı ile Dionysos ya da Bacchus

Kaynak: “Elements of Mythology or Classical Fables of the Greeks and the Romans” Philadelphia, Moss, Brother & Co., 1860 ( Kitap 2016’da Eliza Roberts tarafından yeniden yayınlanmıştır)

 

Yukarıdaki tasvirlerde görüldüğü gibi genç Dionysos’un diğer bir simgesi de Leopardır. Ankara’daki anıtsal çeşme’de Leopar yoktur, zira orada Dionysos henüz ergenliğe erişmemiş, tüyü bitmemiş bir oğlan çocuğu olarak betimlenmiştir. Leopar, ergenliğinde Dionysos’un yanında görülmeye başlar, tıpkı kadın takipçileri Maenad’lar gibi.

William-Adolphe Bouguereau (1825-1905) Genç Dionysos ve Manead’lar,1884


 

Anıtsal Su Perisi Çeşmesi’ndeki iki kadın figürünün Manead olması mümkün değildir. Zira deli, çılgın, kuduruk anlamına gelen ritmik müzik, dans ve içki ile mest olup kendilerinden geçmiş bir haldeki Manead’lar daha sonra Diyonysos’un genç bir erkek olduğu dönemde ortaya çıkmaktadırlar. Genellikle birlikte tasvir edildikleri sanat eserlerinde Dionysos çocuk değil yakışıklı yetişkin bir delikanlıdır.


Yunan Mitolojisine göre Dionysos, Zeus’un kartal kılığına girerek baştan çıkarttığı Thebai (Thebes) prensesi ölümlü Semele’den olma oğludur. Ancak Semela’nın hamileliğini öğrenen Zeus’un karısı Hera, Semela’yı Zeus’un kendisine gerçek kimliğiyle görünmesini istemeye ikna eder. Semela, Zeus’un gerçek kimliğiyle ortaya çıktığında bir ölümlü olarak onun yıldırım ateşiyle yanıp kül olacağını bilmediğinden, başına geleceklerden habersizdir.

Semela’nın ölümü, Peter Paul Rubens (1577–1640)

Nitekim Semela, Zeus’u gördüğü an yanıp kül olur ancak Zeus cenini son anda kurtarıp baldırına dikerek saklar. Cenin gelişimini babasının baldırında tamamlayıp  ikinci kez dünyaya gelince ona iki kere doğmuş anlamında dimetor sıfatı yakıştırılıp, Dios ve Nysos kelimelerinden oluşan Dionysos (Nysa’nın Tanrısı) adı verilir. Dionysos Olympos’a en son kabul edilen, en genç ve annesi ölümlü olan yegane tanrıdır. Zeus karısı Hera’nın gazabından korumak için Dionysos’u gizlemiş, doğduktan sonra yetiştirmeleri için efsanevi Nysa dağının perileri olan Nysiad’lara emanet etmişti. Böylelikle Dionysos ergen olup Olympos’a çıkana kadar Nysiad’lar tarafından bakılıp, büyütülmüştü.

“Semelé, consum.e par la foudre de Jupiter ”

(Jüpiter'in yıldırımları tarafından yok edilen Semele)

Kaynak: Yazar, ressam ve gravürcü Bernard Picart Le Romain (1673-°©1733) ve Henri Abraham

Chatelain (1684-°©1743) tarafından 1733’te Amsterdam’da yayınlanan “Beschryving van den prachtigen Tempel der Zang-Godinnen'den Tafereel.”

(Hollandaca'dan çeviri: Güzel şarkı söyleyen tanrıçaların -Müz’ler- muhteşem tapınağının sahnesi)

adlı kitapta yer alan 60 adet tam sayfa levhadan birisidir.

Görüntü boyutu: yaklaşık 25 x 35 cm. Kitapçı envanter no: #12109

Kanımca bu bilgiler ışığında, Ankara’nın Anıtsal Su Perileri Çeşmesi’nin adının, bundan böyle

“Anıtsal Dionysos ve Dağ Perileri Nysiad’lar Çeşmesi” olarak anılması gerekir.

 

Şimdi sıra onların Ankara’ya nereden geldiğini ve kimin yaptığını bulmaya gelmişti. Kimi, Milano Belediyesi’nin Ankara’ya hediyesi olduğunu, kimi İtalyan olduklarını, Napoli’den geldiklerini, hatta Napoli Belediyesi’nin Ankara şehrine armağanı olduğunu, kimi de Viyana’dan getirildiklerini anlatmış, yazmış ve bu yalan-yanlış bilgi dilden dile, kulaktan kulağa, metinden metine aktarılmış, taşına taşına tam 94 yıl böyle günümüze kadar gelmişti...

Bu yazıyı kaleme almaya başladığımda, hemen hemen buraya kadar olan 94 yıllık hikayenin tümünü biraz eksik, biraz fazla biliyor olsam da, aklımı kurcalayan esas soru, nereden geldikleri, kimin eseri olduklarıydı. Araştırmalarım sırasında internet ortamında Lyon Belediye Kütüphanesi Arşivinde bulduğum fotoğrafçı Louis Froissart (1815-1936) tarafından 1858 yılında çekilmiş bir fotoğraf, bir dönüm noktası oldu benim için, ondan sonrası da çorap söküğü gibi geldi zaten.

1871 yılında yangınla yerle bir olan Fransa’nın Lyon Kentindeki Eski Célestins Tiyatrosu önündeki Anıtsal Çeşme. Günümüzdeki mevcut Célestins Tiyatrosu 1871 yangınından sonra 1877 yılında yeniden yapılmış olan binada hizmete devam etmektedir. Kaynak: Lyon Belediye Kütüphanesi Koleksiyonu, Envanter No: P0546 S 0093. 21 x 27 cm. boyutlarında cam negatif.

 

Araştırmalarım sırasında Ankara “Anıtsal Dionysos ve Dağ Perileri Nysiad’lar Çeşmesi”nin tarzında çok fazla anıtsal çeşme fotoğrafı ile karşılaşsam da onun bu kadar benzeriyle ilk kez karşılaşmıştım, sonrasında da bir tane daha bulamadım zaten. Bugün artık yerinde yeller esiyor olsa da Fransa’nın Lyon kentinde Célestins Tiyatrosu’nun önündeki küçük meydancıkta bulunan bu anıtsal çeşme, Ankara “Anıtsal Dionysos ve Dağ Perileri Nysiad’lar Çeşmesi”nin kardeşiymiş meğer. Elbette tıpa tıp aynı değiller, nedenini daha sonra açıklamaya çalışacağım gibi üretim tekniğinden dolayı ortaya çıkan farklılıkları göz ardı edersek eğer, anıtsal çeşmenin ana figürü olan heykeller her iki çeşmede de aynı, bu nedenle de kardeşler, “benzersiz” değiller, ancak bir başka örnekleri olmadığı için artık “eşsizler” Hele de Lyon’daki anıtsal çeşmenin artık tamamen yok olduğunu hesaba katarsak, Ankara “Anıtsal Dionysos ve Dağ Perileri Nysiad’lar Çeşmesi” Dünya’da bir benzeri daha olmayan eşsiz (unique) bir eserdir diyebiliriz rahatlıkla.

 

Fotoğraftan da anlaşılacağı gibi Célestins Tiyatrosu’nun önündeki çeşme Ankara’daki kardeşine göre daha sadedir; üstteki su haznesi ve alttaki kaidesi daha küçük ve yalındır, alt kaidesinin etrafında Eroslar da yoktur. Heykeller direkt olarak silindirik bir kaideye oturmaktadır.

Eski Célestins Tiyatrosu önündeki Anıtsal Çeşme ile Ankara Anıtsal Dağ Perileri Nysiad’lar

ve Dionysus Çeşmesi arasındaki benzerlik.

 

Célestins Tiyatrosu, Saône nehri kıyısındaki Celestine Manastırı’nın (1407-1789) yerine inşaa edilerek 9 Nisan 1792’de Célestins Varyete* Tiyatrosu olarak çalışmaya başlamıştı.
*Varyete, birbirleri arasında ilişki bulunmayan şarkı, dans, hokkabazlık, temsil gibi tiyatro oyunlarının yer aldığı gösterilerdir ve özellikle müzikallere ve skeçlere yer verilir.


Lyon Eski Celestins Tiyatrosu, 1792

 






















Tiyatronun önündeki meydana 1858’de yerleştirilen çeşmenin tasarımını Fransız heykeltraş ve dekoratör (ornamentalist) Michel Joseph Napoléon Liénard (1810–1870), heykellerini ise yine Fransız olan heykeltraş Mathurin Moreau (1821-1912) yapmış, çeşmenin demir dökümlerini ise Val d’Osne Sanat Dökümhanesi gerçekleştirmişti. Doğal olarak Ankara’daki “Anıtsal Dionysos ve Dağ Perileri Nysiad’lar Çeşmesi”nin yaratıcıları da, bu iki Fransız heykeltraştır; Michel  Joseph Napoléon Liénard ve Mathurin Moreau. Üreticisi de Fransız Val d’Osne Sanat Dökümhanesi’dir. Anlaşılacağı gibi, Ankara’daki “Anıtsal Dağ Perileri Nysiad’lar ve Dionysus Çeşmesi” ne Milano’dan ya da Napoli’den, ne de Viyana’dan gelmemişlerdi, çeşme Fransa’dan gelmişti, ya da getirilmişti...


Ayrıca, “Anıtsal Dağ Perileri Nysiad’lar ve Dionysus Çeşmesi”nde yer alan kanatlı küçük dört Eros (Cupid) figüründen ikisinin de Société Anonyme des Hauts-Fourneaux et Fonderies du Val d'Osne'nin Album No:2 Fontes d'Art katalogunda yer alıyor olması ve heykeltraşının da Fransız (Mathurin Moreau), dökümünün de bir Fransız firması ( Val d’Osne Sanat Dökümhanesi) olduğu bu anıtsal çeşmenin Fransa'dan geldiğinin kanıtıdır.






Eros ve Yunus, Fotoğraf: © Ahmet Soyak






Eros ve Deniz Salyangozu, Fotoğraf: © Ahmet Soyak






Lyon Celestins Tiyatrosu yangını, 25-26 Mayıs 1880














 


Lyon Célestins Tiyatrosu, 1871 yılında çıkan bir yangında tümüyle harab olmuş, onun yerine 1873 yılında açılan bir yarışmayı kazanan Fransız mimar André Gaspard’ın projelendirdiği bugünkü tiyatro binası inşaa edilmiş ve 1 Ağustos 1877’de açılışı yapılmıştı. Ancak bina, 1880 yılının Mayısında, 25’i 26’ya bağlayan gece çıkan bir yangın sonucu tekrar harab olmuş ancak André Gaspard aynı projeyle binayı tekrar inşaa ettirmişti. Bugün de faaliyetini sürdüren Célestins Tiyatro binası 2002-2005 yılları arasında büyük bir bakım ve onarımdan geçirilmişti.

Lyon Celestins Tiyatrosu, 1898


Lyon Celestins Tiyatrosu, 1900

Lyon Celestins Tiyatrosu, 1901-1902



Lyon Celestins Tiyatrosu, 2015
Tiyatro’nun önündeki “Dionysos Çeşmesi” günümüzde artık yok, akıbeti hakkında bir bilgiye de ulaşamadım, ne zaman kaldırıldığına da...
Ancak gördüğüm 1930 tarihli bir fotoğrafta çeşme yerinde durmaktaydı.

26 Mayıs 1880’de yanan ancak onarılarak tekrar açılan Célestins Tiyatrosu ve önündeki Anıtsal Çeşme, 1930. Kaynak: La Mougeotte Nº 50 Infolettre du reseau international de la fonte d'art (Uluslararası sanat döküm ağından haber bülteni) Aralık 2013, s.7


Lyon Célestins Tiyatrosu önündeki Anıtsal Çeşme günümüzde artık maalesef yok, 1930 tarihli fotoğrafta yerinde duran çeşme daha sonra 1957 yılında kaldırılmış. Ancak “Archives de Lyon” adlı bir sosyal paylaşım sitesinde karşılaştığım yeni bir fotoğraf Lyon Célestins Tiyatrosu önündeki çeşmenin

14 Mayıs 1957 tarihinde kaldırılmadığını, yıkıldığını göstermekte.



Fotoğrafta çeşmenin tekrar kullanılmak üzere başka bir yere taşınmadığı çok açıkça görülmekte, heykel çelik bir halatla bağlanarak devriliyor. Zaten fotoğrafın altındaki anlatımda da “démolition” deniyor, yani yıkım... Paylaşımın altında yapılmış yorumlardan Lyon Célestins Tiyatrosu önündeki Çeşme’nin akıbetinin, haddehaneye gönderilerek, eritilip tekrar cevhere (demir) dönüştürüldüğü anlaşılmakta. Tabii ki sanat dendiğinde adı ilk sıralarda anılan Fransa gibi bir ülkede bir sanat eserine karşı böyle bir tutum izlenmesi garip geldi bana. Biz bile her ne kadar ordan oraya sürüklesek de, belki de kıyamamış, gün gelir tekrar kullanırız diyerek muhafaza etmişiz. Gerçi bu endüstriyel üretim Anıtsal Çeşmelerin sanat eseri olup olmadıkları ayrı bir tartışma konusu olsa da sonuçta onları üretenlerin bir heykeltraş oldukları gerçeğini asla unutmamak gerekir.

Yazının önceki kısımlarında Ankara Anıtsal Dağ Perileri Nysiad’lar ve Dionysus Çeşmesi’nin “benzersiz” değil, “eşsiz” olduğunu belirtmiştim. Lyon Célestins Tiyatrosu önündeki Anıtsal Çeşme’nin akıbetini öğrendikten sonra artık rahatlıkla diyebilirim ki, Ankara Anıtsal Dağ Perileri Nysiad’lar ve Dionysus Çeşmesi, hem “benzersiz”  hem de “eşsiz”dir.

"Anıtsal Dağ Perileri Nysiad’lar ve Dionysus Çeşmesi"nin heykeltraşı; Mathurin Moreau (1822-1912):


19. yüzyılın en önemli Fransız heykeltıraşlarından birisi olan Mathurin Moreau, 18 Kasım 1822'de Dijon'da, Saint-Jean Caddesi (şimdiki Monge Caddesi) 7 numarada o sırada 25 yaşında olan heykeltıraş Jean-Baptiste-Louis-Joseph Moreau (Eylül 1797-31 Ekim 1855) ile 25 Ekim 1821'de Dijon'da evlendiği heykeltıraş Mathieu Richer'in Besançon'da doğan 26 yaşındaki kızı Marianne Richer'in çocuğu olarak dünyaya gelmiş, ona Dijon'da bir kilitçi olan baba tarafından dedesinin adı verilmişti. Babasının yanı sıra Mathurin Moreau'nun kardeşleri Louis Auguste Moreau (1834-1917) ve Hippolyte François Moreau (1835-1927) da heykeltıraştı.

Louis Auguste Moreau, ilk kez eserlerini 1861 yılında Salon des Artistes Français'de sergilemiş, 1913'e kadar da aynı yerde sergiler açmıştı. Eserlerinin konuları ağırlıklı olarak tür sahneleri, pastoreller ve alogerilerdi. Tarzı gerçekçi ve zarifti. Louis Auguste Moreau'nun iki oğlu Louis Auguste Moreau (1855-1919) ve François Moreau (1858-1931) da heykeltraş olmuşlardı.





Hippolyte François Moreau da eserlerini ilk kez 1859'da Salon des Artistes Français'de sergilemiş ve bunu 1889'dan 1917'ye kadar sık ​​sık tekrarlamış, 1888'de mansiyon ödülü ve 1889'da üçüncü sınıf madalya kazanmıştı. Eserlerinin özü çoğunlukla sevimli çocuklar ve genç kızlar ile 18. yüzyıldan esinlenen av sahneleriydi. Bunlar, kardeşi Auguste'nin de ürettiği konularla neredeyse aynıydı. Hippolyte François Moreau ayrıca Paris'teki Hôtel de Ville'in cephelerinden birinde bulunan, jeodezi ve gök mekaniği üzerindeki çalışmalarıyla tanınan Fransız matematikçi Alexis Claude Clairaut'un (1713-1765) heykelini de yapmıştı.


Eserlerinin birçoğu Dijon'daki Musée des Beaux-Arts'ta bulunmaktadır.
Baba Jean-Baptiste-Louis-Joseph Moreau, müzede sergilenen, "Epaminondas'ın Ölümü" adında klasik bir mermer kabartması, küçük bir pişmiş toprak grubu olan "Mars ve Venüs"ün yanı sıra, özellikle de oldukça dikkat çekici dekoratif eserleriyle bilinen yetenekli bir sanatçıydı.













En büyük kardeş olan Mathurin Moreau'nun doğal olarak ilk öğretmeni babası olmuştu. Çocukluğundan itibaren modelleme aletlerini kullanıyordu. Daha sonra Dijon Okulu'na girdi ve orada 12 Kasım 1829'da, bir yıl önce 17 Ekim'de vefat eden Nicolas Bornier'in yerine geçen Pierre Darbois'nın (1785-1861) yanında eğitim görmüştü. Mathurin Moreau 1841'de departman bursuyla Paris'e gitmiş, Paris Güzel Sanatlar Okulu'na girmiş ve burada Etienne-Jules Ramey ve Augustin-Alexandre Dumont'un öğrencisi olmuştu. 1842'de prestijli Prix de Rome yarışmasında ikincilik ödülünü kazanmış, 1848'de Salon'da eserlerini sergilemeye başlamıştı . Bu vesileyle dikkat çeken Moreau, ertesi yıl büyük Val d'Osne Dökümhanesi için çalışmaya başlamıştı.




Val d'Osne dökümhaneleriyle yaptığı iş birliğinin bir parçası olarak Moreau, atölyelerin kataloğunda listelenen yaklaşık yüz adet dekoratif obje ve seri heykel modeli üretmişti. Bunlar arasında şamdanlar ve girandoleler, çeşmeler ve havuzlar, heykeller, meşaleler, dini heykeller ve cenaze anıtları bulunmaktadır. Ayrıca elektrik çağının başlangıcında çok sayıda imzalı lamba da üretmişti.

Mathurin Moreau'nun Val d'Osne ile olan iş birliğinden 1879'a kadar, çeşmeler, bahçe heykelleri, şamdanlar, sokak lambaları vb. dikkat çekici modeller ortaya çıkmış, modelleri Fransa genelindeki kamusal alanların yanı sıra Cenevre , Liverpool , Peru ve Buenos Aires'te de yer almıştı, ki bunlardan bir kaç tanesi de (Su Perileri Havuzu olarak bilinen Anıtsal Dionysos Çeşmesi, Putti Yaz Çeşmesi, Acis ve Galatea heykelleri) pek kimseler farketmese ve değerini bilmese de şanslıyız ki Ankara'da bulunmaktadır.


Mathurin Moreau, "The Four Elements" (Dört Element)
Hava: 112x54,5 cm. Su: 118x56 cm. Ateş: 106x55 cm. Toprak: 106x55 cm.

Heykelleri kısa sürede kamusal anıtlar haline gelmiştir. Val d'Osne ile Mathurin Moreau,
1855 Dünya Fuarı'nda büyük bir çeşme sergilemiş, bu çeşme Altın Madalya kazanmıştı.



Bu anıtsal çeşme Bordeaux şehrini büyülemiştir. Böylece, 1857'de Tourny sokaklarını süslemiş ve "Tourny Çeşmesi" adını almıştır. Bu etkileyici çeşme bugün Quebec Parlamentosu'nun ön avlusunu süslemektedir. 1856'da İngiltere Kraliçesi Victoria, Mathurin Moreau'nun günümüzde hala Wight Adası'ndaki East Cowes'da bulunan  Kraliçe Victoria ve Prens Albert için 1845 ile 1851 yılları arasında yazlık ev ve kırsal inziva yeri olarak inşa edilen İtalyan Rönesans sarayı tarzındaki Osborne House'un bahçesini süsleyen dört mevsimi tasvir eden heykellerini hediye olarak almıştı.


Osborne House'un bahçesindeki Spring (İlkbahar) ve Summer (Yaz) heykelleri

"Tourny Çeşmesi"nin başarısı onu ulusal dekoratif sanatlar sahnesinin ön saflarına taşımış ve bu da onu kuyumcu Christofle ile çalışmaya yönlendirmişti. Bu iş birliğinin güzel parçalarından 1867 tarihli "L'Education d'Achille" (Aşil'in Eğitimi) vazosu, Paris'te Musée d'Orsay'da sergilenmektedir.

Mathurin Moreau, "L'Education d'Achille" (Aşil'in Eğitimi) vazosu,
Paris Orsay Museum

Mathurin Moreau, "The Flower Fairy" (Çiçek Perisi)
265 x 100 cm

Mathurin Moreau'nun bronz "Nymphe Fluviale" (Nehir Perisi), heykeli. Yaklaşık 1865–1874 yılları arasında ince işçilikle yapılmış, kanatlı çıplak bir kadın figürüdür. Önemli bir örneği, Paris'teki Place du Théâtre-Français'deki bir çeşmenin parçasıdır.







Mathurin Moreau, 1859, 1861 ve 1863 Salonlarında ve 1867, 1878 ve 1889 Dünya Fuarlarında ödüller kazanmaya devam etmiş, 1877'de Paris Operası'nın doğu tarafındaki kariatları yapma görevi almış ve 1878'de günümüzde hala müzeye dönüştürülen Orsay Tren İstasyonu'nun ön avlusunu süsleyen "Océanie" (Okyanusya) heykelini yapmıştı.



