24 Aralık 2013 Salı

63 YIL ÖNCE BUGÜN YAVRU FİL “MOHİNİ” İSTANBUL’A GELMİŞTİ.

TARİHTEN BUGÜNE DÜŞEN NOTLAR:
25 ARALIK 1950;

63 YIL ÖNCE BUGÜN,

HİNDİSTAN BAŞBAKANI PANDİT NEHRU’NUN
TÜRK ÇOCUKLARININ ÇAĞRISINA
CEVABEN GÖNDERDİĞİ YAVRU FİL
“MOHİNİ” 
GEMİ İLE İSTANBUL’A GELMİŞTİ.

Amerikan bombardımanı sonrası Tokyo, 1945



II. Dünya Savaşı tüm hızıyla devam ederken Ağustos 1943’te Amerikan uçaklarının Tokyo’yu bombalama ihtimaline karşın, Tokyo Ueno Hayvanat Bahçesi’nin de isabet alabileceği ve vahşi hayvanların başıboş kalarak şehrin sokaklarına dağılabileceğini düşünerek, Tokyo Hükümeti önlem olarak, hayvanların çoğunun zehirlenerek, boğularak ya da aç bırakılarak öldürülmesine karar vermişti. İşte bu kıyım sırasında çocukların çok sevdiği John, Hanoko ve Tonky adlı üç fil de öldürülmüştü.
John, Hanoko ve Tonky
Savaş bitmiş mağlup Japonya kıtlıkla, yoklukla boğuşurken Japon çocuklara müjdeli haber Hindistan’dan gelmişti. 25 Eylül 1949’da Hindistan Başbakanı Pandit Jawaharlal Nehru’nun, Japon çocuklarına gemi ile hediye olarak gönderdiği yavru fil “Indira” Tokyo’da coşkuyla karşılanmıştı.



Nehru Dünya çocuklarına;



“...büyüklerin kendi kendilerine dünya üstünde daireler, hudutlar çizmeleri ne gariptir. Büyükler onun dışında yaşayanları kendilerine yabancı sayarlar. Onları sevmemeleri lazım geliyor sanırlar. Allah’a şükür ki çocuklar bu engelleri bilmezler. Beraberce oynarlar ve eğlenirler. Yalnız büyüdükleri zaman bu engellerin farkına varmaya başlarlar. Bunu da kendi başlarına değil fakat büyüklerinin yaptığı telkin ve nasihatlerle öğrenirler…”



diyerek bir de mektup yazmıştı...

Mektup Türkiye’de 2 Şubat 1950 günü, Doğan Kardeş’in 175. yayınlanmış, bir hafta sonra da 9 Şubat 1950 tarihinde, yüzden fazla imza ile dergiye gönderilen Türk çocuklarından Hindistan Başbakanı Nehru’ya yazılmış bir mektup, Doğan Kardeş’in 176. sayısında yer almıştı.

...............................................................................

“Sevgili Pandit Nehru Amca;

Dünya çocuklarına gönderdiğin mektubu Doğan Kardeş’te okuduk. Verdiğin güzel öğütleri kulağımıza küpe yaptık. Birçok işlerin arasında bizleri düşünmeye vakit ayırmandan anlıyoruz ki, sen çocukları çok seviyorsun. O kadar ki, Japon ve Amerikan çocuklarına birer fil yavrusu bile hediye etmişsin. Biz Türk çocukları ömrümüzde daha canlı bir fil görmedik. Onun için biz de senden bir fil yavrusu istesek, acaba büyük bir ayıp işlemiş olur muyuz? Eğer ayıpsa, Doğan Kardeş mektubumuzun bu parçasını basmasın.

Türk çocukları
büyük dostlarının elini saygı ile öperler.”

...............................................................................



Hindistan Başbakanı Nehru, Türk çocuklarının ricasını memnuniyetle kabul etmiş ve Başbakan Adnan Menderes’e gönderdiği bir mektupla beş yaşında, bir ton ağırlığındaki yavru dişi fil “Mohini”nin dadısı Sultan Muhammed ile Hindistan’dan gemi ile yola çıktığını, yakında İstanbul’da olacağını bildirmiş, ayrıca Türk çocuklarına da bir mesaj göndermişti.

............................................................................... 

