Sayfalar

Üsküdar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Üsküdar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Mart 2025 Salı

30 yılın ardından dağarcığımdakilerle Üsküdar'ın Bağlarbaşı'sı; BÖLÜM IX

PROFİTİ İLİYA

RUM ORTODOKS KİLİSESİ

ve RUM ERKEK OKULU

Yeni Dersane sokak ve Hacı Murat sokağının köşesindeki Semeryan Cemaran/Kalfayan Ermeni İlk ve Orta Okul'nu geçip Hacı Murat sokağına girip ilerleyince, sol kolda Profiti İlya Rum Ortodoks Kilisesi ve tam karşısındaki Rum Erkek Okul'unu buluyorum.

Fotograf Levent Civelekoğlu, 2024

Profiti İlya Rum Ortodoks Kilisesi, adı “Râb benim Tanrı’mdır” anlamına gelen peygamber Elias ya da İlyas'a adanmış bir kilisedir. İlyas MÖ 874 - MÖ 853 yılları arasında hükümdarlık yapan Kral Ahav döneminde İsrail Krallığı’nda peygamberlik etmiştir. Ahav, pagan Sur kralı I. Etbaal'ın kızı olan karısı Jezebel’in etkisinde kalarak Baal (Beelzebub veya Baalzevul) adı verilen ve eskiden Antik Filistinliler tarafından Ekron şehrinde tapınılmış, daha sonraları ise bazı İbrahimi dinlerde önemli bir iblisi figür olarak tasvir edilmiş bir tanrının ki, çoğunlukla Hıristiyan olan bazı dini kaynaklarda adı şeytan ile eşdeğer kabul edilen, putuna tapınmayı yasal hale getirmişti. Ahab ve Jezebel'in oğlu ve İsrail'in sekizinci kralı olan Ahaziya'nın, son düşüşünden kaynaklanan yaralardan sağ çıkıp çıkmayacağı konusunda Ba'al Zebub'un rahiplerine danışması üzerine bu dinsizliğe öfkelenen İlyas, onu cezalandırmak için gönderilen askerlerin üzerine göksel ateş yağdırarak hızla öleceklerini bildirmiş, Ahav, Jezebel ve bütün Kuzey İsrail halkını paganlıktan Tanrı’ya geri dönmeye çağırmıştı. Çölde yaşayarak deve tüyünden kıyafet giyen İlyas peygamberin, gösterdiği mucizelerden de anlaşıldığı gibi sözleri güçlü birisiymiş. Görevini bitirdikten sonra onun Tanrı tarafından göklere alındığına şahit olan Elişa (Elyesa) İlyas'ın yerine geçmişti. Ardından Musevi peygamber Malaki, İlyas’ın Mesih'in (Hz. İsa) geleceğini o daha gelmeden haber verdiğini yazmıştı.

Jacques Pervitich'in Sigorta Haritalarının Mart 1932 tarihli 74. paftası

Jacques Pervitich'in Sigorta Haritalarının Mart 1932 tarihli 74. paftasında
İlya Profiti Rum Ortodoks Kilisesi ve solda Rum Erkek Okulu ve
sağda bugün harabe halindeki Rum Kız Okulu

Profiti İlya (Prophetes Elias - İlyas Peygamber) Rum Ortodoks Kilisesi'nin ilk yapılış tarihi belli olmamakla birlikte, Ermeni asıllı, Katolik keşişi, yazar, tarihçi ve coğrafyacı Ğugas İnciciyan'ın (1758-1833) ifadesine göre, kilise harap olmuş vaziyetteyken, 1780-1792 yılları arasında Edirne ve 1792-1801 yılları arasında İznik Metropolitliği yapan, 1801-06 ve 1808-09 yılları arasında iki kez İstanbul Ekümenik Patriği olan Konstantinopolisli V. Callinicus (?-1809) döneminde, 1804 yılında eskisinden üç misli büyük olarak yeniden yapılmıştı. Bazı kaynaklara göre ise kilise ilk olarak kesin bir veri bulunmamakla birlikte 10. yüzyılın ortalarında kurulmuş; 1585, 1700 ve 1804 yıllarında üç kez inşa edilmişti. Şimdiki kilise ise, 1830-34 yılları arasında İstanbul Ekümenik Patriği olan İstanbul doğumlu I.Konstantios (1770-1859) döneminde, 1831 yılında Sultan II. Mahmud'un (1785-1839) iznine havi ferman ile inşa olunmuştu. 1831 yılı inşaası ile ilgili mermerden Rumca kitabe, kilisenin orta nefe girişi sağlayan kapısının üzerinde, tarihi hem eski ve hem de yeni Türkçe olarak yer almaktadır.

Fotograf Hayati İnaç, 04.06.2017

Fotograf Hayati İnaç, 04.06.2017

Fotograf Levent Civelekoğlu, 2024

Fotograf Levent Civelekoğlu, 2024

Kilise, Surp Garabed Ermeni Ortodoks Kilisesi'nin kuzeydoğusunda yer almakta ve iki kilise arasında Vasiyet ve Yeni Dersane Sokakları aracılığıyla yaklaşık 330 metre bir mesafe bulunmaktadır. Geniş bahçesi ile birlikte bu kilise, İstanbul'daki en büyük Rum kiliselerinden birisidir. Kilise 1831, 1851 ve en son olarak da 1997 yıllarında onarılmıştır.