Mathurin Moreau, Daphnis and Chloé. Paris Orsay Museum

Mathurin Moreau, 1878'den ölümüne kadar Fransa'nın başkenti Paris'in arrondissement olarak adlandırılan 20 ilçesinden (1-Louvre, 2-Bourse, 3-Temple, 4-Hôtel-de-Ville, 5-Panthéon, 6-Luxembourg, 7-Palais-Bourbon, 8-Élysée, 9-Opéra, 10-Entrepôt, 11-Popincourt, 12-Reuilly, 13-Gobelins, 14-Observatoire, 15-Vaugirard, 16-Passy, 17-Batignolles-Monceau, 18-Butte-Montmartre, 19-Buttes-Chaumont, 20-Ménilmontant) biri olan ve Rive Droite'ın (Paris'i kabaca ikiye ayıran Sen Nehri'nin kuzey yakası, sağ yaka) kuzeydoğusunda yer alan, Villette, Pont- de-Flandre, Amérique ve Combat olmak üzere dört mahalleden oluşan 19. arrondissement, Buttes- Chaumont'un Belediye Başkanlığ'ını yapmıştı.



19. arrondissement Buttes- Chaumont'un Belediye Binası'ndaki (Salle des Mariages) düğün salonunda Mathurin Moreau'nun Belediye Başkanı olarak, belediye başkanlığı cübbesiyle oğlunun nikahını kıyarken tasvir edildiği bir düğün töreni, Fransız ressam Henri Gervex'in (1852-1929) tarafından 1881'de Le Mariage Civil (Sivil Düğün) adıyla yağlı boya bir tablo ile ölümsüzleştirilmişti. 1880 ile 1884 yılları arasında, belediye faaliyetlerini ve yerel endüstrileri göstermek amacıyla düğün salonunun duvarlarını ve tavanını süslemek üzere yapılan bir seri tablonun parçası olan bu tablo günümüzde Paris Petit Palais, Musée des Beaux-Arts de la Ville koleksiyonundadır.


Ressam Henri Gervex'in tabloyu yapmadan önce hazırladığı bir eskizde katip


Henri Gervex, Sivil Düğün tablosundaki misafirler arasına bıyıklı koyu saçlı bir adamın yanında duran, onun kızıl-altın saçlarını ve mavi gözlerini vurgulayan, baştan aşağı maviler giyinmiş bir kadını dahil etmişti. Bu güzel kadın işçi sınıfı bir ailede doğmasına rağmen, Paris'in en göz alıcı elitleriyle kaynaşmak için sosyal kademelerde yükselen bir oyuncu, sanat koleksiyoncusu ve salon sahibi, sosyetik kadın ve seçkin bir Fransız fahişesi olan Kontes Valtesse de La Bigne olarak bilinen Émilie-Louise Delabigne (1848-1910) idi ve ressam Henri Gervex, onun ilişkileri uzun ve derin birçok sevgilisinden birisiydi. Gervex'in yaptığı Kontes Valtesse de La Bigne'nin bir başka tablosu ise Émile Zola'ya Nana romanı için kahramanını yaratmasında ilham kaynağı olmuş, ayrıca Gervex'in kendisi de Zola'nın 1886 tarihli L'Œuvre (Eser/Sanat) romanında yer alan fırsatçı ressam karakterine model olmuştu.

Mathurin Moreau'nun Belleville'de 18. yüzyıl mimarisinin günümüze kadar ulaşmış çok az örneğinden biri olan ve halen korunan evi, Passage du Monténégro 15 numarada yer almaktaydı. Bu ev, 1783 yılına kadar bu araziye (Belleville ve Romainville sokakları arasında) sahip olan Saint Fargeau Şatosu'nun bir müştemilatıydı.

Evin Grégoire Bénabent tarafından yapılmış sululboya resmi


Evin bahçesinde sanatçının bir çalışması

Mathurin Moreau'nun evinin cephesindeki maskaron*.
*mimaride binaların dış yüzeyine genellikle insan yüzü veya gargoyle (gündüzleri taşlaşan, geceleri ise canlanan mitolojik varlık) biçimlerinde yapılan; ilk etapta binayı kötü ruhların girmesinden koruduğuna inanılan sonrasında ise tamamen dekoratif bir öge haline gelen heykeller.

Mathurin Moreau, 14 Şubat 1912'de, 90 yaşında, bu evde vefat etmiş, 17 Şubat'ta Belleville'deki Saint-Jean-Baptiste kilisesinde yapılan katılımı yüksek bir cenaze töreni sonrasında cenazesi Cimetière de Les Lilas cemetery'e (Lilas kabristanı) defnedilmişti.

Mathurin Moreau, 15 Passage du Monténégro adresindeki stüdyosunda çalışırken.
Arkasında, Paris'teki Saint-Augustin Kilisesi'nin dört Kardinal Erdem heykelinden biri görülebiliyor.
Fotoğraf, Şubat 2021'de Passage du Monténégro 15 numaradaki evinde bulunmuştur.


Mathurin Moreau, "La Fileuse", "Spinner" (İplik Eğiren Kadın)
19. yüzyıldan kalma ünlü mermer heykelidir. Genellikle ince detaylarla işlenmiş genç bir kadını iplik eğirirken tasvir edilen eser, Moreau'nun kumaş ve form ustalığını vurgular; heykelin bronz kopyaları yaklaşık 75 cm yüksekliğinde, kahverengi bir patinaya sahip ve sanatçı tarafından imzalanmıştır. Heykel 1861 yılında Fransız Devleti tarafından Lüksemburg Müzesi için satın alınmıştır. Bazı kaynaklar da Paris Orsay Museum!da olduğunu kaydetmektedir.



Cenaze töreni sırasında bir konuşmacı Mathurin Moreau için övgü dolu bir söylev vermişti.
"...Karakteri ve yeteneğiyle doğduğu şehre, Ulusal Güzel Sanatlar Okulumuza ve Fransız sanatına şeref kazandıran heykeltıraş Mathurin Moreau, ...Nazik ve yardımsever biriydi; özverili davranışları nedeniyle altın madalya almıştı ve bununla çok gurur duyuyordu. Doğru sözlüydü, hem sanatçı kimliğiyle hem de insan kimliğiyle saygı görüyor ve seviliyordu; bu nedenle jüri seçimlerinde adı her zaman ilk sıralarda yer alıyordu. Otuz yılı aşkın bir süre 19. bölgenin, Buttes-Chaumont bölgesinin belediye başkanlığını yapmış ve ölümüne kadar bu görevi sürdürmüştü. Aşırı yaşlılık, hem ahlaki hem de fiziksel olarak dengeli ve güçlü, Burgonya ve Franche-Comté karışımı bir yapıya sahip olan bu insanı etkileyemiyordu. Huzursuz, biraz asi ve karamsar ama sadık bir nüfusu yönetmek zorunda kalan Moreau, adalet duygusu, tüm görevlerine olan sürekli bağlılığı, sıcakkanlılığı ve yaklaşılabilir tavrıyla seçmenleri arasında en yüksek popülerliği kazanmıştı. Mathurin Moreau, Belleville'de çok seviliyordu ve şehir onu belediye başkanı olarak görmekten gurur duyuyordu."

Mathurin Moreau'un adı ölümünden sadece birkaç ay sonra, 16 Temmuz tarihli bir kararname ile eski adı Rue Priestley olan caddenin adı, Avenue Mathurin Moreau olarak değiştirilmişti.
Mathurin Moreau'nun Saint Augustine Kilisesi'nin ana girişini süsleyen ve bir kopyası evinin merdiven boşluğunda bulunan
Dört Kardinal Erdem yüksek kabartmalarının belki de orijinal kalıpları.



Mathurin Moreau'nun Saint Augustine Kilisesi'nin ana girişini süsleyen ve bir kopyası evinin merdiven boşluğunda bulunan
Dört Kardinal Erdem yüksek kabartmaları.

Mathurin Moreau'nun bronz heykelleri, Paris'in kalbinden uluslararası müzelere ve özel koleksiyonlara kadar dünyanın dört bir yanındaki saygın mekanlarda yerini bulmuştur. Günümüzde Parisliler, hemen her gün Musée d'Orsay'ın ön avlusundan; Comédie Française'in önündeki meydana; İkinci İmparatorluk döneminde, son Fransa İmparatoru III. Napolyon döneminde, 1860 ile 1871 yılları arasında Haussmann'ın Paris'i yenilemesi sırasında Paris'in baş mimarı Viktor Baltard tarafından inşa edilen, tamamen görünür dökme demir iskeleti taş yapıyla birleştiren Paris'teki ilk kilisesi olma özelliğini taşıyan Saint Augustine Kilisesi'nden; Gare du Nord'un cephesine; Opéra'dan Hôtel de Ville'in büyük merdivenlerine kadar her yerde Mathurin Moreau'nun heykellerinin yanından geçiyorlar...

Paris Operası, Başkanlık Köşkü. Karyatid (Mathurin Moreau)





Mathurin Moreau imzalı gümüş eserler:
Fransız aristokrasisine en kaliteli gümüşü sağlayan Fransa'nın önde gelen tedarikçisi, zarif, geleneksel tarzları ve efsanevi kalitesiyle ünlü ve "Kralın Gümüşçüsü" olarak bilinen Edmond Tetard (1860 - 1901), Linares'in 1. Markizi ve Markizesi ile Llanteno'nun 1. Vikontu ve Vikontesi José de Murga y Reolid ve Raimunda de Osorio y Ortega'nın Madrid'deki Rezidansı'nın gala yemek odasını süslemek için 1888'de Paris'te 950 ayar saf gümüşten, dört şamdan ve üç orta parçadan oluşan bir masa seti yapmıştı.


Setin modelleri, iki seçkin Fransız sanatçı olan, heykeltraş Mathurin Moreau ve Güzel Sanatlar Okulu'nda profesör olan Émile Peynot (1850-1932) tarafından sağlanmıştı. Ve Edmond Tetar bu gümüş seti, mühendis Gustave Eiffel'in ünlü kulesini inşa ettiği 1889 Paris Dünya Sergisi'nde sergilenmek üzere, 1876 ile 1877 yılları arasında Segovia eyaletinin senatörü olarak görev yapmış Linares'in 1. Markizi İspanyol José de Murga y Reolid ve Raimunda de Osorio y Ortega'dan ödünç almıştı. Tétard, sergide bu olağanüstü tasarımlar ve birinci sınıf gümüş ürünleri için altın madalya almıştı.


Gümüş set, eklektik ve tarihselci bir üslupla tasarlanan süslemeler, aynı kompozisyonu tekrarlıyordu. Kaideler, aslan pençeleriyle desteklenen karma çizgili profilli platformlardı. Set siparişi veren Linares'in 1. Markizi'ni tanımlayan armayı ve yaprak motiflerini sergiliyordu. Bu platformlarda oturan, bir kadın ve bir çocuktan oluşan çiftler farklı alegorileri temsil ediyor, şamdanlar dört mevsimin, orta süsler gece ve gündüzün, anıtsal orta süs ise avcılık ve balıkçılığın temsil eden alegorilerdi.


Çocuk sahibi olamayan Linares Markizi ve Markizesi, vaftiz kızları Raimunda Avecilla y Aguado'yu (daha sonra evlilik yoluyla Villapadierna Kontesi) tek mirasçıları ilan etmişlerdi. Böylelikle vasiyetnamesinde Markiz, bu değerli gümüş seti vaftiz kızına ve onun meşru soyundan gelenlere miras bırakmış olmuştu.


Gümüşlerin altında damga olarak, "ED. TETARD" yazısı ve eşkenar dörtgen kartuş içinde çaydanlık figürü (çaydanlık figürü Tetard'ın markası). Merkür'ün sola bakan baş profili, çenenin altında ve altıgen içinde 1 rakamı. İmza olarak da "Math. Moreau" ve "Peynot" yer alıyordu. Bu işaretlerin yerleştirildiği eşkenar dörtgen kartuş, 1797'den beri Fransa'da zorunluydu ve bu da üreticinin kullandığı metalin resmi saflık standartlarına uygun olduğunu göstermekteydi.
Gümüş eşyaların büyük bir kısmı, heykeltıraşın tasarımlarına göre şekillendirilen ve yontulan dökme demir kalıplar kullanılarak elde edilmişti.


"Anıtsal Dağ Perileri Nysiad'lar ve Dionysus Çeşmesi"nin heykellerinin dışında,
çeşmenin dekoratif elemanlarını ve süslemelerini yapan tasarımcı ve heykeltraş;
Michel Joseph Napoléon Liénard (1810-1870):


Michel Joseph Napoléon Liénard'ın 1872 tarihli "Specimens" adlı eserdeki bir gravürden alınmış portresi

Val d'Osne demirhane ve dökümhanesinden çıkan sanatsal eserlerin yaratım sürecindeki sanatçılardan bir diğeri de   Fransız süs heykeltıraşı ve tasarımcı Michel Joseph Napoléon Liénard'dır.
Michel Joseph Napoléon Liénard, 17 Eylül 1810'da Fransa’nın kuzeybatısındaki Normandiya bölgesinde, Seine-Maritime departmanında La Bouille kasabasında doğmuş, 29 Aralık 1870'de Brüksel'de vefat etmiştir.







Michel Joseph Napoléon Liénard'ın bazı desenleri

Paris'teki École nationale supérieure des arts décoratifs de Paris'de (Paris Ulusal Dekoratif Sanatlar Okulu) öğrenim gören Michel Joseph Napoléon Liénard, 1830'ların sonlarından 1860'ların ortalarına kadar, özellikle Paris bölgesinde aktif olarak çalışmıştı. 1830 yılında
X. Charles'in devrilerek Louis-Philippe'nin tahta çıkmasıyla sonuçlanan "Temmuz Monarşisi" ve 2 Aralık 1852'de, İkinci Fransız Cumhuriyeti döneminin Cumhurbaşkanı Louis-Napoleon'un kendisini Fransız İmparatoru ilan ettiği ve 4 Eylül 1870 tarihinde Üçüncü Cumhuriyet'in ilan edilmesiyle son bulan "İkinci İmparatorluk" döneminde dekoratif sanatlar dünyasında önemli bir rol oynamış, özellikle Neo-Gotik akımın gelişmesine, Neo-Rönesans stilinin doğuşuna ve İkinci İmparatorluk stilinin gelişimine katkıda bulunmuştur.
Michel Joseph Napoléon Liénard, 1839 ile 1867 yılları arasında düzenlenen tüm büyük sergilere doğrudan veya dolaylı olarak katılmıştı. 1855 Evrensel Sergisi'nde sergilenen anıtsal çeşmenin, heykelleri Mathurin Moreau'ya, tasarımı ve süslemeleri Michel Joseph Napoléon Liénard'a aitti. Bu anıtsal çeşmenin dökme demir veya bronzdan üretilen kopyaları, çeşitli varyasyonlarıyla, dünyanın çeşitli yerlerine dağıtılmıştır.





"Anıtsal Dağ Perileri Nysiad'lar ve Dionysus Çeşmesi"nin üreticisi;
Société des Fonderies du Val d'Osne atölyeleri:

Fransa’nın Champagne-Ardenne bölgesinde Haute-Marne ilinin Osne-le-Val isimli bir köyü, özellikle 19. yüzyılda demir döküm sanayiinde önemli bir merkez haline gelmişti. 1835’te Jean-Pierre Victor André’nin kurduğu Val d’Osne Sanat Dökümhanesi, kısa sürede Fransa’da döküm sanatının en büyük merkezi haline gelmiş, Paris’te de bir showroom açarak André, Barbezat et Cie.(A.Ş.) ve Ducel olarak birleşmişlerdi.

Başlangıçta sokak mobilyaları ve dekoratif dökme demir üretmek amacıyla kurulan şirket, kısa sürede " Val d'Osne sanat dökümhanesi " adıyla Fransa'nın en büyük sanat dökme demir üreticisi haline gelmiş, faaliyetlerini 1986 yılına kadar sürdürmüştü. Jean-Pierre Victor André’nin ölümünden sonra, yeğeni André Hippolyte (1826-1891) şirketin başına geçmişti. 

Heykellerin, madalyonların ve rölyeflerin hem iki hem de üç boyutlu formlarda çoğaltılmasında devrim yaratan öncü mekanik süreçleriyle tanınan Fransız bir mucit, mühendis, endüstriyel tasarımcı ve gravürcü olan Achille Colas, 22 Mart 1837'de "her türlü heykelin ve her türlü malzemenin kopyalanması ve mekanik olarak çoğaltılması için kullanılan cihazlar" için patentini tescil ettirdiği ve heykellerin matematiksel olarak hassas ölçeklendirilmesini sağlayan, karmaşık detayları korurken onları büyütme veya küçültme imkanı veren "pantograf" aynı eserin farklı ölçeklerde yeniden üretilmesini mümkün kılmıştı. Heykeltıraşlar, genellikle bir ucunda sabit bir noktaya bağlı büyük bir boom olan ve bu boom boyunca rastgele noktalarda iki dönen işaret iğnesi taşıyan üç boyutlu bir pantograf kullanırlar. İğneler ayarlanarak farklı büyütme veya küçültme oranları elde edilebilir.

Öte yandan Mignon tarafından patentlenen ve Société des Fonderies du Val d'Osne tarafından 1872 gibi erken bir tarihte kullanılan elektrokaplama, dökme demir heykellerin ince bir bronz tabakasıyla kaplanmasını sağlayarak daha iyi koruma ve daha zarif bir görünüm kazandırmıştı.




Val d’Osne Sanat Dökümhanesi

























 






















Val d'Osne dökümhaneleri düzenli olarak çeşitli sergilerde ödüllendirilmişti. 1834 Paris 8. Fuarında Bronz, 1839 Paris 9. Fuarında Gümüş ve yine 1844 ve 1845 Paris Fransız Endüstri Fuarında Altın olmak üzere, çeşitli ödüller almıştı. Ayrıca 1851 Londra Dünya Fuarı, 1855 Paris Dünya Fuarı, 1875 Santiago Dünya Fuarı, 1879 Melbourne Dünya Fuarı gibi Uluslararası Fuarlara da katılmış, 1855 Paris Fuarı’nda bir Altın Madalya, 1878 Paris Fuarı’nda birincilik ve iki Altın Madalya, 1889 ve 1900 Fuarlarında ise Jüri üyesi olmuş ve yarışmaya katılmamıştı. 1900 yılında Paris'te düzenlenen Evrensel Sergi'de, Val d'Osne dökümhaneleri o yıl (ve çok farklı stillerde) Alexandre III köprüsü için yaldızlı bronzdan dört set ve Hector Guimard tarafından tasarlanan Paris metrosu için Art Nouveau tarzı süslemeler üretmişti.


Val d’Osne Sanat Dökümhanesi, Albert-Ernest Carrier-Belleuse (1824-1887), (şirketin hissedarı) Mathurin Moreau (1821-1912), Jean-Jacques Pradier (1790-1852) ve Michel Joseph Napoléon Liénard (1810–1870) gibi birçok önemli Fransız heykeltraşı ile işbirliği yapmıştı.


Val d’Osne Sanat Dökümhanesinin Ürün kataloğu

Dökümhane, tüm bu sanatçıların tasarladığı çeşitli şehir mobilyalarının, anıtsal çeşmelerin (fıskiyeli havuzlar), hayvan heykellerinin, büyük heykellerin, parklardaki bankların, meşalelerin, saatlerin, selsebillerin, sokak aydınlatma elemanlarının, parmaklıkların, balkon korkuluklarının ve bahçe vazolarının dökümlerini yapmışlardı. Dökümhane, 1970’lere kadar üretim yapmış, sonra üretimini durdurmuştu.


II. Dünya Savaşı'ndan sonra, dökme demir süslemeler artık moda olmaktan çıkmış, heykeller ve çeşmeler bakımsızlık nedeniyle zarar görmüş, sanat uzmanlarınca hor görülür olmuşlar, dünya sergileri için yapılan dökme demir heykeller, endüstriyel ve ana akım eserler, akademik sanatın basit kopyaları olarak görüldükleri için çöpe atılmışlardı. 1900 yılında inşa edilen eski bir tren garı (Gare d'Orsay) binasından dönüştürülen Orsay Müzesi (Musée d'Orsay), 1 Aralık 1986 tarihinde Fransa Cumhurbaşkanı François Mitterrand tarafından yapılan törenle resmen açılmış ve bu, dökme demir sanatının tanınmasının başlangıcı olmuştu. Böylece Val d'Osne, Orsay Müzesi'nin ön avlusunu süsleyen özellikle güzel hayvan heykelleriyle müze koleksiyonlarına girmişti.







 Michel Liénard genel olarak anıtsal çeşmenin tüm tasarımını yaparken, Mathurin Moreau ise o anıtsal çeşme tasarımı içinde yer alan ana heykellerin tasarımını yapmaktaydı. Ana heykellerin dışında kalan, dekoratif elemanların, garlandlar gibi, fıskiye ağızları gibi, anıtsal çeşmenin büyük su haznesi gibi ve tüm bunların üzerindeki çiçekti, böcekti, aslandı, balıktı gibi süsleme elemanlarının tümünü de Michel Liénard üstlenmişti. Kısacası bu anıtsal çeşmelerin üretiminde iki sanatçının kollektif çalışması söz konusuydu.


Heykel gibi bağımsız parçalar tek başına çalışılıp dökümü yapılarak satışa sunulurken ve o nedenle de farklılık göstermezken, anıtsal büyük çeşmelerde sistem farklıydı, Mathurin Moreau’nun ya da bir başka heykeltraşın bağımsız olarak hazırladığı ve kalıplanarak dökümü yapılmış heykeller, Michel Liénard tarafından yine önceden dökümü yapılmış ya da yeni tasarlanmış ve dökümü yapılmış başka parçalar ile bir araya getirilerek ortaya heykelleri aynı, ancak bütünde farklı anıtsal çeşmeler çıkabiliyordu. İşte bu nedenledir ki, Ankara’daki ile Lyon’daki anıtsal iki çeşmenin heykelleri aynı olsa da, gerek haznesi, gerek kaidesi, gerek fıskiyesi ve fıskiye ağızları farklılık göstermişti.


Val d’osne Sanat Dökümhanesinin deposu, daha önce dökümleri yapılmış farklı elemanlar birleştirilmek üzere stoklanmış durumda.