“Aziz çocuklar; size bir Hindistan fili gönderiyorum. Bu benim hediyem değildir; fakat daha çok Hint çocuklarının sizlere gönderdiği bir hatıradır. Fil ile beraber bütün Hindistan çocuklarının sevgi ve iyi temennileri de beraber gelmektedir. Fil gayetle büyük ve kuvvetli bir hayvandır, fakat cüssesi kadar da zeki ve iyi tabiatlıdır. Eğer iyi muamele görürse çocuklarla oynamasını sever. Gönderdiğimiz filin Türkiye’de

dostlar kazanacağını ve orasını ev gibi telakki edeceğini ümit ediyorum

sevgilerimle...”



-Pandit Jawaharlal Nehru-
...............................................................................

Hindistan Başbakanı Jawaharlal Nehru'nun Türk Çocuklarına armağan ettiği yavru fil "Mohini" o zaman henüz ortaokula giden, sonraları ünlü bir karikatürist ve çizgi roman sanatçısı olan, Tarkan’ın yaratıcısı Sezgin Burak’ı (1835-1978) çok etkilemiş ve dergiye çizip gönderdiği karikatür Doğan Kardeş’in Mohini için çıkarttığı bu özel sayıda yayınlanmıştı.
Sezgin Burak gibi sonraları ünlenen daha nice çocuk, önceleri Doğan kardeş sayfalarında kendilerini göstermişlerdi. Örneğin Suna Kan ve İdil Biret yurt dışında eğitim gören birer harika çocukken gönderdikleri mektuplar sık sık Doğan Kardeş Dergisinde yayınlanıyordu.

Ve, beklenen o büyük gün gelmiş, “Mohini”yi getiren İtalyan bandıralı gemi Dolmabahçe Rıhtımı’na yanaşmış, gemiden bir vinç yardımıyla kafesinin içinde indirilen “Mohini” o geceyi dadısı Muhammed ile birlikte Dolmabahçe Stadı’nda geçirmişti.



26 Aralık günü saat 14:00 de alnına ay yıldız motifi çizilmiş ve bedeni hint adetlerine uygun motiflere süslenmiş olan “Mohini” halka tanıştırılmak üzere Dolmabahçe Meydanına getirilmişti. Hindistan orta elçisi Mr. Jha, İstanbul Valisi ve aynı zamanda da İstanbul  Belediye Başkanı olan Dr. Fahrettin Kerim Gökay ve Doğan Kardeş Dergisi adına Vedat Nedim Tör’ün yaptığı konuşmaların ardından Mohini çocukların ardından yokuşu tırmanarak Taksim Cumhuriyet Anıtı’na götürülmüştü. Taksimdeki törenin ardından Mohini Spor ve sergi Sarayı’nda Sümerbank Pavyonu’nda kendisi için özel olarak hazırlanan özel bölüme koyulmuş ve 2 gün boyunca Bulgaristan’dan gelen göçmen çocuklar yararına 25 kuruş karşılığı ziyaretçilere gösterilmişti.







O yıllarda sadece Ankara’da Hayvanat Bahçesi olduğu için Mohini, 28 Aralık akşamı özel bir vagon ile Ankara’ya gönderilmiş, ertesi sabah saat 07:30’da gara giren treni ve Mohini’yi yüzlerce çocuk coşkuyla karşılamıştı.



Aynı tren devam ederek “Mohini”yi Atatürk Orman Çiftliği İstasyonuna kadar götürmüş ve orada da trenden indirilmişti. Mohini tren istasyonu’ndan Hayvanat bahçesine kadar kendisi yürüyerek gitmişti.


Kendisi için hazırlanan özel bölümde Hayvanat Bahçesine gelen ziyaretçilerle tanışan Mohini kısa sürede Ankara’lı çocukların sevgilisi olmuştu.
1402 Ankara Savaşı’nda Zırhlı fillerle karşı karşıya kalan Osmanıl yeniçerileri ve sipahiler çok şaşırmışlar, ancak yeniçerilerin ok atışları ve sipahilerin akınları ile etkisiz hale getirmişlerdi.