Fotograf Hayati İnaç, 04.06.2017


Fotograf Hayati İnaç, 04.06.2017

Fotograf Hayati İnaç, 04.06.2017

Fotograf Levent Civelekoğlu, 2024

Hacı Murat sokağına açılan kapısından bir avluya girilir. Avlunun sağ tarafında çıkrıklı bir kuyu ve tek katlı küçük bir bina, sol tarafında bir set ve set duvarı dibinde haç işaretli altı kabir bulunmaktadır.

Fotograf Hayati İnaç, 04.06.2017

Fotograf Hayati İnaç, 04.06.2017

Fotograf Hayati İnaç, 04.06.2017

Fotograf Hayati İnaç, 04.06.2017

Setin yanındaki demir bir merdivenden, set duvarı üzerindeki pencereleri örülerek terk edilmiş papaz dairesine çıkılmaktadır. Avluda yer alan ve 1804 yılı öncesine ait olduğu düşünülen ayazma 1945 yılında onarılmıştır. Taştan yapılmış olan kiliseyi boylu boyunca beşik bir tonoz örtmektedir. Setin üzerinde bugün harabe halindeki Kız Okulu'na bitişik olarak kesme taştan yapılmış bir çan kulesi yer almaktadır. Geniş bir alanı kaplayan kilisenin beş kapısı vardır. Apsisinin iki yanında kanat halinde birer oda vardır.

Fotograf Hayati İnaç, 04.06.2017

Fotograf Levent Civelekoğlu, 2024

Fotograf Levent Civelekoğlu, 2024

Fotograf Levent Civelekoğlu, 2024

Yüksek duvarlarla sınırlanmış büyük bir avlunun merkezinde yer alan Profiti İliya Kilisesi, üç nefli bazilikal bir yapıdır ve kagir olarak inşa edilmiştir. Doğu-batı doğrultusunda uzanan yapının batı kenarında bir nartheksi; doğu kenarında ise, orta nefin hizasındaki büyük, kuzey ile güney neflerin hizasındakiler küçük boyutlu olmak üzere üç adet apsisi vardır. Yapının yine doğu kenarında ayrıca kilise önde gelenleri için ayrılmış ve normal halkın girişinin yasak olduğu, normal zeminden yüksekçe konumlandırılmış olan bir bema (platform) bulunmaktadır. Beşik çatı ile örtülü olan kilisenin neflerini, sekizer sütundan oluşan iki adet sütun sırası ayırmaktadır. Bu kilisede semtteki diğer iki Ermeni Ortodoks kilisesinden farklı olarak orta nef tamamen boştur, cemaatin dua etmek üzere oturduğu ahşap sıralar, sağ ve sol neflerde doğu-batı yönünde birbirlerine bakacak şekilde karşılıklı yerleştirilmiştir. Orta nefin üzeri beşik tonoz ile örtülüdür.

Fotograf Hayati İnaç, 04.06.2017

Fotograf Hayati İnaç, 04.06.2017

Fotograf Levent Civelekoğlu, 2024

Fotograf Levent Civelekoğlu, 2024
Nartheksin batı cephesindeki merkezi giriş kapısının sağında ve solunda üçer adet yuvarlak kemerli pencere vardır. Kilisenin kuzey ve güney duvarları ise beşer adet kemerli pencereye sahiptir. Nefleri birbirinden ayıran sütunlar da birbirine kemerler ile bağlanmaktadır. Kilisenin orta nefinde, doğu-batı doğrultusunda eşit aralıklarla sıralanan kristal avizeleri, oldukça hoş görünümlüdür. Orta nefte Meryem, Çocuk İsa, İsa ve İlyas Peygamber'e ait ikonalar yer almaktadır. Sol taraftaki sütunlardan biri üzerinde normal zeminden yüksekçe konumlanmış, merdiveni spiral olarak sütunu saran, üzerine rahip ya da diyakozların çıkıp vaaz verdiği veya Kutsal Kitabı okuduğu Ambon kürsüsünde, Kuzguncuk Hagios Georgios Rum Ortodoks Kilisesi'nde olduğu gibi, Evangelistler'e (Hristiyanlık bildirisini vaaz eden, yayan kişiler) ait tasvirler yer almaktadır.
Fotograf Hayati İnaç, 04.06.2017

Fotograf Levent Civelekoğlu, 2024

Fotograf Levent Civelekoğlu, 2024

Kilisenin güney nefine bağlı küçük bir mekanın içindeki duvarda 1860'larda Trabzon Maçka'daki Sümela Manastırı rahibeleri tarafından elle boyanarak yapılmış ve bu kiliseye hediye edilmiş olan, hem Sümela Manastırı'nı hem de bazı kutsal kişileri tasvir eden büyük boyutlu yağlıboya değerli bir tablo yer almaktadır. Kesme taştan inşa edilmiş çan kulesi, kilisenin kuzeybatısında yer alır. Çevredeki uzun boylu ağaçlar nedeniyle kulenin görülmesi zorlaşmıştır.

Fotograf Hayati İnaç, 04.06.2017

Fotograf Hayati İnaç, 04.06.2017

Fotograf Hayati İnaç, 04.06.2017

Profiti İliya Kilisesi tarafından, eski takvime göre 20 Temmuz'da, yeni takvime göre ise, 2 Ağustos'ta kutlanan “Kutsal Hıristiyan Kilisesi Bayramı”, halk inancına göre “gökyüzünün kilidini açan veya kilitleyen ve yağmura izin veren veya durduran bir çilingir olarak kabul edilip, yaz fırtınalarını yönettiğine inanılan” İlyas Peygamber'e ithaf edilmiştir. Bu kilise dışında İstanbul'da Heybeliada, Büyükada ve Arnavutköy'de İlyas Peygamber'e ithaf edilmiş üç kilise daha bulunmaktadır.