 

Bazı eski fotoğraflarda Val d’osne Sanat Dökümhanesinin deposunun, daha önce dökümleri yapılmış farklı elemanlar birleştirilmek üzere stoklanmış durumda görülmektedir.

Büyük bir ihtimalle parçalar gözün göremeyeceği bir şekilde içerden vidalanmak suretiyle birleştirilebiliyor ve geri sökülebiliyordu. Aynı heykel ya da heykel gurubu, hem anıtsal bir çeşmede, hem de başka, örneğin bir bahçe aydınlatma elemanında da veya tamamen bağımsız heykeller olarak kullanılabiliyordu. Bu da tamamen o sokak mobilyalarını mevcut malzemelerden yararlanarak meydana getiren tasarımcının hayal gücüne ve yaratıcılığına kalmıştı.

1880-81 Melbourne Uluslararası Fuarında Val d’Osne Sanat Dökümhanesi’nin ürünü bir heykel.

 
























Bazı kaynaklarda, Türkiye’nin Val d’Osne Sanat Dökümhanesi ile tanışıklığının aslında daha eskilere, Osmanlı İmparatorluğu dönemine dayanmakta olduğu ve onlara ait bazı ürünlerin, özellikle İstanbul’da günlük yaşantımız içerisinde rahatlıkla görülebildiği belirtilmektedir.

 

Söz konusu kaynaklar, bunların en ünlüsünün Fransız Heykeltraş Isidore Jules Benheur’un Kadıköy’ün simgesi haline gelmiş meşhur “Tokuşan Boğa” heykeli ve onun kardeşi olan, Beylerbeyi Sarayı Büyük Havuzu kenarındaki “Kükreyen Boğa” heykelleri olduğu belirtilmekte, her ikisinin de Val d’Osne Sanat Dökümhanesi’nde dökümlerinin yapılmış olduğunu belirtmektedir. Evet söz konusu Isidore Jules Benheur’un “Tokuşan Boğa” ve “Kükreyen Boğa” heykellerinin Val d’Osne Sanat Dökümhanesi’nde dökümü yapılmış kopyaları da vardır, üstelik dünyanın birçok yerinde, hatta Val d’Osne Sanat Dökümhanesi’nin kataloğunda da 118 kod numarası ile kayıtlıdır.


“Tokuşan Boğa” ve onun kardeşi olan, “Kükreyen Boğa” heykellerinin
Société Anonyme des Hauts-Fourneaux et Fonderies du Val d'Osne'nin Album No:2 Fontes d'Art katalogundaki kaydı

Ancak tek bir farkla ki, o kopyalar Val d’Osne Sanat Dökümhanesi’nde dökümü yapıldığı için demir dökümdür, İstanbul’daki iki kopya ise, bronz dökümdür ve genellikle de imzalıdır. Kadıköy’ün Tokuşan Boğa’sı Fransa’da Thiébaut Frères Fondeurs (Thiébaut Kardeşler Dökümhanesi) tarafından bronz olarak dökülmüştür. Demir döküm heykellerin zamanın tahribatına, korozyona açık oldukları bir gerçektir, bronz heykeller ise onlara göre daha dayanıklı ve bu yüzden de daha değerlidirler.


Isidore Jules Bonheur (1827-1901)

Isidor Bonheur, Tokuşan Boğa 1878

Sultan Abdülaziz’in 1867 yılında yaptığı Avrupa Seyahati sırasında Paris Uluslararası Sanat ve Endüstri Fuarı’nda görüp, beğenip sipariş vererek İstanbul’a getirttiği, 12 tanesi bronz, 10 tanesi mermer hayvan heykeli ve 8 tane bronz vazo 2 tane mermer frizden oluşan bir koleksiyonun içerisinde yer alan Kadıköy’deki Tokuşan Boğa heykelinin kaidesinde yaptığı hayvan heykelleri ile tanınan bir Fransız heykeltraş olan (Pierre Louis Rouillard 1820-1881)P. Rouillard imzası görünür, ancak heykelin asıl sanatçısı olan Isidore Jules Bonheur’dur ve onun da imzası bulunur. 1840-1881 yılları arasında Paris’te Güzel Sanatlar Akademisi’nde Profesör olarak görev yapan Pierre Louis Rouillard, Isidore Jules Bonheur’un da dahil olduğu bir heykeltraşlar ekibinin ( Louis Joseph Doumas, Hippolyte Heizler, Louis Joseph Leboeuf, Paul Edouard Delabriere gibi) başkanlığını yapmaktadır, yöneticisidir. İlginç olan, o dönemin anlayışına göre heykellere sadece yöneticinin adı yazılırken, o lütfetmiş ve eserin gerçek sahibi olan Isidore Jules Bonheur’un adının da eserlin altında olmasına izin vermiştir. Aynı zamanda kaidede F. du par V..(?) THIÉBAUT yazısı görülür ki, bu da heykelin bronz dökümünün yapıldığı Thiébaut Frères Fondeurs’un (Thiébaut Kardeşler Dökümhanesi) imzasıdır. Ve son olarak bu imzanın en sonunda da Paris 1864 yazıldığı görülür.  Fotoğraflar: Levent Civelekoğlu


1865 “Paris Salon” Sanat Sergisinde, Isidore Jules Bonheur’un
Tokuşan Boğa (solda) ve Kükreyen Boğa (karşıda) heykelleri



























Ayrıca yine Société Anonyme des Hauts-Fourneaux et Fonderies du Val d'Osne'nin Album No:2 Fontes d'Art katalogunda İstanbul Emirgan Korusu Sarı Köşk bahçesinde ve Beylerbeyi Sarayı'nın bahçesinde ve bir zamanlar Taksim Gezi Parkı'nda Belediye Gazinosu yakınında bulunan Ceylan Heykelleri ile Dolmabahçe Sarayı'nın bahçesinde yer alan Timsahla mücadele eden Aslan heykellerinin de kayıtlarını görmekteyiz.



Emirgan Korusu Sarı Köşk önündeki Ceylan


Beylerbeyi Sarayı Bahçesindeki Ceylan


Taksim Gezi Parkı'nda Taksim Belediye Gazinosu yakınındaki Ceylan


Dolmabahçe Sarayı bahçesindeki Aslan


Kadıköy’ün “Tokuşan Boğa”sı ile ilgili daha fazla ayrıntı için:

ve

linklerine bakabilirsiniz.


Vale d’Osne Sanat Dökümhanesi’nin Anıtsal Çeşmeleri içerisinde birisi vardır ki; O belki de Val d’Osne Sanat Dökümhanesi’nin en çok bilinen, bilinmesi gereken ürünü olmayı hak etmektedir.


Söz konusu olan Anıtsal Çeşme, Tazmanya’dan Tacna’ya, Hyéres’ten Cenevre’ye, Quebec’den Liverpool’a, Lizbon’dan Boston’a, Troyes’ten Maipú’ya, Kahire’ye, yedi kıtanın altısında boy göstermekte, ilgi görmekte, el üstünde tutulmakta, sevilmekte ve değeri bilinip korunmaktadır.

Anıtsal Çeşmesi’nin Val d’Osne Katalogunun 554. levhasında yer alan Mathurin Moreau imzalı çizimi.

Kaynak: “Société Anonyme des Hauts Fourneaux & Fondies du Val d’Osne” Paris, 1889

 

Dünyanın değişik kentlerine dağılmış olan Anıtsal Çeşmelerin hemen hepsi gayet bakımlı vaziyettedirler. Arjantin’in Maipú kentinde, Fransa’nın Pays de Loire Bölgesi’nde Angers’te, Cote d’Azur bölgesi’nde Hyéres’te, Champagne-Ardenne bölgesi’nde Troyes’te, Bordo’da Comédie meydanında, Girondo bölgesindeki Soulac-sur-Mer sahil kasabasında, Peru’nun Tasca kentinde, Kanada’da Quebec’te Parlamento’nun karşısında Tourny Çeşmesi adıyla, Lisbon’da Pedro ya da Rossio meydanında, İngiltere’de  Liverpool Steble Anıtsal çeşmesi adıyla yer alan çeşmelerin hepsi Mathurin Moreau ve Michel Joseph Napoléon Liénard’ın birlikte gerçekleştirdikleri Anıtsal Çeşme’nin birer kopyasıdır.


İki katlı bu çeşmenin ilk katını oluşturan kaidesindeki dört ana heykelin ikisi Yunan Deniz tanrısı Poseidon (Roma mitolojisindeki karşıtı olan Neptune) ve karısı Amphitrite’yi tasvir ederken, diğer ikisi birbirlerine olan aşkları ile bilinen Su Perisi Galatea ile ölümlü Acis’i tasvir eder.

Alexandre Charles Guillemot (1786-1831) Acis ve Galatea, 1827
Tuval üzerine yağlı boya, 146 x 11 cm.
Özel Koleksiyon

Val d’Osne Kataloğu Volume:2'de 554. levhası numarasıyla yer alan "Vasque T" (çeşmeye dönüştürülebilen sığ, süs amaçlı havza ya da havuz) adıyla yer alan daha sonraları "Tourny" adıyla anılacak olan çeşmenin mitolojik arka planında, şiirleri orta çağın sonuna kadar Avrupa sanatı ve edebiyatını önemli ölçüde etkilemiş olan Romalı şair Ovidius'un (Publius Ovidius Naso, MÖ43-MS17) "Metamorphoses" (Dönüşümler) eserinin 13. kitabında anlatılan Acis ve Galatea mitini, deniz perisi Galatea ve ölümlü çoban Acis'in trajik aşkı ve Acis'in bir nehre dönüşerek ölümsüzleşmesini simgeler.



Anıtsal Çeşmesi’nin Val d’Osne Katalogunun 552. levhasında yer alan Mathurin Moreau imzalı çiziminde, kaideyi oluşturan heykeller.

Kaynak: “Société Anonyme des Hauts Fourneaux & Fondies du Val d’Osne” Paris, 1889


Ovidius-Metamorfozlar, Kitap 13 Acis, Galatea ve Plyphemus bölümünde Acis ile Galatea'nın aşk öyküsünü özetle şöyle anlatır:
Bir gün Scylla (Yunan mitolojisinde, Sicilya ve İtalya arasındaki Messina Boğazı'nın durgun tarafından yaşayan, altı uzun bacağa ve her bir bacağın ucunda ağzında üç sıra keskin diş bulunan korkunç bir başa sahip, vücudu on iki köpek ayağı ve bir kedi kuyruğundan oluşan canavar), deniz perisi Galatea'nın saçlarını tararken, Galatea aniden ağlayarak, Scylla gibi hayatını riske atmadan sevgililerini reddedebilmeyi dilediğini söyler. Scylla, Galatea'ya neyin yanlış olduğunu sorar. Galatea, Scylla'ya hikayesini anlatır: Galatea, bir orman perisinin genç oğlu Acis'e aşıktır. Bu sırada, tek gözlü dev bir yaratık olan Kiklop Plyphemus da (Cyclops, Yunan mitolojisinde alınlarının ortasında tek bir gözü bulunan devasa varlık) ona aşık olur ve inatla peşinden koşar. Galatea, Kiklop'u iğrenç ve barbar bulur, ancak Kiklop ona o kadar aşıktır ki, daha çekici görünmek için gür saçlarını kesmeye çalışır.

Kiklop, koyun sürüsünü umursamadan denizin üzerindeki yüksek bir uçuruma tırmanır. Bir boru çıkarıp ıslık çalmaya başlar. Galatea'nın güzelliği hakkında bir şarkı söyler; onun kabuklardan daha pürüzsüz, buzdan daha parlak, evcilleştirilmemiş bir hayvandan daha vahşi ve bir tavus kuşundan daha gururlu olduğunu söyler. Onu reddettiği için pişman olması gerektiğini, çünkü onun için devasa meyve bahçeleri yetiştirdiğini, büyük hasatlar depoladığını ve büyük koyun sürüleri topladığını söyler.

Kiklop , şarkısında Galatea'ya seslenerek sudan çıkıp kendisiyle birlikte yaşamasını ister. Jüpiter'den daha büyük olduğunu ve kıllı olmasının büyüklüğün bir işareti olduğunu övünerek söyler. Kiklop tanrıları hor görür ama Galatea'ya tapar. Kalbi daha da kırılır çünkü Galatea, genç ve kibirli bir çocuk olan Acis'i sevgilisi olarak seçmiştir. Kiklop, Acis'i parçalara ayırıp dağlara saçmak ister.

Kiklop kaba ve çirkin olsa da, serenadı oldukça romantiktir. Aşık olan diğer karakterler, sevdikleriyle cinsel ilişkiye girme niyetiyle hareket ederken, Kiklop Galatea'ya nasıl bakmak istediğini anlatır. Trajik bir şekilde, Kiklop Galatea'yı saf bir sevgiyle sever, ancak çirkin görünümü Galatea'nın ona olan sevgisine karşılık vermesini engeller.

Kiklop şarkısını bitirir ve ağır ağır ormanda uzaklaşır. Aniden Galatea ve Acis'i fark eder ve kükrer. Korkudan Galatea denize atlar. Acis kaçar ve Galatea'dan yardım ister. Kiklop Acis'i kovalar, Etna dağının yamacından devasa bir kaya koparıp ona fırlatır ve onu ezer. Ardından Galatea, kayanın altından sızan kanını parıldayan sulara dönüştürür ve Sicilya'nın Etna Dağı eteğinde onun adını taşıyan Acis nehrini yaratır. Bu nehir, İtalya'nın Sicilya adasının doğu kıyısında Etna Dağı'nın hemen eteğinde bulunan tarihi ve kısa bir nehirdir ve Sicilyaca'da "Ciumi di Aci" veya Jaci olarak bilinir. Çoban Acis'in Polyphemus tarafından öldürüldükten sonra nehre dönüştüğü efsanesiyle ünlüdür. Buz gibi berrak sularıyla tanınan nehir, Acireale yakınlarından akar ve dokuz yerel kasabaya da isim vermiştir.


Ovidius "Metamorphoses"da "Acis, Nympha Symaethis'in (Sicilya'daki Symaethus Nehri'nde yaşayan ve tanrı Pan tarafında sevilen su perisi) oğluydu ve Faunus (Roma mitolojisinde ormanların, ovaların ve tarlaların kırsal tanrısı olan Yunan mitolojisindeki Pan ile özdeşleştirilir) onun babasıydı; her iki ebeveyni için de büyük bir sevinç kaynağıydı." diye tanımlar Acis'i.

Ovidius Acis ve Galatea'nın yanısıra Neptün ve Amphitrite'yi de şöyle tanımlar "Metamorphoses"da: Amphitrite, yaratılış anlatısında denizin kişileştirilmesi olarak anılır ve adı, dünyanın kıyılarını çevreleyen su alemini temsil eder. Dönüşümler (Metamorphoses) metninde özel bir dönüşüm öyküsüne sahip ana bir karakter olarak yer almasa da, Roma deniz tanrısı Neptün'ün eşi olarak görev yapar.


Neptün (Poseidon), Roma/Yunan mitolojisinde denizler tanrısıdır, Amphitrite ise Nereidlerden (deniz perileri) olan eşi ve denizlerin kraliçesidir. Ovidius, Metamorphoses eserinde bu mitolojik çiftin evliliğine, deniz canlılarına hükmetmelerine ve yunusların aralarındaki rolüne yer vererek, denizlerin sakinleştirilmesi sahnelerinde Amphitrite'nin otoritesini vurgular. Poseidon (Neptün), dans ederken gördüğü Amphitrite'ye aşık olmuş, ancak Amphitrite başlangıçta reddetmiştir. Poseidon, bir yunus yardımıyla onu ikna etmiş ve evlenmişlerdir. Ovidius, Neptün'ün fırtınaları sakinleştirmek için Amphitrite ile birlikte hareket ettiğini ve Triton gibi deniz yaratıklarının eşliğinde yaptıkları geçit törenlerini anlatır.


Val d’Osne Sanat Dökümhanesi’nin Anıtsal Çeşmeleri içerisinde birisi vardır ki; O belki de Val d’Osne Sanat Dökümhanesi’nin en çok bilinen, bilinmesi gereken ürünü olmayı hak etmektedir.


Bu Anıtsal Çeşme, Val d’Osne Kataloğu Volume:2'de 554. levha numarasıyla yer alan "Vasque T" (çeşmeye dönüştürülebilen sığ, süs amaçlı havza ya da havuz) adıyla yer alan daha sonraları "Tourny" adıyla anılacak olan çeşmedir.

Söz konusu olan Anıtsal Çeşme, Avustralya'nın Tazmanya’sından Peru'nun Tacna’sına, Fransa'nın Hyéres’inden İsviçre'nin Cenevre’sine, Kanada'nı Quebec’inden İngitere'nin Liverpool’una, Portekiz'in Lizbon’undan Amerika'nın Boston’una, Fransa'nın Troyes’inden Arjantin'in Maipú’suna, Arjantin'in Buenos Aires'inden İspanya'nın Valencia'sına, Fransa'nın Angers'inden Fransa'nın Lyon'una, Şili'nin Valparasio'sından Mısır'ın Kahire’sine, yedi kıtanın altısında boy göstermekte, ilgi görmekte, el üstünde tutulmakta, sevilmekte ve değeri bilinip korunmaktadır.
Figürler ve semboller bakımından zengin olan çeşme deniz ya da geniş anlamıyla su dünyasına adanmıştır. Bir havza ve haçvari bir tabanın üzerindeki merkezi bir direğe sabitlenmiş iki sığ havuzdan oluşur. Tabanında dört ana figürün arasına yerleştirilmiş mitolojik canavarların ağızlarından akan sular ve on altı kurbağanın ağzından çıkan su jetleri alttaki büyük sığ hazuza doğru yönlendirilmiştir. Üst seviyelerde de su jetleri vardır ve sular şelaleler halinde aşağıya dökülür. Yukarıdaki sekizgen bir havuza bakan ve dışa doğru el ele tutuşmuş olan dört putti, balıkçılığı ve deniz ticaretini temsil eder. Aralarında "ağ tutan bir çocuk" ve "dümen başında bir çocuk" vardır. Çeşmenin en tepesinde, küçük dairesel bir havuza yunusların ağızlarından su akar, ancak bazı örneklerde başka tasarımlar da kullanılmıştır.

Bu Anıtsal Çeşmenin ilk katını oluşturan haçvari kaidesinn her bir kolunda oturan dört figür denizin alegorisidi (bir görüntü, yaşantı, düşünce, kavram veya davranışın daha iyi kavranmasını sağlamak için simgesel bir bağ kurulması ve bu bağın heykel ya da resim aracılığıyla görsel sanatlarda aktarılması); Denizlerin ve okyanusların tanrısı Neptün (yunan mitolojisinde Poseidon) bir yanında karısı Amphitrite, diğer iki bacakta da birbirlerine olan aşkları ile bilinen Su Perisi (Nereid) Galatea ile ölümlü genç çoban Acis bulunmaktadır.

1853 yılında Anıtsal Çeşmedeki Poseidon, Amphitrite, Galatea ve Acis gibi insan heykelleri Mathurin Moreau, hayvan figürleri Alexandre Lambert Léonard (1821-1877) ve dekoratif elemanlar, süslemeler ve çeşmenin genel tasarımı Michel Joseph Napoléon Léinard tarafından gerçekleştirilmiş, üretimi ve pazarlaması 19. yüzyılın en önemli Fransız sanat dökümhanesi olan Val d'Osne'deki Barbezat dökümhanesi tarafından yapılmıştır. Dökme demir bu çeşmenin ağırlığı 18 ton, havuz çapı 11,4 metre, Yüksekliği 7 metre, Genişliği 4 metredir.



Val d’Osne başlangıçta beş adet ürettiği bu Anıtsal Çeşme ile 15 Mayıs- 15 Kasım 1855 tarihleri arasında Paris Champs-Élysées'de Fransa'nın ilk sergisi olan Paris Uluslararası Fuarı'na (Paris Exposition) katılmış ve kendi dallarında Altın Madalya kazanmıştı.

Mısır, Kahire / Al-Tahra Sarayı:



Osmanlı döneminde 1854-1863 yılları arasında Mısır’ın son Valiliğini yapmış olan Said Paşa da, Paris 1855 Uluslararası Fuarı’na gezerken bu çeşmeyi çok beğenmiş ve Kahire’ye içme suyunun getirilmesini kutlamak adına satın almıştı.



Böylelikle bu Anıtsal Çeşmesinin ilk kopyası ve bir anlamda orijinali teşhirdeyken satın alınarak Kahire’ye götürülmüştü. Çeşme bugün, Kahire’de Mısır Hidivi İsmail Paşa’nın kız kardeşi Prenses Amine için İtalyan mimar, mühendis, şair ve müzisyen Antonio Lasliac tarafından projelendirilmiş olan Al-Tahra Sarayı’nın bahçesindedir.
8 metre çapındaki havuzun etrafında su püskürten 8 Putto’dan bugün sadece iki tanesi kalmıştır.

Fransa, Bordeaux / Allées de Tourny (Tourny Caddesi):



Bu anıtsal çeşme Bordeaux şehrinin Belediye Başkanı Antoine Gautier fuarı ziyaret etiiğinde çeşmenin büyüsüne kapılmış ve Val d'Osne'deki Barbezat dökümhanesine iki adet sipariş vermişti.
Fransa Bordeaux Comédie meydanında Mathurin Moreau ve Michel Joseph Napoléon Liénard’ın Anıtsal Çeşmesinden iki adet kopya varmış.

1857 yılında teslim edilen iki Anıtsal Çeşme Bordeaux şehrine emekleri geçmiş Nuly Baronu Louis-Urbain-Aubert de Tourny’nin anısına adı verilen Tourny Caddesinin iki ucuna yerleştirilmiş, ondan sonra da bu çeşme artık "Vasque T" adıyla değil   "Tourny Çeşmesi" adyla anılır olmuştu.
Bir asır sonra, bakım ve onarım maliyetlerinin yüksekliği nedeniyle 1960'ta, her iki çeşme de yer altı otoparkı yapımı için sökülmüş ve ardından da ağırlıklarına göre satılmıştı.