Ankara, 548 yıl sonra ilk kez bir fil ile tekrar karşı karşıya gelmişti. 28 Temmuz 1402 tarihinde Ankara Çubuk Ovası’nda karşı karşıya gelen Osmanlı Padişahı Yıldırım Bayezid ile İmparator Timurlenk arasında yaşanan, Geç Ortaçağ’ın en kanlı çarpışmalarından biri olan, Osmanlıların yenilgisi ve Sultan Yıldırım Bayezid’in esir düşmesi ile sonuçlanan meydan savaşında, Timurlenk’in birliklerinin ön saflarında İsen Buga’nın komutasında Hindistan’dan getirilmiş
32 adet zırhlı Fil yer almıştı. Onca yıl sonra Ankara Savaşı’na katılan Hindistan Fillerinin torunlarından birisi, bu kez savaş için değil barış için, Dünya Barışı mesajları ile Ankara’lıların karşısına çıkmıştı.

Kısa bir süre sonra Mohini’nin çok yemek yediği dedikoduları üzerine o dönemde ilgililer Mohini’nin bir günlik istihkakının dökümünü yapmışlar ve günlük masrafının 10 TL olduğunu açıklamışlardı. Mohini’nin günlük masrafını şu kalemler teşkil ediyordu: 60 kilo et: 420 kuruş, 4 kilo pirinç: 320 kuruş, yarım kilo şeker: 90 kuruş, 20 kilo pancar: 60 kuruş, 250 gram tereyağ (
Ufa, Tursil vb. üreticisi Turyağ karşılıyormuş): 60 kuruş, muhtelif gıdalar: 60 kuruş, toplam: 1010 kuruş. Mohini Hindistan’dan gelirken 2 aylık şeker istihkakını da beraber getirmişti. Mohini’nin Ankara’ya getirilmesinden sonra bir hafta içerisinde onu görmek için gelen ziyaretçilerden elde edilen gelir ise 1262 TL. olmuştu.
(kaynak: 06.01.1951 Milliyet Gazetesi, sf:5)


Mohini’nin Ankara Hayvanat Bahçesi’ne geldiği gün Pakistan Büyükelçilik Basın Ateşesi bir açıklama yaparak, Pakistan Hükümeti’nin de Türk çocuklarına “Azadi” (Hürriyet) isimli bir dişi yavru fil hediye ettiğini, “Azadi”nin Aralık ayı başında yola çıktığını ve İstanbul’a gelmek üzere olduğunu bildirmişti. “Azadi”, 12 Ocak 1951 günü İstanbul Dolmabahçe Rıhtımı’na gelmiş, daha sonra yine “Mohini” gibi özel bir vagon ile Ankara’ya nakledilmişti.

Bu arada Doğan kardeş’in “Mohini”ye soyadı aramak üzere açmış olduğu kampanyaya gönderilen 500 soyadı önerisi içerisinden Sevin Nart tarafından önerilen “Birdanem” soyadı seçilmişti.

Mohini adı, Orta Hindistan’da Baiga kültüründe, “erotik büyü ya da efsun” anlamına gelmekte, üstü kapalı olarak da “kadın güzelliğinin ve cazibesinin gücünü” çağrıştırmaktadır.

Hint mitolojisine göre, Bhasmasura adlı bir iblis, Şiva’ya (kötülüğü yok edici ana tanrı) dua ettikten sonra, Şiva ona kimin başına eliyle dokunsa onu küle dönüştürebilecek bir yeti ihsan etmişti. Ve nankör Bhasmasura bu yeteneği elde eder etmez de ilk iş olarak Şiva’nın başına dokunup onu kül etmek için kullanmaya kalkmış, ancak Şiva bu saldırıdan kurtulup yardım almak için Vişnu’ya (koruyucu ana tanrı) sığınmıştı.
Hindistan Belur Halebudi’deki Hoysala Tapınağı
Vişnu kılık değiştirerek güzel bir dansçı olan Mohini kılığına bürünmüş, Bhasmasura’nın karşısına çıkmış, cazibesiyle onu etkilemiş ve kendine aşık etmişti. Bhasmasura, Mohini ile evlenmek isteyince de, Mohini şart olarak onun kendisiyle dans etmesini ve yaptığı figürleri onun da tekrarlamasını istemişti.