Fotograf Caner Cangül'den alıntılanmıştır.

Kilisenin avlu giriş kapısının karşısında, Hacı Murat sokak No:10'da, 1901 yılında kurulmuş olan ve kapısının üzerinde ΑΡΡΕΝΑΓΩΓΕ’IO (Erkek Okulu) yazan Rum Erkek Okulu bulunmaktadır. Rum nüfusun azalması sonucu öğrenci yokluğundan dolayı 1987'de, Milli Eğitim Bakanlığı Özel Doğuş Ana Okulu'na kiraya verilmişti.
Fotograf Hayati İnaç, 04.06.2017

Fotograf Levent Civelekoğlu, 2024

Fotograf Levent Civelekoğlu, 2024

Günümüzde ise bina 1996 yılında, “Çocuklar Duymasın”, “Seksenler”, “Doksanlar”, “Arka Sıradakiler” ve “En son babalar duyar” gibi TV dizilerine ve “Mandıra Filozofu”, “Dersimiz Atatürk” ve “Pamuk Prens” gibi sinema filmlerine imza atmış yapımcı Birol Güven tarafından kurulan Mint Motion Pictures Şirketi tarafından kullanılmaktadır. Bir zamanlar Erkek Okulu'nun tam karşısında, Hacı Murat sokağının tam sol köşesinde yer alan Kız Okulu ise, günümüzde harabe halinde kilisenin avlu duvarına bitişik olarak durmaktadır.

Fotograf Levent Civelekoğlu, 2024

Fotograf Levent Civelekoğlu, 2024

Fotograf Levent Civelekoğlu, 2024

Açıkça söylemek gerekirse, iki Hıristiyan Kilisesi arasında kalan ve üzerinde bir Ermeni iki Rum Okulu'nun yer aldığı sokağa girdiğimde, gördüğüm Hacı Murat Sokağı tabelası bana son yıllarda üzerinde çok da düşünülmeden öylesine verilmiş gibi gelmişti. Aslında sonradan öyküsünü öğrendiğimde de bu fikrim çok değişmedi, evet bir anlamı vardı ama neden buraya bu isim layık görülmüştü çok anlam veremedim. Üsküdar Belediyesi'nin hazırladığı “Üsküdar Sokak İsimleri Tarihçesi”nde, “... sokağa adı verilen (Hun toprağı anlamına gelen Khunzahlı) Hacı Murat (1790'ların sonu-1852), Şeyh Şamil zamanında yaşamış olan İmam Şamil’in naiblerinden olan (Dağıstan Cumhuriyeti'nde yaşayan) Avar kökenli Kafkasyalı liderdir. Hacı Murad Şeyh Şamil’e iltica ederek, Rus generallerine birçok zorluk çıkarır ve yaptığı manevralarla özellikle Avar süvarilerinden oluşan küçük birliklerle Rus tabyalarını mahveder. Dağlarda gerilla taktiği uygulayan Hacı Murad’ın kullandığı taktikleri Ruslar anlamakta güçlük çekmiş ve karşısında hiçbir strateji üretememişlerdir. Hacı Murad, Şamil’e Ruslar’a iltica edeceğini böylece geri hatlara sarkıp düşmanı arkadan vurarak Rus birliklerinin dayanak noktalarını yok edeceğini söyler, ama bu fikir Şamil’ce tutulmaz. Hacı Murad yine de Ruslar’a iltica eder, planlarını gerçekleştiremez ve esir hayatı yaşamaya mecbur edilir, esarete dayanamıyarak kaçar ama arkadaşlarının ve kendisinin atları bir bataklığa saplanır. Son nefesine kadar savaşan Hacı Murad, barut bitince atını yere yatırıp kamayla yerde bir çukur açar. Kılıçla savaşır ve en sonunda öldürülür. Hacı Murad’ın kabri Azerbaycan sınırları içinde yer alan Qah’te (Qax) yer almaktadır. Başı kesilerek Rus Çarı’na götürülmüş, kafatası Rusya Kunstkamera (Saint Petersburg Müzesi) müzesinde sergilenmiştir.” diye yazmaktadır.



Hacı Murad'ın Azerbeycan'daki mezarı

Hacı Murat’ın ölümünden sonra bilinmeyenler kişilerce kesilen kafatası bir süre Askeri Tıp Akademisi’nde tutulmuş, sonra St. Petersburg’a gönderilmiş. Daha sonra 1959’da Antropoloji ve Etnografya Müzesi (eski adıyla Kunstkamera) kafatasları koleksiyonuna transfer edilmiş. Hacı Murad'ın St. Petersburg'daki Kunstkamera Müzesi'nde olduğu söylenen kafatası Rusya yönetimi tarafından Dağıstan’a devredilmesini onaylanmış ve Ocak 2019'da Dağıstan'a gömülmek üzere nakledilmiş. Hacı Murad’ın bedeni ise Azerbaycan’ın Gakh (Qah-Qax) bölgesi Tangyt köyüne defnedilmiş. Dağıstan Müzesi’nde ise kişisel eşyaları ve sancağı bulunmaktaymış.