Çeşmelerin biri güneybatı Fransa’da Girondo bölgesindeki Soulac-sur-Mer sahil kasabasındaki Clemenceau Meydanı'nda yeni bir hayata kavuşurken, diğeri Paris yakınlarındaki Saint-Germain-de-la-Rivière'deki bir antikacıya parça parça satılmıştı.

Fransa, Soulac-sur-Mer / Georges-Clémenceau Meydanı:





Mathurin Moreau ve Michel Joseph Napoléon Liénard’ın Anıtsal Çeşmesinin
Fransa’da Soulac-sur-Mer sahil kasabasındaki kopyası.

Bordeaux şehri tarafından bağışlanan Soulac-sur-Mer'deki Anıtsal Çeşme, 1964 yılında Georges Clemenceau kavşağına kurulmuş ve bu nedenle Clemenceau Çeşmesi adını almıştı.





Eylül-Ekim 2014'te yenileme geçiren çeşme artık suyla dolu değildir.

Kanada, Quebec / Tourny Çeşmesi:

Mathurin Moreau ve Michel Joseph Napoléon Liénard’ın Anıtsal Çeşmesinin
Kanada’da Quebec’teki kopyası, Tourny Anıtsal Çeşmesi.

Kanada'da kumaş ve dekoratif ürünler üzerine faaliyet gösteren La Maison Simons'un aslen İskoç olan ve beş nesildir Québec'te yaşayan sahibi Peter Simmons, 2003 yılında Paris yakınlarındaki Saint-Germain-de-la-Rivière'deki antikacı dükkanını ziyaret etti ve çeşmeye hayran kalmıştı.
 

Ancak, çeşmenin parçalarını satın aldığında parçalar o kadar kötü durumdaydı ki, restore edilmesi için Parisli bir metal heykel uzmanının hizmetlerine ihtiyaç duymuştu. Bazı parçalar hasar görmüş veya kaybolmuştu ve sıfırdan yeniden yapılması gerekiyordu. Çeşme tamamen restore edildikten sonra, Peter Simons onu dört milyon Kanada Doları (8.671.200 TL) harcayarak Quebec şehrinin 400.yılı anısına Quebec'e hediye etmişti. Anıtsal çeşme La Maison Simons mağazası ve Québec Ulusal Meclisi, çeşmenin 19. yüzyıl cazibesi ve heykeltıraşlık süslemelerinin aynı döneme ait binayla mükemmel bir uyum sağlayacağı Honoré- Mercier Bulvarı üzerindeki trafik kavşağında, Parlamento binasının önüne yerleştirmesine karar vermişti.


Ulusal Başkent Komisyonu ve Québec Şehri'nin alanı hazırlaması iki yıl sürmüş, uzmanlar suyu pompalamak ve filtrelemek için sistemler kurmuş, çeşmenin çevresi peyzaj düzenlemesiyle güzelleştirilmiş ve şehrin bu yeni mücevherini geceleri aydınlatmak için bir de aydınlatma sistemi kurulmuştu.

Ardından Parlemento Binası'nın karşısındaki parka yerleştirilen çeşmenin açılışı 3 Temmuz 2007’de yapılmıştı. Açılış günü Québec ve Fransa'yı dört yüzyıldır birbirine bağlayan bağları anmak adına, yazar Marie Laberge'in yazdığı şiirin yer aldığı plaket çeşmenin kaidesine yerleştirilmişti,
"Zamanın derinliklerinden gelen su
Dünyanın çekirdeğinden, kadim buzulların zirvesinden, nehirlerin ve derelerin suyu topraklarımızı şekillendiriyor.
Biz buradanız:Huron-Wendat, Innu, Cree, Abenaki ve tüm kardeşlerimiz.
Fransa'da, İskoçya'da, İrlanda'da, İngiltere'de ve daha da uzaklardayız.
400 yıldır,
Su açık ellerimizden akıyor,
Bu eller Quebec'i taşıyacak
Bugünden yarına.
Burada geçmiş gelecekle buluşuyor.
Burada, bugün güçlü bir şekilde ortaya çıkıyor.
Burada Quebec kendini gösteriyor:
Sadık ve gururlu, dünden beri güçlü,
Sonsuza dek cesur,
Ve asla ölmeyecek kararlı."
Çeşme, Nuly Baronu Louis-Urbain-Aubert de Tourny adına ithafen Quebec’te de Tourny Çeşmesi olarak anılmaya devam etmektedir.

Quebec'teki Tourny Çeşmesi, taşınabilir 3 boyutlu ölçüm çözümleri, uygulama yazılım platformları ve boyutsal metroloji hizmetleri geliştirip, üretip ve satan "Créaform" ekibi tarafından dijitalleştirilmiş, ve bu dijital dosya "Artisans du Passage" tarafından takı yapımında kullanılmış.







Video, Créaform'un izniyle sağlanmıştır.

Fransa, Bordeaux-Bouliac / Chateau du Pian:




Yazımın daha önceki bölümlerinde anlattığım gibi heykeltraşlar bu Anıtsal çeşmeleri oluşturan her bir ögeyi ayrı ayrı tasarlamışlardı. Bu Anıtsal Çeşmeyi oluşturan ana heykeller de aynen bu şekildedir, ayrı ayrı da kullanılabilecek şekildedirler. Vale d’Osne bu dört heykelden ikisini, Acis ve Galatea heykelleri bağımsız olarak Fransa’nın Bordeaux kenti yakınlarındaki Bouliac’ta Chateau du Pian’ın bahçesinde bir havuz başında Sicilya kayalıklarında söyledikleri tatlı şarkılarıyla denizcileri kandırıp başlarını belaya sokan, yarı kuş, yarı kadın Siren heykelleri ve yine demir döküm vazolar ile birlikte 10 x 6,5 m. boyutlarındaki büyükçe taş bir havuzun kenarında sırt sırta kullanılmışlardı.


Bu çeşme Bordeaux yakınlarındaki Bouliac Chateau du Pian şatosunun parkını süslemek amacıyla 1870-1880 yılları arasında yapılmıştı.
1873 yılında inşa edilen ve kasabanın kenarında yer alan bu şatonun, eski bir 14. yüzyıl müstahkeminin (kale) yerine inşa edildiğine inanılıyor. Bu kale, yaklaşık 1500 yılında yeni bir yapıyla değiştirilmiş ve 1865'te yangınla yıkılana kadar ayakta kalmıştı.



1870 civarında, Banker Henri Deffès buradaki (Carthusian) Kartus manastırını yıktırmış ve Bordeaux'daki Adalet Sarayı'nın mimarı olan Victor Pierre Mialhe'yi (1802-1871) ve 1833 doğumlu oğlu Paul'ü kendisine büyük bir şato inşa etmeleri ve çiftlik binalarını yenilemeleri için görevlendirmiş; bu binalar arasına bir de giriş kapısı da yaptırmıştı. 1872'den 1874'e kadar süren inşaatın gözetimini oğlu Paul üstlenmiş, tüm proje Victor Pierre Mialhe'nin 1872'de vefatından sonra 1873'te tamamlanabilmişti.


Bouliac, Chateau du Pian bahçesinde havuz başında Acis ve Galatea


Dört kattan oluşan şatonun ortasında, bol ışığın girdiği piramit şeklinde cam bir çatıyla taçlandırılmış bir rotunda yer almaktadır. Şatonun etrafını üç taraftan güzel bir teraslı park çevreler ve binalar arasında ana malikane, çeşitli müştemilatlar, seralar, çeşmeli bir gölet, çiftlik binaları ve bir kuşhane bulunur.

Bouliac, Chateau du Pian bahçesinde havuz başında Galatea

Mülkün uzun zamandır yüksek kaliteli kırmızı şarap üreten 30 hektarlık bir üzüm bağı da vardır ve arazisinde, bazıları üç yüz yıllık olan çeşitli ağaç türleri bulunmaktadır. Şato 1991'de tamamen restore edilmişti.

Fransa, Fronsac / Château la Riviére:



Fronsac Fransa'nın güneybatısındaki Nouvelle-Aquitaine bölgesinde, Bordeaux'daki Gironde Halicinin sağ kıyısında bir şarap yetiştirme bölgesidir. Rivayet edilir ki Fronsac'ın yukarısındaki tepelerdeki arazi zengin bir şarap üreticisi olan Comte de Saint-Germain'e (yaklaşık 1690-1784) satılmıştı. Ancak, 18. yüzyılın ünlü bir Avrupalı maceraperesti, simyacısı, müzisyeni ve diplomatı olup, ölümsüz olduğuna inanılan Comte de Saint-Germain ile Fronsac'taki (Gironde) Saint-Germain de la Rivière kasabası arasında belgelenmiş doğrudan bir bağlantı yoktur.


Fransız bir baron ve politikacı olan, 1552-1554 ve 1 Ağustos 1563-1564 tarihleri arasında iki kez Bordeaux Belediye Başkanlığı yapan ve sadece 1579'da öldüğü bilinen Gaston de L'Isle, 1572 yılında daha önce Şarlman döneminde 769 yılında inşa edilen bir kulenin kalıntılarının üzerine Château de Rivière'i inşa ettirmişti. Mülk, Dordogne vadisine ve aşağıda uzanan aynı isimli nehre bakmaktadır ve 65 hektarı AOC Fronsac şarapları  üreten üzüm bağları olmak üzere toplam 100 hektarlık bir alanı kapsamaktadır.


Başlangıçta bir bütün halinde Château la Riviére'de bulunan Val d'Osne'nin Tourny Anıtsal Çeşmesi'nin bir örneği daha sonraki zamanlarda tamamen dönüştürülmüştü. Anıtsal Çeşmenin boyutlarını çok büyük bulan şatonun maliki çeşmenin unsurlarını ayırmaya ve öyle kullanmaya karar vermişti. Dört küçük puttonun yer aldığı üst parça çiçeklerle dolu bir havuz olarak şatonun giriş avlusunda yer almaktaydı, hatta o dört putto'nun olduğu bu küçük havuz, şatonun ürettiği şarap şişelerinin etiketini süslemekteydi.


Ancak güncel fotoğraflara bakıldığında, o küçük çeşmenin artık şatonun avlusundaki eski yerinde olmadığı görülmektedir.





Anıtsal Çeşmenin haçvari ana kaidesinde yer alan dört oturan haykel ise mülke gide yol boyunca koru içerisinde kullanılmıştı.

Fransa, Lyon / Terreaux Meydanı (Place des Terreaux):


İlk açılışı 15 Ağustos 1857'de Terreaux Meydanı'nda yapılan bu çeşme daha sonra 1892'de Bartholdi Çeşmesi ile birlikte meydanın ve yeni Devlet Okulu'nun tarzıyla uyumlu ve Belle Époque kurallarına uygun bir şekilde yeni oluşturulan Guichard Meydanı'na (Place Guichard) taşınmıştı.








Daha sonra Moncey Caddesi'nin düzenlenmesine olanak sağlamak ve 26 numaralı troleybüs hattı için elektrik döşenmesini kolaylaştırmak amacıyla 1948'in Kasım ayında kaldırılmıştı.

Fransa, Angers /Jardin du Mail (Mail Bahçesi):


Fransa'nın kuzey-batısında Pays de la Loire bölgesinde Maine-et Loire departmanındaki bir şehir olan Angers, Paris'in 300 km güney-batısına düşer.
Anıtsal Çeşme, Kasım 1855'den beri Belediye binasının karşısındaki Jardin du Mail'e yerleştirilmiştir. 1858 sergisi için kurulan geçici bir bahçenin ardından tasarlanan ve mimar André Bébard tarafından fidanlıkçı André Leroy'un gözetiminde oluşturulan Fransız tarzı bahçenin de kökeni burasıdır. Adını eski bir top oyunu olan "mail" oyunundan alan bahçe, Mayıs 1859'da halka açılmıştır.

Bu çeşme, yazar Sylvain Bertoldi'nin "Angers au cœur, chronique d’une ville" (Kalben Öfke, Bir Şehrin Kroniği) adlı eserinde anlattığına göre, başlangıçta su dağıtımını sağlamak için kullanılan bir rezervuardır. Bu rezervuar, biri kapalı diğeri açık olmak üzere iki seviyeye ayrılmış, 50 santimetre derinliğinde ve kendi içinde ikiye bölünmüş bir havuza sahipti. O zamanki belediye meclisinin fikri, bu havzayı bir çeşmeyle süslemekti.


Bu nedenle 6 Ağustos 1855'te, Paris'teki büyük Evrensel Sergi'de sergilenecek ve su seviyesinden 7 metre yüksekliğe ulaşacak bir çeşme satın alma kararı alınmıştı. Sylvain Bertoldi, "Angers, o dönemde çok popüler bir alegori olan dört mevsimi temsil eden iki heykel grubuyla birlikte Evrensel Sergi'deki çeşmeden daha azını istemiyordu" diye yazmıştı.


Çeşmede 2020 yılında, sızıntıları önlemek için hidrolik sistemin kurulumu ve teknik ve güvenlik tesisatlarının standartlara uygun hale getirilmesi de dahil olmak üzere çalışmalar yapılmıştı. Çeşmenin çok yakınında bulunan ve aslen ahşaptan yapılmış olan müzik sahnesi, kafe-dondurma salonu ve heykeltıraşlık eserleri olan aslanlar da 19. yüzyılın sonlarından kalmadır.

Fransa, Troyes / Jean Moulin Meydanı, Argence Çeşmesi:



Boulevard Gambetta'da yer alan Jean Moulin Meydanı'nı süsleyen Argence Çeşmesi'nin tarihi 1897 yılına kadar uzanmaktadır. 1897 yılında, Troyes'in 1859'dan 1870'e kadar belediye başkanlığını yapan Désiré Argence'in (1812-1889) vasiyeti sayesinde inşa edilen, bu nedenle Argence adını taşıyan dökme demir çeşme, Argence'in görev süresi boyunca gerçekleştirdiği kentsel güzelleştirme çalışmalarının bir simgesidir.


Argence'in vasiyetnamesi, ölümünden sonra Ekim 1889'da kamuoyuna açıklanmıştı. Vasiyetnameye göre Argence, diğer şeylerin yanı sıra, Place du Lycée'ye anıtsal bir çeşme dikilmesi için 20.000 frank bırakmıştı. 18 Ocak 1892 tarihli bir kararname, şehrin eski belediye başkanının vasiyetlerini kabul etmesine izin vermiş ve o tarihten itibaren şehir, onun anısını onurlandırmaya kendini adamıştı.



1895'te Rue de la Vallée Suisse, Rue Argence olarak yeniden adlandırılmış, 1896'da, mirasın tasfiyesi sırasında noter tarafından ayrılan 10.000 frank kullanılarak mezarlığa bir anıt dikilmişti. 8 Ocak 1894'te, anıt çeşmesinin yapımı için ayrılan fonlar belediyeye aktarılmış ve belediye hemen çalışmalara başlamıştı. 2 Haziran 1895'te Belediye Başkanı Delaunay, Val d'Osne yönetimiyle müzakere etmiş, şirket, şehre katalogdaki 554 numaralı T model anıtsal çeşmeyi, çerçevesiz olarak tedarik etmeyi kabul etmişti; buna 530 numaralı 113 numaralı dört kuğu ve 113 numaralı dört deniz kızı eklenecekti. Böylece Argence Çeşmesi, 13 Temmuz 1897'de saat 14:00'te açılmıştı.


Jean Moulin Meydanı'nı süsleyen büyük Argence Çeşmesi, teknik sorunlar nedeniyle 1991 yılında kapatılmış ve havuzu 2003 yılında çiçek bahçesine dönüştürülmüştü. Havuzun çiçek bahçesine dönüştürülmesine şehir halkı tepki verince Belediye, 2010 yılında su teminini yeniden sağlama olasılığını değerlendirmiş ve suyun bulunduğu yere yakın yeraltından akan Vienne Nehri'nden pompalanmasına karar verilmişti.


Bir boru sistemi suyu yapının altındaki bir depolama odasına taşıyacak ve herhangi bir taşma durumunda su nehre geri boşaltılacaktı. Ortasında her biri büyük bir figürü destekleyen dört taş kola sahip 10 metre çapındaki sekizgen havuzun altına bir teknik oda inşa edilmişti. Heykeltıraşlar Mathurin Moreau ve Michel Joseph Napoléon Liénard'ın eseri olan dökme demir çeşmenin tamamı ve sekiz figür sökülerek üzerlerini kaplayan on kat boyadan arındırılmış, ardından tüm parçalar orijinal bronz yeşil rengine yeniden boyanmış ve jet su sistemi de yeniden inşa edilmişti. Yapılan tüm çalışmalar sonunda (2012'de su akmıyordu) çeşmenin suyu tekrar akar hale gelmişti.

Fransa, Hyères (Hyères-les-Palmiers):

Hyères, Provence-Alpes-Côte d' Azur'da, Var departmanında bulunan bir Fransız komünüdür ve Fransız Rivierası'nın başlangıcını işaret eder. Kasaba Avrupa'nın ve Fransa'nın en eski deniz parkı (1963) olan Port-Cros Milli Parkı olarak bilinen koruma alanının bir parçasıdır. La fontaine Godillot (Godillot Çeşmesi) de bu parkta yer almaktadır.



Şüphesiz çeşmeye adını veren "Hyères'in en ünlü sakini" Alexis Godillot'tır. Godillot, Val d'Osne'nin hissedarlarından biriydi; bu da bu dökümhaneden çıkan sanat eserlerinin şehir için önemini açıklar. III. Napolyon'un sadık bir destekçisi olan Godillot, ordulara askeri teçhizat tedarik ederek muazzam bir servet edinmişti. Saint-Ouen belediye başkanı olarak, burada yatırımcı ve emlak geliştiricisi olarak yeteneklerini geliştirmiş, 1864'te Hôtel des Iles d'Or'u satın almıştı. 1860'a gelindiğinde, kasaba parlak bir geleceğe doğru ilerliyor gibi görünüyordu.



1850 ile 1860 yılları arasında açılan Grand-Hôtel des Iles d'Or, Grand Hôtel du Parc (80 oda), Hôtel d'Orient ve Hôtel des Hespérides gibi yeni otellerin inşaatçıları da buna inanıyordu.
O dönemde otel odalarının toplam sayısı 600'ü aşmıştı. Ancak 1864'te, Paris'ten PLM demiryoluyla ulaşılabilen Nice'ten gelen rekabet hissedilmeye başlanmış ve Hyères, Cannes'dan Nice'e ve Menton'dan Toulon'a kadar Fransız Rivierası'nı saran inşaat patlamasının aksine, bir gerileme dönemine girmişti.


Hyères tatil beldesinin peyzaj kimliği yavaş yavaş şekillendirmiş, insanların dinlenmek ve bahçelerinde ve kırsalında dolaşmak için geldiği bir aile tatil beldesi olarak uzmanlaşarak, Fransız Rivierası'ndaki diğer yerlerde farklılaşarak kendi karakterini oluşturmuştu.

Godillot, Beauregard bahçelerinde 20 hektarlık bir tarım arazisi satın almış ve bunu geliştirip parsellere ayırmıştı. Edebiyatçılar, deniz subayları, bilim insanları ve önde gelen Avrupalı sanayiciler buraya yerleşip evler inşa etmişlerdi. Villa bölgesi böylece doğmuştu. Ünlü Mağribi villalarıyla tanınan Pierre Chapoulard, Godillot'nun kendisi için Henri Michel villasını inşa etmişti.





"Godillot bölgesi", zamanının ötesinde bir şehir planlama projesiydi; büyük caddeler ve güzelleştirme çalışmalarıyla, özellikle de şirkette hissesi bulunan cömert Godiiot'un şehre bağışladığı Val d'Osne'den getirilen dört dökme demir çeşmeyle yapılandırılmıştı. Bu çeşme de onlardan biriydi.

İsviçre, Cenevre / Jardin Anglais (İngiliz Bahçesi):


Mathurin Moreau ve Michel Joseph Napoléon Liénard’ın Anıtsal Çeşmesinin bir başka kopyası, İsviçre Cenevre’de “İngiliz Bahçeleri” Parkındaki Anıtsal çeşme, 1855’de düzenlenen parka, 1862’de yerleştirilmiştir.


İsviçre Cenevre İngiliz Bahçesi’ndeki Val d’Osne Anıtsal Çeşmesi.
Kaynak: “La Fontaine du Jardin Anglais, Etude Historique”
David Ripoll, Cenevre şehri, Mimari Mirasın Korunması, Temmuz 2007, s.2


İsviçre Cenevre İngiliz Bahçesi’ndeki Val d’Osne Anıtsal Çeşmesi’nde Acis ve Galatea detay.
Kaynak: “La Fontaine du Jardin Anglais, Etude Historique” David Ripoll, Cenevre şehri,

Mimari Mirasın Korunması, Temmuz 2007, s.14



İngiliz Bahçesi, Cenevre  Hôtel Métropole'ün karşısında, 1854 yılında gölden kazanılan bir arazi üzerine, eski surların yerine kurulan İngiliz bahçeleri düzeninde kurulan bir parktır.
1863 yılının başlarında, İdari Konsey, eski adı "Promenade du Lac" olan İngiliz Bahçesi'ne yeni bir anıtsal çeşme yaptırmaya karar vermiş ve Paris'teki Barbezat & Co. firmasının kataloğundan bir çeşme seçmişti.



Aynı çeşme Lyon'daki Place des Terreaux'u da süslüyordu. 
Anıtsal Çeşme 1855’de düzenlenen bahçeye, 1862’de yerleştirilmişti. Haziran 1863'te kaya havzasının montajına başlanmış ve Temmuz ayında tamamlanmıştı. Dökme demir parçalar yaz boyunca büyük, dairesel, beyaz kayadan yapılmış bir havuzun ortasına monte edilmiş ve çeşme 1863 yılının Ağustos ayı sonunda suyla doldurulmuştu.