Hindistan Belur Halebudi’deki Hoysala Tapınağı’nda, Mohini
suretine bürünmüş olan Vişnu’nun elini başına koyduğu dansı gösteren heykel
Onun güzelliğine ve cazibesine kapılan ve adeta büyülenen Brahmasura hiç düşünmeden bunu kabul etmiş, Mohini’yi taklit ederek dans etmeye başlamıştı. Mohini zekice bir hamle ile elini kendi başının üstüne yerleştiren bir dans figürü yapınca, gözleri Mohini’den başka bir şey görmeyen Brahmasura da aynı hareketi yapmış ve Şiva’nın ona verdiği gücün etkisiyle anında kendini küle döndürüp yok olmuştu.
Mohini, Azadi ve küçük Şirin Ankara hayvanat Bahçesinde bir arada.

Eski bir Ankara’lı olarak çocukluğumda Atatürk Orman Çiftliği Hayvanat Bahçesi’ne defalarca gitmiş ve hikayesini bugün öğrendiğim ancak adını dahi bilmediğim “Mohini”yi ve “Azadi”yi defalarca görmüştüm.

Çocuk olarak en son 60’lı yılların sonlarına doğru gittiğimde fil evi’nin arkasındaki yolun üzerinde merdivenli ve renkli boyalarla süslenmiş bir platform gördüğümü hatırlarım, o platformun, Hayvanat Bahçesine gelen çocukların Fil sırtında küçük bir tur atabilmeleri için hazırlanmış olduğunu da o zaman öğrenmiştim. Hiç bir zaman rastlamamış ve binmemiş olmama rağmen bunu bugün hatırlıyor ve bu deneyimi yaşamamış olmama açıkcası çok üzülüyorum. Hiç olmaz ise o günlerde bir fotoğraf çektireymişim diye de hayıflanıyorum elbette. Bir yetişkin olarak en son 2004 ya da 2005 yıllarında Ankara’ya gittiğimde arkadaşlarla ziyaret etmiştim Ankara Hayvanat Bahçesini, ve hiç de hoşuma gitmemişti, o güzelim mekanın ne hale geldiğini gördüğümde. Çok bakımsız ve artık neredeyse bitse de gitsek moduna girilmişti sanki. Fil Evi’ni de ziyaret etmiştik ve bir tek fil görmüştük o gün, şimdi anlıyorum ki o “Şirin”miş. Çok içler acısı bir durumdaydı, kapalı mekandaydı ve şu an hatırlamıyorum ancak bir Fil ile kesinlikle bir arada olmaması gereken bir başka hayvan ile birlikte paylaşıyorlardı mekanı. Eğer yanlış hatırlamıyor isem o hayvan da bir devekuşuydu, hangisine acıyacağımı bilememiştim, içler acısı bir tabloydu. 


1974 yılında Ankara Hayvanat Bahçesi’ne getirilen “Şirin” isimli dişi bir Afrika fili ile birlikte Ankara Hayvanat Bahçesi’nde fil nüfusu 3’e çıkmıştı.

Önce “Azadi” ölmüş, ardından 5 Haziran 1996’da 1945 Hindistan doğumlu “Mohini” Birdanem, 51 yaşında Ankara’lı çocuklara veda etmişti. En son 26 Ekim 2006’da soğuk bir Sonbahar sabahı Ankara’lılar henüz uykularındayken 34 yaşındaki “Şirin” de elveda demişti.
Yalnız kalan Afrika fili Şirin’in ölmeden önceki son görüntüleri



Şirin’in cenazesi
“Mohini”nin Hacettepe’de muhafaza edilen kemikleri, 2008’in Kasım ayında Erzincan Kemaliye’de kurulan Prof. Dr. Ali Demirsoy-Doğa Tarihi Müzesi’ne gönderilmiş, 2009 yılında da parçalar birleştirilerek, Müzede belki de hikayesi pek bilinmeden sergilenmeye başlanmıştı.
Erzincan Kemaliye Prof. Dr. Ali Demirsoy-Doğa Tarihi Müzesi’nde
sergilenen Mohini’nin iskeleti.





Kaynak: “Şeker Fil Mohini”- Düş Hekimi Yalçın Ergir ( www.ergir.com)








1 yorum:

Leyla Açan dedi ki...

Sayın blog yazarı,
Benim hatırladığım kadarıyla Mohini 1960'lı yılların başında ölmüştü.
Ankara'da 50'li yıllarda bir erkek fil doğduğunu ve adının Uğur olduğunu hatırlıyorum. Bu filin adı hiç bir yerde geçmiyor ama. 1996 yılında ölen fil Uğur olabilir mi?