Yine aynı şeyi söyleyeceğim; Avar kökenli bir Kafkas liderinin adı Üsküdar'ın Bağlarbaşı'sında bir sokağa neden verilmiştir. Bu arada ben bu ad vermenin yakın zamanlarda olduğunu düşünüyordum ancak gördüm ki Jacques Pervititch'in 1930'larda çizmiş olduğu sigorta haritalarında da sokağın adı Hacı Murat olarak geçmekteymiş.

Bu arada ünlü Rus yazar Lev Nikolayeviç Tolstoy (1828-1910) Kırım Savaşı izlenimlerinden yola çıkarak, 1896–1904 yılları arasında, Türkçe'ye de çevrilmiş olan “Hacı Murat” (Хаджи-Мурат) adıyla son kısa romanını yazmış ve kitap ölümünden 7 yıl sonra sonra 1917'de yayımlanmış. Roman, Rus İmparatorluğu'na asimile olmaya karşı direnişlerinde Dağıstan ve Çeçenistan halklarına komuta eden bir Avar olan ve Şeyh Şamil'in gözde komutanlarından Hacı Murad'ın (Avarca: Khadji Murad) gerçek hikayesini anlatıyormuş. Tolstoy, Murad'ı ilk kez seyahatleri sırasında duymuş ve yazar, onun yozlaşmış bir dünyanın taleplerine boyun eğmeyi reddetmesinden ilham almış. Hacı Murat, bir askeri plan gereği Ruslara teslim olmuş ve onlarla anlaşmış gözükerek Şeyh Şamil'e karşı bir harekete komutanlık etmiş. Tolstoy; romanında imanlı, inançlı ve cesur bir savaşçının Ruslarla olan mücadelesini, askeri dehasını konu ederken, Hacı Murat'ın yanı sıra Şeyh Şamil'in askeri dehasını da anlatmaktaymış. Hacı Murat romanı, hem bir savaş karşıtı anlatı hem de bir kahramanın insanlık için verdiği mücadeleye dair derin bir iç gözlem sunuyormuş. Hacı Murat, insanın doğasında var olan kahramanlık, ihanet, özgürlük ve ahlaki değerler gibi temaları derinlemesine işliyor, sadece savaşın değil, insanın içsel çatışmalarının da bir yansımasını anlatıyormuş. Bu sebeple, Hacı Murat, yalnızca tarihsel bir figürün öyküsü değil, aynı zamanda insan ruhunun ve özgürlük arayışının evrensel bir anlatımıymış. Tolstoy, romanın başından sonuna kadar, Hacı Murat’ın insanlığın daha yüksek değerleri için verdiği mücadelenin, insanın içindeki cesaretin ve kararlılığın ne kadar büyük bir güce sahip olduğunu gösteriyor ve bireysel özgürlük ve toplumsal adaletin karşısındaki zorlukları, hayatı anlamlandırma çabalarını ve insanın varoluşsal sorgulamalarını derin bir şekilde ele alıyormuş.

Tolstoy bir tarihçi olmadığı için kitabını yazarken konu üzerinde fazla bir araştırma yapmamıştır. Tolstoy’un hikâye biçimindeki “Hacı Murat”ı Çarlık Rusya’sının resmî görüşünü yansıtan belgelere, dönemin gazetelerinde-dergilerinde yayımlanan sansasyonel haber-yorumlara ve çağdaşlarının anlattıkları efsanevi rivayetlere dayalı olarak kaleme aldığı söylenir ve eser hala birçok yazar için kaynak olmaya devam etmektedir. Ancak kitaptaki doğru bilgiler olmakla beraber yazılanların büyük bölümü hayal mahsulüdür. Bu konuda Türkiye’de yazılan roman, hikâye türü kitaplar ve hatta filmlerin tamamı da hayal ürünüdür. Kaynaklara göre Haci Murat hakkında şimdiye kadar tarihi inceleme niteliği taşıyan yegâne Türkçe çalışma A. Canbek Havjoko’nun “Hacı Murad’ın Hayatı” isimli ve Türkiye’de çok az bilinen makalesiymiş. Hacı Murat hakkında daha fazla bilgilenmek isteyenler aşağıdaki linke gidebilirler.

https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/368099

Öte yandan Hacı Murat hakkında gerek Dünya gerekse Türk Sineması'nda da filmler çekilmiş;

1947

1959

1959
1947'de Nunzio Malasomma'nın yönettiği, başrolde Rossano Brazzi'nin oynadığı “The White Devil” (Il diavolo bianco), 1959 yılında Riccardo Freda'nın yönettiği, baş rolünde Steve Reeves'in oynadığı İtalyan yapımı 91 dakikalık renkli, “A gi Murad il diavolo bianco” (Beyaz Şeytan-Savaşçı-Hacı Murad);

1967

1967 yılında Bülent Oran ile Natuk Baytan'ın senaryosunu yazıp, Natuk Baytan'ın yönettiği ve başrollerde Cüneyt Arkın ve Sevda Ferdağ'ın oynadığı “Hacı Murat”; 1968 yılında yine Natuk Baytan'ın senaryosunu yazıp yönettiği ve yine Cüneyt Arkın'ın baş rolde oynadığı “Hacı Murat Geliyor”; 1972 yılında Recep Filiz'in senaryosu'nu yazıp, Yavuz Figenli'nin yönettiği başrollerde Tamer Yiğit ve Seyyal Taner'in oynadığı “Hacı Murat'ın İntikamı” filmleri çekilmişti.