Portekiz, Lizbon / Rossio Meydanı:

Lizbon’un Rossio Meydanı'ndaki iki anıtsal çeşme, Lizbon'un kalbi kabul edilen Pompaline Şehir Merkezi'nin bir parçasıdır. Bu iki anıtsal çeşme, Lizbon Şehir Konseyi'nden bir üyenin girişimiyle, 1837'den beri Rossio Meydanı'nda bulunan iki su kuyusunun yerine 1889'da yerleştirilmiştir.


Lisbon’da Portekiz’in IV. Pedro adıyla Kralı ve aynı zamanda I. Pedro adıyla da Brezilya İmparatoru’na adanmış olan IV. Pedro ya da Rossio meydanındaki Mathurin Moreau ve Michel Joseph Napoléon Liénard’ın Anıtsal Çeşmesinin kopyası.



O tarihte bu Rossio Anıtsal Çeşmelerinin yerleştirilmesi ilişkin tepkiler oluşmuş. 1889 yılında Occiente Dergisinin 386. sayısında bu konuda bir yazı yayınlanmış;


"Lizbon şehir meclisi, başkenti güzelleştirme konusundaki kararlılığı doğrultusunda, son yıllarda önemli iyileştirmeler gerçekleştirdi; bunların en önemlisi, Lizbon'un günümüzdeki en geniş ve en güzel halka açık caddesi olan Avenida da Liberdade'dir.
Dom Pedro Meydanı'nı (Rossio) güzelleştirmek amacıyla, buraya iki anıtsal çeşme yerleştirilmesine karar verildi ve bunların yapımına halihazırda başlandı. Böyle bir süsleme için pek bir fikrimiz yok. Ancak, bu durum daha haklı olurdu eğer bunlar olsaydı.
Eğer çeşmeler ulusal sanatın bir ürünü olsaydı, benzersiz olma ve Lizbon şehir meclisinin Lizbon'a ne kadar anıtsal çeşme yerleştirmek isterse istesin, bunu hayal edebilecek yeteneğe uzun zamandır sahip Portekizli sanatçıların eserini temsil etme avantajına sahip olurlardı. Bu süslemelerin her yerinde iki fikir gözetilir: bir şehri güzelleştirmek ve sanatçılarına iş imkanı sağlamak; bunun dışında kalan her şey bir Avrupa başkenti için fazla Brezilyalıdır.
İlk sayfamızda tasarımını paylaştığımız Rocio'da inşa edilmekte olan çeşmeler, ortasında bronz dökümden yapılmış iki sıra fincanı destekleyen bir grup figürün bulunduğu taş bir havzadan oluşmaktadır. Kapak resminden de görülebileceği gibi, bu çeşme grubu çok güzel ve Val d'Osne dökümhanesinin bir ürünü; bu dökümhane, çeşitli zengin bahçeler veya bazı taşra kasabaları için aynı örneklerden üretmiş olmalıydı. Bu arada Lizbon, ilk meydanlarından birinde bu çeşmelerden iki örneğini yerlilerin ilgisizliğine ve yabancıların eleştirisine maruz bırakmış olabilir. Belki de bu konuda bir tutarlılık vardır.
Başkentteki bu gelişmenin öncüleri, yağlı boya resimlerine meraklı kişiler olabilir ve bunları odalarında orijinal resimlermiş gibi saklıyor olabilirler."



Lisbon’daki Rossio meydanındaki Anıtsal çeşmeden detay (Neptune ve Amphitrite).



İspanya, Valencia / Fuente de las Cuatro Estaciones ( Dört mevsim çeşmesi):

L’Albereda gezinti yolunun doğu ucunda, Pont del Real köprüsünün yanında yer alan çeşme , merkezi yaya aksının üzerinde bulunur ve gezinti yolunun başlangıcını işaret eder.





Bölge 1861 yılında dekore edilmiş ve çeşme 1863 yılında yerleştirilmiştir. Açılışında çok fazla yorum toplamıştır, çünkü o dönemdeki Valensia toplumunun büyük bir kısmı çıplak heykellerden rahatsız olmuştu.


2009 yılında orijinal rengine, altın rengi olan bazı figürleri de siyaha geri döndürülmüştü. 





1909 yılında kurulmuş olan ve 2011-12 sezonunda tarihinin en başarılı sezonunu geçirip La Liga'yı 6. sırada tamamlayarak UEFA Avrupa Ligi'ne katılmaya hak kazanan Levante Unión Deportiva futbol kulübü taraftarları zaferlerini çeşmenin etrafında kutlamaktadır.


İngiltere, Liverpool / Steble Çeşmesi:

İngiltere'nin Liverpool kentindeki çeşme , William Brown Caddesi üzerinde, Wellington Sütunu'nun hemen batısında ve şehrin kültür bölgesinde, St George's Hall ve Walker Sanat Galerisi'nin yakınında bulunan, II. derecede tescilli Viktorya dönemi dökme demir bir çeşmedir.
Çeşmenin bulunduğu bölge, 19. yüzyılın sonlarına doğru, St. George's Hall ile William Brown Caddesi üzerindeki binalar arasında kalan tek gelişmemiş arazi parçasıydı. 1845'ten 1847'ye kadar Liverpool Belediye Başkanlığı yapan Yarbay Richard Fell Steble, 1877'de Liverpool Şehir Konseyi İyileştirme Komitesi'ne, alana bir çeşme dikilmesi için 1.000 £ (2016 rayiçleriyle 80.000 £, yaklaşık 330.000 TL) teklif etmişti.


1 Mayıs 1879'da açılışı yapılan çeşme, 7 metre yüksekliğinde sekizgen bir gövdeye sahip haç biçimli bir tabanı çevreleyen 9,1 metre çapında dairesel bir havuza sahipti ve dört bir bacağında oturan deniz tanrıları Neptün ve Amphitrite ile Acis ve Galatea ile süslenmiş ve tepesinde, başlangıçta suyun aktığı, bereket boynuzu tutan bir denizkızı bulunmaktaydı.


Fransız heykeltıraş Paul Lienard tarafından tasarlanan, heykelleri ise heykeltraş Mathurin Moreau tarafından yapılan bu anıtsal çeşmenin dökümü Val d'Osne tarafından değil, Londra, Lambeth Hill'deki William Henry Allen & Co. demirdöküm firması tarafından dökme demirden yapılmıştı. Bundan da anlaşılacağı üzere bu çeşmelerin dökümü Val d'Osne'nin tekelinde değildir, yeri geldiğinde artık ne şekilde kalıpları elde edilebiliyor ise başka memleketlerde ve dökümhanelerde de gerçekleştirilebilmekteymiş.




Fotograf: Charles Frederick Inston, yaklaşık 1900



William Henry Allen & Co. Londra'nın önde gelen döküm ve imalat firmalarından biriydi. 1881'den 1955'e kadar faaliyet gösteren firma, özellikle İngiliz Postanesi'ne uzun vadeli dökme duvara ve lamba direklerine montelenen demir posta kutuları, ayrıca gaz lambaları tedarik etme sözleşmesiyle tanınmaktaydı.



Başlangıçta, kurulumundan kısa bir süre sonra yakındaki mahkeme salonlarından gürültü şikayetlerine yol açan ve geçici bir su kesintisine neden olan bir buhar pompasıyla çalıştırılan çeşme, daha sonra St George's Hall'un bodrum katında elektrikli bir pompaya uyarlanmış ve Viktorya dönemi ailelerinin ve çocuklarının sularında oynadığı tarihi fotoğraflardan da anlaşılacağı gibi popüler bir halk buluşma yeri haline gelmişti.


Steble Anıtsal Çeşmesi, Sail Training International tarafından organize edilenen ve gençlerin (15-25 yaş arası) yelken eğitimini teşvik etmek ve uluslararası dostluğu geliştirmek amacıyla düzenlenen, öncelikle Avrupa sularında gerçekleştirilen önde gelen yıllık uluslararası yelken etkinliği, Tall Ships Races'in 1992'de Liverpool'a gelmesi münasebetiyle restore edilmişti.

1992'de Liverpool'a yapılan Tall Ships Races ziyareti, Kristof Kolomb'un Yeni Dünya'ya yaptığı yolculuğun 500. yıldönümünü anmak amacıyla 12-16 Ağustos 1992 tarihleri ​​arasında düzenlenmişti. Grand Regatta Columbus'un (Kolomb Büyük Tekne Yarışı) son etabı olan büyük bir denizcilik festivali olmuştu. Bu etkinlikte filo, Boston'dan Liverpool Körfezine dökülen Mersey Nehri'ne kadar Atlantik Okyanusu'nu boydan boya kat etmişti.


Avustralya, Tazmanya / Prince's Square (Prens Meydanı):

Avustralya'nın Tazmanya eyaletindeki Launceston şehrinde bulunan Prince's Square (Prens Meydanı) parkında bulunan Anıtsal çeşme.
İlk olarak 1855 Paris Sanayi Sergisi'nde Val d'Osne dökümhanelerinin sahibi Barbezat & Co. için bir vitrin parçası olarak sergilenen çeşme, 1857'de Launceston'ın şehir su şebekesinin tamamlanmasını anmak için 1859'da Belediye Meclisi tarafından satın alınmıştır.


1858 yılında kullanılmayan bir tuğla fabrikasının yerine kurulan park, günümüzde Launceston'ın kültürel yaşamının önemli bir parçası ve aynı zamanda bir miras parkıdır.

Park, simetrik planlaması ve bronz yaldızlı Val d'Osne Çeşmesi ile bilinir. Park, dört tarafında Elizabeth Caddesi, St John Caddesi, Frederick Caddesi ve Charles Caddesi ile çevrilidir.
7 metre yüksekliğinde ve Prens Meydanı'nın odak noktası olan ikonik Val d'Osne Çeşmesi, parkın merkezinde, ana yolların buluşma noktasında yer almaktadır.


Avustralya, Tazmanya Launceston’da Prens Parkındaki Anıtsal Çeşmeden detay.
Anıtsal çeşme 1857’de parka yerleştirilmiştir. (Acis ve Galatea)

Amerika Birleşik Devletleri, Boston / Brewer Çeşmesi:


3 Haziran 1868’de Gardner Brewer isimli Boston’lu zengin bir iş adamının Boston’a hediye etmiş olduğu,
Bordo’daki ve Lyon’daki Mathurin Moreau ve Michel Joseph Napoléon Liénard’ın Anıtsal Çeşmesinin kopyası, halen Boston’dadır. 

Bu Anıtsal Çeşme, 1870'lere kadar 29 Beacon Caddesi 29 numaradaki Brewer malikanesinde bulunuyormuş. Çeşme, Gardner Brewer (1806-1874) tarafından Boston şehrine hediye edilmiş ve ilk kez 3 Haziran 1868'de hizmete girmişti.


Boston'da doğumlu Gardner Brewer yetişkin olduktan sonra bir süre içki üreticiliği yapmış, ancak daha sonra kuru gıda ticaretine girerek New England'daki en büyük değirmenlerden bazılarını temsil eden ve New York ve Philadelphia'da şubeleri bulunan Gardner Brewer & Co. şirketini kurmuştu.

Bu işte, büyük bir zekâ ve doğru yöntemle birleşerek, ölümünde birkaç milyon dolar olarak tahmin edilen bir servet biriktirmişti. Büyük servetini kamu yararına cömertçe kullanan Gardner Brewer ölümünden kısa bir süre önce, Boston Common'da bir köşede bulunan bu güzel çeşmeyi bağışlamıştı.





Boston Brewer Anıtsal Çeşmesinden bir Detay (Acis ve Galatea)

John Hancock'un evinin bulunduğu yerdeki konutu, şehrin en güzel özel konutlarından biriydi. 1872'deki Büyük Boston Yangını, firmanın eski deposunu yok etti; ancak 1873'ün sonundan önce, Boston'un en pahalı binalarından biri olan yeni bir bina onun yerine inşa edilmişti. Gardner Brewer 1874'te Rhode Island, Newport'ta deniz kenarındaki villasında öldü.
Boston şehri 2011 yılında çeşmeyi restore etmiş ve Halk Bahçesi Dostları önderliğindeki özel bir ortaklık, 2012 yılında Brewer Çeşmesi Meydanı ve Liberty Mall'a dönüştürmüştü.

Peru, Tacna / Paseo Civico (Kent Gezinti Yolu):

Tacna Süs Çeşmesi, Tacna şehrinin merkezindeki Kent gezinti yolu Paseo Civico'da bulunan bir çeşmedir . Çeşmenin 1869 yılında José Balta hükümeti tarafından Tacna şehrine bağışlandığı veya Uchusuma Nehri sözleşmesinin bir parçası olarak geldiği belirtilmektedir.



Kurulum çalışmaları Fransız teknik uzman Matias Richet tarafından gerçekleştirilmiş, taş kaidenin yapımından ise Salazar soyadlı Perulu bir mimar sorumlu olmuştur. 19 Nisan 1885'te Bayındırlık İşleri Dairesi, Adolfo Krug'un yönettiği kaidenin taşınması için teklifler istemiştir. Çeşme daha sonra mevcut konumundan metrelerce daha yüksek bir yere taşınmıştır.

Çalışmalara Perulu mimar Salazar başlamış; ölümünden sonra ise Zenón Ramírez çalışmayı tamamlamıştır. Tacna'daki Şili işgali sırasında çeşmeyi ülkelerine taşıma girişimleri başarısızlıkla sonuçlanmıştır. 1967 yılında çeşmede kapsamlı ve değerli bir onarım gerçekleştirilmiş, yapı güçlendirilmiş ve kaynaklanmış, çeşmenin su ve drenaj sistemi, pompa ve su devridaim tesisi, cilalama, korozyon önleyici boya vb. işlemler yapılmıştı.
1969 yılında Süs Havuzunun Kurulumunun 100. Yılı anılmış ve o zamanki belediye başkanı Rómulo Baluarte, Havuza kırmızı ve yeşil yanıp sönen ışıklar taktırmıştı. 28 Aralık 1972'de, Ulusal Kültür Enstitüsü tarafından 2900 No'lu Yüksek Kararname ile Tarihi Mülk ilan edilmişti.

Şili, Valparasio /Viktorya Meydanı (Plaza de la Victoria):

Orijinal Val d'Osne Çeşmesi'nin bronz bir kopyası olan çeşme Valparaiso şehrindeki 200 yılı aşkın süredir halka açık bir alan olan ve adını Şili'nin Peru-Bolivya Konfederasyonu'na karşı 1839'daki kazandığı Yungay Muharebesi zaferinin anısına Plaza de la Victoria adını alan Victoria Meydanı'nda bulunmaktadır.



Aslında bir boğa güreşi arenası olan bu alan 1823'te bu spor yasaklanınca 19. yüzyılın başlarında halka açık bir meydan haline gelmiş ve Valparaiso Katedrali'nin bugünkü arazisinde bulunan Vicente Orrego'nun evinin adından esinlenerek Orrego Meydanı olarak adlandırılmıştı.



1837'de, Punta Arenas isyanı sırasında Bakan Diego Portales'in öldürülmesiyle ilgili olarak Albay Jose Antonio Vidaurre, Yüzbaşı James Florin ve diğerlerinin idamı için meydanda iskele kurulmuştu.

Brezilya, Salvador da Bahia / Terreiro de Jesus (İsa Bahçesi):

Salvador da Bahia (Tüm Kutsal Kurtarıcıların Azizi) kentinin tarihi şehir merkezinde,
Chafariz do Terreiro de Jesus Anıtsal Çeşmesi; Meydan, şehrin en eski bölümünde yer alır
ve Praça da Sé'ye bitişiktir.


1862'de çekilmiş, arka planda Katedralin bulunduğu Terreiro de Jesus'un (İsa Meydanı) görünümü.





Eskiden Cizvitlerin okulu ve kilisesi olan Salvador Katedrali Bazilikası, Terreiro de Jesus'taki en belirgin yapıdır ve meydanın batısını kaplar. Kilisenin yanında eski Salvador Cizvit Okulu (Colégio dos Jesuítas de Salvador) bulunmaktadır. Meydan adını bu topluluktan almaktadır. 20. yüzyılın ortalarında peyzaj mimarı Roberto Burle Marx tarafından yenilenmiştir.
Resmi olarak Praça 15 de Novembro (15 Kasım Meydanı) olarak bilinir ve şehrin merkezi kültürel ve tarihi merkezini oluşturur.




Chafariz do Terreiro de Jesús, Tarihi merkez, Salvador de Bahia 1970'ler. Acis'in kucağında uyuyan Brezilyalı bir çocuk.
Fotoğraf: Mario Dondero.

Arjantin, Maipú / Plaza 12 de Febrero (12 Şubat Meydanı):



Maipú, Şili'nin başkenti Santiago'nun komşu bölgesinde yer alan bir belediyedir ve idari olarak Santiago iline bağlıdır.







Mendoza'nın Maipú şehrinin kalbinde yer alan Plaza 12 de Febrero, 12 Ekim 1927'de resmen açılmıştır. Adını, General San Martín'in zaferinin anahtarı olan Chacabuco Muharebesi'ne (12 Şubat 1817) ithafen almıştır.







Çeşme, 1909 yılında Carlos Thays tarafından, Santiago'nun batı ucundaki Ulusal Maipú Tapınağı'nın (Templo Votivo de Maipú) önünde yer alan geniş bir açık alan olan Esplanade'de (Gezinti yeri) açılmıştır. Burası, Şili'nin tarihi bağımsızlık mücadelesiyle bağlantılı, Bernardo O'Higgins Anıtı'nı barındıran ve gaucho'ların [Güney Amerika (esas olarak Arjantin, Uruguay ve Güney Brezilya) Pampaları'nda (1,2 milyon km²'den geniş, verimli ve düz otlak/step alanlar) yaşayan, yetenekli bir at binicisi ve göçebe sığır çobanları] kutsama için toplandığı önemli bir dini ve tarihi merkezdir.



Çeşme, Mendoza ilinin bir meydanında bulunan ilk sanatsal eserdir.
1927 yılında, Santiago'daki Esplanade'nin ortasına yeni Hükümet Binası'nın inşa edilmesi sürecinde, çeşme oradan sökülerek Maipú'ya devredilmiştir. Çeşme, Maipú'nun merkezinin ana meydanında yer almaktadır ve günümüze kadar korunmuştur.

Arjantin, Cordoba / Plaza de Colón:



Çeşme Plaza de Colón'un tam ortasında, meydanın tüm yollarının kesiştiği noktada yer almaktadır. Bu çeşmenin temel çalışmaları, Torres Cabrera Kontu'nun şehrin belediye başkanı olduğu 1835 yılında başlamıştı.



Alberti semtindeki bu meydan 1888 yılında inşa edilmiş ve Plaza Juárez Celman olarak adlandırılmış, 1892 yılında Plaza Colón olarak yeniden adlandırılmış ve 1955 ve 2022 yıllarında yeniden düzenlenmişti. Bu gezinti yolunun inşasına 1887'de başlanmış ve 1889'da tamamlanmıştır; bu, Fransa'nın Eyfel Kulesi'ni inşa ettiği döneme denk gelmekteydi. Çeşme, heykeller, sütunlar, bayrak direkleri ve saksılar, 1889 Paris'teki Evrensel Sergi'deki Arjantin Pavyonu'nun bir parçasıydı ve bu şehrin yerlisi olan Ulus Başkanı Miguel Juárez Celman tarafından Arjantin Pavyonu'ndan geri getirilmiş ve Córdoba'ya hediye edilmişti.





Parkta ayrıca bilim, sanat, tarım, ticaret, donanma, kadın sanayisi ve denizciliğin Yunan tanrılarını temsil eden ve  Augustin Pajou (Sanat, Bilim); Mathurin Moreau (Donanma, Ticaret, Kadın Sanayisi, Tarım); Antoine-Denis Chaudet (Denizcilik) gibi heykeltraşlar tarafından yapılmış yedi heykel de bulunmaktadır. Sekizinci heykel tahrip edilmiş ve kısmen yok edilmiş, bu nedenle onlarca yıl önce kaldırılmıştı. Parktaki 1873 yılı yapımı, Tarım ve Ticaret Heykeli dışında Kadın Endüstrisi ve Denizcilik heykelleri de Mathurin Moreau'ya aittir.
Ayrıca parkta Mathurin Morea'ya ait onaltı adet de vazo bulunmaktadır.


Ziraat Heykeli, Mathurin Moreau







Ticaret Heykeli, Mathurin Moreau


Çeşme, taş döşeme ve beton duvarlara sahip geniş bir havuzun içerisindedir. Havuzun zemini, 1950'lerde mimar Carlos David tarafından tasarlanan renkli bir Venedik mozaik deseniyle kaplıdır.




Havuzun arkasında başka bir "mırıldanan" kaynak çeşme vardır ve su, denizin "mırıltılarını" veya "fısıltılarını" taklit eden küçük bir kanal aracılığıyla ana havuza dökülür.

Brezilya, Buenos Aires / Plaza de Mayo (Mayıs Meydanı):

Plaza de May Buenos Aires'in en eski meydanıdır ve Arjantin tarihinin en önemli siyasi olaylarının çoğuna sahne olmuştur. Adı, aynı meydanda gerçekleşen ve Arjantin Bağımsızlık hareketinin başlangıcını oluşturan, kendi yönetim biçimini seçmeye başlamalarına vesile olan 25 Mayıs 1810 Devrimi'ne bir saygı duruşudur.



Plaza del Mayo, aynı zamanda, 11 Haziran 1580'de Juan de Garay tarafından Ciudad de la Santísima Trinidad ve Puerto de Santa María del Buen Ayre adlarıyla kurulan, Buenos Aires'in ikinci kez kurulduğu yerdir ve bu meydanın etrafında, ülkenin siyasi merkezi haline gelene kadar ilkel bir köy gelişmiştir. Plaza de Mayo'nun çevresinde birçok tarihi ve hükümet binası bulunmaktadır: Belediye Meclisi, Metropoliten Katedrali (Papa Francis'in 20 yıldan fazla süreyle görev yaptığı yer), Casa Rosada olarak da bilinen Hükümet Evi (Ulusal Hükümetin merkezi), eski Şehir Hükümet Sarayı, bankalar ve bakanlıklar.


Plaza de Mayo, 1890'da ilk kitlesel siyasi eylemin (Sivil Birlik'in kurulması) gerçekleşmesinden bu yana, büyük sosyal gösterilerin sahnesi haline gelmiştir. Ayrıca, 1977'den itibaren, son askeri süreçte kaybolan çocukları için şikayette bulunan "Mayo Anneleri"nin Temmuz günlerinde toplandığı meydandır. Meydanın merkezinde, Devrimin birinci yıldönümünü kutlamak için 1811'de inşa edilen ve 1856'da sanatçı ve mimar Prilidiano Pueyrredón tarafından yenilenen bir anıt olan Pirámide de Mayo (Mayıs Piramidi) bulunmaktadır.


Yüzyıldan fazla süren aşırı kullanım ve ihmalin ardından, Yerel sömürge hükümetinin, meydana bir düzen kazandırmaya çalışmak için meydanın kuzeyinden güneyine doğru bir sütunlu geçit inşa ettirerek, 1804'te tamamlanan Romanesk sütunlu bir geçit (Colonade) yaptırarak, meydanın pazarı haline getirmiş, batısında kalan bölüm Plaza de la Victoria, doğusunda kalan bölüm de Plaza del Fuerte olarak anılır olmuştu. Bölge, 1883 yılına kadar bölünmüş olarak kalmış, peyzajda sadece küçük değişiklikler yapılmıştı. Bunların başında da, yeni bağımsız "Rio de la Plata Eyaletleri"ni anmak ve Devrimin birinci yıldönümünü kutlamak için 1811'de inşa edilen Pirámide de Mayo (Mayıs Piramidi) vardı. Pirámide de Mayo (Mayıs Piramidi) 1856'da sanatçı ve mimar Prilidiano Pueyrredón tarafından yenilenmişti. Aynı süreçte Belediye Başkanı Torcuato de Alvear, alanın modernleştirilmesini ve kolonadın yıkılmasın emretmiş, böylece modern meydan, 1884 yılında Plaza de la Victoria ve Plaza del Fuerte'yi ayıran sütunlu kolonadın yıkılmasıyla şekillenmişti.





Şehirde su şebekesi kurulmadan önce bile çeşmeler varmış. 1868 yılında Plaza de la Victoria, Fransız sanat dökümhanesi Val D'Osne'den hükümet tarafından sipariş edilen iki çeşmeyle süslenmiş. Val D'Osne, şehre yıllardır sanat eserleri sağlıyor ve hatta Buenos Aires'te yerel bir ofisi ve deposu bulunuyormuş. Plaza de Mayo'da, Mayıs Piramidi'nin iki yanına yerleştirilen ve "Süs Çeşmeleri I ve II" olarak adlandırılan çeşmeler o zamanlar şehirde henüz akan su olmadığı için kuruymuş. Çeşmeler daha sonra parçalara ayrılıp kaldırılmış ve şehrin farklı yerlerinde tekrar bir araya getirilmiş, ancak yeniden bir araya getirilirken hatalar yapılmış ve orijinal kompozisyondan farklılıklar ortaya çıkmıştır.


"Los Angelitos" (Küçük Melekler) çeşmesi, Avenida 9 de Julio ve Córdoba Cadde'lerinin kesiştiği noktada.


Plaza de Mayo'dan taşınanlardan biri şu anda 9 de Julio Bulvarı ve Córdoba Bulvarı'nın kesiştiği noktaya yerleştirilmiştir. 1920 yılında aslen 12 metre yüksekliğinde olan ve Neptün'ün, Amphirite'nin, Acis ve Galatea'nın heykellerini, su perilerini, puttoları, maskeleri, kıvrımları ve kartuşları içeren Val d’Osne Kataloğu Volume:2'de 554. levha numarasıyla yer alan "Vasque T"adıyla yer alan Anıtsal Çeşmesi, yerine Kristof Kolomb anıtı (Parque Colón'daki Casa Rosada'nın arkasına) dikilmesi amacıyla sökülmüş ve sadece üstteki 4 puttonun olduğu kısım taşınarak "Los Angelitos" (Küçük Melekler) çeşmesi adıyla bugün Avenida 9 de Julio ve Córdoba Caddesi'nin kesiştiği noktaya yerleştirilmiştir..

Arjantin, Buenos Aires / El Parque Lezama (Lezama Parkı):

Bazı tarihçilere göre, park bir zamanlar Puntas de Buenos Aires olarak bilinen yerde bulunuyordu ve İspanyol fatih, asker ve kâşif, Yeni Endülüs'ün ilk adelantado'su (İspanyol soylularının Orta Çağ boyunca kendi krallarının hizmetinde tuttuğu bir unvan) Pedro de Mendoza (1499-1537) 1536'da Buenos Aires'in ilk yerleşimini burada kurmuştu. Bu ilk yerleşim, yerel yerli halkın saldırısına uğradıktan sonra ertesi yıl terk edilmişti.

Şehrin başlıca yeşil alanlarından biri olan El Parque Lezama, Avenida Paseo Colon üzerindeki doğal bariyerinin yanında ve ulusal mirasa ve bağımsızlığa ait önemli tarihi eserleri barındıran seyir terası ve galerisiyle Ulusal Tarih Müzesi'nin bitişiğinde yer almaktadır.


Mülk, 1857'de Salta'lı bir toprak sahibi olan José Gregorio de Lezama'ya satılmış ve Lezama, günümüzdeki Brasil Caddesi'ne kadar olan araziyi de ilhak etmişti. Lezama, konağı yeniden düzenlemiş ve arazi büyük bir botanik meraklısı olan Belçikalı peyzaj mimarı Charles Vereecke tarafından tasarlanan geniş bir özel parka dönüştürülmüştü. Mülk sahibinin 1889'daki ölümünden sonra, dul eşi Ángela de Álzaga, araziyi 1894'te Buenos Aires Belediyesi'ne sembolik bir meblağ (1.500.000 peso) karşılığında, kocasının adını taşıyan bir halk parkına dönüştürülmesi şartıyla satmıştı. Lezama Parkı, 1896 yılında Carlos Thays tarafından, bu arazi üzerine inşa edilmiş evlerin yıkımından kalan molozlar kullanılarak yeniden tasarlanmıştı.


Molozların yarattığı eğimli tepenin yamacına da altında bir mağaranın olduğu beyaz taşlardan tornalı küpeşteleri olan bir seyir terası inşaa edilmiş, terasın altındaki mağaranın önündeki kaskadlı havuzun üzerine de sadece Val D'Osne'nin Tourny Çeşmesindeki Acis ve Galatea'nın heykelleri yerleştirilmişti.



Bu heykeller de, parktaki diğer tüm dekoratif parçalar gibi, Başkan Celman'ın memleketine bir hediyesiydi ve 1889 Paris Dünya Sergisi'ndeki Arjantin Pavyonu'ndan geri getirilen eserler arasındaydı.

1889 Paris Evrensel Sergisi, Arjantin Pavyonu


Arjantindeki Val d'Osne Dökümhanesi ürünlerini çokluğunun nedeni olan Arjantin Pavyonu (Pabellón Argentino), 1889'da Paris'te düzenlenen Evrensel Sergi'ye katılmak üzere ulusal hükümet tarafından yaptırılan bir yapıydı. Sergi sona erdiğinde pavyon sökülerek Buenos Aires'e gönderilmiş ve burada 1910'dan 1932'ye kadar Ulusal Güzel Sanatlar Müzesi olarak faaliyet göstermek üzere yeniden monte edilmişti.


1889 Paris Evrensel Sergisi'nde Arjantin Pavyonu 





Arjantin Pavyonu Buenos Aires'te

 
Arjantin Cumhuriyeti, altının, hızlı ticaretin, çabuk kazanılan zenginliğin ülkesiydi. Bu ünün meşru olduğunu kanıtlamak için Arjantin, 1889'da Paris'teki Evrensel Sergi için Eyfel Kulesi'nin eteğinde muhteşem bir pavyon inşa ettirmişti. Bina için cumhuriyetçi bir ülke olan Arjantin Cumhuriyeti, resmi olarak rekabet girişmiş, diğer tüm Amerikan ülkelerinden daha fazla para harcamıştı. Pavyonunun maliyeti bir milyon iki yüz bin frankı bulmuştu. Tüm Amerikan pavyonları arasında, Arjantin Cumhuriyeti'nin pavyonu, Meksika'nınkiyle birlikte en önemlisiydi ve Fransa'ya olan dostluğunu kanıtlamak için bu zengin ülke, görkemli bir bina inşa etmekle yetinmemiş, komitesi, kubbeleri, panelleri ve galerileri boyamaları için en iyi sanatçıları davet etmişti. Gervex, Besnard, T. Robert-Fleury, Cormon, Saint-Pierre, Merson, Barrias, Favre, Duffer, Chancel, Montenard, Duez, Toché, Jules Lefebvre, Leroux, Roll, Tureau, Hugues, Pépin gibi ünlü Fransız ressam ve heykeltıraşlar süslemelere katkıda bulunmuştu;  Seramikler Parvillée, pişmiş toprak Lœbnitz, taş seramikler Muller, mozaikler ise Facchina tarafından yapılmıştı. Pavyon o kadar muhteşemdi ve ilgi çekmişti ki en iyi ulusal pavyon yarışmasının kazananı olmuştu.


Arjantin Pavyonunu Fransız mimar Albert Ballu (1849-1939) tasarlamış ve yapmıştı. Arjantin Pavyonu, zemin katta 1600 metrekare, birinci katta ise 1400 metrekarelik bir alanı kaplıyordu. Tamamen demir ve dökme demirden yapılmış olduğu için, taşınarak Buenos Aires'te yeniden kurulabilmişti. Dört küçük kubbeyle çevrili devasa bir kubbe binayı taçlandırıyordu. Tüm dış cam kubbeler elektrik ışığıyla aydınlatılıyor, dokuz yüzden fazla ışık noktası, bu saraya her akşam masalsı bir görünüm kazandırıyordu. Mimarın ince zevki, Arjantin'in zenginliğini tamamen özgün bir pavyonda incelikle sergilemişti.





1889 Paris Evrensel Sergisi'nden sonraki 1890 krizi sonucunda Arjantin ekonomisinin içinde bulunduğu kötü durum nedeniyle, Paris'teki Arjantin delegasyonu bu pavyonu satmaya çalışmış, ancak alıcı bulunamayınca, Buenos Aires'e getirilmesine karar verilmişti. Atlantik geçişi sırasında bir fırtınada bazı parçaları kaybolmuş, ancak Buenos Aires'e kabul edilebilir durumda ulaşabilmişti. Pavyonu yeniden inşa edip işletmek isteyeni belirlemek için bir ihale düzenlenmiş ve bu ihaleyi pavyonu çeşitli sergiler için kullanan bir İngiliz kazanmıştı. 1910'da, Mayıs Devrimi'nin yüzüncü yıldönümünde, Yüzüncü Yıl Sergisi için kullanılmış, daha sonra pavyon ulusal hükümet tarafından Ulusal Güzel Sanatlar Müzesi'nin önündeki San Martín Meydanı'na (Plaza San Martín) yerleştirilmek üzere geri alınmıştı. Pavyon 1932 ile 1934 yılları arasında sökülmüş ve sonunda hurda olarak satılmıştı.



Peki bu Altın Madalya ödüllü

Anıtsal Çeşme ile Ankara’nın bağı nedir? 

Ne şekilde, ne zaman ve ne vesile ile geldiklerini bilinmese de bu ünlü Anıtsal Çeşmenin heykellerinden ikisi, Acis ve Galatea’nın yolu bir şekilde Ankara’ya düşmüştü. 145 cm. uzunluğunda, 125 cm. yüksekliğindeki Acis ve Galatea’nın tekil ve bağımsız heykelleri Ankara’da ilk kez, Atatürk Orman Çiftliği’nde, Mustafa Kemal Atatürk tarafından 1931 yılında halkın kullanımına açık ve Karadeniz haritası biçiminde yaptırılan havuzun kenarında Karadeniz ile Azak Denizi’ni ayıran Kerç boğazının iki yakasında yüzyüze bakar pozisyonda konumlandırılmış olarak görülmüşlerdi.




İki heykel, eğer diğer çeşmeler ile aynı tarihlerde gelmişlerse, Karadeniz Havuzu öncesinde nerede kullanıldıkları hakkında her hangi bir kayıda ulaşamadım.


Atatürk Orman Çiftliği Karadeniz Havuzu ve Berç Boğazının iki yakasında Acis ve Galatea heykelleri.

Kaynak: SALT Araştırma, Fotoğraf ve Kartpostal Arşivi

Havuzun kenarına bu heykellerin konması fikri Atatürk Orman Çiftliği’nin ve Bira Fabrikası’nın da tasarımcısı olan 1927-1940 yılları arasında Türkiye’de yaşamış, Avusturya ve İsviçre kökenli mimar Ernst Arnold Egli’nin (1893-1974) fikriydi ve Mustafa Kemal Atatürk’e o tavsiye etmişti.

Atatürk Orman Çiftliği Karadeniz Havuzu ve Berç Boğazının iki yakasında Acis ve Galatea heykelleri.
Kaynak: SALT Araştırma, Fotoğraf ve Kartpostal Arşivi
Atatürk Orman Çiftliği Karadeniz Havuzu ve Berç Boğazının iki yakasında Acis ve Galatea heykelleri. Kaynak: SALT Araştırma, Fotoğraf ve Kartpostal Arşivi

Karadeniz havuzu, Ankara halkının yüzebileceği, su sporları ile uğraşabileceği, kürek çekebileceği ve etrafında güneşlenebileceği bir havuz olarak düşünülmüş ve yapılmış, daha öncesinde daha küçük olarak 1926 yılında inşaa edilen ve bugün Cumhurbaşkanlığı yerleşkesi içerisinde kalan Marmara havuzu ve havuz kenarındaki Marmara Köşkü (Köşkün yıktırılıp yeniden yaptırıldığını biliyor ancak havuzun akıbetini bilmiyorum) Ankara halkına bir araya gelerek sosyalleşebilecekleri bir dinlence alanı sağlamıştı. Cumhuriyetin ilk yıllarında hafta sonları kentlilerin dolup taşırdığı Marmara Havuzu’nda Riyaset-i Cumhur Orkestrası, ayrıca da Klasik Türk Müziği ve Batı Müziği konserleri verilirdi.





Daha sonra yaklaşık 50’li yıllarda, Acis ve Galatea heykelleri Karadeniz Havuzu’ndan alınarak Gençlik Parkı’nın Opera girişinden büyük göletine kadar özellikle geceleri renk renk ışıklandırılan büyük fıskiyeler ve kaskatlar halinde inen uzun ve bitim noktasındaki kaskatlara dik olarak ve göletle arasında on metrelik bir boşluk bırakacak şekilde inşaa edilen devridaim havuzunun sağ ve sol kenarına, birbirlerine bakar bir vaziyette  ve gelen ziyaretçilere doğru oturtulmuşlardı.




Gençlik Parkı’nın özellikle geceleri renk renk ışıklandırılan,
fıskiyeli kaskatlı havuzunun kenarında Galatea

Gençlik Parkı, arkada büyük gölet ve çiçekler arasında Galatea

Gençlik Parkı ve Galetea






































Acis ve Galatea Heykelleri Gençlik Parkı kaskatlı havuzun bitiminde, 1976.

Kaynak: SALT Araştırma, Fotoğraf ve Kartpostal Arşivi


Uzun yıllar bakımsız kalan Gençlik Parkı, 2005 yılında tekrar ele alınıp baştan sona yenilendiğinde Belediye tarafından, havuz kenarından kaldırılarak, çok da görünmeyecek bir noktaya, Gençlik Parkı içerisindeki eski Sağlık Müzesi’nin önüne taşınmışlar, adeta mâkus talihleri ile başbaşa bırakılmışlardı.

Ankara Gençlik Parkı’ndan bir Detay (Acis), Fotoğraf: © Ahmet Soyak














Galatea detay, fotoğraf © Ahmet Soyak 

Ankara Gençlik Parkı’ndan bir Detay (Galatea), Fotoğraf: © Ahmet Soyak















Gençlik Parkı eski Sağlık Müzesi önünde Acis, Fotoğraf: © Ahmet Soyak

Gençlik Parkı eski Sağlık Müzesi önünde Acis, Fotoğraf: © Ahmet Soyak



Gençlik Parkı eski Sağlık Müzesi önünde Acis, Fotoğraf: © Ahmet Soyak

Gençlik Parkı eski Sağlık Müzesi önünde Galatea, Fotoğraf: © Ahmet Soyak

Gençlik Parkı eski Sağlık Müzesi önünde Galatea, Fotoğraf: © Ahmet Soyak

Gençlik Parkı eski Sağlık Müzesi önünde Galatea, Fotoğraf: © Ahmet Soyak










































































Dünyanın her yerindeki kardeşleri son derece titizlikle ve itina ile korunur hatta Ulusal miras listelerine alınırken, bizim bu sanat eserlerine reva gördüğümüz durum gerçekten de içler acısıdır.

Acis ve Galatea Heykelleri Gençlik Parkı eski Sağlık Müzesi önünde, bakımsızlıktan ve ilgisizlikten çürümeye başlayan, paslanmış bedeni ve yine paslanmaktan neredeyse kopacak olan ayağı ile Acis ve hemen hemen aynı durumdaki Galatea Heykelleri’nin son görüntüleri.
Fotoğraf: ©Ahmet Soyak, Eylül 2013

Eski Sağlık Müzesi bir zamanlar içerisinde kavanozlar içinde ceninlerin, kesik parmakların ve çocuklukta dehşet içinde izlenen insan iç organlarının sergilendiği, dışarısında da mekanik ve ışıklı iç organ diyagramlarının olduğu sağlık üzerine uzmanlaşmış bir Sağlık Müze’siyken Demokrat Parti döneminde kapatılmıştı. Gençlik Parkı’ndaki bu küçük sevimli bina bugün Gençlik Parkı İdare Amirliği Binası olarak kullanılmaktadır.

 

Ankaralı sevgili dostum Ahmet Soyak, takibi bırakmaz, her fırsatta Ankara’nın tarihi değerlerinin takipçisi olur, bu fotoğrafları çektiğinde 2013 yılının Eylülü idi, Mayıs 2017’de Acis ve Galatea heykellerini yerlerinde tekrar ziyaret etmiş ve belgelemişti son durumlarını ve bana küçük bir not ile iletmişti;

 

“Bugün ziyaret ettiğime pişman oldum. İlk 1931 yılında Karadeniz havuzunda görüldüler. Acis'in arkasından koca bir parçası kırılmış ve düşmüş... Önceden bu binanın üstünde " ‘İdare Binası’ yazardı, şimdi levhası gitmiş ve kapısına kepenk kapatılmış. Yalnızlığa mahkum edilmiş...” 27.05.2017, Ahmet Soyak.


Ahmet Soyak, yapmış olduğu bir ziyaretinde,
Galatea ve Acis’in içler acısı son durumunu belgelemişti;


Eski Sağlık Müzesi Binası’nın önünde artık Acis ve Galatea yer almıyor.

Fotoğraf: ©Ahmet Soyak, Ağustos 2020

 

Geçtiğimiz yıl tekrar ziyaret etmiş ve artık Acis ve Galatea heykellerinin yerlerinde olmadığını tesbit etmişti Ahmet Soyak, bu yazı vesilesi ile yaptığımız görüşmeden sonra tekrar gitti Ağustos ayı içerisinde ve yine yerlerinde olmadıklarını tesbit etti. Kısacası Acis ve Galatea heykellerinin akıbetleri şu an meçhul. Bakım için mi yerlerinden alındılar, onarılıp tekrar yerlerine, ya da başka daha uygun bir yere mi yerleştirilecekler bilemiyoruz. Bekleyip göreceğiz...

 

Ankara’da varlığı bilinen Val d’Osne Sanat Dökümhanesi’nde üretilmiş heykeller, anıtsal çeşmeler bunlarla sınırlı değildir.

 

Ruşen Eşref Ünaydın, “Atatürk’ü Özleyiş” adlı kitabında Su Perileri Havuzu ile ilgili bilgi verirken, aynı sıralarda getirilmiş, daha küçük olan Nemfos*lar havuzundan da bahsetmektedir. Bir süre Çankaya köşkünün bahçesinde durduklarını söylediği küçük havuz, Avusturyalı mimar Theodor Jost’un projelendirdiği, 1926-27 yılları arasında inşaatı tamamlanan Sıhhiye Vekaleti önündeki küçük meydana yerleştirilmişti gerçekten de.

Theodor Jost daha sonra, Sıhhiye’deki Hıfzıssıhha Enstitüsü ve Etlik Bakteriyoloji Enstitüsü’nü de projelendirmişti.

* Nemfos: eğer bu kelime Nymhos’dan evrilmişse, bunun bile ne Yunan/Roma mitolojisinde ne de başka bir dilde karşılığı yoktur.