Ne diyeyim darısı yenilerine...😂


Kaynaklar:

1- Üsküdar sokak isimleri tarihçesi, Üsküdar Belediye Başkanlığı Kültür ve Sosyal İşler Müdürlüğü Kültür Yayınları: 24, İstanbul, Kasım 2013

2- Yılmaz Nevruz, İmam Şamil'in naibi Hunzakhlı Haci Murat, VAKANÜVİS- Uluslararası Tarih Araştırmaları Dergisi, Kafkasya Özel Sayısı, Yıl 2


Bir sonraki yazı; 30 yılın ardından Üsküdar'ın Bağlarbaşı'sı ve dağarcığımdakiler;

BÖLÜM X:

SURP GARABED ERMENİ ORTODOKS

(GREGORYEN / APOSTOLİK)

KİLİSESİ





24 Şubat 2025 Pazartesi

30 yılın ardından dağarcığımdakilerle Üsküdar'ın Bağlarbaşı'sı; BÖLÜM VII

SAİNT MARİE

ya da Immaculeé Conception

FRANSIZ KATOLİK OKULU

Selamsız Mezarlığı günümüz Yeni Dersane sokağındaki Saint Vincent de Paul Fransız Okulu'nu geçince hemen bir apartman boşluğu sonrasında diğer bir Fransız misyoner okulu olan Saint Marie Okulu yer almaktadır.


29.10.1933'de Cumhuriyet'in 10. yıl dönümü münasebetiyle bayraklar ile süslenmiş
Saint Marie Fransız Okulu  
Fotografta dikkati çeken bir ayrıntı önde görülen servi ağaçlarıdır. Servi ağaçlarının varlığı bu fotografın henüz Ucuz Evler inşaa edilmeden, yani 1952 yılından önce Selamsız Müslüman Mezarlığından çekilmiş olduğunu göstermektedir.

Okul, 2 Ocak 1817'de Fransız Katolik din adamı Marcellin Joseph Benedict Champagnat* (1789-1840) tarafından yoksul Fransız gençlerinin Hıristiyan eğitimi için Lyon yakınlarında kurulan bir Roma Katolik öğretim kardeşleri cemaati olan ve dünyanın dört bir yanındaki ülkelerde ilk, orta, kolej ve üniversite seviyelerinde eğitim veren okullarda (23 misyon bölgesinde 100'den fazla okul) görev yapan, 19. yüzyıl sonlarında İstanbul’a gelen Les Petits Frères de Marie ya da Frères Maristes (Marist Rahipler/Marist Kardeşler) tarafından 1894 yılında 40 erkek öğrenci ile öğretim hayatına başlamıştı.

* Marcellin Joseph Benedict Champagnat: Aziz Marcellin Champagnat, Le Rosey köyünde on çocuğun dokuzuncusu olarak doğdu. Çocukluğu boyunca, yerel topluluğunu yoksul ve eğitimsiz bırakan Fransız Devrimi ve Napolyon Savaşları'nın tahribatına tanık oldu.

Marcellin'in karakteri, çalışkan babası ve dindar annesinin yanı sıra St. Joseph Rahibesi olan teyzesinin örneğiyle şekillendi. Koyun yetiştirerek kazandığı parayla, 16 ila 22 yaşları arasında küçük bir ilahiyat okuluna gitti. Sınıf arkadaşlarının çoğundan büyüktü, ilk yılında başarısız oldu ve eve gönderildi. Annesi, mahalle rahibi ve ilahiyat okulunun amiri Peder Linossier'in yardımıyla yeniden kabul edildi.

Marcellin, çekingen bir çocuktan sosyal bir genç adama dönüşmüştü ve boş zamanlarında meyhanelere giden bir ilahiyat öğrencileri grubu olan "Mutlu Çete"nin bir parçasıydı. Ancak, ikinci yılında Peder Linossier onunla davranışları hakkında ciddi bir sohbet etti. Arkadaşı Denis Duplay 2 Eylül 1807'de aniden öldüğünde de ayıldı. Çalışmalarıyla mücadele etmeye devam etmesine rağmen, kendini özveriyle ve annesi ve teyzesinin desteğiyle adadı.

Lyon'daki büyük bir ilahiyat okuluna taşındıktan sonra, kendisi ve diğer ilahiyat öğrencileri kırsal kesimdeki çocuklara hizmet etmek için Teaching Brothers'ı da içeren yeni bir cemaat fikri buldular. 2 Temmuz 1816'daki rahiplik töreninden sonra Peder Champagnat, cehaletin yaygın olduğu izole bir köy olan La Valla-en-Gier'e gönderildi. Öğretmenler düşük ücret ve az saygı görüyordu, bu yüzden meslek kötü karakterli yetersiz öğretmenlerle doluydu.

Peder Champagnat, ölmekte olan 17 yaşındaki Jean Baptiste Montage'ı ziyaret etti. Onun 12 yaşında gibi görünen ve Katolikliğin temellerinden tamamen habersiz, o kadar yetersiz beslendiğini görünce dehşete düştü. Jean gibi daha birçok kişinin olduğunu bildiği için harekete geçmeye karar verdi.

2 Ocak 1817'de Peder Champagnat, Jean-Marie Granjon ve Jean-Baptiste Audras'ı Les Petits Frères de Marie'nin çekirdeğini oluşturmaya davet etti: Mary'nin Küçük Kardeşleri. Kısa süre sonra diğerleri de onları takip etti. İlk Kardeşler, on beş ila on sekiz yaşları arasındaki genç taşralılardı. Dua ve öğretmekten çok çiftçiliğe alışıklardı, ancak Peder Champagnat onları İncil'i yaymaya teşvik etti.