 


“Nemfos” Havuzu Sıhhiye Meydanı’na ilk yerleştirildiği dönem. Henüz Havuzun ve heykel kaidesinin bezemeleri yapılmamış, çevresi düzenlenmemiş. Sağ tarafta olması gereken Sağlık Bakanlığı binası görülmediğine göre havuz bakanlık inşa edilmeden önce, Su perileri Havuzu ile aynı zamanlarda,
1926 yıllında buraya yerleştirilmişti. Fotoğrafta belki de en dikkat çekici ayrıntı, havuzun etrafında havuzu inceleyen Ankaralıların arasında şaşkınlıkla heykelleri izleyen kepeneği sırtında bir çobandır.
Belki de o çoban, İsmet Paşa Kız Enstitüsü ve Radyo Evinin karşısına denk gelen, günümüz Ankara Adliyesi’nin yer aldığı İncesu Deresi’nin kenarındaki otlar, küçük bodur bitkiler ve sazlarla kaplı Çaputçu Çayırı’nda koyunlarını yaylamış, merakına yenik düşüp uzaktan gördüğü bu çıplak küçük çocuk heykellerini bir de yakından izlemek istemişti.
Kaynak: SALT Araştırma, Fotoğraf ve Kartpostal Arşivi


Ruşen Eşref Ünaydın, Yunan ve Roma mitolojilerindeki genellikle su ile ilişkili küçük kadın doğa tanrıçaları (perileri) için kullanılan Nymph isminden hareketle Nemfos sözcüğünü türetmiş olmalıdır. Ruşen Eşref Ünaydın, bir başka eserinde de;

“Kır ilahlarını, Pan’ı, İhtiyar Silven’i ve Nemfosları bilen tanıyan kimse de bahtlıdır!” (5) diyerek Nemfos deyimini bir kez daha kullanmıştı.

 

5: Ünaydın, Ruşen Eşref, Bütün Eserleri XII.Cilt, Türk Dil Kurumu Yayınları,

Ankara, 2000, s.38

Ankara Araştırmaları Dergisi 2015, 3(1), Sf:119, “Ankara’da Havuzbaşları:1923-1950”
Mehtap Türkyılmaz makalesinde, “Nemfos figürlü fıskiyeli havuz Sağlık Bakanlığı önünde, 1927.
Kaynak Korkut Erkan Koleksiyonu” notu ile paylaşılmıştır.


Zafer Meydanı’ndan Ulus’a doğru bakıldığında Atatürk Bulvarı ortasındaki refrüjün tam Sıhhiye Vekaleti (sağda) karşısına denk gelen noktasında “Nemfos Havuzu”.
Geri planda görünen heybetli bina, 1924-25 yılları arasında inşaa edilmiş olan
Ankara Numune hastanesidir.





Fotoğraflar takip edildiğinde geçen zaman içerisinde ağaçların nasıl büyüdükleri ve
havuzun bir alttaki fotoğrafta artık görünmeyecek hale geldiği ağaçların arasında kaybolduğu görülebilmektedir.





1939 yılında Aziz Nesin’den, Sabahattin Ali’ye, Sait Faik’e birçok edebiyatçının ilk ürünlerini yayınlamış, Reşat Nuri ve Halide Edip gibi dönemin tanınmış yazarlarının bazı romanlarını ilk kez tefrika etmiş olan dönemin dergilerinden, Yedigün Mecmuası’nda E. Şevket imzası ile yayınlanan bir yazıda;

“Yenişehir’deki tren köprüsünü geçer geçmez, manzara birdenbire değişti. Yeşil tablolardan mürekkep bir galeri ile karşılaştım. Muntazam yolun ortasına, iki yanına dikilmiş olan çamlar ve akasya ağaçları, bahar rüzgarı ile sallanıyorlar. Ağaç dalları arasındaki havuza, bebek heykellerden ince bir su, tatlı bir sesle akıyor.”(6)

 (6): Şevket, E., Ankara’da Bahar, Yedigün Mecmuası 322, Yedigün Matbaası,

İstanbul, 1939, s.16

Kenarları bezeli taş havuzu, yine bezemeli özel kaidesi, havuzu çevreleyen özenli bahçesi
ve demir çitleriyle “Nemfos” Havuzu Sağlık Bakanlığı önünde.
Kaynak: SALT Araştırma, Fotoğraf ve Kartpostal Arşivi

“1940’lar Sıhhiye Sağlık Bakanlığı’nın önü. Fotoğraftakiler İçişleri Bakanlığı katiplerinden

Fuat Göknil ve eşi. (Turan Tanyer Arşivi)” notu ile;

Kaynak: “Su Perileri : Başkentin Kayıp Heykelleri” Uğur Duyan, İdealKent Sayı 4, Eylül 2011


Samsun 19 Mayıs Lisesi İzcileri Putti Havuzu önünde.
29 Ekim 1938
Fotoğrafın altında her nekadar Evkaf Bahçesi dese de bu fotoğrafın da yine Sıhhiye Vekaleti önünde olduğu söylenebilir. Zira II. Evkaf Apartmanı civarında bu büyüklükte bir bahçe mevcut değildir.





Tarihi kesin olmamakla birlikte belki de 50’lerin sonlarına doğru “Nemfos” Havuzu, Talatpaşa Bulvarı’nda Ankara Garı ile Gençlik Parkı’nın Gar kapısı ortasında kalan meydandaki dönel kavşağın ortasına taşınmıştı.

Alttaki fotoğrafta 1951 yılında inşaatına başlanılan ve 1960 yılında “B Otel” adıyla hizmete sokulan Ankara Orduevi ek binasının inşaatının henüz tamamlanmamış olduğu görülmektedir. Bu da yaklaşık olarak “Nemfos” Havuzu’nun 50’li yılların sonuna doğru kaldırıldığı düşüncemi doğrulamaktadır. Belki de fotoğrafta görünen Atatürk Bulvarı veya Sıhhiye Meydanı genişletme çalışmaları sırasında olabilir.

1955 Ankara İmar Planı kapsamında yapılan çalışmalar sırasında “Nemfos” Havuzu’nun Sağlık Bakanlığı önündeki belki de son görüntüsü. Mevcut kapasitesi ile ihtiyaca cevap veremeyen ve bu nedenle 1951 yılında ilave bina isteği yapılan Ankara Orduevi’nin bünyesinde “B Otel” adıyla 1960 yılında açılan ek tesis, inşaat aşamasında. Kaynak: SALT Araştırma, Fotoğraf ve Kartpostal Arşivi

“Nemfos” havuzu’nun Ankara Garı karşısına taşınması sırasında, Sıhhiye Vekaleti önündeyken zeminden yükseltilmiş, taştan yapılmış olan havuzunun ve demir döküm heykelin oturtulduğu kaidenin zarif bir işçilikle yapılmış olan bezemeleri kaybolmuş, daha sıradan özensiz ve zemine tamamen gömülmüş beton bir havuzun ortasına yerleştirilmişti.
Aynı yere 1979’da, Ali Dinçer’in Belediye Başkanlığı döneminde, Belediye tarafından heykeltraş Metin Yurdanur’a sipariş verilerek yaptırılan, kuyruğu şahin başlı, kanatlı bir Hitit aslanı üzerine ters oturmuş stilize Nasrettin Hoca figüründen oluşan “Miras” isimli heykeli yerleştirilince de, “Nemfos” havuzu tekrar sökülmüş ve depolara kaldırılmıştı.
“Miras” - Metin Yurdanur, 1979
Uzun yıllar bir depoda kaderini bekleyen “Nemfos” Havuzu, yakın yıllarda nasıl olduysa hatırlanmış, tekrar gün ışığına kavuşmuş ve Yenişehir’de İzmir Caddesi’ndeki yaya arterinde tekrar Ankaralılarla buluşturulmuştu.

“Nemfos” Havuzu İzmir Caddesi’ndeki son yerinde. Fotoğraflar: ©Ahmet Soyak

Fotoğraf: ©Ahmet Soyak, Mart 2016
Fotoğraf: ©Ahmet Soyak, Mart 2016
Fotoğraf: ©Ahmet Soyak, Mart 2016
Fotoğraf: ©Ahmet Soyak, Mart 2016


Nemfos değilse peki,

bu havuz neyin nesiydi?


Fransızcası Nymphé olan Nymph sözcüğü, genç kız olan doğa tanrıları olarak tanımlanır, kesinlikle erkek ve çocuk değillerdir. Nymph, bazı Türkçe sözlüklerde Nemf veya Nimf olarak geçmektedir. Yeryüzünü ve denizleri dolduran çok sayıda, ölümsüz olmayan, tanrıların kimi zaman yiyeceği kimi zaman da içeceği olan, Homeros’un hoş kokulu olduğunu söylediği ve nektar adını verdiği “sonsuz hayat” iksiri ile, balımsı ambrosia ile beslendiklerinden uzun yaşayan çok güzel ve zarif dişi varlıklar olarak tanımlanmaktadır Nymph’ler.


Yaptığım araştırmalar sonucunda, anladım ki, Ruşen Eşref Ünaydın’ın “Nemfos” diye adlandırdığı, genellikle çıplak olan, çok nadir olarak da kanatlı olabilen ve bu tombul erkek çocukları tekil olarak “Putto”, çoğul olarak da “Putti” olarak adlandırılmaktadırlar.

Meyve Garland*ı taşıyan Putto’lar,
Frans Synders (1579-1657) ve Sir Peter Paul Rubens (1577-1640)
Tuval üzerine yağlı boya, 116,8 x 203,2 cm.
Münih Eski Pinacotheca Müzesi Koleksiyonu
*Garland: genellikle festival gibi vesilelerle kullanılan dekoratif çelenk veya kordon
 

Uyuyan Putto, Léon Bazille Perrault, 1882






































İncil Melekleri olan “Cherub”larla ya da arzunun, erotik sevginin, ve aşkın küçük melekleri “Eros”larla (veya Cupid) karıştırılmalarına rağmen, diğerleri ikinci dereceden melek sayılırken, özellikle Barok dönemde resim, heykel gibi sanatlarda kullanılan Putto’lar dinsel bir figür değillerdir ve dinsel olmayan tutkuları temsil ederler. Ayrıca, bazı kaynaklar 1400’lü yıllardan başlayarak İtalyan Rönesansı ile birlikte resim, heykel gibi sanat dallarında görülmeye başlayan Putto figürlerine çeşitli anlamlar yüklendiğini, eğer bir putto çiçeklerle birlikte tasvir edilmişse baharı, bir demet buğday ve küçük bir orak ile birlikte ise yazı, bir salkım üzüm ve kertenkele ile birlikte ise sonbaharı ve bir kaz ve asa ile birlikte ise de kış mevsimini ifade ettiği belirtmektedir.

Putti ve Yaz (Jacob De Wit)
Hollandalı sanatçı ve dekoratör Jacob De Wit’in (1695-1754) Putto’lar ve Dört Mevsimin Alegorisi, Yaz, Sonbahar, Kış, İlkbahar 











Putto ve Yaz

Putto ve Yaz

Yaz Panosu’nda Putto’lar.
Paris’teki Fountain de Grenelle ya da daha fazla bilinen adıyla (La fontaine des Quatre-Saisons)
Dört Mevsim Çeşmesi’nin 4 mevsim panosundan Yaz Mevsimi panosunun 1735-1745 tarihleri arasında Fransız heykeltraş Edmé Bouchardon (1698-1762) veya onun öğrencileri tarafından mermerden yapılmış 51,4 x 85,7 cm boyutlarındaki küçük bir kopyası. Metropolitan Sanat Müzesi Koleksiyonu.

İzmir Caddesi’nde bulunan Putti Çeşmesi’nin üst katındaki Putto’lardan birinin, bir buğday demetine sarılmış ve elinde küçük bir orak tutuyor olması da bu havuzun “Yaz Mevsimi” temasını işlediğinin en önemli göstergesidir. Dolayısıyla bu dökme demir heykel grubu ve çeşme Yaz mevsimini ve Buğday hasatını temsil etmektedir. Bu nedenledir ki, şu an İzmir Caddesi’nde umarım son yerlerini bulmuş olan bu güzel çeşmeye, bundan böyle Putto’lar havuzu ya da daha doğru bir söyleyişle,

Anıtsal “Putti Yaz Çeşmesi”

demek farz olmuştur.


Yaptığım araştırmalar sırasında Ankara'daki Anıtsal “Putti Yaz Çeşmesi”nin Fransa'da üç tane daha kardeşinin varlığını tesbit edebildim.



Birincisi Paris'in 247 km. kuzeyinde Hauts-de-France bölgesine bağlı Pas-de-Calais ilinde bulunan bir komün olan Montreuil-sur-Mer'de yaygın olarak "Yeşil Meydan" olarak bilinen "Darnétal Meydanı"ndadır.

Darnétal Meydanı 19. yüzyılın başlarında, Birinci İmparatorluk döneminde ortadan kaldırılan büyük Notre-Dame kilisesinin bulunduğu alanda yer almaktadır. Günümüzde bu yapının planı, kilisenin ana nefinin ve yan koridorlarının yerini sembolik olarak işaretleyen ıhlamur ağaçlarının dikimlerinden anlaşılabilmektedir. 

Meydanın merkezindeki çeşme, Bayan Mac Egan tarafından 1843'ten 1845'e kadar Montreuil garnizonunun eski komutanı olan kocasına olan saygısının bir göstergesi olarak bağışlanmış, Ihlamur ağaçları da bu dönemde dikilmiştir. Çeşmenin kaidesinin altında şehrin armasının yanında kocasının arması ve bir kartuş üzerinde "Bayan Mac-Egan'ın Bağışı 1872" yazmaktadır. Diğer benzeri iki çeşmeye nazaran Ankara'daki Anısal "Putti Yaz Çeşmesi"ne en çok benzeyen örnek budur. Bu çeşme de Ankara'daki gibi iki katlıdır.

















İkinci Anıtsal “Putti Yaz Çeşmesi”, Paris'in 523 km. güneyinde Saint-Etienne şehrinde,
"Halk Meydanı"ndadır (Place du Peuple)Şehir planlarına göre, eskiden "Pré de la Foire" (Fuar Alanı) olarak adlandırılan Place du Peuple'deki bir çeşmenin izleri en az 1769 yılına, hatta Saint-Étienne'li usta taş ustası Claude Beneyton'un kroniklerine inanacak olursak bir yüzyıl öncesine, 1607 yılına kadar uzanmaktadır. Bugün gördüğümüz dökme demir daha yeni olmakla birlikte ilk çeşmenin bulunduğu yere yerleştirilmiştir.

Çeşme Mathurin Moreau tarafından imzalanmış, Haute-Marne'deki Val d'Osne'de bulunan Val d'Osne sanat dökümhanesi tarafından dökülmüştür ve yaz mevsimini temsil eder. Ankara'daki Anıtsal "Putti Yaz Çeşmesi" ne nazaran daha küçüktür, zira tek katlıdır, bunda ikinci kademedeki iki Putto görülmemektedir.










Üçüncü Anıtsal “Putti Yaz Çeşmesi”, Paris'in 788 km. güneyinde Narbonne şehrinde,
"Voltaire Meydanı"ndadır. Voltaire Meydanı her zaman hareketli bir yer olmuştur. Geçmişte, Place Voltaire her Perşembe Bit Pazarı'na ev sahipliği yaparmış. Place Voltaire, Narbonne halkının banklarında oturup sohbet ettiği bir meydandır. Demir döküm çeşme 1930'larda Saint-Paul bahçesine taşınmış, ancak 19 Şubat 2000'de orijinal tasarımına uygun olarak geri dönmüştür. Üst havzanın sütununu iki yaramaz melek kucaklıyor. Dökme demir kaide üzerinde Languedoc bölgesinin arması oyulmuştur. Bugün Voltaire meydanı, halen antika ve bit pazarına ev sahipliği yapmaktadır. Ankara'daki Anıtsal "Putti Yaz Çeşmesi" ne nazaran daha farklıdır, bu çeşmede alt kaidede gördüğümüz yaz mevsimini canlandıran dört putti yoktur, sadece üst katta Ankara'daki çeşmede üst kademede gördüğümüz iki Putto görülmemektedir.

















Fransa'nın üç farklı şehrindeki bu Anıtsal çeşmelerin hepsinde ki buna Ankara'daki Anıtsal “Putti Yaz Çeşmesi” de dahildir; tümünde Mathurin Moreau'nun eseri olan heykel (Putti) figürleri ortak olmakla birlikte, çeşmenin genel olarak kompozisyonunda farklılıklar olduğu açıkca görülmektedir. Bu farklılığı yaratan da heykeltraş Michel Joseph Napoléon Liénard'in belki de özel talepler doğrultusunda dekoratif elemanlarda, süslemelerde ve kompozisyonda yarattığı farklılıktan ötürüdür.

Ankara Anıtsal “Putti Yaz Çeşmesi” İzmir Caddesi’ndeki durumu ve tertemiz hiç kullanılmamış örneğin karşılaştırması. 94 yılın tahribatı çok açık bir şekilde görülebilmektedir.

Kaynak: ©Ahmet Soyak, Mart 2016 fotoğrafı ve janantiques.com/Lot/jac1897.php / Referans: A1987, Erişim tarihi: 25 Ağustos 2020


Yine yaptığım araştırmalar sırasında bu güzel Putti Yaz Havuzu’nun ilk katındaki dört Putto’nun Amerika’da Los Angeles’teki bir Fransız Antikaları ve Sanatsal Objeler Ticareti yapan Jan’s & Company Inc.’in ürün kataloğunda bulduğum fotoğrafları, Ankara’daki Putti’lerin bir zamanlar, Ankara’ya geldiklerinde, geçen uzun zamanın tahribatına uğramadan önce neye benzediklerini ve ne kadar güzel olduklarını gözler önüne sermektedir.

Ankara Anıtsal “Putti Yaz Çeşmesi” heykellerinin tertemiz hiç kullanılmamış örnekleri.

Kaynak: janantiques.com/Lot/jac1897.php / Referans: A1987, Erişim tarihi: 25 Ağustos 2020

Ayrıca söz konusu katalogda da bu heykel grubu, Putto olarak tanımlanmakta. Tüm gayretime rağmen ne yazık ki ikinci kattaki iki Putto ile ilgili bir kaynağa ulaşamadım.

Anıtsal “Putti Yaz Çeşmesi”nin üst katında, Yaz mevsimini işaret eden, kucağında bir buğday demeti ve elinde orak ile Putto. Fotoğraflar: ©Ahmet Soyak, Mart 2016

Yaz mevsimini tasvir eden Anıtsal “Putti Yaz Çeşmesi”nin alt katındaki figürlerde, birinci Putto diz çökmüş ve elinde bir kuş yuvası tutmaktadır.

Hasır şapka giymiş sırtı dönük ayaktaki ikincisi ise bir elinde çiçeklerden yapılmış bir taç tutmakta, diğer eliyle başaklara tutunmaktadır. Yine diz çökmüş olan bir üçüncüsü buğday başaklarından bir demeti kucaklamaktadır. Ayakta olan dördüncü pelerinli Putto ise bir eli belinde, diğer elinde harman döveni* ile buğday saplarına dayanmış olarak durmaktadır.

*Harman döveni (İng: flail, wheat thresher) eski zamanlarda biçilen buğday başaklarının sapıyla tanesini ayırmak için kullanılan bir el aleti. Bu antik el aleti günümüzde de bazı yerlerde hala kullanılmaktadır.







 

Eski zamanlarda biçilen buğday başaklarının sapıyla tanesini ayırmak için
kullanılan bir el aleti. Harman döveni (İng: flail, wheat thresher) 
 

Bu antik el aleti günümüzde de bazı yerlerde hala kullanılmaktadır.

Katalogda 1900 yıllarına ait bu heykel grubunun büyük bir ihtimalle Fransız Val d’Osne Sanat dökümleri ürünü olduğu söylenmektedir, ki bu tez yanlış değildir, zira Val d’Osne Kataloğunda bu Anıtsal Putti Yaz Çeşmesi’nin iki çizimi vardır.

Anıtsal Putti Yaz Çeşmesi’nin Val d’Osne Kataloğunun 559. levhasında yer alan çizimi. Bu çizimde alt kat Ankara’daki havuz ile aynı olmasına rağmen üst katı farklıdır. Kaynak: “Société Anonyme des Hauts Fourneaux & Fondies du Val d’Osne” Paris, 1889










Val d’Osne Sanat Dökümhaneleri, daha önce de ayrıntılı olarak bahsettiğim gibi, belirli bir grup Fransız heykeltraşının eserlerini kalıplayıp dökümlerini yaparak, onları farklı kullanımlarda başka elemanlarla bir araya getirerek çeşmeler, fıskiyeli havuzlar, sokak lambaları gibi çeşitli sokak mobilyaları, üretmiş olan bir kuruluştur.

Putti Yaz Çeşmesi’nin Ankara’daki versiyonunun Val d’Osne Kataloğunun

547. levhasında yer alan çizimi.

Kaynak: “Société Anonyme des Hauts Fourneaux & Fondies du Val d’Osne” Paris, 1889


İzmir Caddesi’nde bulunan
Anıtsal “Putti Yaz Çeşmesi”nin
Mart 2016 tarihinde Ahmet Soyak tarafından çekilmiş olan videosu aşağıdaki linktedir.

https://www.youtube.com/watch?v=GteQ0zpc7kQ


Gerek “Anıtsal Dionysos ve Dağ Perileri Nysiad’lar Çeşmesi”, gerekse “Anıtsal Putti Yaz Çeşmesi”ni adlarına yakışır ve anlamlarına daha uygun yeşil alanlar, parklar, bahçeler içerisinde yer almaları; mesela Anıtsal “Dionysos ve Dağ Perileri Nysiad’lar Çeşmesi”ni Ankara’daki su kültürüne en uygun bir yerde, Gençlik Parkı’ndaki kaskadlı havuzun aksında, havuzun bitip Göletin başladığı noktadaki platformda; küçük Anıtsal “Putti Yaz Çeşmesi”ni belki Kuğulu Park’ta ya da Sıhhiye’deki Abdi İpekçi Parkı’nda görebilmek; “Acis ve Galatea” heykellerini de depolarda daha fazla çürümelerine izin verilmeden, bir an önce onarıldıktan sonra, ilk yerlerinde, 1988 yılından itibaren yeniden düzenlenerek Devlet Mezarlığı’nın bünyesinde bir park ve dinlence yeri olarak halkın kullanımına açılan Karadeniz Havuzu’nun kenarında, Kerç Boğazının iki yakasında seyredebilmek, uzun yıllar keyif alabilmek dileğiyle...


.....................

Kaleme aldığım bu yazı için yaptığım araştırmalar sırasında, bulduğum bilgiler karşısında yaşadığım heyecanımı, benimle paylaşan, çektiği fotoğrafları ile desteğini esirgemeyen, Ankaralı dostum Ahmet Soyak’a, fotoğraflarından yararlanmama izin verme nezaketini gösterdiği için bir kez daha teşekkür etmek isterim.

.....................


 

Kaynakça:


- Cangır, A., Cumhuriyetin Başkenti, Ankara Üniversitesi Kültür ve Sanat Yayınları, No.3, 2007

 

- Cumhuriyet Döneminde kurulan ilk Askeri Sosyal Tesis, Zabitan Yurdu, m.zabitan.net, Erişim tarihi: 12 Ağustos 2020

 

- Duyan, U., Su Perileri: Başkentin Kayıp Heykelleri, İdealKent, Sayı 4, Eylül 2011, ss.130-146

 

- Dündar, C., Hatırla ey peri !, Milliyet Gazetesi, 02.08.2008

 

- Günel, G., Ankara Şehri 1924 Haritası, Eski bir Haritada Ankara’yı tanımak, Ankara Araştırmaları Dergisi 3(1), Haziran 2015, ss.78-104

 

- Hâkimiyet-i Milliye Gazetesi, 3 Kasım 1928

 

- Infolettre du reseau international de la fonte d'art (Uluslararası sanat döküm ağından haber bülteni), La Mougeotte, Nº 50, Aralık 2013, s.7

 

- janantiques.com/Lot/jac1897.php, Erişim tarihi: 20 Ağustos 2020

 

- Kısakürek, Necip Fazıl, Cinnet Müstatili (Yılanlı Kuyu’dan), Geçen Mevsimler, Büyük Doğu Yayınları, 7. Basım, İstanbul, Ekim 1992, s. 245

 

- Koç Üniversitesi - VEKAM Arşivi

 

- Lyon Belediye Kütüphanesi Koleksiyonu, Envanter No: P0546 S 0093

 

- Milliyet, 50 Yıllık Yaşantımız 1923-1933, Cilt-1, Milliyet Yayınları,1975, s.62

 

- Ripoli, D., La Fontaine du Jardin Anglais, Etude Historique, Cenevre şehri, Mimari Mirasın Korunması, Temmuz 2007, ss.2-14

 

- Roberts, E., Elements of Mythology or Classical Fables of the Greeks and the Romans, Philadelphia, Moss, Brother & Co., 1860 ( Kitap 2016’da Eliza Roberts tarafından yeniden yayınlanmıştır)

 

- SALT Araştırma, Fotoğraf ve Kartpostal Arşivi

 

- Société Anonyme des Hauts Fourneaux & Fondies du Val d’Osne, Paris, 1889

 

- Soyuer, Halil, Ankara Kabadayıları, Pencere Yayınları, Ankara, 2. Baskı, Mayıs 2015, s.38

 

- Sönmez, S. Ankara Yazıları / Yaşıtım Gençlik Parkı, Çağdaş Türk Dili, Ekim 2015, Sayı 332, ss. 508-511

 

- Şevket, E., Ankara’da Bahar, Yedigün Mecmuası 322, Yedigün Matbaası, İstanbul, 1939, s.16

 

- Tankut, G., Ankara’nın Başkent olma süreci, Orta Doğu Teknik Üniversitesi, 1988, (8:2), s.93-104

 

- Tuğluoğlu, F., Türkiye’de Sıtma Mücadelesi (1924-1950), Aksaray Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü, Türkiye Parazitoloji Dergisi, 32 (4), 2008, ss.351-359

- Türkyılmaz, M., Ankara’da Havuzbaşları:1923-1950, Ankara Araştırmaları Dergisi 3(1), Haziran 2015, ss.105-136

- Ünaydın, Ruşen Eşref, Atatürk’ü Özleyiş, Cilt II (Cumhuriyet Gazetesi’nin okurlarına armağanı), Yenigün Haber Ajansı Basın ve Yayıncılık A.Ş., İstanbul, Kasım 1998, s.13

 

- Ünaydın, Ruşen Eşref, Bütün Eserleri XII.Cilt, Türk Dil Kurumu Yayınları, Ankara, 2000, s.38


"Société Anonyme des Hauts-Fourneaux et Fonderies du Val d'Osne'nin Album No:2 Fontes d'Art" katalogundan alınan Heykeller ve Anıtsal çeşmeler ile ilgili görüntüler;

e-monumen.net internet sitesinden alınmıştır.



















25 yorum:

mustafataskin dedi ki...

Muhteşem ötesi bir çalışma.. Emeği geçenlere teşekkür ederiz, ellerine sağlık.. Bu hazine değerindeki kaynağın en üst düzeyde değerlendirilmesini dileriz..!

Levent Civelekoğlu dedi ki...

Teşekkür ederim Mustafa Bey, arkadaşım Ahmet Soyak sağolsun, fotoğraflar konusunda büyük destek verdi bana, yetmedi gidip tekrar çekim yaptı. Teşvikini de bu arada unutmamalıyım, aynı heyecanı benimle paylaştı, ben her yeni bir ipucu yakaladığımda o da en az benim kadar heyecanlandı.

mehtap türkyılmaz dedi ki...

Levent Bey,
Ellerinize sağlık. Gerçekten çok değerli, çok heyecan verici bir çalışma olmuş. Çok şey öğrendim sayenizde. Ahmet Bey'i zaten ismen biliyordum. Bu vesileyle sizle de telefonda da olsa tanışmaktan büyük mutluluk duydum. Kaynakçanızda yer almak da benim için ayrıca gurur verici, bimenizi isterim.
Çok çok teşekkürler..

Levent Civelekoğlu dedi ki...

Sayın Mehtap Türkyılmaz hanımefendi,
Değerli yorumlarınız için çok teşekkür ederim. Bu çalışma benim için de söylediğiniz gibi çok heyecan verici oldu ve sonuçları da bir o kadar mutlu etti beni. Türkiye’deki ömrü 90 yıl olan bir eserin izlerini sürmek, onlara ulaşmak ve en önemlisi de yanlış olan adını düzeltebilmek gerçekten benim için büyük bir şans ve onur oldu. Elbette onunla birlikte, diğer Putti Havuzu ve Galetea ve Acis Heykellerinin hikayelerini de gün ışığına çıkarabilmek de işin tatlısı oldu.
Ben de sizinle Telefonda dahi olsa konuşabilmek, aynı heyecanı paylaşabilmekten son derece keyif aldım, en kısa zamanda bir Ankara ziyaretinde sizinle şahsen tanışabilmeyi de çok arzu ederim.
Tekrar değerli görüşleriniz için teşekkür eder, saygılar sunarım.

Levent Civelekoğlu

m.nur dedi ki...

harika bir bilgi

Avni AKSAYCIK dedi ki...

Gerçekten çok güzel bir çalışma. Sizce bu anıt şu anda nerede olmalıydı? Kızılay Meydanı'nı tekrar süsleyebilir mi*

Teşekkürler.

Levent Civelekoğlu dedi ki...

Sayın Avni Aksaycık yorumunuz için teşekkür ederim.
Bence söz konusu anıtın her nekadar sağlam ve eksiksiz olarak hala ayakta olması bizler için bir kazanım olsa da, onun şu anda bulunduğu yerde olmaması gerektiğini düşünmekteyim, bunu da yazıda dile getirmiştim. Kızılay Meydanı’nı tekrar süsleyebilir mi diye sormuşsunuz, benim cevabım kesinlikle hayır... Çünkü bu anıt o yılların Kızılay Meydanı için belki uygun boyutluydu, kendisini gösterebilmekteydi, ancak bugünün Kızılay Meydanının ve etrafındaki yapıların boyutu altında kesinlikle ezilir yok olurdu. Sadece binaların boyutları değil o mekandaki herşey onun güzelliğini gölgeler nitelikte ne yazık ki. Belki onun için en uygun alan, yazının içerisinde de örneklerini göstermiş olduum gibi güzel bir parkın içerisinde olmaktır. Çok da şehir dışına çıkarılmadan yine merkezi bir parkta değerlendirilebilir pekala. Bunun için benim aklıma Gençlik Parkı gelmekte, girişten itibaren göle kadar inen kaskadlı havuzun göl ile kesiştiği nokta gölün kenarı belki onun için güzel olabilir, hem uzaktan algılanabilir hem de onu o çevre içerisinde gölgeleyebilecek başka bir öge olmadığı için yakışır oraya. Bunu önerirken şu anda hakim olan zihniyeti hesaba katmadım tabi ki, o zihniyet böz konusu anıtın ögelerinin çıplaklığını çok da uygun bulmayacaklardır, o nedenledir ki zaten öyle çok da görünür olmayan bir yere kurtulmak amacıyla yerleştirilmiştir. Aksi olsa bahsettiğim noktada çiçek tarhlarının iki yanında bir zamanlar göle bakar vaziyette duran Galetea ve Acis heykelleri yerlerinden kaldırılmazdı. Netice itibariyle bize sadece elimizde kalmış ve sağlam olmalarıyla kifayet etmek kalıyor sanki öyle değil mi...

caner dedi ki...

öncelikle gerçekten ama gerçekten muhteşem bir çalışma olmuş emeğiniz için teşekkür ederim. su perileriyle ilgili bir araştırma yaparken rastladığım yazınızı büyük bir heyecanla duraksamadan okudum.

Levent Civelekoğlu dedi ki...

Teşekkür ederim Caner Bey, beğenmiş olmanız beni mutlu etti.

G O K H A N O K U R dedi ki...

Harikasınız, çok teşekkür ederim böyle mükemmel bir çalışma için. Varsıllaştım.

Levent Civelekoğlu dedi ki...

Teşekkürler Gökhan Okur Bey, güzel yorumunuz sayesinde ben de varsıllaştım, insanı takdir edilmek mutlu ediyor. Sağolun...

Unknown dedi ki...

Bu muhteşem yazıyı okuduktan sonra, anıtsal çeşmelere artık daha farklı bakacağım. Farkına varmadan önünden geçtiğimiz bu eserleri yorumlama ve anlama olanağı verdiği çin emeği geçenlere sonsuz şükranlarını sunuyorum

Levent Civelekoğlu dedi ki...

Sayın Yavuz Dirim, ilginize teşekkür ederim. Ne mutlu bana ki birilerinin bu anıtların varlığını farketmelerine ve bilgilenmesine vesile oluyorum bu yazı vasıtasıyla...

Unknown dedi ki...

Levent Bey, Merhaba.
Yazınız gerçekten çok aydınlatıcı.Çok teşekkürler. Tek merak ettiğim 90 senelik bir hikayenin başı. Yani bu Su Perileri heykelinin üzerinde Val d'Osne şirketinin herhangi bir logosunu tespit edebilidiniz mi ? Çünkü Avrupa'da, hatta dünyadaki diğer örneklerinde şirketin mührü mevcut. Ayrıca neden Türk kaynaklarında , (hele ki Ankara'ya aynı dönemlerde getirilen pek çok eserin kaynağı, heykeltraşı hatta belki ödenen ücreti kayıtlıyken,) Su Perileri hakkında en ufak bir bilgi bulunmuyor ? Bu konuyla ilgili bir neticeye varabildiniz mi ? Ayrıca yukarıdaki yazınızda 1927 yılına ait Kızılay Meydanının renklenlendirilmiş fotoğrafı benim renklendirme çalışmamdır. Sağ altta benim ismimin baş harfleri yazılıydı. Her ne kadar silinerek buraya koyduysanız da yine de yayınladığınız için teşekkürler :)

Onur Ertürk

Levent Civelekoğlu dedi ki...

Sayın Onur Bey, ilginiz ve iltifatlarınız için teşekkür ederim. Sorunuza gelirsek, ben bu konuda bir kaynağa erişemedim, tüm gayretim ortalıkta dolaşan bir çok yanlış bilgiyi, tevatürü, şehir efsanesini ortadan kaldırmak ve bu anıtsal çeşme ile bulabildiğimce doğru bilgileri, doğruyu arayanlar ile paylaşmaktı. Elbette bir çok bilgi eksikliği olacaktır. Bahsettiğiniz noktada bizzat kendim kontrol etme şansına sahip olamadığım o sırada, birçok resim çekerek ( üstelik benim için özel olarak) destek veren sevgili Ankaralı dostum Ahmet Soyak bizzat araştırdı ancak çeşmede her hangi bir imzaya, ambleme, şirket logosuna rastlayamadı. Ama bunun olmaması o bilginin yanlışlığına delalet etmez, keza Acis ve Galateada da böyle bir im mevcut değildir. Ayrıca Türkiyede arşivcilik konusunda ben sizin kadar iyimser olamıyorum. Bu tür konulara o kadar meraklı olmama rağmen çoğu zaman bir bilgi kırıntısı için günlerce, aylarca iğne ile kuyu kazdığımı bilirim. Ne yazık ki değer bilmediğimizden varsa da kaynak, önemsemediğimizdendir bir çoğu çöp niyetiyle atılmış ya da Sekaya hurda kağıt olarak gönderilmiştir, Türkiyede kişisel anıların da çok muteber sayılmamasını da eklersek bunun ne kadar zor olduğunu takdir edersiniz. Blog yazmanın en güzel yanı belki, yeni bir bilgiye ya da fotoğrafa ulaştığınızda bunu yazınıza her zaman ekleyebilmek ya da yanlışı silebilmek. Bunu söyleyerek konunun takibini bırakmadığımı belirtmek istiyorum sürekli olarak alıcılarım açık özellikle yazmış yayınlamış olduklarım üzerine. Dünyada bu tür örneklerin durumu nedir bilemem hepsini görüp incelemedim, ama bunun nadir bir durum olduğunu düşünmüyorum. Belki vardı uzun yılları tahribatı, depolarda çürüme, belki yanlış restorasyonun ( yanlıştır demek istemiyorum) sonucu vardıysa da bugün göremiyor olabiliriz. Puttilerin yenisi ile kıyasladığınızda Ankaradakinin neler kaybettiğini çok açık ve net görebilirsiniz. Keza bu durum Acis ve Galetea için de geçerli çürüme yüzünden artık parça kaybetme noktasına gelmişler ne yazık, hal böyleyken onları kardeşleri dünyanın dört bir yanında özenle korunmakta ve yaşatılmaktadır, bizde neredeyse "ölse de kurtulsak!" Noktasındadırlar. Anıtsal çeşmenin Lyon kentindeki kardeşinin akıbetini de merak edip tiyatroya bir başvuruda bulundum ancak şu güne kadar bir sonuç alamadım, ona ne değer verdiklerini görmek adına. Son olarak bahsi geçen fotoğrafı nereden aldığımı hatırlamıyorum ancak bahsettiğiniz rötuşu yapmadığımı biliyorum, yapmam, bilirsen altına not düşerek belirtirim, eğer lütfeder bahsettiğiniz fotoğrafı imzalı olarak benimle paylaşırsanız memnuniyetle bu hatayı(!) adınızı belirterek ortadan kaldırırım.

Unknown dedi ki...

Levent Bey,

Cevabınız için çok teşekkür ederim. Sizin bu güzel yazınızda belirttiğinizden ve bu cevabınızdan yola çıkarak Su Perileri Anıtsal Çeşmesinin, ayrıca şimdi İzmir Caddesindeki Küçük Havuz'un (ilk zamanlarında Sıhhiye Sağlık Bakanlığı önündeymiş) ve Acis ve Galatea heykelleri gibi eserlerin Fransa'da Val d'Osne şirketi sanatçıları tarafından üretildiğini anlamış oluyoruz. Çünkü anladığım kadarıyla o firma yüzlerce eser üretmiş ve Afrika'dan , Güney Amerika'ya kadar pek çok yere gitmiş eserleri. Ben bu konuda ikna oldum. Fotoğraf konusuna gelince Facebook'ta ‎UNUTULMAYAN ESKİ ANKARA FOTOĞRAFLARI VE BELGELERİ PAYLAŞIM PLATFORMU isimli bir platforma üyeyim yaklaşık 3 senedir. Sitenin yöneticileri ve katılımcılar gerçekten de Ankara konusunda çok değerli bilgilere sahipler ve çok nadir, belki çoğumuzun hayatında hiç göremediği fotoğrafları paylaşıyorlar. Ben de işten fırsat buldukça hobi olarak çeşitli eski Ankara fotoğraflarını renklendiriyorum ve orada paylaşıyorum. Geçen gün yine Su Perileri heykelinin Kızılay Meydanındaki değişik bir fotoğrafı vardı. Oradan konu açılmıştı ve sizin bu sitenizdeki yazılar referans verildi. Ben de okurken kendi renklendirdiğim fotoğrafı gördüm. Tabi internette paylaşılan her fotoğraf artık tüm kullanıcılara ait oluyor. Sorun değil. Burada paylaşmanıza da sevindim. Zaten fotoğrafı çeken ben değilim :) Sadece renklendirdim. Dediğim gibi o platformda sizin bu değerli çalışmanıza sık sık referanslar veriliyor. Siz bu çalışmanızla Ankara'nın bir dönem çok önemli bir simgesi olmuş bu eser hakkında çok aydınlatıcı bilgiler vermişsiniz. Teşekkür ediyorum, başarılarınızın devamını dilerim.

Onur Ertürk
Tur Rehberi - Arkeolog

Abidinpaşa dedi ki...

Dionysos Çeşmesi Veya Su Perileri simgeli Hacettepe Havuzu Bir semtin Sanki asırlardır Varlığını Koruyan Bir Miti Gibi Olmuş Ankaralıların Hacettepelilerin Bağrından çıkmış gibi Müteala edilmiş.Analar Çocuklarına Bu Heykelcikleri göstererek Öyküler Düzmüş Her Hacettepelinin Anılarında yer bulmuştur Bu değerli Araştırma inceleme Makalesi Ankaramızın Kültürüne ve geçmişinede ışık Tutmuştur Şahsım Ve Hacettepeliler adına Teşekkürü Bir Borç Bilirim Gönül isterdiki Bu Çeşme Hacettepedeki eski yerinde olmalı Sevginin Hoş görünün dostluğun sembolü durumanda Gönüllerdeki yerine devam etmeli.Bu değerli Eserin Bir benzeride İspanyanın Malaga Kentinde Bulunduğunu Belirtmek İsterim. Hacettepe deki bu havuzdan başka Buradan 150 metre aşağıda Küçük Havuz tabir edilen Yerdede bu Heykellere benziyen Ufak Heykelciklerde mevcuttu Kayboldu keşke bunlarda buluna bilse yeniden değerlendirilse tekrar Teşekkürlerimle.

Unknown dedi ki...

Müthiş. Elinizde, yüreginize sağlık. Harika bir çalışma. Öğrenmek ya da merak edenler için çok iyi bir kaynak olmuş. Bu kadar zahmet teşekkür az bile.

Fuat Aksun dedi ki...

İnanılmaz, olağanüstü, heyecan verici, nefes kesici ve malesef hüzünlü bir hikaye...
Yazınızı Oscar'lık bir filmi izler ya da Nobel'lik bir romanı okur gibi okudum. Gerçeğe ulaşma yolunda yaşadığınız heyecanı gecenin bir yarısı, çalışma odamda hissettim. Yıllardır internette pekçok blog yazısı veya haber vs. okurum. ilk defa yorum yapma isteği uyandıran bir yazı ile karşılaştım. Kendinizle ve ortaya çıkarttığınız bu gerçekle ne kadar övünseniz azdır. Bu eserlerin değerini anla(ya)mayıp, bu şehirden ve sakinlerinden uzaklaştıranların yaşamaları gereken utanç duyguları da bu blog sayesinde sonsuza kadar burada kalsın.

Teşekkür ederim, Ankara ve kendi adıma....

Adsız dedi ki...

Ah ah bu başımızdakiler o kadın figürlerini çocuk figürlerini meydanın ortasında gösterecek kadar sapık değiller. bilmem anlatabildim mi onların bakış açısını??? olur mu hiç öyle şey kadın hatları belli oluyor. bu millet ona bile hallenir.

Unknown dedi ki...

Bu sanat eserleri,keşke İzmir'de olsaydı,kesinlikle hem daha iyi korunur,hem de daha lâyık yerlerde konumlanırdı...

Adsız dedi ki...

Su Perileri Heykeli'nin Hacettepe Semtindeyken durumunu araştırdığımda rast geldiğim ve sonunda heykelin aslında Dionysos Heykeli olduğunu öğrendiğim bu muhteşem araştırma yazısı için sizi ne kadar tebrik etsem az gelir. Başarılarınızın devamını dilerim. Sizin gibi insanlar yüzünden Ankara bir başka güzel görünüyor. Dionysos Heykeli için naçizane yer önerim ise Kurtuluş Parkı olurdu. Hem gezmediği nadir yerlerden olduğu için, hem de Ankara seyahatinde bulunduğu mevkilerin yakınında olacağından yabancılık çekmezdi diye düşünüyorum.

Adsız dedi ki...

çok detaylı ve ilgi çekici bir yazı olmuş, elinize sağlık teşekkürler.
Not: ufak bir dil sürçmesi olmuş, bi yerde Ankaray yerine Marmaray kalmış sanırım.

Adsız dedi ki...

Çok teşekkürler Levent Bey, çok ayrıntılı ve etkileyici bir yazı olmuş. Gonca Gökalp Alpaslan

Adsız dedi ki...

Levent bey elimize Sağlık. . Çok güzel bir inceleme olmuş. Facebookta Arkeoloji Türkiye grubunda alıntı yaparak mwtnin bir kısmını paylaşmak istiyorum . Müsadeniz olursa çok sevinirim.