Peder Champagnat, La Valla'da bir ilkokul ve öğretmen yetiştirme merkezi kurdu ve bu, memleketinde ve başka yerlerde başka okullar açılmasına neden oldu. Aşırı kalabalıktılar, ancak 1822'de sekiz başvuru geldi ve daha da genişlemelerine olanak sağladı. Peder Champagnat, Maristlerin gelişmeye devam edeceğine dair Tanrı'ya olan derin güveninin bir işareti olarak 150 kişilik kapasiteli bir acemilik binası inşa etti. Koruyucu Meleklere bağlıydı ve her sınıfta bir Koruyucu Melek resmi vardı.

Bitmek bilmeyen çalışmalarından bitkin ve hasta olan Peder Champagnat, 12 Ekim 1838'de yerine geçmek üzere Br Francis'in seçilmesiyle halefiyetini hazırladı. Kanserden muzdarip olan Peder Champagnat, 6 Haziran 1840'ta 51 yaşında öldü. 18 Mayıs 1840 tarihli manevi vasiyetinde şu mesajı bıraktı: "Aranızda tek bir yürek ve tek bir zihin olsun. Meryem'in Küçük Kardeşleri için her zaman ilk Hıristiyanlar için olduğu gibi söylensin: Birbirlerini nasıl sevdiklerine bakın!" O zamana kadar Fransa ve Okyanusya'da 280 Kardeş ve 48 Marist okulu vardı. 1856'da 300 ev ve 1.500'den fazla Kardeş vardı.

Marist Kardeşler Enstitüsü, Papa Pius IX tarafından 1863'e kadar resmen onaylanmadı ve Fratres Maristae a Scolis adı verildi. Tarikat üyeleri "FMS" baş harfleriyle tanımlanıyor; Bunlar, Meryem Cemiyeti veya Marist rahipleri ("SM") de dahil olmak üzere dini topluluklardan oluşan bir ailenin parçasıdır. Champagnat'ın eğitim felsefesi basitti: Çocuklara öğretmek için onları sevmek gerekir ve laik konular, çocukları inançlarının temel unsurlarını öğrenecekleri okullara çekmenin bir yolu olarak iyi öğretilmelidir. Champagnat şöyle demiştir: "Çocuk yetiştirmek için onları sevmeliyiz ve eşit şekilde sevmeliyiz. Bir çocuğu gördüğümde Tanrı'nın onları ne kadar sevdiğini söylemek istemeden edemiyorum."

Marcellin Champagnat, 1920'de Papa Benedict XV tarafından Saygıdeğer ilan edildi, 29 Mayıs 1955'te Papa Pius XII tarafından kutsandı ve 18 Nisan 1999'da Papa John Paul II tarafından aziz ilan edildi. En kalabalık oldukları dönemde Marist Kardeşler yaklaşık 10.000 kişiydi. 2005'te yaklaşık 5.000 kardeş vardı. (bu dipnot; https://www.accs.sg/marcellin-champagnat/ linkinden alıntılanmıştır.

Jacques Pervititch'in Ekim 1930 tarihli Sigorta haritalarının 76 numaralı paftasında
Müslüman Mezarlığı'nı batı ucunda (1) ile işaretli Saint Vincent de Paul Fransız Okulu
ve (2) ile işaretli Saint Marie Fransız Okulu 
görülebilmekte. 



Okulun arka bahçesinden görüntüsü, 1952

Okul Marist Rahipler’in İstanbul’da açtıkları beş Fransız Katolik okulundan birisiymiş. Üsküdar, Sainte Marie Fransız Okulu ya da Immaculeé Conception Fransız Okulu dışında; Bebek'te Saint Gabriel Fransız Okulu, Bakırköy'de Notre Dame du Rosaire Fransız Okulu, Yeşilköy'de Sacré Coeur Fransız Okulu ve Yedikule'de Saint Théodore Fransız Okulu. Yatılı olmayan Sainte Marie Fransız Okulu öğrencilerinin büyük bir kısmı Bağlarbaşı'nda yaşayan Ermeni, Rum ve Yahudi çocuklarından oluşmaktaymış. İnşa edildiği dönemde Fransa’da etkisini gösteren “İkinci Ampir” üslubunun önemli bir bileşeni olan mansart çatıya sahip binanın cephesi eklektik bir nitelik taşımaktadır.

1994 yılındaSaint Marie Okulu'nun bahçesinden
çektiğim bu fotografta, Saint Vincent de Paul Fransız Okulu ile aralarındaki
apartman bloğu arkasında kalan küçük Chapel görülebilmekte.
 

Fotograf; Levent Civelekoğlu 1994

Fotograf; Levent Civelekoğlu 1994

Fotograf; Levent Civelekoğlu 1994

Fotograf; Levent Civelekoğlu 1994

Fotograf; Levent Civelekoğlu 1994

Fotograf; Levent Civelekoğlu 1994

Fotograf; Levent Civelekoğlu 1994

Fotograf; Levent Civelekoğlu 1994

Okul 1901 ve 1913 tarihlerindeki Osmanlı- Fransız anlaşmalarıyla resmen tanınmış. 1901 tarihinde varlığı kabul edilen yabancı okullar listesinde Üsküdar “Frères Maristes Mektebi” olarak yer almış. 1913 yılında yapılan Osmanlı-Fransız anlaşmasıyla açılan yabancı okullar ve bu okulların yanında bulunan kilise, manastır, hastane vb. yapıların tanınması sağlanmış ve hazırlanan yeni bir listede Üsküdar’da Marist Rahiplere ait “Immaculée Conception Erkek Mektebi” olarak yer almış, daha sonraları da Sainte Marie Okulu adını almış. İlk açıldıgı tarihte 40 öğrencisi olan okulun öğrenci sayısı 1901'de 120’ye, 1907’de 15 Katolik, 37 Ortodoks, 34 Ermeni, 35 Yahudi ve 29’u farklı dinlerden olmak üzere 150’ye yükselmiş, 1912 yılına gelindiğinde okul 200 öğrenci ile eğitim faaliyetini sürdürmüş, 1925 yılında okulda 18’i Müslüman, 10’u Musevi, 16’sı Katolik, 3’ü Ortodoks olmak üzere toplam 47 öğrenci eğitim görmüştü. Öğrencilerin büyük bölümünü Rumlar ve Yahudiler oluştursa da Ermeni olaylarından sonra Ermeni öğrenci sayısı artmış, Sainte Marie Okulu da diğer Fransız Katolik okulları gibi zaman içinde Müslümanların da tercih ettiği okullardan biri olmuştu. Özellikle, Meşrutiyet’in ilanından sonra Türk öğrencilerin sayısı artmıştı. Sainte Marie Okulu'nda öğrencilere Fransızca dersinin yanı sıra Fransız tarihi ve coğrafyası da öğretilmekte, tüm sınıflara günde iki saat zorunlu Türkçe dersi verilmekte, ayrıca programda Arapça, Ermenice ve Rumca da bulunmaktaymış. Sainte Marie Okulu’nda 1912 yılında öğrencilerden alınan ücret 5-6 Frankmış (22,5- 27 Kurus) ve bu ücretin yanı sıra okulun masraflarının bir kısmı da Marist Rahipler tarafından karşılanırmış. Okulda bazı farklarla uygulanan Fransız orta öğretim programında bilim ve lisana önem verilmekteymiş. Zorunlu olarak bütün sınıflarda günde iki saat okutulan Türkçe dersi yanısıra Arapça, Ermenice ve Rumca da öğretilmekteymiş. 

Sadece kız öğrencilere hizmet veren Saint Vincent de Paul Fransız Misyoner Okulu, 1894 yılında erkek öğrencilerden gelen talep doğrultusunda 40 erkek öğrencinin sorumluluğunu 4 Marist rahibe devretmiş, bu rahipler de mütevazi ahşap bir yapıda, "İmmaculée Conception Koleji" adı altında, Milli Eğitim Bakanlığından Dışişleri Bakanlığı'na yazılmış 26/9/1341 (1922) tarih ve 8472/5927 sayılı yazıya bağlı listede okulun kuruluş tarihinin 1894 olarak geçmesinden anlaşılacağı gibi ruhsatlı olarak eğitime başlamışlar, daha sonra 1904’te kâgir olarak yeniden yapılan bugün gördüğümüz kagir binada eğitime devam etmişlerdi. Ayrıca İstanbul Milli Eğitim Müdürlüğü kayıtlarına ve Mülga Maarif Nezareti Tedrisat-ı Taliye Müdürlüğü'nün  (Orta Öğretim Dairesi) 1. Şube ifadeli 18 Temmuz 1329 (1911) tarih ve 965/1600038 sayılı emrine göre okul, yedi yıllık idâdî (lise) derecesinde okul olarak tanımlanmıştı. Böylece Saint Vincent de Paul Fransız Okulu ve Sainte Marie Fransız Okulu Bağlarbaşı semtinde büyük bir eğitim kompleksine dönüşmüştü. 

Fotograf; Levent Civelekoğlu 22 Kasım 2024

Fotograf; Levent Civelekoğlu 22 Kasım 2024

Fotograf; Levent Civelekoğlu 22 Kasım 2024

Fotograf; Levent Civelekoğlu 22 Kasım 2024

Fotograf; Levent Civelekoğlu 22 Kasım 2024

İstanbul'un işgali sırasında İngilizlerin yanısıra Fransızlar da işgal kapsamınına aldıkları eğitim kurumlarını işgal etmişler, örneğin İzmit'teki Fransız Mektebi'ne 18 Kasım 1918'de özel bir törenle Fransız bayrağı çekip işgal ederken, bir gün sonra Beyoğlu'ndaki Saint Michael Okulunun binası ile Selamsız'daki Osmanlı tarafından kullanılan iki okula da el koymuşlardı. Amaçları işgal ettikleri bu okulları kendi askerleri için hastaneye dönüştürmekti. Fransızlar bu amaçla Beyoğlu'ndaki Avusturya, Alman ve Rum Mektepleri'nin yanısıra Yedikule'deki Balıklı Rum Hastanesi'ni de işgal etmişlerdi. I. Dünya Savaşı yıllarında (1914-1918) işgal edilip kapanan okula, işgalden sonra Fransızlardan alınarak bir rivayete göre "Cem Sultan" adı verilmişti. 

Marist cemaatine bağlı rahiplerin İstanbul’daki son kurumu olan okul, 23 Haziran 1934’te rahiplerin İstanbul’dan ayrılması ile birlikte kapanmış, İstanbul Belediyesi tarafından 18.00 liraya satın alınarak, "48. Mektep" adıyla Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı eğitim ve öğretime açılmış ve 1948'de Bağlarbaşı İlkokulu ismini almış. Binanın arkasında ve binaya bitişik olarak, tek katlı, birbirinden bağımsız sıra odalardan oluşan bir yapı daha vardır. Ek bina olarak kullanılan bu bina, okulun güney batı istikametinde uzanır. Kapı ve pencerelerin tümü tuğla sövelidir. Ek binada okulun; Kantini, Yemekhanesi, Konferans Salonu, Çok Amaçlı Salonu, Mescidi ve deposu mevcuttur.

Restorasyon öncesinden fotograflar


Okula 1965 yılında öğrenme güçlüğü çeken öğrenciler için özel bir eğitim sınıfı, 1989'da ise ana sınıfı eklenmiş. Okul binası yeterli gelmeyince, 1968 yılında şu an eğitim ve öğretim hizmetini sürdürmekte olduğu yeni bina yapılmış. Yeni binanın yapılması ile birlikte tarihi bina bir süre depo olarak kullanılmış, daha sonra Bağlarbaşı İlkokulunun anaokulu bölümü olarak hizmet vermiş. Okul 1993'de sekiz yıllık eğitimle birlikte ilköğretim okulu olmuş. Özel eğitim sınıfı ve ana sınıfları ile eski binada 2005 yılına kadar hizmet verilmiş, 2005 yılında çıkan yangında çatısı harap olan bina 2006'da başlayan tadilat çalışmaları ile tekrar kullanılabilir duruma getirilen tarihi binanın elektrik su, doğalgaz tesisatı yenilenmiş sonrasında ana sınıfı ve özel eğitim sınıfı yeni binaya taşınmış. Eski bina Eylül 2006’dan itibaren Üsküdar İlköğretim Okulu ve İş Okulu olarak, zihinsel engelli çocuklara hizmet vermiş. 643 m2 üzerine kurulu olan yeni bina, iki blok ve üç kattan oluşmaktadır. Bu binada toplam 21 derslik, 3 idari oda, 1 Öğretmenler Odası, 1 Memur Odası, 1 Aile Birliği Odası, 1 Rehberlik Odası, 1 Arşiv ve 1 Kütüphane bulunmaktadır. Saint Vincent de Paul Fransız Okulu ile Sainte Marie Okulu'nun birlikte kullandıkları iki okul arasında kalan küçük chapel bugün aralarındaki apartmanın arkasında kalmıştır.

Okul restore edilirken, Fotograf : Hayati İnaç

Solda Saint Marie Fransız Okulu, sağda Saint Vincent de Paul Fransız Okulu


Okulun ön cephesi

Okulun arka cephesi
Yeni bina yapıldıktan sonra okul Üsküdar İlköğretim Okulu ve Özel Eğitim İş Okulu olmuş 2007-2008 eğitim Öğretim Yılı başında Bağlarbaşı İlkokulu'na dönüşmüş, 2013 sonrasında Halk Eğitim Merkezi olarak kullanılan eski bina günümüzde Beylerbeyi Sabancı Olgunlaşma Enstitüsü'ne bağlı, amacı Türk giyim-kuşam kültürünün tarihsel sürecini, üretim teknikleri, kullanılan malzemelerin sürdürülebilirliği ile birlikte araştırmasını yaparak, günümüz moda akımları ve imkanlarıyla yeniden yorumlamak olan Moda Akademisi olarak 2024-2025 yılı itibariyle, kursiyerlerine teorik bilgileri pratikte uygulama imkanı sunan eğitim faaliyetine devam etmektedir.

8 Temmuz 1906'da Saint Marie Fransız Okulu'nda 6. sınıf öğrencilerden Karagueuzian'a
verilmiş olan "Mention Honorable" (Onur Belgesi)

"Moda Tasarımı Teknolojileri" alanında 2 yıl enstitüde mesleki eğitim alan kursiyerler disiplinlerarası yaklaşımla kurgulanan tasarım-üretim atölyelerini gözlemlemekte, enstitü ürün ve siparişlerinin yapılmasında yer almakta; araştırma, tanıtım ve pazarlama bölümlerinin çalışma prensiplerini yakından incelemekteymiş. Bu durum muadil meslek liselerine göre kursiyerleri daha avantajlı konuma getirmekte, kursiyerler 1. ve 2. sınıfta Türkiye'nin ticari hacmi büyük hazır giyim markalarında devlet destekli staj yapma imkanına ve dileyen kursiyerlerin bir kısmı da hazır giyim firmalarında çalışma yapabileceklermiş. Kursiyerlere programı başarı ile tamamladıklarında da diplomanın yanı sıra bir ustalık belgesi verilecekmiş.

KAYNAKLAR:

1- İrem Nardereli Erdoğan, Bağlarbaşı Sainte Marie Fransız Okulu Restorasyon Projesi, Yüksek Lisans Tezi, İstanbul Teknik Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, Ocak 2008

2- Ceren Gülser İlikan Rasimoğlu, Tanzimat, Hayırseverlik ve Kadın: Filles de la Charité Rahibelerinin Osmanlı İmparatorluğu topraklarına gelişi ve İstanbul'daki ilk yılları, Dokuz Eylül Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Cilt: 20, Sayı: 4, Yıl: 2018

3- Pınar Erkan, Tanzimat'tan günümüze İstanbul / Kadıköy ve Üsküdar'daki Yabancı Okullar ve Azınlık Okulları, Yüksek Lisans Tezi, İstanbul Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, Haziran 2001 


Bir sonraki yazı; 30 yılın ardından Üsküdar'ın Bağlarbaşı'sı ve dağarcığımdakiler;

BÖLÜM VIII:

ÖZEL SEMERCİYAN CEMARAN ve

KALFAYAN ERMENİ İLK VE ORTAOKULU